
2026 Yılı Ödülleri Sahiplerine Törenle Takdim Edildi
2025 Sektör değerlendirmesi ve 2026'dan beklentiler
|
'Yasa önemlidir; ama her şey değildir'![]()
Yeni yapı kanunu tasarısı taslağının ‘elle tutulabilir’ bir çalışma olduğunu söyleyen İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Gökçe, bazı itirazlarının da dikkate alındığı takdirde yasanın önümüzdeki süreçte ciddi katkılar sağlayacağını vurguluyor. ‘Yasa önemlidir; ama her şey değildir’ diyen Gökçe, mesleki birikimin yanında ahlaki birikim ve etik anlayışın da yapılan hizmetlerin bir çerçevesini oluşturması gerektiğini belirtiyor ve şu ifadeleri kullanıyor: ‘Donanımlı olacaksınız, ahlaki yeterliliğiniz olacak ve de mesleki davranış kurallarına uyacaksınız. Bu çerçevede meslek yasamızda bir dizi değişikliğin yapılması lazım. Kamu kurumlarında çalışan mühendis ve mimarların meslek odalarına üyelikleri ihtiyaridir; kendi isteklerine bırakılmıştır. Bu konudaki yasal boşluklar giderilip, meslek adamları bu çerçevede denetlenebilirse, çıkarılan yasalar da o çerçevede anlamlı olabilir. Sadece yasayı çıkarıp ülke insanının önüne koymak, meslek adamlarının bu çerçevede denetlenmelerinin yasadışı bir çerçevede sürdürülmesi, çıkarılacak yasalardan çok fazla sonuç alınamamasına neden olacak. Yeni yapı kanunu tasarısında bu konular var. Meslek adamlarının mutlak surette kendi meslek odalarından sertifikalandırılmaları zorunlu tutulacak. Ayrıca bugüne kadar inşa edilen yapılarda şantiye şefi zorunluluğu yoktu. Bu kanun şantiye şefi zorunluluğu getirdiği gibi ara elemanların da sertifikalı olmasını şart koşuyor. Bir inşaatın yapım sürecinde çalışanlar sadece mimarlar ve mühendisler değil. Tüm çalışanların sertifikalı olması lazım’ Meslek içi seminer ve kursların mutlaka zorunlu olması gerektiğini de savunan Cemal Gökçe, çağdaş dünyada diplomaya dayalı iş yapma anlayışının ortadan kalktığını vurguluyor. ‘1938’den kalma yasamız, diploma almış bir inşaat mühendisinin her tür binaya imza atmasına veya denetlemesine olanak sağlıyor. Oysa dünyanın hiçbir yerinde diplomaya dayalı mühendislik yapılmıyor. Alınan sertifikalar, meslekteki derinlik, kişinin boyutlu ve kapsamlı projelere imza atıp atmayacağını sağlıyor. Diplomayı önemsemekle birlikte, mühendislerin daha sonraki meslek içi eğitim seminerlerine katılmasının zorunlu olmasını istiyoruz’ diyen Gökçe, mevcut İmar Kanunu ve Yapı Denetim Yasası’yla doğru bir yapı denetimi yapılma şansının da bulunmadığını dile getiriyor. İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Gökçe şöyle devam ediyor: Denetim yasasının doğru işleyebilmesi için üç ana unsurun mutlak surette olması lazım. Birincisi, mesleki yeterliliği olan bir mühendis aramalıdır. İki, mesleki sorumluluğu olan bir sigorta sistemi ortaya koymalıdır. Ayrıca bu çerçevede mutlaka meslek odaları, kendi meslek adamlarının iş yapabilme evrelerini sertifikalandırmalıdır. Bu üç anlayışa dayalı bir yasa ortada yoksa bir yapı denetim sisteminin doğru işleme şansı yok. Bugün Bayındırlık Bakanlığı, bir dosya hazırlayarak kendisine sunan bir meslektaşa, dosya üzerinden denetleme yaparak Denetçi Mühendis Belgesi veriyor. Bu mühendislerin sadece diplomalı değil, hayat boyu eğitimli olmaları gerekiyor. Bu da gönüllü meslek içi eğitimlerle değil, zorunlu meslek içi eğitimlerle olur. Bu firmalar yüzde yetmiş tenzilatla iş yapıyorlar. Bir çok denetleme firması, denetlemesi gereken işin nerede olduğunu bile bilmiyor. Bu da haksız rekabeti doğuruyor. Tüketici de ucuza ve işin sadece formalitesini yapacak yapı denetim kuruluşuna gidiyor. Böyle olunca da bu sistem işlemiyor. Biz, yetkin bir denetim mühendisinin yapacağı bir denetim mekanizmasının mutlak surette ortaya konulmasını savunuyoruz. Yetkin bir denetim mühendisi ve mimarının özne olduğu bir yapı denetim yasası, daha doğru ve daha işlevsel bir denetim ortaya çıkarabilir. Meslek odasının ‘evet’ demediği meslek adamlarına iş yaptırılırsa; ve mesleki sorumluluk sigortası çıkartılırsa yapı denetim sistemi doğru işleyebilir. Yalıtımsız yapının ‘çağdaş’ olabilme şansı yok Yetkin mühendislik yasasının da çıkarılması gerekiyor. Bu konuların tamamıyla hayata geçirilmesiyle birlikte, yalıtım konusu o zaman konunun tam göbeğine oturabilir. Çünkü bugün yapılarımızı sadece fiziksel boyut çerçevesinde düşünüyoruz. Yapının yapılma evresinde ufak maliyetlerden kaçıyoruz ama gelecekte çok büyük maliyetler ödüyoruz. Yapılarımızı ısıtmıyoruz; bu çerçevede de ısı yalıtımı gündeme geliyor. Ayrıca suya, neme karşı önlem almak gerekiyor. Bizim kültürümüz genel çerçevede yalıtıma çok sıcak bakmıyor ama bir yapıda gerek ısıya, gerek suya, gerek sese ve gerek yangına karşı mutlaka önlem alınması gerekiyor. Bu konu da giderek mimar ve mühendislerin gündemine giriyor. Mesleki yeterliliği olan, etik kurallara uygun davranan, ahlaki yeterliliği olan mesleki davranış ilkelerine sahip bir mühendis ve mimar açıktır ki bir yapı ürettiğinde yalıtım konusunun da kendisinin ilgi alanı içinde olduğunu görecektir. Yani çağdaş yapı üretimi de ancak bu çerçevede ortaya çıkar. Yalıtımsız bir yapının da çağdaş bir yapı olabilme şansı yok. Deprem Yönetmeliği çıkaran ilk ülkelerden birisiyiz Geçmişte kullandığımız yapılarımızın deprem dayanımları yetersiz. Deprem yönetmeliği çıkaran dünyadaki ilk ülkelerden birisiyiz. Bu övünülebilecek bir şey. Ama buna rağmen yapı güvenliği olmayan, ortaya çıkan depremin büyüklüğüyle orantısız can ve mal kayıpları ortaya çıkaran yapılarımız var. Çünkü geçmişte kullanmış olduğumuz yapılarımızı suya ve neme karşı yeteri kadar koruyamadık. Beton, vibratör kullanılmayıp elle üretildiği için, bu betonun boşluklarından içeriye giren nem ve su betonun içerisinde bulunan demiri paslandırdı. Bu demir dışarıya doğru basınç yaptığı için kendi üzerini örten betonu da patlattı. Dolayısıyla demirin kesitleri küçüldü. Yani hem var olan beton problemli hale geldi hem de betonun içerisinde bulunan demirin paslanarak kesiti küçüldü. Dolayısıyla bu noktaya gelmiş olan yapılarımızın da deprem güvenliği azaldı. Bu çerçevede de yapılarımızın basınç mukavemetlerinin yüksek olması önemli bir konudur ama dayanıklı olması da başka bir konudur. Yalıtım konusu da burada gündeme geliyor. Haziran ayından sonra inşaat sektöründe bir durağanlık yaşanacak İnşaat sektörü 1997 yılında bir sıkıntı yaşamaya başladı. Uzunca bir süre inşaat sektöründe devletin payı yüzde 60, özel sektörün payıysa yüzde 40 civarındaydı. Fakat gelmiş olduğumuz noktada bu tamamen ters döndü; özel sektörün payı yüzde atmışlara yükseldi. 1999 depremi de aynı zamanda inşaat sektörünü olumsuz etkiledi. 1993-2003 yılları arasındaki on yıllık dönemde inşaat sektörü ortalama olarak her yıl 2.64 oranında küçülmüş. Sektör, 1998-2003 yılları arasında ortalama yılda 5.49 oranında küçülürken, beş yıllık sürede de yüzde 32.99 oranında küçülmüş. Oysa bu beş yıllık sürede gayri safi milli hasıla daha yüksek kalmış. Ayrıca inşaat sektörü, uzunca bir süre ayrılan gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 6’sı mertebesindeyken, 1999 sonrası dönemde giderek düşmüş ve neredeyse yüzde 2.5 seviyesine kadar gelmiş. 2005 yılının ilk altı aylık döneminde inşaat sektörü yüzde 19 oranında büyüdü. Yani inşaat sektörü 2005 yılını artı değerlerde kapattı. Bu durum inşaat sektörünün ciddi bir sıçrama yaptığı anlamına gelmiyor. Özellikle 1999 depremiyle birlikte, 2001 kriziyle daha da sıkıntı yaşamaya başlayan sektörde bir talep birikmesi oluştu. Ticaret yapıları, sanayi yapıları ve başlanmış olan konutlar kriz nedeniyle bitirilemedi. Devlet altyapı ve üstyapı yatırımlarına yeterince para ayırmadı. Deprem nedeniyle birçok yerde imar hareketleri durduruldu. Dolayısıyla bir talep yoğunlaşması söz konusu oldu. 2004 yılının ikinci yarısı ve 2005 yılıyla birlikte bu talep yoğunlaşması hızla arttı. TOKİ’nin de devreye girmesiyle, özellikle lüks konut üretimi çerçevesinde bir canlılık oluştu gibi görüldü. Birikmiş olan konut talebi, orta ve üst gelir gruplarına yönelikti. Bunlar da doyuma ulaştı. Yurdumuzda yaşayan insanların ortalama gelirleri 500 milyon civarında. Bu insanların metropollerde gerçekten konuta ihtiyaçları var. İnşaat sektörünün gelişmesinde, banka kredi faizlerinin düşmesinin de bir payı vardı. Ama bundan orta ve üst gelir grubunda olan insanlar yararlandı. Artık bunlar doydu. Bugün siz banka kredilerini sıfır noktaya bile indirseniz, 500 YTL geliri olan insanların aylık taksitlerini sıfır banka faiziyle bile ödeyebilmeleri mümkün değil. Dolayısıyla gerek devletin yatırımlara yeterince pay ayıramaması, gerekse piyasada oluşan talebin giderek azalması nedeniyle 2006 yılının haziran ayı itibariyle inşaat sektöründe bir durağanlık yaşayacağımızı düşünüyorum. İlginizi çekebilir... Yılın CEO'su Ödülü sahibi Atalay Özdayı; "Isı yalıtımı, yapının geleceğini belirleyen stratejik bir unsur"Baumit Türkiye CEO'su, Yalıtım Sektörü Başarı Ödülleri'26 Yılın CEO'su Ödülü sahibi Atalay Özdayı Baumit'in sürdürülebilir başarısında... Öntürk; "Konforlu, Sessiz ve Doğru Akustik Dengede Mekanlar Yaratmaya Odaklanıyoruz."Yalıtım sektöründe ses yalıtımı uygulama ve taahhüt işlerinde özellikle son dönemde dikkat çeken Yeliz Öntürk, firmasının kuruluş öyküsü ve üstlendiği... Cüneyt Boydaş; "Logiccore, sektörde fark yaratmayı hedefliyor"Panelsan, yeni ürün hattı Logiccore ile geleceğin yapı teknolojilerini bugüne taşıyor. Bu yenilikçi seriyi daha yakından tanımak için Panelsan Satış v... |
|||||||
©2026 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.