
Selahattin Özüpek
SUDER Yönetim Kurulu Başkanı
Yalıtım dergimizin bu sayısında dosya konusu ‘büyüyen ama kazanamayan sektör: yalıtım’ olarak işleneceği fikri beni analitik olarak eksisiyle - artısıyla değerlendirmelere kendiliğinden sevk etti. Bu dosya konusuna yönelik görüşlerim her ne kadar bir STK başkanı olarak görev de yapsam, profesyonel hayatımdaki görüşlerimi yansıttığını önemle belirtmeliyim. Dolayısıyla SUDER Başkanı olarak değil, 25 yılını su yalıtımı ve yapı kimyasalları sektörü içerisinde geçirmiş bir profesyonel ve yönetici kimliğimle kişilerden ve kurumlardan bağımsız olarak genel itibariyle yorumladım.
Anlamını fark ettiğimde hazmetmesinin zor olduğunu söylemem gerekiyor. Elbette ‘büyüyen sektör,’ ‘kazanabilen sektör,’ ‘kazançlı sektör,’ tepkiselliğini yaşıyorum. Diğer taraftan ‘kazanamayan sektör’ yaklaşımına da içten içe hak verebildiğimi de görüyorum.
Daha evvel de pek çok kez ifade etmişliğim vardır: Yabancı sermayeyi Türkiye’ye çekebilmeyi başarmış bir sektörde faaliyet gösteriyoruz. Buna karşılık yerli sermayeyi temsilen önemli şirketlerimizin de varlığı çok kıymetli. Dolayısıyla yerlisiyle – yabancısıyla rekabetin yaşandığı bir sektör; yalıtım sektörü. Bu pozitif işleyişe ek olarak çevre coğrafyalarda üstlendiğimiz ve hatta üstlenmek zorunluluğumuz olan ‘üretim üssü,’ ‘üretim merkezi’ olma pozisyonumuz. Bunu Kafkaslar – Türk Cumhuriyetleri, Ortadoğu ve Körfez Bölgesi, Afrika ve Balkanlar olan en direkt sorumluluk alanlarımız olarak söyleyebiliriz. Ayrıca katma değerli ürünlerde ve üretimi stratejik olabilen ürünlerde kıtalar arası faaliyet imkanımız olduğunu da görmemiz gerekiyor. Bunları gerçekleştirirken Türkiye’de işleyişte büyük eksiklikler (denetim ve yaptırım) yaşanmasına rağmen iç pazarda bir ‘mevzuat’ sürecini de yakalayabilmiş olma avantajı da söz konusu. Tüm bu anılan pozitif faktörler ‘kazanan sektör’ tanımını güçlendirmektedir.
Devamını dergide okuyabilirsiniz