
2026 Yılı Ödülleri Sahiplerine Törenle Takdim Edildi
2025 Sektör değerlendirmesi ve 2026'dan beklentiler
|
Korozyon Depremi veİstanbul Örneği![]()
ÖZET Ülkemiz nüfusu her geçen gün artmaktadır. Buna paralel olarak sanayileşmenin getirdiği sosyo-ekonomik değişim hızlı ve kontrolsüz kentleşme süreci ile modernleşme çabaları sonucu özellikle büyük kentlerimizde önemli boyutta yaşamsal sorunlar ortaya çıkmıştır. Kentlerin, fiziksel, ekonomik ve aynı zamanda sosyal açılardan bozulmasına neden olan bu çarpık büyüme sürecini önlemede yerel yönetimler yeterince başarılı olamamışlardır. Bu kentlerden birisi olan İstanbul’da 15 farklı ilçede 17 Ağustos Gölcük ve 12 Kasım 1999 Düzce depremleri sonrası incelemelerde, yapılarda zamanla oluşan, taşıyıcı sistemin zayıflamasına ve yapının göçmesine neden olabilecek korozyon hasarları belirlenmiştir. Sunulan çalışmada, İstanbul’da yerel yönetimlerin denetiminde inşaa edilen yapılarda meydana gelen korozyon hasarlarının mevcut durumu, oluşum nedenleri ve yerel yönetimler-üniversite işbirliği ile sağlanabilecek çözümler öneriler halinde sunulmaktadır. 1. GİRİŞ Doğal afetler yer kürenin yapısından ve özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Dünyamızda bulunan ülkelerin bazıları coğrafik özellikleri nedeniyle deprem riskine maruz kalmamakta buna karşın diğer afetlerin yıkıcı etkisine tabi olabilmektedir. Ayrıca doğal afetler yanında, insanlardan kaynaklanan yapım hataları nedeniyle meydana gelebilecek birçok durum da söz konusu olabilmektedir. Bu tür yapım hataları ülkelerin sosyal, ekonomik ve mekansal yapılarında önemli derecede yıkıcı etkiler oluşturabilmektedir. Ülkemizde özellikle İstanbul da hızlı nüfus artışının yanında yanlış ve kontrolsüz arazi kullanımı ve plansızlık, hatalı ve denetimsiz inşaat yapım süreçleri, yetersiz altyapı hizmetleriyle birlikte çevrenin bozulması sonucu kent, önemli bir deprem riskiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Ancak yaşanan son Marmara depremleri sonrası kentte yapılan hasar tespit çalışmalarında yapılarımızı bekleyen başkaca sorunlarında bulunduğu belirlenmiştir. Sunulan çalışmada yapılarımızın taşıma kapasitesinin azalmasına ve zamanla yapının göçmesine neden olabilecek korozyon hasarlarının giderilmesi için yerel yönetimlerce yapılması gerekenler ve bu aşamada üniversite ile işbirliği sonucu sağlanabilecek çözümler öneriler halinde verilmektedir. 2. KOROZYON HASARLARININ OLUŞUM NEDENLERİ Gelişen teknolojiye rağmen günümüz dünyasında bütün malzemeler mükemmel bir dayanıklılık gösterememektedir. Betonarme yapılarda çevresinin etkisinde ilk şeklini, niteliklerini ve hizmet görme yeteneğini uzun süre kaybetmeyen malzemelerden inşaa edilmelidir. Ancak genelde inşaatlarda kullanılan beton malzemesi, servis ömrünün sonunda kullanımı güvenli veya ekonomik olmaktan çıkmaktadır. Mühendislik alanlarında en yaygın biçimde kullanılan bir diğer malzeme ise çeliktir. Mekanik özellikleri yönünden çok nitelikli olan bu malzemenin en zayıf noktası ise diğer malzemelerde olduğu gibi korozyona karşı dayanıklılığının yetersiz olmasıdır. Betonarme yapılar dış etkiler, asit ve tuz gibi zararlı ortamlara maruz kalmaları sonucunda bünyesindeki donatısında korozyon oluşmaktadır. Bu dış etkiler nedeniyle ayrıca betonun kendisi de zamanla hasar görmekte ve taşıyıcı özelliğini yitirmektedir. Donatıda meydan gelen korozyon ile önemli kesit kayıpları oluşmakta ve beton-donatı arasındaki aderans zamanla yok olmaktadır. Böylece sistem olarak birlikte çalışması gereken betonarmenin ana özelliği kaybolmaktadır. Betonarme yapılarda donatı korozyonu iki nedenle başlayabilmektedir [1]. Birincisi donatıyı dış etkilere karşı koruyan bazik özellikteki olan pas payı betonunun yeterli geçirimsizliğe sahip olmaması nedeniyle karbonlaşarak bazikliğini yitirmesi ve bunun sonucu donatının korozyona açık hale gelmesidir. Bir diğer durum ise korozyon klor iyonlarının etkisi ile ortaya çıkabilmektedir. Genelde su yapılarında klor iyonları pas payını geçerek, donatıya ulaşabilmekte ve korozyonun oluşmasına neden olunmaktadır. Her iki durumda da korozyonun başlayabilmesi pas payı betonunun geçirimlilik özelliklerine bağlı olmaktadır. Korozyon oluşumunun donatıda devam etmesi için gerekli olan iki etken oksijen ve nemdir. Sonuç olarak korozyonun oluşumu açısından betonun geçirimsizliğinin önemi büyüktür. Geçirimli bir betonla üretilmiş betonarme taşıyıcı elemanlarındaki donatının korozyona uğraması, donatı ile beton arasındaki aderansın kaybolması sonucu yapıların taşıma gücünde önemli kayıpların oluşması kaçınılmaz bir hal almaktadır. Bu durum ise özellikle deprem gibi bir doğal afetin yanında betonarme yapılar için önemli bir riskin oluşmasına neden olmaktadır. 2.1. Korozyon Nedeniyle Oluşan Diğer Kayıplar Korozyonun etkisi sadece yapılarımızda değil endüstrinin diğer dallarında da yoğun bir şekilde görülmektedir. Bunlar atmosfer şartlarına açık bulunan tanklar, depolar, direkler, korkuluklar, taşıt araçları, yeraltı boru hatları, iskele ayakları, gemiler, fabrikalarda kimyasal madde doldurulan kaplar, borular, depolar ve bir çok makine parçası olarak sayılabilir. Endüstrinin diğer dallarındaki bu yapılar korozyon sebebiyle beklenenden daha kısa sürede işletme dışı kalmakta ve büyük ekonomik kayıplar meydana gelmektedir. Örneğin ABD’de çeliğin korozyonundan dolayı yıllık kayıp 70 milyar dolara yakın bir değere ulaşmaktadır. Türkiye’deki korozyon kayıplarının ise GSMH’nin % 4.36’sına eşit olduğu yapılan araştırmalar sonucu elde edilmiştir. 1997 yıllarında eğitime ayrılan payın, GSMH’nin %1.76’si, 1998 yılında %2.53’ü olduğu dikkate alınırsa, konunun önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Gerçekte korozyon kayıplarının maliyetinin belirlenmesinde birçok zorluklar bulunmaktadır. Malzeme ve işçilik kaybı yanında tespiti zorluklar içeren ikincil kayıplar bulunmaktadır. Bu nedenle bu kayıplarında maliyet hesaplarında göz önüne alınması gerekmektedir. Korozyon nedeniyle meydana gelen dolaylı kayıplar aşağıdaki şekilde verilebilir. 2.1.1. Onarım Çalışması Nedeniyle Tesisin Servis Dışı Kalması Gerek konutların gerekse sanayi türü yapıların korozyon nedeniyle oluşan hasarların giderilmesi için geçen sürede kullanılmaması sonucu üretim durmakta ve bu nedenle ekonomik kayıplar meydana gelmektedir. Örneğin Büyükşehirlerde doğal gaz borusunun veya ana su borusunda oluşabilecek korozyon sebebiyle bir kaç gün devre dışı kalması sonucu meydana gelen kayıplar hesap edilemeyecek kadar büyük olabilecektir. Ayrıca bu tür tesislerin devre dışı kalması ile kurumlara olan saygınlığın kaybı da unutulmamalıdır. 2.1.2. Tesiste Oluşan Ürün Kaybı Gerek tarım ürünlerinin depolandığı siloların gerekse ishale boru hattının korozyon sonucu delinmesi halinde bunun giderilmesi sürecinde ürün kayıpları oluşacaktır. Ürün kaybının yanında çevre kirlenmesi ve eğer ürün yanıcı bir madde ise yangın tehlikesi de söz konusudur. Akaryakıt istasyonlarındaki yakıt tanklarının delinmesi sonucu yeraltına kaçan yakıt buna örnek olarak verilebilir. Bütün bu kayıplara korozyon kaybı olarak bakmak gerekmektedir. 2.1.3. Korozyon Sonucu Ürünün Kirlenmesi Korozyon ürünlerinin çözünmesi sonucu oluşan kimyasal madde ürün içerisine karışarak kirlenmesine sebep olabilir. Özellikle gıda, ilaç ve sabun gibi ürünlere korozyon sonucu oluşan pasın bulaşması ile kalitesinde ve hijyenikliğinde bozulmalar meydana gelmektedir. İçme suyu ishale hattında meydana gelen hasar sonucu özellikle kurşun borularda, içme suyu içine zehirli kurşun bileşiklerinin karışmasına sebep olunmaktadır. 2.1.4. Metallerin Korozyondan Korunması İçin Boyanması ve Kaplaması Metalleri korozyondan korumak üzere kullanılan boyalar, kalay ve çinko ile yapılan kaplamalar da oluşan kayıplar içerisinde yer almalıdır. Üretilmekte olan boyaların büyük bir kısmı korozyonu önlemek amacı ile kullanılmaktadır. 2.1.5. Korozyon İçin Alınan Önlemler Korozyon hasarından korunmak için projelendirme aşamalarında ekonomik olmayan boyutlarda malzemelerin seçimi yoluna gidilmektedir. Aslında buna bir optimizasyon sonucunda karar verilmelidir. 3. İSTANBULDAKİ MEVCUT DURUM 17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 tarihlerinde Marmara’da yaşanan depremler sonrasında yapılan incelemelerde bir çok yapının özellikle bodrum-zemin katlarındaki betonarme elemanlarında pas paylarının çatladığı ya da betondan ayrıldığı ve aşırı boyutlarda korozyon hasarlarının oluştuğu gözlenmiştir. İstanbul genelinde 15 farklı ilçede incelenen 132 adet binada (Tablo 1) yapılan hasar tespit çalışmaları sonucunda korozyon hasarlarının boyutunun ciddi seviyelere ulaştığı belirlenmiştir. 15 farklı ilçede incelenen binalarda belirlenen korozyon hasarının dağılımı Tablo’2 de verilmektedir. Burada verilen rakamlardan anlaşıldığı üzere, toplam 132 adet yapının % 50’sinde (66 binada) korozyon nedeni ile taşıyıcı elemanlarda hasarların meydana geldiği belirlenmiştir. Yapılan incelemelerde korozyon hasarının genellikle bodrum kat kolonlarında yoğunlaştığı saptanmıştır. Beton üretiminde granülometri dağılımın yetersiz olduğu, hemen hemen tamamının deniz kumu ve çok yoğun midye ve benzeri irili ufaklı kabuklardan imal edildiği belirlenmiştir. Ayrıca yeterli vibrasyonun yapılmadığı anlaşılmıştır. Korozyon sonucu oluşan düşey çatlaklar altında donatının 6-8 mm çap kaybına uğradığı görülmüştür (Şekil 1). Ayrıca korozyona uğrayan mevcut etriyelerin bazıları da çatlayan pas payı ile beraber yerinden kopmuştur. İncelenen binaların büyük bir kısmında özellikle bodrum katlarında kaba inşaa sonrası ince işçiliğinin yapılmaması nedeni ile kiriş alt kısımları ve döşeme alt bölgelerinin açık bırakıldığı gözlenmiştir. Ayrıca binaların bir çoğunda yüzey suyunun uzaklaştırılması için gerekli önlemler alınmamıştır. Bazı yapılarda ise korozyon etkisinin kolonların dış yüzeylerinde olmak üzere üst katlarda da meydana geldiği gözlenmiştir. Tablo’2 de verilen 132 adet binanın % 50’sinde oluşan korozyon hasarının genelde oluşum nedenleri; 1. Pas payının yetersizliği, 2. Betonun kalitesiz ve tuz içeren deniz kumundan yapılması, 3. Granülometri dağılımının uygun olmaması 4. Vibrasyon kullanımının yetersiz olması, 5. Drenaj sistemlerinin bulunmaması veya mevcutların istenilen hizmeti görmemesi, olarak verilebilir. 17 Ağustos Gölcük ve 12 Kasım 1999 Düzce depremleri sonrasında İstanbul’daki yapılarda belirlenen donatı korozyonu ciddi boyutlara ulaşmıştır. Dolayısıyla yapılarımızı bekleyen doğal depremler yanında taşıma gücünü olumsuz etkileyen bu durum nedeniyle meydana gelebilecek göçme risklerinin azaltılması gerekmektedir. Ayrıca yeni inşaa edilecek yapılarda bir takım önlemlerin alınması kaçınılmazdır. Bunlar; - Standartlara uygun ve yeterli kalınlıkta pas payının bırakılması, - Geçirimsiz yüksek kaliteli beton kullanımı, - Beton dökümünde vibratör kullanımı, bakım kurallarına uyulması - Betonda, katkı türü korozyon inhibitörlerinin kullanılması, - Kaliteli donatı çeliği kullanılması ve donatının korunması, - Betonun kullanım amacına göre yüzeyini koruyucu kimyasallarla kaplamak, olarak sıralanabilir. Deprem bölgelerinde kullanılacak betonlarda, donatıda korozyon oluşmamasının yanında betonu dış etkilere karşı korumak ve uzun ömürlü kılmak için geçirimsizliğini sağlamak gerekmektedir. Bunun için özellikle beton sınıfı (C30) düzeyi yükseltilmelidir. Korozyon hasarı mevcut yapılarda ise yapının özelliklerine ve bölgesel şartlara göre aşağıda verilenler uygulanmalıdır. - Zemin suyunun uzaklaştırılması, - Taşıyıcı sistemdeki donatılarda korozyon nedeni ile büyük bir çap kaybının bulunmaması durumunda, pas payı temizlenerek donatının ortaya çıkartılıp bölgenin korozyon inhibitörleri katkılı tamir harçları ile onarımı yapılmalıdır [2]. - Donatı korozyonu nedeni ile meydana gelen taşıma gücü kayıplarından dolayı yapının taşıyıcı sisteminin onarılması ve güçlendirilmesine karar verilmelidir. 4. YEREL YÖNETİMLER ve ÜNİVERSİTE İŞBİRLİĞİNİN NEDENLERİ Üniversiteler, bilim ve teknolojinin ekonomik ve sosyal kalkınmaya, dolayısıyla insanların refahına yönelik yapılan çalışmaların geliştirildiği, üretildiği ve uygulamaya konulduğu yerlerin başında gelmekte ve bu nedenle önemli bir görevi üstlenmiş bulunmaktadır [3]. Aslında üniversiteler sanayi ve yerel yönetimler ile işbirliği çerçevesinde ekonomiye sağladığı katkılar yanında, insan gücünü eğiterek ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesinde de önemli bir katkı sağlamaktadırlar. Yapılan eğitim sayesinde, toplam üretim artarken aynı zamanda gelir dağılımındaki eşitsizlik düzeyi de genellikle azalmaktadır. Üniversitelerin genel anlamda fonksiyonları; ç Üniversitelerin eğitim ve öğretim yoluyla gelecek için uzman işgücü ve liderler yetiştirmesi ve böylece gerek kişisel gerekse toplumsal bazda fayda sağlaması, ç Üniversitelerin yapacakları bilimsel araştırmalar sayesinde yeni teknolojik ve yeni teknolojiye uyum sürecinde yetişmiş işgücünü eğiterek verimliğe katkıda bulunması, olarak verilebilir. 4.1. Yerel Yönetimler- Belediye Arası İşbirliği Alanları Yerel yönetimlerin gerek kaynak kullanımı gerekse verimliliği artırmaları açısından üniversiteler yanında kendi aralarında da etkin olarak bir işbirliğine girmelidirler. Bu işbirliğine yönelik örnek alanlar ise; - Bilgi ve deneyim alışverişi, - Yerel yönetimlerin çalışma alanlarında eğitim ve araştırma yapmak, - Yerel yönetimlere ilişkin yasal, kurumsal ve yönetsel düzenlemeler konusunda çeşitli düzeylerde görüş geliştirmek, - Kentsel ve bölgesel planlama ve kentsel hizmetlerin ortaklaşa sunulması konusunda işbirliğine gitmek, - Yol, su, kanalizasyon arıtma tesisi gibi alt yapı hizmetlerinin sağlanmasında işbirliğine gitmek, - Çevre kirliliği ve çevrenin korunması konusunda ortak programlar geliştirmek, - Hizmet ortaklıkları kurmak, işletmek - Bilgi birikim merkezi veri bankası kurmak - Tek tek yapıldığında rasyonel olmayan, kaynak kaybına yol açan hizmet ve faaliyetlerin birden çok yerel yönetimler birimince, karşılıklı yarar esasına dayanan bir işbirliği içinde yerine getirilmesi olarak verilebilir [4]. 5. ÖNERİLER Ülkemiz ve dünyamızın önemli bir kenti olan İstanbul’daki yapılarımızda meydana gelen korozyon hasarlarından dolayı oluşabilecek kayıp ve zararların en aza indirilmesi için yapılması gerekenler aşağıdaki şekilde verilebilir. 1. Ülkemiz genelinde yapılarımız inşaatında hazır beton kullanımı zorunlu hale getirilmelidir. Elle hazırlanan betonların kullanılması kesin olarak yasaklanmalıdır. Böylece toplumun hazır beton kullanımına yönelmesi, meslek odalarının bu yönelmeye destek vermeleri, kamu idarelerinin, yerel yönetimlerin yönlenmeyi hızlandırarak, hazır beton potansiyelinin yeterli olduğu her yörede kullanımını yapı güvenliği açısından çok yararlı olacaktır. 2. BS 20 sınıfının altında beton kullanımı yasaklanmalıdır. Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca, deprem bölgelerinde BS20 sınıfının altında beton kullanımı ve betonun kalıplara vibratör kullanılmadan gelişi güzel yerleştirilmesi yasaklanmıştır. Bu kuralların uygulanmasında yerel yönetimler yeterli ve bilinçli bir uygulama sergilemelidirler. Ancak, plansız kentleşme ve çarpık yapılaşmanın inanılmaz boyutlara ulaştığı büyük şehirlerde, bu bilimsel mühendislik gereklerinin çoğunun zamanında yerine getirilmediği, hatta pek çok binanın yeterli bir statik projesinin dahi bulunmadığı acı bir gerçektir. Yapı denetimi ve ruhsatlandırmadan sorumlu yerel yönetimlerin bundan sonra benzer hataları tekrarlamamaları gerekmektedir. 3. Standart dışı malzeme kullanımı yasaklanmalıdır. Binaların özellikle taşıyıcı sistemlerinde kullanılan beton ve demirlerin standartlara uygunluğu, kalite belgesine sahip olup olmadıkları ve şantiyedeki proje uygulamalarının gereği gibi yapılıp yapılmadığı, yapı denetim firmalarındaki uzman kişilerce muhakkak denetlenmeli kalite belgeleri aranmalıdır. 4. Eğitimsiz ve sertifikasız inşaat ustası ve kalfası çalıştırılmamalıdır. İncelenen binalarda proje ve kullanılan malzemenin uygun olmasına rağmen uygulama hataları nedeniyle hasar görmüş yapılarda gözlenmiştir. Bu nedenle inşaatlarda mesleki eğitim sertifikası bulunmayan, usta, kalfa ve işçiler çalıştırılmamalıdır. Yerel yönetimler bu konuda gerekli denetimleri yapmalıdırlar. Üniversiteler ve meslek odaları ile yerel yönetimlerin işbirliği neticesinde usta, kalfa ve işçilere yönelik mesleki eğitim programları düzenlenmelidir. 5. Yerel yönetimler denetim yetkilerini, mesleki kuruluşlarla teknik işbirliği içersinde kullanmalıdırlar. Bu konuda gerekli yasal düzenlemeler bir an önce yapılmalıdır. Mevcut durumda proje ve yapım süreçlerinin denetimini özel şirketlere veren ve meslek odalarını işin içine katmayan Yapı Denetim Yasası’nda da gerekli düzenlemeler hazırlanarak uygulamaya konulmalıdır. 6. Üniversitelerde sürekli eğitim merkezleri kurularak veya kurulmuş olan eğitim merkezlerinin işlerliği artırılarak riskli binalarda yapılacak onarım ve güçlendirme çalışmalarına yönelik olarak yerel yönetimlerdeki ilgili teknik personelin meslek içi eğitimlerini gerçekleştirmelidir. 7. Üniversitelerin geliştirdiği uygulamalı araştırma projeleri meslek odalarının katkısı ile yerel yönetimler ve merkezi idarece teşvik edilerek belirlenen öncelikli yapılara uygulanması sağlanmalıdır. Bu belirtilen hususların hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak için; - Merkezi yönetimle yerel yönetimler arasındaki yetki karmaşasının giderilmesi için kendi içlerindeki ve aralarındaki ilişkilerin ciddi bir idari re-organizasyondan geçirilmesi gerekmektedir. - Planlama ve yönetimde yetersiz kaynakların akılcı, etkin ve yerinde kullanımı sağlanmalıdır. - Yerel yönetimlerin yetkilerini artırarak kararların olabildiğince yerinden verilmesini sağlayan bir yönetim tarzının oluşturulması sağlanmalıdır. - Merkezi idare ile yerel yönetimler arasında etkin bir iş bölümü ve buna uygun kaynak paylaşımı yoluna gidilmelidir. 6. SONUÇ İstanbul, tarihi boyunca bir çok deprem yaşamış bir kentimizdir. Ülkemiz nüfusunun yaklaşık 1/6'sını bünyesinde bulundurmaktadır. 20. yüzyılın son çeyreğinde ağırlıklı olarak aldığı göç sonrası oluşan sağlıksız yapılaşma nedeniyle şehirdeki yapı stoku önemli bir deprem riskiyle karşı karşıya gelmiştir. Yapılarımızı bekleyen doğal depremler yanında taşıma gücünü olumsuz yönde etkileyen donatı korozyonu nedeni ile meydana gelebilecek göçme risklerinin azaltılması için yukarıda verilen önerilerin uygulanması gerekmektedir. Bütün bu sorunlarla başa çıkabilmek için temelde yerel yönetimlerin teknik kadrolarla güçlendirilmesi, finansman kaynaklarla desteklenmesi, stratejik kentsel gelişme planlarının hazırlanması ve dar gelirli aileler için konut programlarının uygulanması ve gelir dağılımının iyileştirilerek yaşanabilir yerleşmelerin yaratılması sağlanmalıdır. Yeni iskana açılacak alanlarla ilgili olarak yerel ve merkezi yönetimlerin görev ve sorumlulukları netleştirilmeli, bunlar ilgili mevzuatlarda belirginleştirilmelidir. Yerel yönetimlerle, üniversiteler ve meslek odalarının rolleri özellikle denetim konusunda güçlendirilmelidir. İstanbul da kısa zaman içerisinde mikro bölgeleme haritalarının tamamlanarak deprem riski yanında taşıma gücü açısından yetersiz duruma gelen yapıların öncelikle belirlenip güçlendirilmesi veya yıkılmasına karar verilmelidir. Bunun kolaylaştırılması açısından gerekli yasal çalışmalar yapılmalıdır. Uygulamada çalışacak yerel yönetimlerde görev yapan teknik personelin eğitimi hususunda üniversitelerle gerekli işbirliği sağlanmalıdır. 7. KAYNAKLAR [1] Akman, S., "Yapı Hasarları ve Onarım İlkeleri", sh. 45-47,İstanbul, 1992. [2] Altuğ, T., "Yapılarda Korozyon", İzolasyon Dünyası, Sayı: 34,sh. 23-25, 2002. [3] DPT, Türkiye’de ve Dünyada Teknolojik Gelişme, Yapısal Uyum Sosyal Politikalar ve Koordinasyon Genel Müdürlüğü, Nisan 1994. [4 Ünlü, H., "Yönetimler Arası İlişkiler", Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, IULA-EMME Yayınları, İstanbul, 1994. [5] Aydın, A. R., "Kent; Sorumluluğun Özgürlük Olduğu Yaşam Yeri", TMH Dergisi, Sayı 367, 1993. [6] Özden, P. P., "Kentsel Yenileme Uygulamalarında Yerel Yönetimlerin Rolü Üzerine Düşünceler ve İstanbul Örneği", İ.Ü.Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, No: 23-24, Ekim 2000-Mart 2001 İlginizi çekebilir... Isı Yalıtım Ürünlerinde Performans, Güvenirlilik ve Uygunluk: Avrupa Standartlarının Teknik ÇerçevesiBinalarda sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve güvenlik hedeflerinin karşılanması, doğru tasarlanmış bir yalıtım stratejisinin varlığına bağlıdır.... Polimer Bitümlü Örtüler ile Etkili Su YalıtımıFosil esaslı bitüm bileşen ve asfaltın inşaatlarda kullanımı Avrupa'da 18. Yüzyıla kadar dayanmaktadır. Günümüzde Polimer modifiyeli bitümlü örtül... Pratik ve Çözüm Üreten Bitümlü Örtülerde Çeşitlilik ArtıyorGelişen teknoloji ve değişen ihtiyaçlar doğrultusunda dünya genelinde yapıların ve inşaat tekniklerinin değiştiğini gözlemliyoruz. Bu değişimlere bağl... |
|||||||
©2026 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.