Korozyon Depremi veİstanbul Örneği

Korozyon Depremi veİstanbul Örneği

TEKNİK MAKALE
58. Sayı (Ocak Şubat 2006)

Yrd. Doç. Dr. Turgay ÇOŞGUN İstanbul Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi İnşaat Müh. Bölümü
ÖZET

Ülkemiz nüfusu her geçen gün artmaktadır. Buna paralel olarak  sanayileşmenin  getirdiği sosyo-ekonomik değişim hızlı ve kontrolsüz kentleşme süreci ile modernleşme çabaları sonucu özellikle büyük kentlerimizde önemli boyutta yaşamsal sorunlar ortaya çıkmıştır. Kentlerin, fiziksel, ekonomik ve aynı zamanda sosyal açılardan bozulmasına neden olan bu çarpık büyüme sürecini önlemede yerel yönetimler yeterince başarılı olamamışlardır. Bu kentlerden birisi olan İstanbul’da 15 farklı ilçede 17 Ağustos Gölcük ve 12 Kasım 1999 Düzce depremleri sonrası incelemelerde, yapılarda zamanla oluşan, taşıyıcı sistemin zayıflamasına ve yapının göçmesine neden olabilecek korozyon hasarları belirlenmiştir.

Sunulan çalışmada, İstanbul’da yerel yönetimlerin denetiminde inşaa edilen yapılarda meydana gelen korozyon hasarlarının mevcut durumu, oluşum nedenleri ve yerel yönetimler-üniversite işbirliği ile sağlanabilecek çözümler öneriler halinde sunulmaktadır.

1. GİRİŞ

Doğal afetler yer kürenin yapısından ve özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Dünyamızda bulunan ülkelerin bazıları coğrafik özellikleri nedeniyle deprem riskine maruz kalmamakta buna karşın diğer afetlerin yıkıcı etkisine tabi olabilmektedir. Ayrıca doğal afetler yanında, insanlardan kaynaklanan yapım hataları nedeniyle meydana gelebilecek birçok durum da söz konusu olabilmektedir. Bu tür  yapım hataları ülkelerin sosyal, ekonomik ve mekansal yapılarında önemli derecede yıkıcı etkiler oluşturabilmektedir. Ülkemizde özellikle İstanbul da hızlı nüfus artışının yanında yanlış ve kontrolsüz arazi kullanımı ve plansızlık, hatalı ve denetimsiz inşaat yapım süreçleri, yetersiz altyapı hizmetleriyle birlikte çevrenin bozulması sonucu kent, önemli bir deprem riskiyle karşı karşıya bırakılmıştır. Ancak yaşanan son Marmara depremleri sonrası kentte yapılan hasar tespit çalışmalarında yapılarımızı bekleyen başkaca sorunlarında bulunduğu belirlenmiştir. Sunulan çalışmada yapılarımızın taşıma kapasitesinin azalmasına ve zamanla yapının göçmesine neden olabilecek korozyon hasarlarının giderilmesi için yerel yönetimlerce yapılması gerekenler ve bu aşamada üniversite ile işbirliği sonucu sağlanabilecek çözümler öneriler halinde verilmektedir.

2. KOROZYON HASARLARININ OLUŞUM NEDENLERİ

Gelişen teknolojiye rağmen günümüz dünyasında bütün malzemeler mükemmel bir dayanıklılık gösterememektedir. Betonarme yapılarda çevresinin etkisinde ilk şeklini, niteliklerini ve hizmet görme yeteneğini uzun süre kaybetmeyen malzemelerden inşaa edilmelidir. Ancak genelde inşaatlarda kullanılan beton malzemesi, servis ömrünün sonunda kullanımı güvenli veya ekonomik olmaktan çıkmaktadır. Mühendislik alanlarında en yaygın biçimde kullanılan bir diğer malzeme ise çeliktir. Mekanik özellikleri yönünden çok nitelikli olan bu malzemenin en zayıf noktası ise diğer malzemelerde olduğu gibi korozyona karşı dayanıklılığının yetersiz olmasıdır. Betonarme yapılar dış etkiler, asit ve tuz gibi zararlı ortamlara maruz kalmaları sonucunda bünyesindeki donatısında korozyon oluşmaktadır. Bu dış etkiler nedeniyle ayrıca betonun kendisi de zamanla hasar görmekte ve taşıyıcı özelliğini yitirmektedir. Donatıda meydan gelen korozyon ile önemli kesit kayıpları oluşmakta ve beton-donatı arasındaki aderans zamanla yok olmaktadır. Böylece sistem olarak birlikte çalışması gereken betonarmenin ana özelliği kaybolmaktadır. Betonarme yapılarda donatı korozyonu iki nedenle başlayabilmektedir [1].

Birincisi donatıyı dış etkilere karşı koruyan bazik özellikteki olan pas payı betonunun yeterli geçirimsizliğe sahip olmaması nedeniyle karbonlaşarak bazikliğini yitirmesi ve bunun sonucu donatının korozyona açık hale gelmesidir. Bir diğer durum ise korozyon klor iyonlarının etkisi ile ortaya çıkabilmektedir. Genelde su yapılarında klor iyonları pas payını geçerek, donatıya ulaşabilmekte ve korozyonun oluşmasına neden olunmaktadır.

Her iki durumda da korozyonun başlayabilmesi pas payı betonunun geçirimlilik özelliklerine bağlı olmaktadır. Korozyon oluşumunun donatıda devam etmesi için gerekli olan iki etken oksijen ve nemdir. Sonuç olarak korozyonun oluşumu açısından betonun geçirimsizliğinin önemi büyüktür. Geçirimli bir betonla üretilmiş betonarme taşıyıcı elemanlarındaki donatının korozyona uğraması, donatı ile beton arasındaki aderansın kaybolması sonucu yapıların taşıma gücünde önemli kayıpların oluşması kaçınılmaz bir hal almaktadır. Bu durum ise özellikle deprem gibi bir doğal afetin yanında betonarme yapılar için önemli bir riskin oluşmasına neden olmaktadır.

2.1. Korozyon Nedeniyle Oluşan Diğer Kayıplar

Korozyonun etkisi sadece yapılarımızda değil endüstrinin diğer dallarında da yoğun bir şekilde görülmektedir. Bunlar atmosfer şartlarına açık bulunan tanklar, depolar, direkler, korkuluklar, taşıt araçları, yeraltı boru hatları, iskele ayakları, gemiler, fabrikalarda kimyasal madde doldurulan kaplar, borular, depolar ve bir çok makine parçası olarak sayılabilir. Endüstrinin diğer dallarındaki bu yapılar korozyon sebebiyle beklenenden daha kısa sürede işletme dışı kalmakta ve büyük ekonomik kayıplar meydana gelmektedir. Örneğin ABD’de çeliğin korozyonundan dolayı yıllık kayıp 70 milyar dolara yakın bir değere ulaşmaktadır. Türkiye’deki korozyon kayıplarının ise GSMH’nin % 4.36’sına eşit olduğu yapılan araştırmalar sonucu elde edilmiştir. 1997 yıllarında eğitime ayrılan payın, GSMH’nin %1.76’si, 1998 yılında %2.53’ü olduğu dikkate alınırsa, konunun önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Gerçekte korozyon kayıplarının maliyetinin belirlenmesinde birçok zorluklar bulunmaktadır. Malzeme ve işçilik kaybı yanında tespiti zorluklar içeren ikincil kayıplar bulunmaktadır.  Bu nedenle bu kayıplarında maliyet hesaplarında göz önüne alınması gerekmektedir. Korozyon nedeniyle meydana gelen dolaylı kayıplar aşağıdaki şekilde verilebilir.

2.1.1. Onarım Çalışması Nedeniyle Tesisin Servis Dışı Kalması

Gerek konutların gerekse sanayi türü yapıların korozyon nedeniyle oluşan hasarların giderilmesi için geçen sürede kullanılmaması sonucu üretim durmakta ve bu nedenle ekonomik kayıplar meydana gelmektedir. Örneğin Büyükşehirlerde doğal gaz borusunun veya ana su borusunda oluşabilecek korozyon sebebiyle bir kaç gün devre dışı kalması sonucu meydana gelen kayıplar hesap edilemeyecek kadar büyük olabilecektir. Ayrıca bu tür tesislerin devre dışı kalması ile kurumlara olan saygınlığın kaybı da unutulmamalıdır.

2.1.2. Tesiste Oluşan Ürün Kaybı

Gerek tarım ürünlerinin depolandığı siloların gerekse ishale boru hattının korozyon sonucu delinmesi halinde bunun giderilmesi sürecinde ürün kayıpları oluşacaktır. Ürün kaybının yanında çevre kirlenmesi ve eğer ürün yanıcı bir madde ise yangın tehlikesi de söz konusudur. Akaryakıt istasyonlarındaki yakıt tanklarının delinmesi sonucu yeraltına kaçan yakıt buna örnek olarak verilebilir. Bütün bu kayıplara korozyon kaybı olarak bakmak gerekmektedir.

2.1.3. Korozyon Sonucu Ürünün Kirlenmesi

Korozyon ürünlerinin çözünmesi sonucu oluşan kimyasal madde ürün içerisine karışarak kirlenmesine sebep olabilir. Özellikle gıda, ilaç ve sabun gibi ürünlere korozyon sonucu oluşan pasın bulaşması ile kalitesinde ve hijyenikliğinde bozulmalar meydana gelmektedir. İçme suyu ishale hattında meydana gelen hasar sonucu özellikle kurşun borularda, içme suyu içine zehirli kurşun bileşiklerinin karışmasına sebep olunmaktadır.

2.1.4. Metallerin Korozyondan Korunması İçin Boyanması ve Kaplaması

Metalleri korozyondan korumak üzere kullanılan boyalar, kalay ve çinko ile yapılan kaplamalar da oluşan kayıplar içerisinde yer almalıdır. Üretilmekte olan boyaların büyük bir kısmı korozyonu önlemek amacı ile kullanılmaktadır.

2.1.5. Korozyon İçin Alınan Önlemler

Korozyon hasarından korunmak için projelendirme aşamalarında ekonomik olmayan boyutlarda malzemelerin seçimi yoluna gidilmektedir. Aslında buna bir optimizasyon sonucunda karar verilmelidir.

3. İSTANBULDAKİ MEVCUT DURUM

17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 tarihlerinde Marmara’da yaşanan depremler sonrasında yapılan incelemelerde bir çok yapının özellikle bodrum-zemin katlarındaki betonarme elemanlarında pas paylarının çatladığı ya da betondan ayrıldığı ve aşırı boyutlarda korozyon hasarlarının oluştuğu gözlenmiştir. İstanbul genelinde 15 farklı ilçede incelenen 132 adet binada (Tablo 1) yapılan hasar tespit çalışmaları sonucunda korozyon hasarlarının boyutunun ciddi seviyelere ulaştığı belirlenmiştir.

15 farklı ilçede incelenen binalarda belirlenen korozyon hasarının dağılımı Tablo’2 de verilmektedir. Burada verilen rakamlardan anlaşıldığı üzere, toplam 132 adet yapının % 50’sinde (66 binada) korozyon nedeni ile taşıyıcı elemanlarda hasarların meydana geldiği belirlenmiştir.

Yapılan incelemelerde korozyon hasarının genellikle bodrum kat kolonlarında yoğunlaştığı  saptanmıştır. Beton üretiminde  granülometri dağılımın yetersiz olduğu, hemen hemen tamamının deniz kumu ve çok yoğun midye ve benzeri irili ufaklı kabuklardan imal edildiği belirlenmiştir. Ayrıca yeterli vibrasyonun yapılmadığı anlaşılmıştır. Korozyon sonucu oluşan düşey çatlaklar altında donatının 6-8 mm çap kaybına uğradığı görülmüştür (Şekil 1). Ayrıca korozyona uğrayan mevcut etriyelerin bazıları da çatlayan pas payı ile beraber yerinden kopmuştur.

İncelenen binaların büyük bir kısmında özellikle bodrum katlarında kaba inşaa sonrası ince işçiliğinin yapılmaması nedeni ile kiriş alt kısımları ve döşeme alt bölgelerinin açık bırakıldığı gözlenmiştir. Ayrıca binaların bir çoğunda yüzey suyunun uzaklaştırılması için gerekli önlemler alınmamıştır. Bazı yapılarda ise korozyon etkisinin kolonların dış yüzeylerinde olmak üzere üst katlarda da meydana geldiği gözlenmiştir.

Tablo’2 de verilen 132 adet binanın % 50’sinde oluşan korozyon hasarının genelde oluşum nedenleri;

1.    Pas payının yetersizliği,

2.    Betonun kalitesiz ve tuz içeren deniz kumundan yapılması,

3.    Granülometri dağılımının uygun olmaması

4.    Vibrasyon kullanımının yetersiz olması,

5.    Drenaj sistemlerinin bulunmaması veya mevcutların istenilen hizmeti görmemesi,

olarak verilebilir. 17 Ağustos Gölcük ve 12 Kasım 1999 Düzce depremleri sonrasında İstanbul’daki yapılarda belirlenen donatı korozyonu ciddi boyutlara ulaşmıştır. Dolayısıyla yapılarımızı bekleyen  doğal depremler yanında taşıma gücünü olumsuz etkileyen bu durum nedeniyle meydana gelebilecek göçme risklerinin azaltılması gerekmektedir. Ayrıca yeni inşaa edilecek yapılarda bir takım önlemlerin alınması kaçınılmazdır. Bunlar;

-     Standartlara uygun ve yeterli kalınlıkta pas payının bırakılması,

-     Geçirimsiz  yüksek kaliteli beton kullanımı,

-     Beton dökümünde vibratör kullanımı, bakım kurallarına uyulması

-     Betonda, katkı türü korozyon inhibitörlerinin kullanılması,

-     Kaliteli donatı çeliği kullanılması ve donatının korunması,

-     Betonun kullanım amacına göre yüzeyini koruyucu kimyasallarla kaplamak,


olarak sıralanabilir. Deprem bölgelerinde kullanılacak betonlarda, donatıda korozyon oluşmamasının yanında betonu dış etkilere karşı korumak ve uzun ömürlü kılmak için geçirimsizliğini sağlamak gerekmektedir. Bunun için özellikle beton sınıfı (C30) düzeyi yükseltilmelidir.  Korozyon hasarı mevcut yapılarda  ise yapının özelliklerine ve bölgesel şartlara göre aşağıda verilenler uygulanmalıdır.

-     Zemin suyunun uzaklaştırılması,

-     Taşıyıcı sistemdeki donatılarda korozyon nedeni ile büyük bir çap kaybının bulunmaması durumunda, pas payı                 temizlenerek donatının ortaya çıkartılıp bölgenin korozyon inhibitörleri katkılı tamir harçları ile onarımı yapılmalıdır [2].

-     Donatı korozyonu nedeni ile meydana gelen taşıma gücü kayıplarından dolayı yapının taşıyıcı sisteminin onarılması ve             güçlendirilmesine karar verilmelidir.



4. YEREL YÖNETİMLER ve

ÜNİVERSİTE İŞBİRLİĞİNİN

NEDENLERİ

Üniversiteler, bilim ve teknolojinin ekonomik ve sosyal kalkınmaya, dolayısıyla insanların refahına yönelik yapılan çalışmaların geliştirildiği, üretildiği ve uygulamaya konulduğu yerlerin başında gelmekte ve bu nedenle önemli bir görevi üstlenmiş bulunmaktadır [3]. Aslında üniversiteler sanayi ve yerel yönetimler ile işbirliği çerçevesinde ekonomiye sağladığı katkılar yanında, insan gücünü eğiterek ekonomik kalkınmanın gerçekleşmesinde de önemli bir katkı sağlamaktadırlar. Yapılan eğitim sayesinde, toplam üretim artarken aynı zamanda gelir dağılımındaki eşitsizlik düzeyi de genellikle  azalmaktadır. Üniversitelerin genel anlamda fonksiyonları;



ç    Üniversitelerin eğitim ve öğretim     yoluyla gelecek için uzman             işgücü ve liderler yetiştirmesi ve             böylece gerek kişisel gerekse            toplumsal bazda fayda sağlaması,

ç    Üniversitelerin yapacakları             bilimsel araştırmalar sayesinde             yeni teknolojik ve yeni                 teknolojiye uyum sürecinde             yetişmiş işgücünü eğiterek             verimliğe  katkıda bulunması,



olarak verilebilir.



4.1. Yerel Yönetimler-

Belediye Arası İşbirliği Alanları

Yerel yönetimlerin gerek kaynak kullanımı gerekse verimliliği artırmaları açısından üniversiteler yanında kendi aralarında da etkin olarak bir işbirliğine girmelidirler. Bu işbirliğine yönelik örnek alanlar ise;



-    Bilgi ve deneyim alışverişi,

-     Yerel yönetimlerin çalışma             alanlarında eğitim ve araştırma             yapmak,

-     Yerel yönetimlere ilişkin yasal,             kurumsal ve yönetsel                 düzenlemeler konusunda çeşitli             düzeylerde görüş geliştirmek,

-     Kentsel ve bölgesel planlama ve             kentsel hizmetlerin ortaklaşa             sunulması konusunda işbirliğine             gitmek,

-     Yol, su, kanalizasyon arıtma             tesisi gibi alt yapı hizmetlerinin             sağlanmasında işbirliğine gitmek,

-     Çevre kirliliği ve çevrenin             korunması konusunda ortak             programlar geliştirmek,

-     Hizmet ortaklıkları kurmak,             işletmek

-     Bilgi birikim merkezi veri             bankası kurmak

-     Tek tek yapıldığında rasyonel             olmayan, kaynak kaybına yol             açan hizmet ve faaliyetlerin             birden çok yerel yönetimler             birimince, karşılıklı yarar esasına     dayanan bir işbirliği içinde yerine     getirilmesi olarak verilebilir [4].



5. ÖNERİLER

Ülkemiz ve dünyamızın önemli bir kenti olan İstanbul’daki yapılarımızda meydana gelen korozyon hasarlarından dolayı oluşabilecek kayıp ve zararların en aza indirilmesi için yapılması gerekenler aşağıdaki şekilde verilebilir.



1.    Ülkemiz genelinde yapılarımız             inşaatında hazır beton kullanımı             zorunlu hale getirilmelidir.             Elle hazırlanan betonların             kullanılması kesin olarak             yasaklanmalıdır. Böylece             toplumun hazır beton                 kullanımına yönelmesi, meslek             odalarının bu yönelmeye destek             vermeleri, kamu idarelerinin,             yerel yönetimlerin yönlenmeyi             hızlandırarak, hazır beton             potansiyelinin yeterli olduğu her     yörede kullanımını yapı güvenliği     açısından çok yararlı olacaktır.



2.    BS 20 sınıfının altında beton             kullanımı yasaklanmalıdır.             Afet Bölgelerinde Yapılacak             Yapılar Hakkında Yönetmelik             hükümleri uyarınca, deprem             bölgelerinde BS20 sınıfının             altında beton kullanımı ve             betonun kalıplara vibratör             kullanılmadan gelişi güzel             yerleştirilmesi yasaklanmıştır.             Bu kuralların uygulanmasında             yerel yönetimler yeterli ve bilinçli     bir uygulama sergilemelidirler.



    Ancak, plansız kentleşme ve             çarpık yapılaşmanın inanılmaz             boyutlara ulaştığı büyük             şehirlerde, bu bilimsel                 mühendislik gereklerinin             çoğunun zamanında yerine             getirilmediği, hatta pek çok             binanın yeterli bir statik             projesinin dahi bulunmadığı acı             bir gerçektir. Yapı denetimi ve             ruhsatlandırmadan sorumlu yerel     yönetimlerin bundan sonra             benzer hataları tekrarlamamaları     gerekmektedir.



3.    Standart dışı malzeme kullanımı             yasaklanmalıdır. Binaların             özellikle taşıyıcı sistemlerinde             kullanılan beton ve demirlerin             standartlara uygunluğu, kalite             belgesine sahip olup olmadıkları             ve şantiyedeki proje                 uygulamalarının gereği gibi             yapılıp yapılmadığı, yapı denetim     firmalarındaki uzman kişilerce             muhakkak denetlenmeli kalite             belgeleri aranmalıdır.



4.    Eğitimsiz ve sertifikasız inşaat             ustası ve kalfası                 çalıştırılmamalıdır. İncelenen             binalarda proje ve kullanılan             malzemenin uygun olmasına             rağmen uygulama hataları             nedeniyle hasar görmüş yapılarda     gözlenmiştir. Bu nedenle             inşaatlarda mesleki eğitim             sertifikası bulunmayan, usta,             kalfa ve işçiler çalıştırılmamalıdır.     Yerel yönetimler bu konuda             gerekli denetimleri yapmalıdırlar.     Üniversiteler ve meslek odaları ile     yerel yönetimlerin işbirliği             neticesinde usta, kalfa ve işçilere     yönelik mesleki eğitim                 programları düzenlenmelidir.



5.    Yerel yönetimler denetim             yetkilerini, mesleki kuruluşlarla             teknik işbirliği içersinde             kullanmalıdırlar. Bu konuda             gerekli yasal düzenlemeler bir an     önce yapılmalıdır. Mevcut             durumda proje ve yapım             süreçlerinin denetimini özel             şirketlere veren ve meslek             odalarını işin içine katmayan             Yapı Denetim Yasası’nda da             gerekli düzenlemeler                 hazırlanarak uygulamaya             konulmalıdır.



6.    Üniversitelerde sürekli eğitim             merkezleri kurularak veya             kurulmuş olan eğitim                 merkezlerinin işlerliği artırılarak         riskli binalarda yapılacak onarım     ve güçlendirme çalışmalarına             yönelik olarak yerel                 yönetimlerdeki ilgili teknik             personelin meslek içi eğitimlerini     gerçekleştirmelidir.



7.    Üniversitelerin geliştirdiği             uygulamalı araştırma projeleri             meslek odalarının katkısı ile yerel     yönetimler ve merkezi idarece             teşvik edilerek belirlenen             öncelikli yapılara uygulanması             sağlanmalıdır.



Bu belirtilen hususların hızlı bir şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak için;



-    Merkezi yönetimle yerel             yönetimler arasındaki yetki             karmaşasının giderilmesi için             kendi içlerindeki ve aralarındaki             ilişkilerin ciddi bir idari             re-organizasyondan geçirilmesi             gerekmektedir.



-     Planlama ve yönetimde yetersiz             kaynakların akılcı, etkin ve             yerinde kullanımı sağlanmalıdır.



-    Yerel yönetimlerin yetkilerini             artırarak kararların olabildiğince     yerinden verilmesini sağlayan bir     yönetim tarzının oluşturulması             sağlanmalıdır.



-     Merkezi idare ile yerel yönetimler     arasında etkin bir iş bölümü ve             buna uygun kaynak paylaşımı             yoluna gidilmelidir.

6. SONUÇ

İstanbul, tarihi boyunca bir çok deprem yaşamış bir kentimizdir. Ülkemiz nüfusunun yaklaşık 1/6'sını bünyesinde bulundurmaktadır. 20. yüzyılın son çeyreğinde ağırlıklı olarak aldığı göç sonrası oluşan sağlıksız yapılaşma nedeniyle şehirdeki yapı stoku önemli bir deprem riskiyle karşı karşıya gelmiştir. Yapılarımızı bekleyen doğal depremler yanında taşıma gücünü olumsuz yönde etkileyen donatı korozyonu nedeni ile meydana gelebilecek göçme risklerinin azaltılması için yukarıda verilen önerilerin uygulanması gerekmektedir.

Bütün bu sorunlarla başa çıkabilmek için temelde yerel yönetimlerin teknik kadrolarla güçlendirilmesi, finansman kaynaklarla desteklenmesi, stratejik kentsel gelişme planlarının hazırlanması ve dar gelirli aileler için konut programlarının uygulanması ve gelir dağılımının iyileştirilerek yaşanabilir yerleşmelerin yaratılması sağlanmalıdır. Yeni iskana açılacak alanlarla ilgili olarak yerel ve merkezi yönetimlerin görev ve sorumlulukları netleştirilmeli, bunlar ilgili mevzuatlarda belirginleştirilmelidir. Yerel yönetimlerle, üniversiteler ve meslek odalarının rolleri özellikle denetim konusunda güçlendirilmelidir.

İstanbul da kısa zaman içerisinde mikro bölgeleme haritalarının tamamlanarak deprem riski yanında taşıma gücü açısından yetersiz duruma gelen yapıların öncelikle belirlenip güçlendirilmesi veya yıkılmasına karar verilmelidir. Bunun kolaylaştırılması açısından gerekli yasal çalışmalar yapılmalıdır. Uygulamada çalışacak yerel yönetimlerde görev yapan teknik personelin eğitimi hususunda üniversitelerle gerekli işbirliği sağlanmalıdır.


7. KAYNAKLAR

[1]    Akman, S., "Yapı Hasarları ve Onarım İlkeleri", sh. 45-47,İstanbul, 1992.

[2]    Altuğ, T., "Yapılarda Korozyon", İzolasyon Dünyası, Sayı: 34,sh. 23-25, 2002.

[3]    DPT, Türkiye’de ve Dünyada Teknolojik Gelişme, Yapısal Uyum Sosyal Politikalar ve Koordinasyon Genel Müdürlüğü, Nisan 1994.

[4    Ünlü, H., "Yönetimler Arası İlişkiler", Toplu Konut İdaresi Başkanlığı, IULA-EMME Yayınları, İstanbul, 1994.

[5]    Aydın, A. R., "Kent; Sorumluluğun Özgürlük Olduğu Yaşam Yeri", TMH Dergisi, Sayı 367, 1993.

[6]    Özden, P. P., "Kentsel Yenileme Uygulamalarında Yerel Yönetimlerin Rolü Üzerine Düşünceler ve İstanbul Örneği", İ.Ü.Siyasal Bilgiler     Fakültesi Dergisi, No: 23-24, Ekim 2000-Mart 2001


 

İlginizi çekebilir...

Isı Yalıtım Ürünlerinde Performans, Güvenirlilik ve Uygunluk: Avrupa Standartlarının Teknik Çerçevesi

Binalarda sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve güvenlik hedeflerinin karşılanması, doğru tasarlanmış bir yalıtım stratejisinin varlığına bağlıdır....
24 Ocak 2026

Polimer Bitümlü Örtüler ile Etkili Su Yalıtımı

Fosil esaslı bitüm bileşen ve asfaltın inşaatlarda kullanımı Avrupa'da 18. Yüzyıla kadar dayanmaktadır. Günümüzde Polimer modifiyeli bitümlü örtül...
19 Temmuz 2025

Pratik ve Çözüm Üreten Bitümlü Örtülerde Çeşitlilik Artıyor

Gelişen teknoloji ve değişen ihtiyaçlar doğrultusunda dünya genelinde yapıların ve inşaat tekniklerinin değiştiğini gözlemliyoruz. Bu değişimlere bağl...
21 Kasım 2024

 
Anladım
Web sitemizde kullanıcı deneyiminizi artırmak için çerez (cookie) kullanılır. Daha fazla bilgi için lütfen tıklayınız...

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Enerji & Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi
  • İklimlendirme Sektörü Kataloğu
  • Yangın ve Güvenlik Sektörü Kataloğu
  • Yalıtım Sektörü Kataloğu
  • Su ve Çevre Sektörü Kataloğu

©2026 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.

1,238 sn