2026 Yılı Ödülleri Sahiplerine Törenle Takdim Edildi
2025 Sektör değerlendirmesi ve 2026'dan beklentiler
|
Yapılarda Isı Yalıtımının Önemsenmemesı'nin Ekonomik ve Çevresel Boyutu
Bu hazine güneş enerjisinin milyonlarca yıl yeryüzünde birikimi sonucu oluşmuş olan fosil yakıtlardır; bu fosil yakıtların, enerji üretiminde tüketilmeleri sonucu ortaya çıkan atıklar 20. Yüzyılın son yarısında insanoğlunun en ciddi problemlerinden bir tanesi haline gelmiş ve özellikle son birkaç yıldır bu atıklar nedeni ile artık yerel, bölgesel değil global ekolojik problemler birbirini takip eder hale gelmiştir. Özellikle yüzyılımızın son çeyreğinde atmosfere salınan milyarlarca megajul enerji ve bunun üretiminde kullanılan milyarlarca ton fosil yakıt atıklarından, hakkında çok az bilgimiz olan ve dünyada hayatın yeşermesinin tek nedeni olan atmosfer etkilenmiş ve tepkisini de son yıllarda hayretle karşıladığımız iklim değişiklikleri ile göstermektedir. Bugün hayretle gördüğümüz milyonlarca insanın yaşamını etkileyen büyük miktarda mal ve can kaybına yol açan birbirini takip eden fırtınalar, tayfunlar bazı bölgelerde aşırı kuraklık diğer bazılarında ise seller doğanın bu aşırı kirlenmeye karşı tepkisidir. Fosil yakıtların giderek daha fazla tüketilmesi sonucu doğanın kendisini temizleyebileceğinden çok daha fazla kirlilik atmosfere yayılmakta ve buna paralel olarak ta maalesef yanma ürünü olarak atmosfere yayılan karbondioksit'in doğal temizlenmesi görevini üstlenmiş olan yeşil alanlar hızla küçülmektedir; her geçen yıl dünya atmosferindeki karbondioksit miktarı yaklaşık 19.000.000. ton artmaktadır. Atmosferin bileşiminde bulunan karbondioksit gazı tek yönlü bir filtre görevi yapmaktadır, güneş ışınları önemli bir engel ile karşılaşmadan yeryüzüne ulaşmalarına karşın, yerden kızılötesi ışınlar halinde uzaya yansırken, bunların enerjilerinin bir kısmı karbondioksit molekülleri tarafından tutulur ve bunun sonucu olarak ta atmosferin alt katmanlarında sıcaklık yükselir ve işte bu şekilde de dünyanın ortalama sıcaklığı 15°C'de kalabilmektedir. Seraların cam veya plastik örtüleri de aynı etkiyi yaptıklarından bu olay sera etkisi olarak adlandırılmıştır. Uzmanlar, dünyamızın buzul çağından bu güne kadar ortalama 3°C kadar ısındığını hesaplamaktadır ve bu yükselmenin zaman sürecine bağlı olarak en yüksek hızını son 20 yıl içinde gösterdiğini belirtmektedirler. Olayın bu şekilde gelişmesinin süregelmesi sonucunda, 2000'li yılların başlarında dünya ortalama sıcaklığının 1°C daha artması halinde kutuplardaki buzulların bir kısmının eriyerek deniz seviyesinin 12 metre yükselmesi, bugün tarım yapılan bölgelerin kuraklaşması, birçok yerleşim birimlerinin sular altında kalması gibi insanlık için çok önemli sorunlar dizini ile karşı karşıya kalınacaktır. Fosil yakıtlarının tümünün bileşiminde az veya çok miktarda kükürt vardır, yanma esnasında bu kükürt de yanarak kükürtdioksit halinde atmosfere geçmektedir. İnsanlarda solunum enfeksiyonlarına ve kalp rahatsızlıklarına neden olan bu gaz atmosferdeki rutubet nedeni ile sülfüröz ve sülfürik asit oluşturarak yağmur ile birlikte yeryüzüne inmektedir. Özelikle Avrupa Kıtasında bazı bölgelerde ormanlar üzerine yağarak büyük tahribata neden olan asit yağmurları bu olayın sonucudur. Almanya'nın Erzebirge ve Harz gibi dağlık bölgelerinde ki ormanların yokolması ve isveç göllerinin PH değerinin sürekli düşmesi bu olayın sonucudur. Katı, sıvı ve gaz yakıtların yanma3: sonucu yukarıda belirtilmiş olan ve yayınma miktarları çok yüksek olan kirleticilerin yanı sıra, yakacağın türüne ve yanma prosesine bağlı olarak çeşitli miktarlarda değişen, azot oksitler, karoon monooksit, hidrokarbonlar, klor, halojenli bileşikler, polisiklik organik maddeler ile partikül şeklinde katı maddeler atmosfere yayınmaktadır. Bunların herbiri insan sağlığına ve doğal hayata çeşitli olumsuz etkilerde bulunmakta ve ekolojik dengenin bozulmasına neden olmaktadır. Kalitesiz fosil yakıtlar ile ısınmanın sonucu ortaya çıkan bu çevre tahribatını azaltmak, kentlerin havasını biraz daha solunabilir hale getirmek ve gerekse de yakıta ödenen parayı minimuma indirmek için günümüzde çeşitli bilim dallarında çalışanlar sürekli çaba sarfetmektedirler. Bu konuda bugüne kadar elde edilmiş olan tek sonuç enerjinin ekonomik olarak kullanılmasının gerekliliği olmuştur. Zira üzerinde çok çalışmalar yapılmasına rağmen nükleer, güneş, rüzgar, dalga, jeotermal enerji gibi alışılmamış enerji kaynaklarının (nükleer dışında olanlar) henüz rantabl bir biçimde uygulamaya alınamamıştır. Avrupa Birliğine kabul edilebilmek için pek çok konuda büyük fedakarlıklar gösteren yöneticilerimiz nedense bu konuda yalıtım ve enerji ekonomisi konusunda AB Ülkelerinin duyarlılığını göstermemektedir. Avrupa topluluğuna sadece Gümrük Birliği tavizi ile kabul edilmek bir boş hayaldir; her konuda onların seviyesine erişilebildiğinde bu mümkün olabilecektir. Zira hava kirliliğinin evrensel bir boyutu vardır, Türkiye'nin havasının bu denli kirlenmesi ve bu konuda etkin önlemler alınmaması diğer ülkeleri de tedirgin etmektedir. Ülkemizde kentsel hava kirliliği yaratan enerji tüketiminin kaynağı ısınma için tüketilen enerjidir; bu bilimsel ve teknik olarak ispatlanmış bir konudur. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın 1995 verilerine göre enerji tüketiminin sektörel dağılımı şu şekildedir. Konutlar %35 Endüstri %34 Ulaştırma %23 Tarım %5 Diğer %3 Endüstrinin ve taşıtların bu konudaki etkisi yadsınamaz ama bugün için kentlerimizde, esas ölümcül tehlike havada miktarı artan kükürtdioksitten ve partikül maddelerden kaynaklanmaktadır ve herkesin bildiği gibi çeşitli kuruluşlar da sürekli olarak kirlilik parametresi olarak havadaki kükürtdioksit ve partikül madde miktarını vermektedirler. Konu ile ilgilenen herkesin bildiği gibi bu kirleticiler taşıtların egzoslarından değil fuel oil ve kömür yakan tesislerin ve meskenlerin bacalarından çıkmaktadır. Taşıt egzoslarından havaya karbondioksit, karbonmonooksit, azotoksitler, yanmamış hidrokarbonlar ve benzinli taşıtlardan da bir miktar kurşun salınmaktadır; bu maddelerin kent havasındaki değişikliklerinin ölçümleri sürekli yapılmamakta, yapılanlar da halka hava kirliliği parametresi olarak açıklanmamaktadır; zira bunların havadaki değişikliği henüz tehlike sınırlarına yaklaşmamaktadır. Son pek çok ilimizde Valiliklerce alınan karar gereği motorlu taşıtların egzoslarının kontrolünün, kent havasındaki kükürtdioksit miktarının azaltılması yönünde bir katkısı yoktur. Yapılarımızda ısı yalıtımına gereken önemin verilmeyişi, ısınma için sarfedilen yakıt miktarını arttırmakta ayrıca kaliteli yakacakların pahalılığı ekonomik gücü zayıf olan halkımızın ucuz fakat çevreyi daha fazla kirleten linyitlere doğru yönelmesine neden olmaktadır. Ülkemizdeki linyitlerin tümüne yakın bir kısmının ısıl değerleri düşük, kül, nem, kükürt ve azot içerikleri oldukça yüksektir. Isıl değerlerinin düşüklüğü birim enerji üretimi için daha fazla yakılmalarını gerektirmekte ve bu da çevreye daha fazla kirletici yayılmasına neden olmaktadır. Linyitlerdeki nem oranının yüksekliği nedeni ile, yakma sonucu elde edilen enerjinin önemli bir kısmı, kömürün neminin buhar haline getirilip uçurulmasına sarfedilmektedir. Bu buhar, kömürün yanma atıkları olan kükürtdioksit, karbodioksit, partikül madde ile birleşerek smog adı verilen ve ingilizce duman ve sis kelimelerinin (smoke+fog) birleştirilmesinden oluşmuş bir kelime ile ifade edilen insan sağlığı için çok tehlikeli bir olayın gelişmesine neden olmaktadır. Şehirlerimizde hergün karşılaştığımız sisli puslu havalar bu olayın sonucudur. 1952 yılında Londra'da bir hafta zarfında 4.000 kişinin ölümüne neden olan smog, büyük kentlerimizde önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Özellikle bahar aylarında Marmara bölgesinde görülen sis'in kentlerin kirli havası ile karışarak smog haline dönüşmesi sonucu Londra'da yaşanmış facianın tekrarını Ülkemizde de görmek kimseyi şaşırtmamalıdır. Fosil yakıtların yanması sonucu, ortaya çıkan hava kirleticilerin miktarını azaltabilmek için 3 yöntem vardır: 1. Yakıt miktarını azaltmak, 2. Yakıt kalitesini yükseltmek, 3. Yakma prosesini geliştirmek. Enerji tüketiminin sektörel dağılımı ve ısınma için sarf olan enerjinin sadece belirli bir zaman sürecinde, Kasım, Aralık, Ocak ve Şubat aylarında tüketildiği göz önüne alınarak yapacağımız bir Pareto Analizi, kentsel hava kirliliğinin azaltılması konusunda ne ile mücadele etmemiz gerektiğini göstermektedir. Hava kirliliğinin yoğun olduğu kış aylarında tüketilen enerjinin %65 ila 70'i ısınma amacı ile tüketilmektedir. Ülkemizde maalesef kökten ve kalıcı bir çözüm olan yapılara ısı yalıtımı uygulayarak yakıt sarfiyatını azaltıp kirliliği sınırlama yerine daha pahalı ve sürekliliği belirsizlik arzeden yakıt kalitesinin yükseltilmesi yöntemi, yani çağın en temiz yakıtı olarak adlandırılan doğal gaz ile ısınma, tercih edilmiştir. Hava kirliliğini azaltmak amacı ile yakma prosesini geliştirmek ise ancak büyük tesisler halinde, ülkemizde hiç te popüler olmayan merkezi ısıtma halinde mümkündür. istanbul Doğal Gaz Projesi 13.000.000,'luk bir megakentın bir kısmını sadece 1.000.000. aboneyi hedeflemiştir; son yapılan bir meclis araştırmasında sadece istanbul'da 3.000.000. ruhsatsız gecekondu türü yapı olduğu ortaya konmuştur. Gaz verilmesi hedeflenmiş semtlerdeki tüm konutlar, işyerleri ve endüstriyel tesisler doğal gaza dönüştürülse bile kentin büyük bir kısmı, yalıtımsız yapılarda kömür ve fuel oil yakarak enerji savurganlığına ve çevreyi kirletmeye devam edecektir. Bu konuda yapılması gereken en etkin önlem tüm yapılarda ısı yalıtımına gereken önemi vermektir. Avrupa Topluluğuna kabul edilebilmek için pek çok konuda büyük fedakarlıklar gösteren yöneticilerimiz nedense bu konda yalıtım ve enerji ekonomisi konusunda AB Ülkelerinin duyarlılığını göstermemektedirler. Gelişmiş Ülkelere göre, ülkemizde kişi başına tüketilen enerji miktarı 1/3 oranında olmasına karşın, ısınma için sarfettiğimiz enerji %100 daha fazladır. Ülkemizde ısınma için aşırı bir yakıt tüketimi vardır, Türkiye'de birim hacmi ısıtmak için harcanan enerji Fransa'dan %46, isveç'ten %230 daha fazladır. Bu aşırı yakıt tüketimi, Ülkemizin coğrafi konumundan değil, ülkemizde ısı yalıtımına gereken önemin verilmeyişinden kaynaklanmaktadır. AB Ülkeleri ısı yalıtım kurallarını ortak bir standard haline getirme çabasını sürdürmektedirler. Günümüzde artık sadece yapı elemanlarının ısı iletim katsayılarını düşürerek yapılan tasarrufun yeterli olamayacağı kanaatinde olan AB ülkeleri havalandırma kayıplarını azaltmak için yapılarda reküperatör, eşanjör ve ısı pompası kullanarak havalandırma gereksinimi ile dışarı atılan enerjiyi de geri kazanma konusunda çalışmalar yapmaktadırlar. Ülkemiz petrol ve doğal gaz bakımından fakir bir ülkedir; petrol, doğal gaz ve hatta kömürün bir kısmı da ithal edilmektedir ve ithal enerji miktarı her yıl oransal olarak ihracatımızdaki artıştan daha hızlı olarak büyümektedir. Ülkemiz 1995 yılında birincil enerji talebinin %42'sini kendi öz kaynaklarından karşılamış kalanı için ithal yoluna gitmiştir. Yapılan hesaplara göre 2000 yılında enerjinin %68'i ithal yolu ile karşılanacak ve bugün 5 milyar dolar olan enerji ithalatımız daha da artacaktır. 2000'li yılların ilik çeyreğinden önce nüfusumuzun 85 milyonu aşacağı ve bunun %70'inin şehirlerde oturacağı beklenmektedir ve bu da yoğun bir yapılaşmayı öngöreceğinden önlemler alınmaz ise, şehirler hava kirliliğinden yaşanmaz hale gelecek ve enerji ithalatı da ülkemizin ekonomisinin karşılamayacağı miktarlara erişecektir. Son on yıl içinde dünyada görülen siyasi ve iktisadi değişimler tüm tahminleri ve dengeleri alt üst etmiştir, gelecek beş yılda cereyan edecek olayları kahinler dahi kestirememektedir, dolayısı ile ileride doğal gazın fiyatının ne olacağını, tedarik edilip edilemeyeceğini önceden söylemek mümkün değildir. Hangi yakıtı kullanırsak kullanalım, kentsel hava kirliliğinin önlenmesi, ekolojik dengenin korunması, ancak ve ancak az ve verimli yakarak gerçekleştirilebilir, zira çevreye az veya çok zarar vermeyen hiç bir yakıt yoktur. Ülkemiz ve dünyamız kaynakların korumak ekonomik varlığımızı geliştirebilmek için enerji tasarrufuna gereken önemi vermek zorundayız. Bugün ülkemizde ısı yalıtımı uygulanmadan inşa edilmiş 10.000.000. dolayında eski bina bulunmaktadır, bu binalarda uygulanması hiçbir teknolojik zorluk arz etmeyen herkesin kolaylıkla uygulayabileceği basit yalıtım uygulamaları ile ısınma için sarfettiğimiz enerjinin asgari %50'sini geri kazanmak mümkün olacaktır. Gereksiz ve aşırı yakıt tüketimini kısarak kentsel hava kirliliğini azaltmak, ekolojik dengeyi korumak için aşağıda sıraladığım önlemleri yıllardır tekrar ediyorum. Ama maalesef henüz bu konuda etkin bir adım atılmadığı için bir kez daha tekrarlıyorum: ? Kaçak yapılaşma muhakkak durdurulmalıdır, imar'a açılacak mücavir alanların imar durumları iklim ve rüzgar koşulları gözönüne alınarak uzmanlardan oluşan bir etik kurulca tayin edilmeli, mevcut yapılaşma yoğunlukları yeniden gözden geçirilmeli ve üst sınırlar değiştirilemez biçimde tesbit edilmelidir. Binasına ısı yalıtımı yaptırmak, penceresini çift cam veya ısı cam'a dönüştürmek isteyenlere düşük faizli orta vadeli krediler sağlanarak ısı yalıtımı konusunda AB Ülkelerinde yapılan çalışmalar sıkı bir biçimde takip edilmeli ve bunlar Ülkemizde de uygulanmaya çalışılmalıdır. Belediyeler, bu konuda kamuoyu yaratabilmek için emlak vergilerinde, çevre ve çöp vergilerinde ısı yalıtımına sahip binalara özel bir indirim uygulayarak, ısı yalıtımını teşvik etmelidirler. Isı yalıtım malzemelerinin kullanılmalarının teşviki için, bunlardan alınan KDV ve diğer vergilerde özel indirimler uygulanmalıdır. Medyada, özellikle Devlet Televizyon ve Radyolarında, ısı yalıtımı ve kentsel hava kirliliği ilişkisini vurgulayan, bu konudaki önlem ve önerileri içeren programlar ile kamuoyu bilinçlendirilmelidir. Kamuoyu yaratabilmek, vatandaşları bilinçlendirip, çevre ve enerji ekonomisi konusunda duyarlılığını arttırmak amacı ile yetkili bir kurulca binanın ısınma için gerekli yakıt miktarı hesaplanmalı ve bulunan değer yıllık ton petrol, ton kömür türünden hesaplanarak ısı sertifikası diye adlandırılacak bir belgeye kaydedilmelidir. Halen Almanya'da uygulanan bu belge sayesinde satış ve kira sözleşmelerinde bir tercih unsuru oluşturmaktadır. Bu uygulama müteahhitleri gerçek bir şekilde ısı yalıtımı yapmaya zorlayan bir unsur haline gelecektir. Şurası hiç unutulmamalıdır ki basit bir yalıtım uygulaması ile kentsel hava kirliliğini %50 azaltmak mümkündür. Isı yalıtımının yanı sıra temiz ve kaliteli yakacak kullanımı hava kirliliğini tamamen ortadan kaldıracak ve daha az yakıtla ısınıldığından atmosfere salınan enerji azalacak, ekolojik denge korunacak ve havayı ısıtmak için sarfettiğimiz para da bizden sonraki nesillere daha müreffeh bir Türkiye bırakabilmek için gerekli yatırımlara aktarılabilecektir. Prof.Dr. Kutsal TÜLBENTÇİ İ.T.Ü. Kimya Metalürji Fakültesi
İlginizi çekebilir... Isı Yalıtım Ürünlerinde Performans, Güvenirlilik ve Uygunluk: Avrupa Standartlarının Teknik ÇerçevesiBinalarda sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve güvenlik hedeflerinin karşılanması, doğru tasarlanmış bir yalıtım stratejisinin varlığına bağlıdır.... Polimer Bitümlü Örtüler ile Etkili Su YalıtımıFosil esaslı bitüm bileşen ve asfaltın inşaatlarda kullanımı Avrupa'da 18. Yüzyıla kadar dayanmaktadır. Günümüzde Polimer modifiyeli bitümlü örtül... Pratik ve Çözüm Üreten Bitümlü Örtülerde Çeşitlilik ArtıyorGelişen teknoloji ve değişen ihtiyaçlar doğrultusunda dünya genelinde yapıların ve inşaat tekniklerinin değiştiğini gözlemliyoruz. Bu değişimlere bağl... |
|||||||
©2026 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.