2026 Yılı Ödülleri Sahiplerine Törenle Takdim Edildi
2025 Sektör değerlendirmesi ve 2026'dan beklentiler
|
Yalıtımsız Binalarda Isınmanın Ağır Bedeli Kentsel Hava Kirliliği
Endüstrimizin içinde bulunduğu kaynak sıkıntısı ve finansman güçlüğü, ekonomimizde görülen yüksek enflasyon, halkın bu konudaki bilinçsizliği, yetkililerin duyarsızlığı çevre sorunlarının çığ gibi büyümesine neden olmakta ve özellikle son 10 yıldır ülkemizde insanlarımızı tıp otoritelerince sağlık için zararlı sayılan sınırların çok ötesinde kirlenmiş bir çevre de yaşam savaşı vermeye zorunlu kılmaktadır. Çevre sorunları içinde, "havada yabancı maddelerin insan sağlığına, canlı hayatına ve ekolojik dengeye zararlı olabilecek derişiklik ve sürede bulunmasıdır" diye tanımlanan hava kirliliği, özellikle kış aylarında, Türkiye gündeminin en ağırlıklı konularından bir tanesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada yabancı madde deyimi ile doğal havanın bileşiminde bulunmayan her tür madde belirtilmektedir; Bu maddelerin bir bölümü canlıların yaşamanı direkt olarak etkileri gibi, bir diğer bölümü de en-direkt olarak etkilemektedir.' Kirleticilerin derişikliği ve bunlara maruz kalma süresi etkin faktörlerdir. Genel olarak yüksek derişiklik ve kısa süre, düşük derişiklik ve uzun süre canlı yaşamına aynı etkiyi yapar. Hava kirleticiler, özellikleri ve orijinleri gözö-nüne alınarak sınıflandırılırlar, şehirlerimizde görülen hava kirliliği sadece yanma sonucu ortaya çıkan kirliliktir ve bu makalede bunun azaltılması üzerinde durulacaktır Hava kirliliği sadece bölgelerin bir sorunu değildir, evrensel bir boyutu vardır; fosil yakıtların giderek daha fazla tüketilmesi sonucu doğanın kendisini temizleyebileceğinden çok daha fazla kirlilik atmosfere yayılmakta, buna paralel olarak da, maalesef yanma ürünü olarak atmosfere yayılan karbondioksitin doğal temizlenmesi görevini üstlenmiş olan yeşil alanlar hızla daralmakta ve bunun sonucu olarak da her geçen yıl dünya atmosferindeki karbondioksit miktarı artmaktadır. Karbondioksit gerçekte özellikleri nedeni ile kirletici olarak sınırlandırılamaz ama atmosferde derişikliğinin değişimi, insanoğlunun sonunu hazırlayan etkin faktörlerden birisi olarak görülmektedir. Atmosferin bileşiminde bulunan karbondioksit gazı tek yönlü bir filtre görevi yapmaktadır. Güneş ışınları önemli bir engel ile karşılaşmadan yeryüzüne ulaşmalarına karşın, yerden kızılötesi ışınlar halinde uzaya yansırken, bunların enerjilerinin bir kısmı karbondioksit molekülleri tarafından tutulur ve bunun sonucu olarak da atmosferin alt katmanlarında sıcaklık yükselir ve işte bu şekilde de dünyanın jprtalama sıcaklığı 15 °C'de kalabilmektedir. Seraların cam veya plastik örtüleri de aynı etkiyi yaptıklarından bu olay sera etkisi olarak adlandırılmıştır. U2majTlar, dünyamızın buzul ça-ğındanfrögüne kadar ortalama °C kadar ısındığını hesaplamakta ve bu yükselmenin zaman sürecine bağlı olarak en yüksek hızını son 20 yıl içinde gösterdiğini belirtmektedirler. Olayın bu şekilde gelişmesinin süregelmesi sonucunda, 2000'li yılların başlarında dünya ortalama sıcaklığının 1 °C daha artması halinde kutuplardaki buzulların bir kısmının eriyerek deniz seviyesinin 1-2 metre yükselmesi, bugün tarım yapılan bölgelerin kuraklaşması, birçok yerleşim birimlerinin sular altında kalması gibi insanlık için çok önemli sorunlar dizini ile karşı karşıya kalınacaktır. Fosil yakıtlarının tümünün bileşiminde az veya çok miktarda kükürt vardır, yanma esnasında bu kükürt de yanarak kükürtdioksit halinde atmosfere geçmektedir, insanlarda solunum enfeksiyonlarına ve kalp rahatsızlıklarına neden olan bu gaz atmosferdeki rutubet ile sülfüröz ve sülfürik asit oluşturarak yağmur ile birlikte yeryüzüne inmektedir. Almanya'nın Erzebirge ve Harz gibi dağlık bölgelerindeki ormanların yok olması ve isveç göllerinin PH değerinin sürekli düşmesi bu asit yağmurlarının neden olduğu olaylardır, isveç'teki göllerin bulunduğu bölgenin kalsiyum karbonat gibi alkali maddelerden yoksun olması ve sadece granitten oluşması, sularının bu asit eklentisine karşı duyarlı olmasına neden olmakta ve zamanla PH değerinde düzelme görülmemektedir. Son 30 yılda isveç göllerinde Ph değeri 5.4'ten 4.2'ye düşmüştür, isveç'de görülen bu sülfür atıkları ingiltere ve Orta Avrupa'dan rüzgar ile taşınmaktadır
Katı, sıvı ve gaz yakıtların yanması sonucu yukarıda belirtilmiş olan ve yayınma miktarları çok yüksek olan kirleticilerin yanı sıra, yakacağın türüne ve yanma prosesine bağlı olarak çeşitli miktarlarda değişen, azot oksitler, karbon monoksit, hidrokarbonlar, klor, halojenli bileşikler, polisiklik organik maddeler ile partikül halinde katı maddeler atmosfere yayılmaktadır. Bunların her biri insan sağlığına ve doğal hayata çeşitli olumsuz etkilerde bulunmakta ve ekolojik dengenin bozulmasına neden olmaktadır. Ülkemizde hava kirliliği üzerine yapılan bilimsel çalışmaların büyük bir çoğunluğu termik santral-lar ile endüstriyel tesislerin bacalarından ve taşıtların egzostların-dan çıkan gazlar üzerinedir; doğal olarak bunların önemini kimse yadsıyamaz ancak, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın 1993 verilerine göre enerji tüketiminin sektörel dağılımı şu şekildedir.
Konutlar %36
Endüstri %34 Ulaştırma % 21.4 Tarım %5 Diğer % 3.6 Yine aynı kuruluşun verilerinden, ülkemizde tüketilen yakıtın % 32'sinin ısıtma amacı ile tüketildiği görülmektedir. Bu şaşırtıcı tablonun yanı sıra, ısıtma için tüketilen yakıtın endüstri ve ulaştırmada olduğu gibi tüm sene boyunca değil de sadece kış aylarında tüketilmesi Aralık, Ocak ve Şubat aylarında enerji tüketiminde, ısıtma amaçlı tüketimin % 65'e erişen bir paya sahip olacağını göstermektedir. Endüstriyel tesislere sahip olmayan ve trafiğin de yoğun olmadığı Tokat, Kastamonu, Erzurum, Sivas, Elazığ, Diyarbakır, Düzce gibi kentlerimizde görülen hava kirliliği tamamen ısıtma amaçlı yakıt tüketiminden kaynaklanmaktadır, ilişikte sunulan diyagramlar çeşitli kentlerimizde hava kirliliğinin kış aylarında ne denli arttığını ve tehlike sınırlarını ne denli aştığını açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Nüfusumuzun yılda % 2.5 artmasının yanı sıra, endüstrileşme, işsizlik ve asayiş sorunlarının teşvik ettiği iç göçler sonucu belirli bölgelerde yoğunlaşması, konut gereksinimini arttırmaktadır. Halen 2.000.000'dan fazla konut açığı bulunan ülkemizde, bu durum her seviyede ve her türde standart dışı yapılaşmayı teşvik etmekte ve maalesef yerel yöneticilerin gözleri önünde özellikle istanbul'da havayı temizleme görevini doğada üstlenmiş olan ormanlar tahrip edilip yerini gecekondu apartmanlara terk etmekte ve talana da Sultanbeyli ve Küçük Armutlu'da olduğu gibi yetkililer hiçbir tepkide bulunmamaktadır; bu olay artık fakirin, güçsüzün barınma sorunu olmaktan çıkmış, belirli bir kesimin köşeyi dönme aracı haline gelmiştir. Yapılarımızda ısı yalıtımına gereken önemin verilmeyişi, ısınma için sarfedilen yakıt miktarını arttırmaktadır; ayrıca kaliteli yakacakların pahalılığı ekonomik gücü zayıf olan halkımızın ucuz fakat çevreyi daha fazla kirleten linyitlere doğru yönelmesine neden olmaktadır. Ülkemizdeki linyitlerin tümüne yakın bir kısmının ısıl değerleri düşük, kül, nem, kükürt ve azot içerikleri oldukça yüksektir. Isı değerlerinin düşüklüğü birim enerji üretimi için daha fazla yakılmalarını gerektirmekte ve bu da çevreye daha fazla kirletici yayılmasına neden olmaktadır.
Kalorifer kazanı veya soba gibi kısa alev yollu ve kısa bacalı yakıcılarda tam ve verimli olarak yakılamayan linyit, kirletici gazların yanı sıra kirletici partiküllerinin de atmosfere yayılmasına neden olmaktadır. Linyitlerdeki nem oranının yüksekliği, yakma sonucu elde edilen enerjinin önemli bir kısmının, kömürün neminin buhar haline getirilip uçurulması-na sarfedilmesine neden olmaktadır. Bu buhar, kömürün yanma atıkları olan kükürtdioksit, karbondioksit, partikül madde ile birleşerek smog adı verilen ve ingilizce duman ve sis kelimelerinin (smoke+fog) birleştirilmesinden oluşmuş bir kelime ile ifade edilen insan sağlığı için çok tehlikeli bir olayın gelişmesine neden olmaktadır. Şehirlerimizde her gün karşılaştığımız sisli puslu havalar bu olayın sonucudur. 1952 yılında Londra'da bir hafta zarfında 4000 kişinin ölümüne neden olan smog, büyük kentlerimizde önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Petrol fiyatlarının sürekli artması akaryakıt için dizayn edilmiş tesislerin hiçbir izin alınmadan kömüre çevrilmesi, kirletici etmenlerin sayısının artmasına neden olmaktadır. Kalitesiz fosil yakıtlar ile ısınmanın sonucu ortaya çıkan bu çevre tahribatını azaltmak, kentlerin havasını biraz daha solunabilir hale getirmek ve gerekse de yakıta ödenen parayı minimuma indirmek için günümüzde çeşitli bilim dallarında çalışanlar sürekli çaba sarfetmekte-dirler. Bu konuda bugüne kadar elde edilmiş olan tek sonuç Enerjinin ekonomik olarak kullanılmasının gerekliliği olmuştur. Zira üzerinde çok çalışmalar yapılmasına rağmen nükleer, güneş, rüzgar, dalga, jeotermal enerji gibi alışılmamış enerji kaynaklarının nükleer dışında olanlar henüz rantabl bir biçimde uygulamaya alınamamıştır. Ülkemizde kentsel hava kirliliği yaratan enerji tüketiminin kaynağı ısınma için tüketilen enerjidir; bu bilimsel ve teknik olarak ispatlanmış bir konudur. Endüstrinin ve taşıtların bu konudaki etkisi yadsınamaz ama bugün için kentlerimizde, esas ölümcül tehlike havada miktarı artan kükürt-dioksitten kaynaklanmaktadır ve herkesin bildiği gibi çeşitli kuruluşlar da sürekli olarak kirlilik parametresi olarak havadaki kükürtdioksit ve partikül madde miktarını vermektedirler. Konu ile ilgilenen herkesin bildiği gibi bu kirleticiler taşıtların egzosların-dan değil fuel oil ve kömür yakan tesislerin ve meskenlerin bacalarından çıkmaktadır. Taşıt eg-zosundan havaya karbondioksit, karbonmonoksit, azotoksitler, yanmamış hidrokarbonlar ve benzinli taşıtlardan da bir miktar kurşun çıkmaktadır; bu maddelerin kent havasındaki derişikliklerinin ölçümleri sürekli yapılmamakta, yapılanlarda halka hava kirliliği parametresi olarak açıklanmamaktadır; zira bunların havadaki derişikliği henüz tehlike sınırlarına yaklaşmamaktadır. Son günlerde istanbul'da alınan karar gereği motorlu taşıtların egzoslarının kontrolü, kent havasındaki kükürtdioksit miktarının azaltılması yönünde bir katkısı yoktur. Bu konuda yapılması gereken en etkin önlem tüm yapılarda ısı yalıtımına gereken önemi vermektir. Avrupa Topluluğuna kabul edilebilmek için pek çok konuda büyük fedakarlıklar gösteren yöneticilerimiz nedense bu konuda yalıtım ve enerji ekonomisi konusunda AT ülkelerinin duyarlılığını göstermemektedirler. Gelişmiş ülkelere göre, ülkemizde kişi başına tüketilen enerji miktarı 1/3 oranında olmasına karşın, ısınma için sarfettiğimiz enerji % 100 daha fazladır. Ülkemizde ısınma için aşırı bir yakıt tüketimi vardır, Türkiye'de birim hacmi ısıtmak için harcanan enerji Fransa'dan % 46, isveç'ten % 230 daha fazladır. Bu aşarı yakıt tüketimi, ülkemizin coğrafi konumundan değil, ülke-mizde ısı yalıtımına gereken önemin verilmeyişi ile standart dışı yapılaşmadan kaynaklanmaktadır. 1970'lerdeki petrol krizi nedeni ile enerji tasarrufu için yalıtım yönetmelikleri geliştiren Avrupa Ülkeleri daha az yakıt sarfederek kentsel hava kirliliği problemini çözmeyi ön plana almışlar ve hazırladıkları yeni yönetmeliklerde kriter olarak hep bu konuyu ön plana-çıkartmışlardır. Almanya 2030 yılına kadar uygulayacağı bir plan çerçevesinde tüm eski yapıları da yeni yönetmeliklere uygun hale getirerek ısınma için tüketilecek enerji miktarını mümkün mertebe azaltma yoluna gitmektedir. Bu konuda en etkin çalışmalar isveç'te yapılmaktadır, uygulamada yapı sahiplerine ısı yalıtımı yapma koşulu ile verilen düşük faizli uzun vadeli kredinin de etkisi çok büyük olmuştur. Ülkemizde ise, önceleri yönetim bu konuda bugünkünden daha hassas davranarak bir dizi yönetmelik ve standart hazırlamış, uygulamaya koymuş; buna karşın son 10 yıldır, kirlilik dayanılmaz boyutlara erişmesine rağmen bu konuda yeni yönetmelikler ve standartlar hazırlanmaz ve var olanlar da uygulanmaz olmuştur. Ülkemizde yapılardaki ısı kayıplarının azaltılması ile yakıt tasarrufu sağlanmasına yönelik ilk çalışma TS 825, "Binalarda Isı Yalıtım Kuralları" 1970'te yayınlanmış ancak bu standardın uygulanması konusunda bir zorunluluk olmadığından, hiçbir gelişme kaydedilmemiştir. 3.11.1977 tarih ve 16102 sayılı resmi gazetede Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yayınlanan "Isıtma ve Buhar Tesislerinin Yakıt Tüketiminde Ekonomi Sağlanması ve Hava Kirliliğinin Azaltılması" yönetmeliği bu konuda atılan ilk önemli adım olmuştur. Yakıt tüketiminde tasarruf sağlayarak, halk sağlığını tehdit eden hava kirliliğini azaltmak amacı ile hazırlanmış olan bu yönetmelik hükümlerine göre, yapılarda ısı yalıtım önlemleri alınmadığı takdirde projelerin belediyelerce onaylanmayacağı ve inşaat izni verilmeyeceği kesin olarak açıklanmış olmasına rağmen bu konuda maalesef büyük bir gelişme sağlanamamıştır. Bu konuda atılmış ikinci ve en etkin adım, imar ve iskan Bakanlığının 30 Ekim 1981 tarih ve 17499 sayılı resmi gazetede ilan edilmiş olan "Bazı Belediyelerin İmar Yönetmeliklerinde Değişiklik Yapılması ve bu Yönetmeliklere Yeni Maddeler Eklenmesi Hakkındaki Yönetmelik"ile gerçekleşmiştir. Bu yönetmelik ile, gerek inşaat ruhsatı alınmasında, gerekse yapı kullanım izni kağıtlarının düzenlenmesinde, binada ısı yalıtım şartlarının aranması prensibi vazgeçilemez koşul olarak getirilmiştir. Bunu takiben 16 Ocak 1985 tarih ve 18637 sayılı Resmi gazetede bu yönetmelikte bazı değişiklikler yapılmış ve yayını takiben de yürürlüğe girmiştir. Bu yönetmeliğe göre binalar ısı kayıpları bakımından çevre şart ve gereklerine uygun olarak yalıtılacak ve bu husus düzenlenecek bir Isı Yalıtım Projesi ile gösterilmiş olacaktır. Isı yalıtım projesi TS 825'te açıklanan yöntem ve kurallara göre hazırlanacaktır, imar Kanunu, Belediye imar Yönetmeliğinin yapı ruhsat işleri maddesine göre: Yeni inşaat, ilave esaslı tadil işlerinde yapı ruhsatiyesi almak için yapılan müracaatlarda dilekçeye diğer plan, proje ve resimler yanında ısı yalıtım projesi de eklenecektir. Ayrıca yapının kaba inşaatı ikmaledilip sıvaları yapılmadan önceki durumu ısı yalıtım projesi esaslarına göre tesbit olunur. Yapının ruhsat ve eklerine uygun olması halinde devamına izin verilir, aksi halde imar kanunun ilgili hükümleri uygulanır diyerek uyulması mecburi ısı yalıtım kurallarının denetim ve yürütümünü belediyelere vermiştir. Ancak bu yönetmeliğin uygulanması maalesef belediyelerce gö-zardı edilmiştir; yönetmelik ve ısı yalıtımı kurallarını belirten TS 825'e uyulduğunu bırakın ruhsatsız konutları ruhsat alarak şehirlerin merkezinde inşa edilen konutlar için dahi söylemek mümkün değil.PİAR Araştırma Kuruluşu tarafından 1990 yılında istanbul, izmir, Ankara, Bursa ve Kocaeli illerinde bu yönetmelik yürürlüğe girdiği tarihten sonra inşa edilmiş istanbul'da %53 Ankara'da %24 İzmir'de %84 Kocaeli'de %84 Bursa'da % 84'ünde ısı yalıtımı uygulanmamıştır. 15.643 bina üzerinde yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre, binaların;Son yıllarda kentsel hava kirliliğini ortadan kaldırabilmek amacı ile Ankara ile başlayan istanbul ve Bursa ile devam eden doğal-gaz projesi uygulamaya alınmış ve bu şekilde büyük kentlerimizde kışın görülen hava kirliliğini yok edebilme konusunda tüm umutlar çağımızın en temiz yakıtı olarak bilinen doğalgaza bağlanmıştır. Diğer bilinen yakıtlar ile karşılaştırıldığında doğalgaz hissedilebi-lir bir kirlilik oluşturmamaktadır ancak bu söz doğalgazın çevreye hiçbir olumsuz etkisi yoktur anlamında alınmamalıdır; zira yenilenebilir enerji kaynaklarının dışında, doğada temiz enerji yok tur. Doğalgazın da yanması sonucunda da atmosfere karbondioksit atılmaktadır; ancak aynı enerji miktarı için oluşan karbondioksit miktarı yaklaşık olarak kömürün 1/2'si, petrolün ise 3/4'ü kadardır. Doğalgazın yanma sıcaklığının yüksek olması sonucu özellikle uygun dizayn edilmemiş kazanlarda kullanılması halinde Nox emisyonları artacaktır. Ayrıca istanbul gibi çok yoğun bir yerleşim alanına sahip bir mega-kentten havaya atılacak milyarlarca Kcal'lik ısı bölgesel iklim değişikliklerine, ekolojik dengenin bozulmasına ve beklenmeyen meteorolojik olaylara neden olacaktır. istanbul Doğalgaz Projesi 12.000.000'luk bir mega kentin 1/4'lük bir kısmını hedeflemektedir. Gaz verilmesi öngörülmüş semtlerdeki tüm konutlar, işyerleri ve endüstriyel tesisler doğalgaza dönüştürülse bile kentin 3/4'ü, yalıtımsız yapılarda kömür ve fuel oil yakarak, enerji savurganlığına ve çevreyi kirletmeye devam edecektir. Ülkemiz petrol ve doğalgaz bakımından fakir bir ülkedir; petrol, doğalgaz ve hatta kömürün bir kısmı da ithal edilmektedir ve ithal enerji miktarı her yıl oransal olarak ihracatımızdaki artıştan daha hızlı olarak büyümektedir. Son beş yıl içinde dünyada görülen siyasi ve iktisadi değişimler tüm tahminleri ve dengeleri alt üst etmiştir, gelecek beş yılda cereyan edecek olayları kahinler dahi kestirememektedir, dolayısı ile ileride doğalgazın fiyatının ne olacağını, tedarik edilip edilmeyeceğini önceden söylemek mümkün değildir. Bunun en çarpıcı örneği geçen yıl yaşanmıştı, Ukrayna ile Bağımsız Devletler Topluluğu arasındaki kriz son anda zorlukla aşıldı ancak bunun tekrarlanmayacağı konusunda hiç kimse garanti veremez. Bele-diyenin finans güçlüğüne düşmesi halinde, bunun faturasını sadece ve sadece doğalgaz kullananlara çıkartıp, doğalgazın fiyatına aşırı bir zam yapıp yapmayacağı konusu da meçhuldür. Ayrıca herkesin bildiği gibi eğer yeni rezervler bulunmaz ise bu tüketim hızı ile dünyadaki gaz rezervlerinin sadece 50 yıllık bir ömrü vardır ve dolayısı ile yeni kaynaklar bulunmaz ise rezerv azaldıkça fiyatı artacak ve ısınma için kullanılamaz hale gelecektir. Hangi yakıtı kullanırsak kullanalım, kentsel hava kirliliğinin önlenmesi, ekolojik dengenin korunması, ancak ve ancak az yakarak gerçekleştirilebilir, zira çevreye az veya çok zarar vermeyen hiçbir yakıt yoktur. Ülkemiz ve dünyamız kaynaklarını korumak ekonomik varlığımızı geliştirebilmek için enerji tasarrufuna gereken önemi vermek zorundayız. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Enerji Tasarrufu Koordinasyon Kurulu, kamu ve bazı özel sektör kuruluşlarının katkıları ile ülkemiz bina sektöründeki mevcut enerji tasarrufu potansiyelini ekonomimize kazandırmak ve çevrenin ve özellikle havanın daha az kirlenmesi için daha az yakıt tüketimi ile ısınmanın sağlanabildiğini herkese göstermek amacı ile Batıkent ilkokulu Binasına Isı Yalıtımı uygulamıştır. Batıkent ilkokulu tek katlı, betonarme karkas tipinde, dış duvarları 13.5 cm. delikli tuğla+8 cm. pres tuğla, pencereleri ahşap tek cam, kirişler brüt beton olarak inşa edilmiş ve çatı altı izolasyonu da bozulmuş durumda 332.6 m2 inşaat alanına sahip tek katlı bir binadır. Ankara'da dış hava sıcaklığı -12 °C olduğu zaman teorik ısı kaybı 43660 Kcal/h olarak hesaplanmıştır. Binaya içten giydirme yöntemi ile ısı yalıtı-mı uygulanmış ve pencereler ısı cama dönüştürülmüş ve bozulmuş olan çatı arası yalıtımı yenilenmiştir. Yeni duruma göre yapılan teorik hesaplar ısı kaybının 25777 Kcal/h'te düştüğü ve teorik olarak % 41'lik bir tasarruf sağlandığı görülmüştür. Bununla da yetinilmemiş 1 Kasım 1992 ile 30 Mart 1993 tarihleri arasında okul binasına yerleştirilen sıcaklık sensörleri ile binanın iç ve dış ortam sıcaklıkları 7.00 ila 18.00 saatleri arası sürekli kaydedilmiş ve bilgisayar yardımı ile yapı zarfının ısı kayıpları hesaplanmıştır. Ayrıca teneffüslerde sınıfların pencerelerinin açık tutularak havalandırdığı belirlendiğinden buralardaki hava hızları da sıcak telli hava hız ölçerleri kullanılarak ölçülmüş ve havalandırma dolayısı ile ortaya çıkan ısı kayıpları da ölçüm sonuçları yardımı ile hesaplanmış ve aynı hesaplar yalıtımsız bina için yapıldığında bu basit yalıtım ile % 36'lik bir re-el enerji tasarrufu sağlandığı görülmüştür. Aslında bu yalıtım çok katlı bir normal binaya, örneğin bir apartmana uygulandığında enerji tasarrufu asgari % 50 civarında olacaktır, zira binanın tek katlı oluşu nedeni ile zemin kaybı büyüktür ve zemin yalıtımı yapılamamıştır ve bu ilaveten okul olma nedeni ile havalandırma kayıpları da çok fazladır. Bugün ülkemizde ısı yalıtımı uygulanmadan inşa edilmiş 10.000.000 dolayında eski bina bulunmaktadır, bu binalarda uygulanması hiçbir teknolojik zorluk arzetmeyen herkesin kolaylıkla uygulayabileceği basit yalıtım uygulamaları ile ısınma için zar-fettiğimiz enerjinin asgari % 50'sini geri kazanmak mümkün olacaktır. AT ülkeleri ısı yalıtım kurallarını ortak bir standard haline getirme çabalarını sürdürmektedirler. Günümüzde artık sadece yapı elemanlarının ısı iletim katsayılarını düşererek yapılan tasarrufun yeterli olmayacağı görüşünde olan AT ülkeleri havalandırma kayıplarını azaltmak için yapılarda reküperatör, eşanjör ve ısı pompası yardımı ile havalandırma gereksinimi ile dışarı atılan enerjiyi de geri kazanma konusunda çalışmalar yapmaktadırlar. Gereksiz ve aşırı yakıt tüketimini kısarak kentsel hava kirliliğini azaltmak için aşağıda sıraladığım önlemleri yıllardır tekrar ediyorum ama maalesef henüz bu konuda etkin bir adım atılmadığı için bir kez daha tekrarlıyorum: ? Kaçak yapılaşma muhakkak durdurulmalıdır, imara açılan mücavir alanların imar durumları iklim ve rüzgar koşulları gözönü-ne alınarak uzmanlardan oluşan bir etik kurulca tayin edilmeli ve bu değiştirilmemelidir. ? Yapılaşma yoğunlukları yeniden gözden geçirilmeli ve üst sınırlar değiştirilemez biçimde tes-bit edilmelidir. ? Isı yalıtımı uygulamaları çok ciddi bir biçimde takip edilmelidir ? Mevcut binalara tamir ve tadilat ruhsatları, yönetmeliğin öngördüğü biçimde, ancak sıcak ısı yalıtımı da yapılmak koşulu ile verilmelidir. ? Binasına ısı yalıtımı yaptırmak, penceresini çift cam veya ısı cam'a dönüştürmek isteyenlere düşük faizli orta vadeli krediler sağlanmalıdır. ? Isı yalıtımı konusunda AT ülkelerinde yapılan çalışmalar sıkı bir biçimde takip edilmeli ve bunlar ülkemizde de uygulanmaya çalışılmalıdır. ? Belediyeler, bu konuda kamuoyu yaratabilmek için emlak vergilerinde, çevre ve çöp vergilerinde ısı yalıtımına sahip binalara özel bir indirim uygulayarak, ısı yalıtımını teşvik etmelidirler. ? Isı yalıtım malzemelerinin kulla-nılmalarının teşviki, bunlardan alınan KDV ve diğer vergilerde özel indirimler uygulanmalıdır.
? Kamuoyu yaratabilmek, vatandaşları bilinçlendirip, çevre ve enerji ekonomisi konusunda duyarlılığını arttırmak amacı ile yetkili bir kurulca binanın ısınma için gerekli yakıt miktarı hesaplanmalı ve bulunan değer yıllık ton petrol, ton kömür türünden hesaplanarak ısı sertifikası diye adlandırılacak bir belgeye kaydedilmelidir. Halen Almanya'da uygulanan bu belge sayesinde satış ve kira sözleşmelerinde bir tercih unsuru oluşturmaktadır. Bu uygulama müteahhitleri gerçek bir şekilde ısı yalıtımı yapmaya zorlayan bir unsur haline gelecektir. ? Medyada, özellikle Devlet Televizyon ve Radyolarında, ısı yalıtımı ve kentsel hava kirliliği ilişkisini vurgulayan, bu konudaki önlem ve önerileri içeren programlar ile kamuoyu bilinçlendirilmelidir. Ülkemiz nüfusunun 1/5'inin yaşadığı megakent istanbul'da bazı semtler, bazı günlerde inanılmaz bir kirlilik göstermektedir; bir örnek olmak üzere, 21.12.1994 günü Sağlık Bakanlığı, Bölge Hıfzısıhha Enstitüsü'nün yaptığı ölçümlere göre istanbul'un çeşitli semtlerinin havasında metreküpte mikrogram olarak belirlenen Kükürtdioksit konsantrasyonuna bir göz atalım:BM Dünya Sağlık Örgütü Türkiye Özel Temsilcisi Joltio Espinoza, kükürtdioksit oranı metreküpte 50 mikrogram olan bir ortamda 1 saat, 500 mikrogram olan bir ortamda on dakikadan fazla kalınmasının tehlikeli olduğunu bildirmiştir (7.12.1994 tarihli Milliyet).
İlginizi çekebilir... Isı Yalıtım Ürünlerinde Performans, Güvenirlilik ve Uygunluk: Avrupa Standartlarının Teknik ÇerçevesiBinalarda sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve güvenlik hedeflerinin karşılanması, doğru tasarlanmış bir yalıtım stratejisinin varlığına bağlıdır.... Polimer Bitümlü Örtüler ile Etkili Su YalıtımıFosil esaslı bitüm bileşen ve asfaltın inşaatlarda kullanımı Avrupa'da 18. Yüzyıla kadar dayanmaktadır. Günümüzde Polimer modifiyeli bitümlü örtül... Pratik ve Çözüm Üreten Bitümlü Örtülerde Çeşitlilik ArtıyorGelişen teknoloji ve değişen ihtiyaçlar doğrultusunda dünya genelinde yapıların ve inşaat tekniklerinin değiştiğini gözlemliyoruz. Bu değişimlere bağl... |
|||||||
©2026 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir. | Çerez Bilgisi ve Gizlilik Politikamız için lütfen tıklayınız.