
Emrullah Eruslu
Bonus Yalıtım CEO
Yalıtım Dergisi’nin 30. yılını kutlarken, aslında yalnızca bir yayıncılık başarısına değil, Türkiye yalıtım sektörünün son 30 yılda geçirdiği büyük dönüşüme de tanıklık ediyoruz.
Yalıtımın Türkiye’deki hikayesi elbette 30 yıl önce başlamadı. Anadolu’da insanlar binlerce yıldır yapılarını sudan, nemden, sıcaktan ve soğuktan korumaya çalışıyor. Geleneksel yapılarda kullanılan kalın taş ve kerpiç duvarlardan suya dayanıklı harçlara, toprak damlardan iklime göre şekillenen yapı tekniklerine kadar pek çok çözüm, aslında bugünkü anlamıyla yapı fiziğinin erken örneklerini oluşturuyordu. Değişen şey; yalıtım ihtiyacının kendisinden çok, bu ihtiyacın zaman içinde bilimsel, endüstriyel ve ölçülebilir bir yapı disiplinine dönüşmesi oldu.
Türkiye’de yalıtımın sanayileşmesine baktığımızda önce su yalıtımı ürünlerinin, ardından modern ısı yalıtım malzemelerinin geliştiğini görüyoruz. 1970’lerle birlikte ısı yalıtımı standartları ve enerji tasarrufu kavramları daha fazla konuşulmaya başlandı. 1990’lı yıllar ise sektörün kurumsallaşması, ürün çeşitliliğinin artması ve yalıtım bilincinin gelişmesi açısından önemli bir dönem oldu.
Yalıtım Dergisi de tam bu dönüşümün önemli bir aşamasında yayın hayatına başladı. Bu nedenle derginin geride bıraktığı 30 yıl ile Türkiye yalıtım sektörünün son 30 yılı birbirinden bağımsız düşünülemez.
1990’ların ikinci yarısında yalıtım, çoğu projede hala ek maliyet olarak görülüyordu. Isı yalıtımı sınırlı, su yalıtımı büyük ölçüde saha tecrübesine bağlı, ses yalıtımı ise henüz öncelikli bir performans kriteri değildi.
2000 yılı ise sektör için önemli bir kırılma noktası oldu. TS 825 ve Binalarda Isı Yalıtımı Yönetmeliği ile birlikte ısı yalıtımı, yeni yapılarda bir tercih olmaktan çıkarak teknik bir zorunluluğa dönüştü. Ardından Enerji Verimliliği Kanunu, Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği ve Enerji Kimlik Belgesi uygulamalarıyla birlikte sektör yeni bir aşamaya geçti. Artık mesele yalnızca bir binanın dış cephesine yalıtım malzemesi uygulamak değildi. Binanın ne kadar enerji tükettiği, duvarının, çatısının, döşemesinin ve pencerelerinin nasıl performans gösterdiği konuşulmaya başlandı.
Sonraki yıllarda bu dönüşüm daha da genişledi. Su, ses ve yangın güvenliği; mevzuatın ve sektör gündeminin önemli başlıkları arasına girdi. Yalıtım artık yalnızca enerji tasarrufu değil; enerji verimliliği, yapı güvenliği, suya ve neme karşı dayanıklılık, akustik konfor, yangın güvenliği ve sağlıklı iç ortam koşulları anlamına geliyordu. Hepsinden önemlisi, binanın ömrü boyunca göstereceği performansın ayrılmaz bir parçasıydı.
Devamını dergide okuyabilirsiniz