E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 

ODE Satış ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Erhan Özdemir: 'Türkiye'den Çıkan Global Bir Marka Olmak İstiyoruz

ODE Satış ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Erhan Özdemir:  'Türkiye'den Çıkan Global Bir Marka Olmak İstiyoruz

15 Nisan 2019 Pazartesi / 11:48 | SÖYLEŞİ
181. Sayı (Nisan 2019)
449 kez okundu

ODE’nin gündemine ve sektöre dair kendisine yönelttiğimiz soruları cevaplayan ODE Satış ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Erhan Özdemir, ODE’yi Türkiye’den çıkan global bir marka yapmak istediklerini ve bu hedef doğrultusunda ihracat ve katma değerli ürünlere odaklandıklarını vurguluyor.

Çok kısa olarak sizi tanıyabilir miyiz?
ODTÜ Makine Mühendisliği Bölümü mezunuyum ama hayatımda hiç makine mühendisliği yapmadım. Satış pazarlama alanında kariyerime devam ettim. İlk olarak Petrol Ofisi’nde işe başladım oradan Grundfoss şirketine geçtim. Grundfoss, Türkiye’de 1997 yılında bir irtibat bürosu iken limited şirketine dönüşme aşamasında başındaydım. Daha sonra kariyerimde ciddi bir değişiklik yaparak medya sektörüne geçtim. 2000-2007 yılları arasında ATV, Sabah Grubu’nda başkan yardımcılığı görevi yaptım. Bundan sonra da yine ciddi bir değişikliğe karar vererek İngiltere’ye gittim. Fortune 500 arasında yer alan Hintli Tata şirketinin, Tata Steel Europe firmasında Ticari Direktör olarak 6 yıl çalıştım. Oradan döndüm ve bir süre kendi işimi yaptım. Sonrasında Mas-Daf Satış ve Pazarlama Direktörü olarak çalıştım. Ağustos 2018’den bu yana da ODE Satış ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yapıyorum.

Şu anda şirket gündeminizde neler var?
Gündemimizde ihracat ve yurtiçi pazarlarda katma değerli ürün ve hizmetler var. Neden ihracat diyorum? Çünkü ihracat, ODE’nin son yıllarda büyümesinde gerçekten itici bir güç oldu. Geçen yıl ihracatımız dolar bazında %30 arttı ve toplam ciromuz içinde payı %35’e çıktı. Bu yıl da ihracatın payını %40’a çıkarmayı planlıyoruz. Önümüzdeki 3 yıl için de %50’yi hedefliyoruz. Dolayısıyla ODE, gelirlerinin yarısını ihracat pazarlarından, diğer yarısını da yurtiçi pazarlardan elde eden bir şirket yapısına bürünecek. Bütün planlarımızı bu çerçevede yapıyor ve gerekli aksiyonları alıyoruz. 

10 yıldır TURQUALİTY marka destek programı içerisindeyiz. Bu noktada belirlediğimiz hedef ülkeler var. Bu hedef ülkelerde bir takım pazar geliştirme çalışmaları yapıyoruz. Hedef ülkeler dışında da bazı ülkeleri TURQUALİTY kapsamına katmaya çalışıyoruz. Dolayısıyla, ağırlıklı Avrupa’dan olmak üzere, yeni hedeflediğimiz ülkeler var. Bu yeni hedeflediğimiz ülkelerle ihracatın toplam ciromuz içindeki payını %50’ye çıkarma hedefini 3 yıl içinde gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. 

Bunun yanında bizim bir vizyonumuz var. Türkiye’den çıkan global bir marka olmak istiyoruz. Bu sadece söylem olarak kalsın istemiyoruz. Bütün planlar bu çerçevede oluşturuluyor. Yurtdışında en iyi fuarlara katılıyoruz. Birçok ülkeye seyahatler gerçekleştiriyoruz. Birçok ülkede distribütörlerimiz var. Onlar ile entegre çalışmaya gayret gösteriyoruz. Bunun ötesinde de lokal kalarak global bir marka olmak zor. Dolayısıyla bu ihracattaki büyüme trendini destekleyecek inorganik büyüme imkânlarını da değerlendirmeye çalışıyoruz. Önümüzdeki senelerde ODE’nin değişik noktalarda operasyonları olan global bir şirket olduğunu hep beraber göreceğiz.

Diğer odaklandığımız nokta da katma değerli hizmet ve ürünler. Biz nihayetinde yalıtım malzemesi üretiyoruz. Bu ürünlere daha farklı ne özellikler katabiliriz, hizmet anlamında farklı ne katabiliriz ki paydaşlarımıza daha fazla değer yaratalım, ODE olarak bunun üzerine planlamalar yapıyoruz. Buradaki ihtiyaç, rakamlara bakıldığında da çok açık görünüyor: Türkiye’nin yalıtım malzemesi ihracatına baktığımızda kilogram başına 1,1 dolar kazandığını, ithalatına baktığımızda ise kilogram başına 2,2 dolar ödediğini görüyoruz. Dolayısıyla buradan şu çıkıyor: Türkiye’de tüm yalıtım malzemesi üreticileri harcıâlem ürünler üretirken, katma değerli yalıtım malzemesi ürünlerini ithal ediyoruz. Daha pahalı ürünler yurtdışından geliyor. Biz bu tabloyu değiştirmek istiyoruz.

Sektörde yalıtım malzemesi üreten şirketlerin kapasite kullanım oranları yaklaşık %60 civarlarında. Bizim kapasite kullanım oranlarımız %85 civarlarında. Aslında kapasitemizi verimli bir şekilde kullanıyoruz. Verimli kullandığımız kapasiteden daha fazla gelir elde etmenin yöntemlerinden bir tanesi de katma değerli ürün ve hizmetlere odaklanmaktan geçiyor. Bu bizim global marka olma vizyonumuzu destekleyecek bir unsur. 

Uluslararası pazarlarda, özellikle Avrupa pazarlarında, katma değerli ürünler talep ediliyor. Örneğin sadece cam yünü levha değil de üzerinde yangın dayanımı sağlayan malzemelerin olduğu cam yünü levhalar; ya da tesisat yalıtım malzemesi olarak sadece izolasyon değil de üzerinde bir takım kaplamaların olduğu ürünler talep ediliyor. Birtakım malzemelerin bir araya gelip, bir sistem oluşturduğu ürünlerden bahsediyoruz. Biz yurtdışında fuarlara gittiğimizde bunu çok görüyoruz. Herkes “sistem” diyor. Hangi firmaya gitseniz ürünü ile bir sistem oluşturmuş. Her yerde sadece ürün değil; katma değer katılmış sistemler satılıyor. 

Bizim sürekli odaklandığımız konular, organizasyonel verimlilik, üretim tesislerinin verimliliğinin arttırılması, kalite seviyelerinin geliştirilmesi ve Ar-Ge çalışmalarımız. Özellikle Ar-Ge tarafına çok ciddi yatırım yapıyoruz. İhracat tarafında farklı ülkelerin farklı talepleri olabiliyor. Bu farklı taleplere cevap verebilmek, iyi bir Ür-Ge ve Ar-Ge faaliyeti yürütmeniz sayesinde mümkün oluyor. Güçlü olmanız ve hızlı olmanız gerekiyor. Biz de bu sektörde bu konuda en iyi olan firmalardan biriyiz. Mesela geçen sene Katar pazarından bir talep aldık ve 11 gün içerisinde, Katar’a ürün ihracatı gerçekleştirdik. 

ODE Express adında bir uygulama gerçekleştirdiniz. Bu uygulamadan bahsedebilir misiniz?
Biz sadece katma değerli ürünlere odaklanmıyoruz. Paydaşlarımıza da değer katmamız gerektiğini düşünüyoruz. “Paydaşlarına değer katmayan şirketler, ayakta kalamaz”, bu bizim ilkemiz olmuş durumda. Bu ilke ile ürünleri katma değerli yaparken, ilave hizmetler de sunmak istiyoruz. ODE Express uygulaması ile İstanbul il sınırlarındaki bayilerimizin saat 16.00’ya kadar verdiği su yalıtım ürünleri siparişleri, ertesi gün adreslerine teslim ediliyor. Bu sektörümüzde uygulanan bir şey değil. ODE Express ile bayilerimiz artık stok yönetimlerini çok daha sağlıklı yapabiliyor. Bu uygulama membran ve membran üzerine yüklenebilecek ısıpan, cam yünü ve XPS ürünlerini kapsıyor. İleriki dönemde amacımız bu uygulamayı tüm Türkiye’ye yaymak. Bunu da sadece Çorlu ve Eskişehir fabrikalarımızdan yönetmemiz çok mümkün değil. Dolayısıyla bu konuda iş ortaklarımız ile birlikte çalışarak tüm Türkiye’ye yaymayı hedefliyoruz. 

Yurtdışında böyle bir model var mı?
Bildiğim kadarıyla yok. “İnşaat malzemesini bugün sipariş et, ertesi gün kapında olsun” gibi bir şey çok zor. Bu uygulamanın tedarik zinciri operasyonunu çok ciddi çalıştık ve geliştirdik. İyi çalıştığımız iş ortaklarımız ile denemeler yaptığımız bir pilot dönemi oldu. Daha sonra da tamamen uygulamayı hayata geçirdik. 

Eskişehir fabrikasındaki çalışmalar ile ilgili bilgi verir misiniz?
Bu fabrikamız ödül aldı. 6 yıl İngiltere’de çalıştım, işim gereği birçok fabrikaya gittim. Bu fabrika gerçekten Avrupa standartlarının üzerinde tasarlanıp, inşa edildi. Fabrikada gerçekten son model bir membran üretim ekipmanı var. Çok hızlı ve kaliteli üretim yapılabiliyor. Burada sadece membran üretiyoruz ama büyük bir alanımız var. Çorlu fabrikamızda da membran üretiyoruz. Dolayısıyla iki tesisin kapasitesini topladığınızda Türkiye’nin en yüksek membran üretim kapasitesi olan şirketiyiz. İleriki dönemde “Eskişehir fabrikamızı daha verimli nasıl kullanabiliriz?” bunun çalışmasını şimdiden yapıyoruz. Başka malzemelerin üretimleri ile ilgili de çalışıyoruz. Bu konuda ciddi planlarımız var. Dolayısıyla aynı Çorlu gibi Eskişehir fabrikamız da sadece membran üreten değil diğer yalıtım malzemelerini de üreten bir üretim üssü haline gelecek.

2018’i nasıl geçirdiniz? Döviz artışı ile alakalı olarak refleksleriniz ne oldu? 2019’dan beklentileriniz neler?
Biz sanayici bir kuruluşuz. Sanayici olmak Türkiye’de günlük değişkenler ile uğraşırken uzun dönemli düşünmeyi de gerektiriyor. Biz bir ürünü alıp satmıyoruz, üretiyoruz. Bunu yapmak için de ciddi bir yatırım yapmak gerekiyor. Yalıtım ve inşaat malzemesi üreten tesislerin yatırım maliyeti oldukça yüksek. Dolayısıyla yatırım yaparken uzun dönemli planlar yapıyoruz. Anlık değişimler bizi fazla etkilemiyor. Kaldı ki piyasadaki daralmayı biz çok daha önceden öngörmüştük. Bununla ilgili tedbirlerimizi almıştık ve bu yüzden bu dalgalanmalar bizi fazla etkilemedi. Evet yurtiçi piyasası daraldı, inşaat sektörü küçüldü, Türkiye ekonomisi %2.6 büyürken, inşaat sektörü küçüldü. Tabi ki bu, yalıtım malzemesi sektörünü de etkiliyor ama tedbirlerinizi önceden alırsanız, hasarsız, herhangi bir sıkıntıya düşmeden bu süreci atlatırsınız. Mesela biz, 2018 Ekim ayında ODE tarihinin en büyük aylık cirosunu yaptık. Bunda tabi ki ihracatın etkisi var ama yurtiçi siparişlerimiz de oldukça güçlüydü. Bu rekorumuzu da 2019 Nisan ayında kırmayı planlıyoruz. 

Evet piyasada birtakım olumsuzluklar yaşanıyor olabilir ki bu çeyrekte de inşaat sektörü daralacaktır. Belki 3. ve 4. çeyrekte bir toparlanma olacaktır ama gördüğünüz gibi biz tarihi cirolarımızı yaparak hedeflerimize doğru ilerliyoruz. Bunu da tamamen planlı, programlı, panik olmadan şirket yöneterek, şirket içindeki prosedürleri doğru işleterek, hızlı olarak, müşterinin yanında olarak, müşteriyi sürekli dinleyerek, değer yaratarak bir sitem oluşturup, başardık.

ISH Frankfurt Fuarı’na katıldınız. Fuar sizin açınızdan nasıl geçti, izlenimleriniz nelerdi?
Fuar bizim açımızdan çok iyi geçti. Ocak ayında BAU Fuarı’na da katılmıştık. O da çok verimliydi. Frankfurt ISH Fuarı’ndan çok iyi dönüşler, yeni bağlantılar elde ettik. Bir sonraki fuarlara da katılmayı düşünüyoruz.

Yalıtım sektörü ile ilgili değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?
Yalıtım konusunda Türkiye’nin gitmesi gereken çok yol var. Yalıtım ürünlerinde firmaların üretim kapasite kullanım oranları %60 diyoruz ama Türkiye’de işler iyi gittiğinde, yalıtım bilinci bu hızda artmaya devam ettiğinde, bu kapasiteler de yetmeyecek. Türkiye’de yaklaşık 10 milyon civarında bina var, 20-22 milyon civarında da hane var. Bu 10 milyon civarında binanın %80’inde yalıtım yok. Kış geliyor herkes doğalgaz faturalarından şikâyetçi. Mesela 70 metrekare eve gelen fatura, 150 metrekare eve gelenden fazla olabiliyor. Bu tamamen yalıtım ile ilgili bir şey. Isı yalıtımı konusunda ciddi bir büyüme potansiyeli olduğunu düşünüyoruz. 

Şu açıdan da bakmak lazım: Türkiye’de yalıtım malzemesi konusunda ısı yalıtımı, su yalıtımı, yangın yalıtımı ve şimdi yeni çıkan ses yalıtımı konusunda hukuki altyapı hazırlanmış durumda. Devlet bu uygulamaların yapılmasını mecburi kılmış zaten. Buradaki tek sıkıntı uygulama tarafının denetlenmesi. Bu anlamda kamu denetiminin daha da sıkılaştırılması gerekiyor. Bazen duyuyoruz ısı yalıtımı yapılacak bir yerde 5 cm’lik malzeme kullanılması gerekirken, 3 cm’lik malzeme kullanılıyor. Sözde ısı yalıtımı yapılmış oluyor. Tasarruf etmek adına yapılan bir şeyden bile tasarruf etmeye çalışılıyor ki bu yanlışlar sürdüğü sürece, yalıtım ürünlerinden maksimum verim elde etmek mümkün değil. 

Binalarda özellikle ses yalıtım konforu konusunda yaşanan sıkıntılar için neler söylemek istersiniz?
Ses yalıtım yönetmeliği oldukça yeni, yani geçen yılın haziran ayında yürürlüğe girdi. Hazirandan sonra da zaten inşaat sektöründe ciddi bir daralma oldu. Çok yoğun uygulandığı veya bu alanda çok yoğun ürün satışı olduğunu söylemek güç ama bildiğimiz bir şey var ki yeni yapılacak binalarda ses yalıtımı yapılması zorunlu. Şu anda inşaat sektörü, yeni binadan ziyade elindeki yapı stokunu satmaya odaklanmış durumda. Şu an sektörde biraz hareketlilik var ama bu hareketliliğin de 2018 Ağustos öncesi inşaat seviyesi %60-70’lerde kalmış binaların tamamlanmaya çalışılmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Bu binaların tamamlanması için geçecek süre var. Dolayısıyla yeni bina çok fazla yok. 

Tüketici olarak binanın ses yalıtımının yapılıp yapılmadığını öğrenmek için bir pratik yöntem aslında çok yok. Binanın müteahhitinden ses yalıtım raporunu, projesini isteyebilirsiniz. Satın alma sırasında konutun teknik özellikleri sözleşmede yazar ve burada ses yalıtımının yapıldığı yazılmış mı yazılmamış mı buna bakılabilir. Mesela Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yeni bir çalışma başlattı, müteahhitleri sınıflandırıyor. İyi müteahhitlerden satın almaya gayret göstermek gerekiyor. Bu noktada binaların enerji karnesi de konut alacaklara yol gösterebilir.
Burada biraz da tüketicinin bilinç seviyesini de arttırmak lazım. Birisi size 20 gün boyunca “Ev alırken aman ses yalıtımına dikkat et” dese, ev alırken bu hususa dikkat ederdiniz. Binaları inşa edenlerin ses yalıtımını uygulamıyor olması veya yönetmeliklerin etrafından dolanıyor olmaları, aslında bunları bilmedikleri anlamına gelmiyor. Kırmızı ışıkta geçmenin yasak olduğunu herkes biliyor ama bir sürü insan geçiyor. Kurallar var, burada yalıtım yapılması gerektiği biliniyor ama değişik kaygılarla, iyi bir denetim de olmadığı için insanlar o yönetmeliğin etrafından dolanıp, iyi kalitede malzeme kullanması gerekirken daha düşük veya başka malzeme kullanma yoluna gidiyorlar. 

Tesisat yalıtımı tarafındaki çalışmalarınız neler?
Tesisat yalıtımında, teknik yalıtım dediğimiz tarafta, Avrupa’nın ilk 3 büyük şirketi içindeyiz. Burada çok ciddi hedeflerimiz, büyüme planlarımız var. Bu hem ürün hem satış faaliyeti anlamında desteklediğimiz bir plan. Ürün olarak en son R-Flex Gold diye bir ürünü ISH Fuarı’nda lanse ettik ve çok büyük bir ilgi çekti. Su buharı difüzyon direnç katsayısı µ≥ 11.000 olan bir ürün. Tesisat yalıtımı sürekli ürün geliştirdiğimiz, sürekli üretim proseslerine de yatırım yaptığımız bir alan. Bir de cam yünü ve taş yünü boru kısmımız var. Kaplamalı ya da kaplamasız, yani katma değer katarak bu ürünleri de üretiyoruz. Çünkü bazı ülkelerde spesifikasyonlar farklı oluyor. Ürünün üzerinde yangına dayanıklı kaplama veya estetik anlamda alüminyum kaplama olsun istiyorlar. 

Su yalıtımı konusunda söyleyecekleriniz neler?
Su yalıtımı binaların temeli için çok önemli. Hem binaların ömrü hem de deprem güvenliği açısından önem arz eden bir konu. Deprem bölgelerinde yıkılan binaların temellerindeki taşıyıcı elemanların korozyon nedeniyle aldığı hasarları görüyoruz. Bununla ilgili iyi bir yönetmelik çıktı. Yeni yapılan binalarda, denetim tarafı yine soru işareti ama bunun iyi uygulandığını gözlemleyebiliyoruz. Peki eski binaları ne yapacağız? Belki imar barışı ile kentsel dönüşüm tekrar ivme kazanır ise zaten bu binalar yeni yönetmelik ile tekrardan inşa edileceğinden orada bir gelişme olacağını düşünüyorum. 


 


İlginizi çekebilir...

KÜB Yönetim Kurulu Başkanı Suat Seven: "Avrupa'nın En Büyük Beton Katkı Pazarı: Türkiye"

Beton ve Harç Kimyasal Katkı Maddeleri Üreticileri Derneği, diğer adıyla Katkı Üreticileri Birliği (KÜB), geçtiğimiz aylarda gerçekleştirdiği Olağan Ü...
13 Şubat 2019 Çarşamba / 23:37

Fullboard Yapı Elemanları Genel Müdürü Savaş Güzelküçük: "Alçı Plaka Pazarını Değiştiriyoruz"

Geçtiğimiz sene Ankara'da faaliyete başlayan Fullboard Yapı Elemanları, hem alçı plakalar hem de toz alçı konusunda yenilikleri profesyonellerle b...
13 Şubat 2019 Çarşamba / 23:08

Soprema Türkiye Ülke Müdürü Gökhan Yavuz: "Soprema, Süpervizörlük Hizmetiyle Sahada da Müşterisinin Yanında"

Yaklaşık 110 yıllık tecrübesiyle su, ısı ve ses yalıtımı malzemeleri üretimi yapan Soprema, 1989 yılında distribütörlükle girdiği Türkiye pazarında 20...
30 Ocak 2019 Çarşamba / 11:55

 

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik Rehberi

©2019 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir.