E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 
BAU 2019
ODE YALITIM
TUNÇMAN PLAST
ARMACELL
BLOKSAN
BTM
MOLÜMER

Döviz Kurlarındaki Artış, Yalıtım Ürünlerinin Maliyetini Artırıyor

Döviz Kurlarındaki Artış, Yalıtım Ürünlerinin Maliyetini Artırıyor

9 Ekim 2018 Salı / 17:01 | DOSYA
175. Sayı (Ekim 2018)
2090 kez okundu

Türkiye İMSAD tarafından düzenlenen “Enflasyonist Ortamda Üretim-Yönetim” konulu Gündem Buluşmaları toplantısında da görüldüğü üzere, tüm sektörlerde olduğu gibi inşaat sektöründe de en önemli gündem, döviz kurları ve enflasyon. Biz de “Döviz Kurlarındaki Hareketlerin Yalıtım Sektörüne Etkisi” başlıklı dosyamızla, Gündem Buluşmaları toplantısında uzmanlar tarafından yapılan değerlendirmelerin yanı sıra yalıtım sektörü temsilcilerinin konuyla ilgili görüşlerini aktarmak istedik. İZODER Başkanı Levent Pelesen, ÇATIDER Başkanı Adil Baştanoğlu, Austrotherm Türkiye Genel Müdürü Özgür Kaan Alioğlu, Mardav Mali İşler ve Lojistik Genel Müdür Yardımcısı Erkan Eldemir, Ravaber Genel Müdürü Harun Hasyüncü ve Sika Genel Müdürü Turgay Özkun konuyla ilgili görüşlerini dergimizle paylaştı. Döviz kurlarındaki artışın üretim maliyetlerini yükseltmesi herkesin dikkat çektiği nokta olurken; genel kanı, daha önceki krizleri atlattığımız gibi bu krizi de atlatacağımız yönünde...

Türkiye’de son aylarda en önemli gündem, döviz kurları oldu. Ekonomistlerden sanayiciye, esnaftan sokaktaki vatandaşa kadar herkes döviz kurlarını, faiz oranlarını, enflasyonu ve bunun ekonomimize etkisini konuşuyor.

Türkiye İMSAD tarafından 27 Eylül Perşembe günü düzenlenen Gündem Buluşmaları toplantısının konusu da “Enflasyonist Ortamda Üretim-Yönetim” olarak belirlendi ve uzmanlar, konunun inşaat sektöründeki yansımalarını ele aldı. Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Ferdi Erdoğan’ın açılış konuşmasını gerçekleştirdiği Gündem Buluşmaları’nda, Dr. Can Fuat Gürlesel inşaat ve inşaat malzemeleri sanayisinin faaliyetlerini, son verilerle değerlendirdi. İnşaat malzemesi sanayicileri ve iş dünyasından isimlerin büyük ilgi gösterdiği, Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkan Vekili Oktay Alptekin’in moderatörlüğünde gerçekleşen toplantının konuk konuşmacısı ise Ekonomist ve Akademisyen Prof. Dr. Taner Berksoy oldu. Prof. Dr. Berksoy, “Enflasyonist Ortamda Üretim-Yönetim” konusunda değerlendirmelerini paylaştı. 

Konuşmasında, 2018 yılı 3. çeyrek dönemine ilişkin sektör verilerini açıklayan Türkiye İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Ferdi Erdoğan, şunları söyledi: “İnşaat sektörü, 2018 yılı 2. çeyrek döneminde yüzde 0,8 büyüdü. Çeyrek dönemlerde üst üste süren hızlı büyüme, yerini çok ciddi yavaşlamaya bıraktı ve sektör 2018 ilk yarıyılda yüzde 3,7 büyüdü. 2018 yılı ilk yarısında inşaat malzemeleri ihracatı yüzde 17,8 artarak 9,3 milyar dolara yükseldi. 2017 Haziran ile 2018 Haziran ayı arası yıllık ihracatımız ise 18,8 milyar dolar oldu. 2016 yılında aylık 1,1-1,2 milyar dolar olan ihracatımız, 2018 yılında aylık 1,5-1,7 milyar dolar bandında devam ediyor.”

PROF. DR. TANER BERKSOY:
“Önümüzdeki yıl enflasyon hızlı olacak” 

Türkiye İMSAD Gündem Buluşmaları’nın konuk konuşmacısı Prof. Dr. Taner Berksoy, enflasyonu değerlendirmek için geçmiş eğilimlere mutlaka bakılması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “2012’den itibaren trendlere baktığımızda enflasyonda bir hızlanma var. Son iki senedir, yani 2017-2018’de bu hızlanma daha da yüksek, neredeyse zıplayarak gerçekleşti. Bu gözlem olarak önemli. Enflasyonumuz hızlı, katılaşmış ve yaygın. Bu özellikler, enflasyonla başa çıkma açısından ciddi problemdir. Katılaştığı zaman onu geri çevirmek için ekstra bir efor gerekir. Aslında teknik olarak enflasyonun kalıcı olmaması, kendi kendini düzenlemesi gerekiyor. Üreticiler de tüketiciler de kararlarını değiştirirler, enflasyon aşağı doğru iner. Bizde bu mekanizma bir nedenle işlememiş.”

Çekirdek enflasyonun, önümüzdeki dönem ne olacağını gösterdiğini ifade eden Prof. Dr. Berksoy, şöyle konuştu: “Fiyatları bizim politikalarımız ve düzenlemelerimizden etkilenmeyen ürünler var. Mesela gıda; bizim düzenlemelerimize kıyasla doğadan daha fazla etkileniyor. Bir diğeri enerji, o da bizim dışımızda. Enflasyonu, bunları çıkarıp hesaplarsak, kalan veriye çekirdek enflasyon diyoruz. Çekirdek enflasyon bize, önümüzdeki dönem enflasyonun ne olacağına ilişkin izlenim verir. Şimdi TÜFE endeksinde sıçrama var. Yani önümüzdeki dönem enflasyonun üzerinde etkili olacak veri bu. Bu verilerden hareket edersek, önümüzdeki yıl enflasyonun hızlı olacağını söyleyebiliriz. Son açıklanan programa bakarsanız enflasyon yine yüksek ve katı kalmakla birlikte yavaş yavaş azalacak. Enflasyonla mücadele sıkıntılı olacak gibi görünüyor. Bu mücadeleyi yapabilmemiz için gerçekten inatçı, iddialı bir siyasi irade olması lazım. Yeni Ekonomi Programı’nda böyle bir eğilim var. Bu planda uçmadıklarını görüyoruz. Orta Vadeli Plan’ın birçok hedefi gerçekçi. Bütçe açığı ile ilgili hedef de oldukça gerçeğe yakın.”

Toplantıda soruları da cevaplayan Prof. Dr. Taner Berksoy, “Kurla ilgili olarak, biz ısrarlı bir şekilde Türk Lirası’nın riskini yükseltiyoruz. Mesela herkesi, Merkez Bankası’nın bağımsız olduğuna ikna etsek, bize dönük risk algısı azalır” dedi. Berksoy, şöyle devam etti: “Bu dönemde bana kalırsa en iyisi, likitte kalmak. Fiyatla çok da fazla oynamamak gerekir. Çünkü bizim öğretimizde fiyat yol gösterir. Çok telaşlanmayın. Öyle çok derin bir kriz olmaz. Türkiye’de kriz denilen dönemlere bakın. Tamamı neredeyse 6 ila 10 ay sürmüş. Türkiye ekonomisinde refleks çok hızlı. Şimdi kriz var mı yok mu? tartışması var. Bana göre de kriz yok. Bizim kriz tanımımız şu; ekonomik büyüme en az iki çeyrek peş peşe sıfırın altında kalırsa krizden söz edebiliriz. Ama 2019’un ilk çeyreğinde sıfırın altına ineriz. İlk 3 ay çok ufak bir negatife döner, sonra düzelir. Yurtdışından size ekonomiyi soranlara şunu söyleyebilirsiniz: Biz düşeriz kalkarız, henüz kriz ortamı yok.”

Prof. Dr. Berksoy, hızlı fiyat artışlarıyla ilgili de şunları söyledi: “Türkiye’de fiyatlama meselesinin fevkalade çarpık olduğu kanısındayım. Bu çarpıklık da aleni bir şekilde tarımda yaşanıyor. Tarlada 1 kuruş olan ürün şehre geldiğinde 10 kuruş. ‘Nasıl oluyor bu?’ dediğinizde, birçok elden geçtiği söyleniyor. Bakıyorsunuz değişen ellerin birçoğu aynı. Enflasyonla mücadele edeceksek bunun mutlaka üzerinden geçmek lazım” diye konuştu.

DR. CAN FUAT GÜRLESEL:
“Sıkıntıların en önemli nedeni döviz kredileri”

İnşaat sektörünün son dönemini grafiklerle anlatan Dr. Can Fuat Gürlesel ise, “Ekonominin geneli yüzde 5.2 büyüdü. Böyle bir büyüme içinde 0,8’lik bir inşaat sektörü büyümesi, daha önceki yıllarda açıkçası hiç yaşamadığımız bir durum. Yani arada 8-10 kat fark olan bir inşaat sektörü ve ekonomik büyüme rakamı hiç yaşamamıştık. Bu çok ciddi bir fark” dedi.

Bankalar Birliği’nin kredi konusunda başlattığı bir çalışmaya değinen Gürlesel, şöyle konuştu; “Bu çalışmanın önemli bir parçası da Türkiye’deki reel sektör şirketlerinin yurtiçi ve yurtdışından aldıkları döviz kredilerinin toplamıydı. Şubat sonu itibarıyla, reel sektör şirketlerinin yurtiçinden aldıkları döviz kredilerinin toplamı 175 milyar dolar, yurtdışından aldıkları da 116 milyar dolar. Toplamda ise 291 milyar dolar. Sıkıntı, bu 291 milyar dolar krediyi kullanan firmalardan, yaklaşık 200 milyar dolarlık kısmını kullananların döviz gelirinin olmaması. Şu anda Türkiye’nin yaşadığı sıkıntıların belki de en önemli kaynağı bu. Bu krediyi ödeme konusunda sektörler sıkıntı çekiyor. Hangi sektörler? Enerji sektörü 40, inşaat sektörü de 40 milyar dolarlık kredi kullanmış. Ama inşaat sektörünün de enerji sektörünün de döviz geliri yok. Reel sektör ve bankalar arasında bir sıkışmışlık var. Geri ödemede de sıkıntılar yaşandığı için finansman sorunları zirveye ulaşmış durumda. Doğal olarak bu durumun, inşaat malzemesi sanayisinin satışlarında da yavaş yavaş etkisi olmaya başladı. Önce durgunluk, sonra gerileme, İnşaat Malzemesi Endeksine de yansımış durumda.”

SEKTÖR TEMSİLCİLERİNİN GÖRÜŞLERİ...

İZODER YÖNETİM KURULU BAŞKANI LEVENT PELESEN: “Kaliteden taviz vermek sektöre daha büyük zarar verir”
Bazı ekonomistler, önümüzdeki dönemde döviz kurlarının artmayacağı, bu seviyelerde kalacağı, hatta biraz daha geriye gideceği yönünde mesajlar veriyor. Umuyoruz ki bu öngörüler doğru çıkar ama ben bunlara pek katılmıyorum; sektörümüzün oyuncuları da bu beklentide değiller. 

Döviz, yalıtım sektörü için çok önemli bir unsur. Sanayilerin önemli girdilerinden biri enerjidir. Her ne kadar yenilenebilir enerji konusunda ciddi adımlar atıyor olsak da; bugün itibariyle ihtiyacımız olan enerjinin çok küçük bir bölümünü yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlıyoruz. Dolayısıyla fosil yakıtlardan sağladığımız enerjiye ihtiyacımız var. Fosil yakıtlarda da maalesef dışa bağımlıyız. Örneğin taşyünü üretiminde en büyük gider kalemlerinden biri kömür. Maalesef ülkemizde çıkarılan kömürün kalitesi yeterli değil. Dolayısıyla ithal kömür kullanmak zorunda kalıyoruz. Kömür de dahil enerji maliyetleri, döviz artışıyla beraber çok yükseldi. Bu da bizi olumsuz etkiliyor.

Aynı şekilde fiyatı tamamen dövize endeksli olan petrol de bizim için önemli bir hammadde. Örneğin bitümlü membran üretiminde iki önemli hammadde vardır: asfalt ve taşıyıcı olarak kullanılan polyester. İkisini de ithal ediyoruz. Asfalt alımını Tüpraş’tan, hatta Türk Lirası ile yapıyoruz ancak, değeri petrol fiyatlarına bağlı olarak sürekli değişiyor. Son yapılan açıklamalara göre dünya piyasalarında petrol arzı artırılmayacak. Dolayısıyla petrol fiyatlarının dolar bazında da artacağını öngörebiliriz. Doların Türk Lirası karşısındaki yükselişini de düşünürseniz, bitümlü membran üreticilerinin maliyetleri çok daha hızlı artacak. Yine sentetik, sürme esaslı yalıtım malzemeleri de petrol türevi malzemeler. Hepsi bir şekilde dövize bağımlı.

Bir diğer önemli konu da; kimse yüzde yüz öz sermayesi ile ticareti döndüremiyor. Dolayısıyla kredi kullanıyorlar. Aynı zamanda bizde uluslararası yapılar da çok fazla. Bunlar yurtdışı ayakları da olan, dövize dayalı kredi kullanan yapılar. Dövize dayalı kredilerin maliyetleri de kur farkıyla sanayicinin üstüne binmeye başladı.

Maliyetler artıyor ve bu artış ürünlere yansıyor. Bu ürünleri alıp kullanması gereken müteahhitler de bina yaparken kredi kullanıyorlar. Geldiğimiz noktada inşaat sektöründe bina üretme iştahı azalmış durumda. Önümüzdeki 2 yıllık süreçte de bu azalmanın devam edeceğini tahmin ediyoruz.

Döviz artışı maliyetleri artırdıkça, iş hacmi azalıyor. İş hacmi azaldıkça da rekabet artıyor. Zaten Türkiye’de yalıtım sektörü de dahil tüm sektörlerde kapasite fazlalığı var. Bu da beraberinde rekabeti getiriyor. Rekabetin boyutu da maalesef haksız rekabete dönüyor; kayıt dışı ekonomi fazlalaşıyor. Bunlar bizi endişelendiren durumlar. Biz kendi üyelerimize kaliteden asla taviz verilmemesini, standart ve yönetmeliklerin dışına çıkılmamasını tavsiye ediyoruz. Çünkü standartların, yönetmeliklerin dışına çıkmak sektöre daha büyük zarar verir.

İZODER olarak bu yılki önemli hedeflerimizden biri üye sayımızı artırmaktı. Ancak geldiğimiz noktada son 10 yılın en düşük üye sayısına sahibiz. İZODER sektör sanayicilerinin yanı sıra satıcı, ithalatçı, hatta uygulamacılarını da bünyesinde toplayan bir dernektir. Dernek üyelerimiz, üye aidat yükünü bile düşünmeye başladı.

Yalıtım sanayiinde ihracatımız istediğimiz seviyede değil. Çünkü yalıtım ürünlerin birçoğu havaleli ürünler. Ürünlerin maliyetinde nakliye büyük önem taşıyor ve bazı ürünlerde 150 kilometre öteye gittiğin zaman rekabet edemiyorsun. Yine de üründen ürüne değişmekle birlikte belli bir ihracatı vardır sektörümüzün. Döviz artışının bu açıdan baktığınızda olumlu etkisi de olabilir.

Genel olarak Türk sanayicisi artık yönünü tamamen ihracata çevirdi. Bizim de daha fazla ihracata odaklanmamız gerekir. Çünkü bu kriz farklı bir kriz, odağında Türkiye olan ve Türkiye’ye saldırılan bir kriz. Biz dernek olarak üyelerimizin ihracata yönelmesini destekliyoruz. Ayrıca sanayicimize de riskin yüksek olduğunu ve kaçınmalarını, peşin satışlara yönelmelerini tavsiye ediyoruz.

ÇATIDER YÖNETİM KURULU BAŞKANI ADİL BAŞTANOĞLU: “Yerli üretime destek vermeliyiz”
Üretimde ithal malzeme tedarik etmede önemli bir sermaye artışı gerekiyor. Ayrıca kurlar oturmadığı müddetçe hiçbir firma malının fiyatını netleştiremiyor veya emniyetli yönde kalarak yüksek fiyatlar teklif ediyor. Bu piyasada köpürtülmüş fiyat adını verdiğimiz bir şekle dönüşüyor. Tedarik süreçlerinde nakliyeden başlayıp zincirleme olarak fark talepleri gelebiliyor. Aslında az etkilenen maliyet unsurlarında bile, psikolojik olarak etkilenip aşırı fark istenebiliyor.

Firmalarımız kur dalgalanmaları nedeniyle önce beklemede kaldı ve sektör bir anlamda durdu. Daha sonra yüksek kurlardan teklifler verildi. Şimdi oturan kur bedelleri ile satış teklif ediliyor. Girdi maliyetleri netleşince fiyatlar da netleşiyor.

İthal malzemelere katma değer konularak imal edilen ve sonra ihraç edilen ürünlerde ilk bakışta olumlu olan avantaj daha sonra kayboluyor. Türkiye’nin tamamen yerli ve milli hammaddeye, üretime ihtiyacı var. Devletimiz de bunu tespit etmiş durumda. Bunu gerçekleştirebilirsek önemli fırsatlar karşımıza çıkabilir.

Kurlar, sanayi üretimine ve ticarete dayalı bir ekonomi ile stabil hale gelir. Fiyatı ucuz olan her malzeme ülkemize getirilirse ve Türkiye’de üretim yapan sanayicimiz fahiş fiyatlarla satış yapan firmalar olarak görülüp önyargılı davranılırsa piyasaya ithal malzemeler yerleşir ve yerli üretim son bulur. Önümüzdeki dönemde, döviz kurlarıyla beraber yerli üretime destek vermeye ve yerli ürünleri dünyaya satmaya odaklanmalıyız. Yoksa her kur dalgalanmasında ekonomimiz ve halkımız olumsuz yönde etkilenmeye devam edecektir.

Rakamsal bir çalışma yapınca TL’nin Dolar karşısında bugünkü değerinin olması gereken değerinden az olduğu ortaya çıkıyor. Bu da kurlarda başka etkilerin olduğunu gösteriyor.

AUSTROTHERM TÜRKİYE GENEL MÜDÜRÜ ÖZGÜR KAAN ALİOĞLU: “Daha verimli ısı yalıtım ürünleri teşvik edilmeli”
Özellikle bizim gibi EPS’den mamül ısı yalıtım malzemesi üreticileri için maliyetler içerisinde hammadde oranı çok ciddi bir yer tutuyor. Hammaddelerimizin de hemen hemen tamamı döviz üzerinden satışı yapılan ürünler. Bir kısmını yurtdışından ithal ediyoruz, bir kısmını da Türkiye’deki üreticilerden tedarik ediyoruz. Ancak Türkiye’deki üreticilerden tedarik ettiğimiz ürünler de döviz cinsinden fiyatlandırılıyor. Çünkü bu noktada önemli olan hammaddenin de hammaddesinin orijini ve kökeninin neresi olduğu. Bunun yanında diğer bir önemli gider kalemimiz de enerji. Enerji fiyatlarındaki döviz kuru bazlı artışlar da anında üretim maliyetlerimizi etkiliyor. Doğal olarak döviz kurlarındaki artış nerdeyse bire bir oranında üretim ve ürün maliyetimize yansıyor.

Ancak biz maliyetlerdeki artışı tüketiciye kısmen yansıtabiliyoruz. Bu sektörümüze ya da firmamıza has bir sorun değil. TÜİK enflasyon verilerine baktığımızda tüketici enflasyonunun üretici enflasyonundan yaklaşık yüzde 10 oranında daha düşük olduğunu görüyoruz. Yani üreticilerin maliyetleri yaklaşık yüzde 30 oranında artarken bu maliyet ancak yüzde 20 oranında tüketicilere yansıtılabiliyor. Sebebi de tüketicinin alım gücünün düşüyor olması.

Sanayicinin üretim maliyetlerindeki artışı satış fiyatlarına yansıtamaması, kısa vadede kar marjlarının düşürüyor, ancak bundan daha da önemlisi orta vadede firmaların işletme sermayelerinin erimesine yol açabilecek seviyelerde karsızlığa yol açma ihtimalini ortaya çıkarıyor. İçinde bulunduğumuz türbülans ortamından hızla sıyrılınması için, sanayi firmalarının bu sürecin sonuna işletme sermayelerini kaybetmeden ve ayakta kalarak ulaşması çok büyük önem taşıyor.

Döviz bazlı fiyatlanan ithal ürünlerin alımında tüketici artık zorlanıyor. Aslında bunu ithal ürünlere talepte bir düşüş olarak nitelemekten ziyade, alım gücünde bir düşüş olarak tanımlamakta daha büyük fayda var. Çünkü “ithal ürünlere talep azaldı” cümlesini kurarsak bunun karşılığı normal koşullarda “yerli üretilen ürünlere talep arttı” dememiz gerekir. Ancak durum böyle değil. Sanayi üretim maliyelerinin artması, dolayısıyla tüketicinin alım gücünün düşmesi, hem ithal hem de yerli üretim ürünleri etkiliyor. Bu noktada beklentimiz, üretimi çeşitli devlet destekleri kapsamında olan ısı yalıtım ürünlerinin tüketimlerinin de gerekli mevzuat değişiklikleri ve devlet teşvikleri ile desteklenmesi ve bu sayede tüketicilerin, daha verimli ısı yalıtım ürünlerini kullanabilmelerinin önünün açılmasıdır. Bir kısmı Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı’nda da yer alan, en etkili ve çabuk sonuç alınabilecek bazı aksiyonları 3 ana gurup altında şu şekilde toparlayabiliriz:

1- Isı Yalıtımı Uygulamalarında Karar Alma ve Hayata Geçirme Süreçlerini Hızlandıracak Hukuki ve Kanuni Altyapının Düzenlenmesi
a. Apartman yönetimlerinin ısı yalıtımı projeleri ile ilgili karar alım sürecinin, genel kurul salt çoğunluğu ile sağlanabilmesine imkan tanıyacak şekilde Kat Mülkiyeti Kanunu’nda değişiklikler yapılması.
b. Isı yalıtımı projelerinden elde edilen enerji tasarruflarının, projelerin finansmanında teminat olarak kullanılabilmesinin sağlanması.
2- Enerji Kimlik Belgesi (EKB) Sahipliğinin Teşvik Edilmesi
a. Daha önce 01.01.2020 tarihine ertelenen mevcut binalar için EKB sertifikasyonu zorunluluğunun kesinlikle ve mutlak suretle tekrar ertelenmemesi.
b. EKB enerji verimliliği seviye ve sınıflarına bağlı olarak enerji dağıtım ve/veya tedarik şirketlerinin farklı enerji birim fiyat uygulamasına yönelik yasal altyapının oluşturulması.
c. Mevcut mevzuat uyarınca yeni ve satın alınacak/kiralanacak binaların C olan asgari enerji performans sınıfının B veya A sınıfına yükseltilebilmesi için yapılacak yatırımların özendirilmesi ve bu doğrultuda bina sahiplerine doğrudan ya da dolaylı destekler sağlanması.
3- Isı Yalıtımı Projeleri için Finansman Modellerinin Geliştirilmesi
a. Enerji dağıtım ve/veya tedarik şirketlerine yıllık olarak ülkenin enerji verimliliği hedefleri ile uyumlu şekilde ve pazar payları nispetinde yükümlülükler tanımlanması, yükümlü şirketlerin, yükümlü oldukları enerji tasarrufunu gerçekleştirebilmek için müşterileri ile birlikte Isı Yalıtımı ve enerji verimliliği projeleri hayata geçirmelerinin ve bu proje maliyetlerini enerji faturaları vasıtasıyla uzun vadede müşterilerine yansıtmaları ve tahsil etmelerinin sağlanması.
b. Yükümlülüklerini yerine getiremeyen şirketlerin, eksik kalan yükümlülükleri karşılığı bedel uyarınca, oluşturulacak “Ulusal Enerji Verimliliği Finansman Mekanizması”na katkı sağlamaları ve bu mekanizma vasıtasıyla enerji verimliliği projelerinin desteklenmesi.
c. Isı Yalıtımı Projeleri için gerçekleştirilecek uygulamalara yönelik düşük faizli ve uzun vadeli kredi imkanlarının gerek devlet gerekse de özel sektör bankaları vasıtasıyla sağlanması.
d. Kredi faizlerinin EKB sınıfları uyarınca kademelendirilmesi ve daha verimli uygulamalara çok daha uygun şartlarda farklı kredilendirme imkanlarının sunulması. 
e. Bu krediler üzerindeki KKDF ve BSMV gibi dolaylı ve direk vergi yüklerinin azaltılması, dosya masrafı ve benzeri maliyetlerin ortadan kaldırılması ve kredi miktarının belirli bir bölümünün “Ulusal Enerji Verimliliği Finansman Mekanizması” vasıtasıyla karşılanması.
f. Isı yalıtımı projelerine ve malzemelerine yönelik vergi indirim veya muafiyetlerinin sağlanması.

2019 yılı dikkatle yönetilmesi gereken bir yıl. Döviz kurlarının geri gelmesi ile ilgili bir beklentimiz yok. Ancak yeni açıklanan Orta Vadeli Ekonomik Plan doğrultusunda piyasa güveninin hızla tesis edilebilmesini ve kurların en azında 2019 yılı için daha yatay seviyelerde seyretmesini ümit ediyoruz. 2020 ve sonrası için güvenimiz tam. Bu noktada Isı Yalıtım Sektörü olarak odaklanmamız gereken yerin kurlar değil, tüketici talebi olması gerektiğini düşünüyoruz. 

MARDAV MALİ İŞLER VE LOJİSTİK GENEL MÜDÜR YARDIMCISI ERKAN ELDEMİR: “Kriz zamanlarında politikamızı bariz bir şekilde değiştirmiyoruz”
Yalıtım sektöründeki oyuncular daha çok Türkiye’deki büyümeyi desteklemek, yalıtım alanında ihtiyaç duyulan malzemeleri üretmek amacıyla Türkiye’de yerleşik firmalar. Her ne kadar bu firmaların belli oranlarda ihracatı da olsa, genelde amaç iç piyasaya hizmet etmek. Ancak yalıtım malzemelerinin üretiminde ihtiyaç duyulan hammaddelerin çok büyük kısmı, global piyasalarda dövizle fiyatlandırılan malzemeler. Böyle bir döviz kuru hareketi; ki biz bir hareket bekliyorduk ama bu kadar keskin olacağını kimse beklemiyordu; ürünlerin maliyetine büyük etki yaptı. Özellikle enerji maliyetleri çok arttı. Dövizdeki artış yüzde 75 civarı, bitümdeki artış ise yüzde 100’ü geçti.

Güvensiz ortamlarda, geleceğe ilişkin endişe verici ortamlarda peşin satış konuşulur. Bu da iyi bir şey değildir. Sürdürülebilir de değildir. Yalıtım sektöründe Türkiye’deki kurulu kapasite, iç pazarı tamamıyla karşılayabilecek düzeyde. Talep azalırsa ve daralma olursa, sektörde konsolidasyonlar da başlayabilir. Konsolidasyonun başlaması demek, konkordatoları duymaya başlayacaksınız demek; iflasları, iflas ertelemeleri duymaya başlayacaksınız demek.

İnsanlar telkinlere güvendiler, dövizle kredi kullandılar, dövizle makine aldılar. Bir anda ödeme yükümlülükleri iki katına çıktı ama gelirleri o oranda artmadı. Bunun üstüne bankalar da bu ortamda çok yapıcı değil. Onlarda da güvensizlik var. Kredi faiz oranlarında yüzde 40’lar, 50’ler konuşuluyor. Şu anda eski enflasyonist dönemlerde değiliz; bunları duymak bizim için şok edici. Para kazanamayan, daralan, sorumlulukları artan firmaların ayakta kalabilmelerini çok mümkün değil. Bu yüzden herkes tedbirli olmalı. Yapabiliyorsa, ayağını yorganına göre uzatmalı.

Finansal gücü, öz varlığı olmayan, sermaye artıramayacak olan, hazırlıksız yakalanan firmalar için kötü dönemler başlıyor. Devlet tarafından bir takım önlemler alınacağı duyumları var. Alınmalı da zaten. Yılbaşından itibaren yapılan bazı büyük grupların yapılandırmaları da bunun işaretiydi. Bunların devam edeceğini düşünüyorum. Çünkü sorumluluklarımız ve ödeyeceğimiz faiz oranları arttı. Döviz makasında olan firmalar, ihracat gelirleri de çok yoksa, ki bir kısmının yok, bundan yara almadan çıkmaları mümkün değil. Bunları kaldırabilecek bir sermaye yapısı Türkiye’de yok.

Mardav, Ravago Grubu’nun bir firması. Ravago grup olarak üretim de yapıyor ama Mardav, sadece distribütör yapısında ticaret yapıyor. Burada piyasayı koklayan yaklaşık 50 kişilik bir satış pazarlama ve dağıtım ekibi var. Yaklaşık 200-250 firmadan oluşan bir bayi ağımız var. Dolayısıyla bayilerimizin sıkıntılarını doğrudan seziyoruz. Yıllardan beri bayilerimizin yapılarını ölçüp, onları zorlamayacak şekilde ticaret yapıyoruz. Şu ana kadar sadece vadesi gelen borçların ötelenmesi gibi, münferit birkaç taleple karşılaştık. Yani, ticari faaliyetlerimizi çok iyi idare ettiğimizi düşünüyorum. Şu anda piyasada bir daralma hissediyoruz ve bazı şeyleri anlayışla karşılıyoruz. Belli derecelere kadar bayilerimizin yanındayız.

Mardav 1996’da kurulmuş, o günden bu yana çok kriz atlatmış bir firma. Biz kriz zamanlarında politikamızı bariz bir şekilde değiştirmiyoruz. Mardav bugüne kadar, kriz oldu diye satışını durduran veya hemen peşine dönen bir firma olmadı. Bizim Ticaret anlayışımız ortaklık şeklinde. Peşin satışlarda bayimize iskontomuzu öneririz, nasıl alacağına bayimiz kendisi karar verir. Dolayısıyla Mardav olarak duruşumuzu değiştirmedik.

Genel olarak Türkiye açısından 2001 krizi çok derin bir krizdi. Ama biz bir şekilde çıktık o krizden. Şimdi de çıkacağız. Türkiye’nin dinamikleri çok kuvvetli. Türkiye’deki ekonomik hayatın içinde çok fazla yabancı sermaye var. Türk halkında çok fazla sermaye olmayabilir ama yabancılar Türkiye’ye inanıyorlar ve yatırım yapıyorlar. Bizim grubumuz da bunlardan biri. Üretime, makineye, insana yatırım yapıyor. Bundan vazgeçeceğimizi düşünmüyorum.

RAVABER GENEL MÜDÜRÜ HARUN HASYÜNCÜ: “Döviz kurlarından değil, ticaretten kâr sağlayan yapıya odaklanmalıyız”
Birçok sektörde olduğu gibi bizim sektörümüzde de üretimdeki girdilerin birçoğu döviz bazında değerleniyor. Doğal olarak döviz kurundaki yukarı yönlü hareket üretimde girdi maliyetlerini artırıyor ve maliyetler TL bazında artıyor. Doğal olarak maliyetlerdeki bu artışı satış fiyatlarına aynı oranda yansıtılarak satış fiyatlarının maliyet artışı oranında artırılması gerekiyor. Ürettiğimiz ürünlerin büyük bir kısmı inşaat sektöründe kullanılıyor. İnşaat sektörü ekonomik canlanmada ya da daralmada en hızlı etkilenen sektörlerin başında geldiği için ülkenin içinde bulunduğu durumdan en önce inşaat sektörü etkilenerek durgunluk ve daralmaya gidiyor. Bu daralma sektörümüzü doğrudan olumsuz etkiliyor ve talep tarafında ciddi bir daralma yaşanıyor. Arzdaki fazlalık rekabeti daha çetin hale getiriyor, fiyat baskısı oluşturuyor ve üreticiler maliyetteki artışların çok az bir kısmını fiyatlara yansıtabiliyor. Bu da sektörde maliyet ve satış arasındaki makasın çok daralmasına sebep oluyor. Kısacası maliyet değişikliğinin ancak çok kısmi bir bölümü tüketiciye fiyat artışı olarak yansıtılıyor. Maliyet tarafındaki artış neredeyse satış fiyatları artışının iki katına ulaşmış durumda.

Dövizin artışı ile birlikte ihracat pazarları daha cazip duruma geldi. Ancak ürettiğimiz yalıtım malzemesi ürünlerin havaleli (düşük yoğunluklu) olması, ihracatta navlun faktörünü önemli hale getiriyor. İhracat pazarları cazip olmasına rağmen nakliye maliyetlerinin üzerine bindirilmesiyle birçok pazarda rekabet gücümüzü yitirmiş oluyoruz. Odaklandığımız ihracat pazarları ise yakın çevremizde mineral yün üretimi yapılmayan pazarlarla kısıtlı oluyor.

Önümüzdeki dönemle ilgili kur tahmini yapmak oldukça güç. Bugünkü seviyelerine geleceğini 2-3 ay önce söylemiş olsaydınız kimse size inanmazdı. Bugün itibari ile bir kur tahmini yapmak yerine ticarette dövize bağımlı konularda karşılığını da döviz olarak oluşturacak bir yapı inşa etmeliyiz. Yani döviz borcumuz kadar ihracat bedeli gelirimiz olması gibi. Bu yapıyı oluşturduğumuzda dövize olan ihtiyacımızın karşılığı da olacak; böyle dalgalanmalardan ne olumlu ne de olumsuz etkilenmeyeceğiz. Dövizin artışından zarar azalışından kâr sağlayan kombiyolar yerine yapmış olduğumuz ticaretten kâr sağlayan yapıya odaklanmalıyız.

SİKA GENEL MÜDÜRÜ TURGAY ÖZKUN: “Eskisinden daha sağlıklı bir geri dönüş yapılması da mümkün olabilir”
Maalesef sektör olarak hammadde açısından büyük oranda dışa bağımlıyız. Dolayısıyla döviz kurundaki artışlar doğrudan üretim maliyetlerine yüksek oranlarda yansımakta. Bu nedenle yerel üretim yapılan ürünlerde dahi hammadde maliyetlerindeki yükseliş nedeniyle kur artışları karşısında dezavantajlıyız.

Döviz kurlarındaki artışlar hammaddelere ilave olarak diğer maliyet kalemlerinde de artışa neden olduğundan bunu kendi içerisinde tamamen telafi edebilmek maalesef mümkün olamıyor. Bu nedenle elden geldiğince öteleme, zamana yayma veya maliyet artışının bir bölümünü yansıtmak gibi geçici yaklaşımlar yapılsa da maliyet artış oranları yüksek olduğundan bunlar tüketici tarafında çok fazla hissedilemiyor.

İç piyasada daralma yaşanan bu tarz durumlarda şirketler doğal olarak ihracata daha fazla yönelmeye çalışıyorlar. Biz zaten Sika Türkiye olarak kendi sorumluluk alanımızdaki coğrafyada faaliyetlerimizi aynı motivasyonla sürdürüyoruz. Sektör olarak bunun fırsat olabilmesi için hedef alınan pazarların, şartların iyi değerlendirilmesiyle beraber bu pazarlara uygun kalitede ürün ve servislerin verilmesi gerekir.

Açıkçası geleceğe yönelik kesin öngörülerde bulunmak pek mümkün değil. Çünkü ekonomik ve siyasi konjonktür hem lokal hem global tarafta belirsizlikler doğurabiliyor. Ancak bu dönemin de geçici olduğuna inancımız tam. Dolayısıyla derin bir umutsuzluğa kapılamaya gerek yok. Sektör genelinde iç değerlendirmeler yaparak, gerekiyorsa iş yapış şekillerini yeniden düzenleyerek eskisinden daha sağlıklı bir geri dönüş yapılması da mümkün olabilir.


 


İlginizi çekebilir...

Yapı Kimyasalları

İnşaat sektörünün en önemli yapı malzemelerinden olan betonun uygulamasında ortaya çıkan bazı sorunları giderebilmek için ortaya çıkan "Yapı Kimyasall...
3 Temmuz 2008 Perşembe / 07:12

'YAPI KABUĞUNUN KORUNMASINDA DIŞ CEPHE BOYALARININ YERİ'

Dış cephelerin görünen yüzü olan ve aynı zamanda cephelerin korunmasında önemli bir işleve sahip boyaların ele alındığı toplantımıza ÇBS, DYO, Marshal...
1 Temmuz 2008 Salı / 17:32

SEKTÖREL FUARLAR

Bu sayıdaki ‘DOSYA’ bölümümüzde ‘Sektörel Fuarlar’ı ele aldık... ‘Firmaların Pazarlama Faaliyetlerinde...
1 Temmuz 2008 Salı / 15:51