E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 

DKM İnşaat Genel Müdürü Volkan Dikmen

DKM İnşaat Genel Müdürü Volkan Dikmen

15 Mart 2019 Cuma | PORTRE
180. Sayı (Mart 2019)
5.854 kez okundu

Sektörün “fark yaratan” isimlerinden birisi olan DKM İnşaat Genel Müdürü Volkan Dikmen, özel ve profesyonel hayatının kilometre taşlarını ve tüm deneyimlerini Yalıtım Dergisi okurlarıyla paylaşıyor... 

“Baba tarafım Ulukışla (Niğde), anne tarafım İstanbullu olmasına rağmen ben, 1970 yılında Konya Karaman’da doğmuşum... Çocukluğum fabrikalarda ve fabrika lojmanlarında geçti diyebilirim. Şeker ve iplik fabrikalarında işletmecilik ve yöneticilik yapan babamın görevi nedeniyle şehir şehir dolaşırdık. Annemse öğretmendi; fakat hem çalışıp hem de evde üç erkek çocuk yetiştirmek pek mümkün olmadığından bu mesleği profesyonel olarak değil de evde, bizler üzerinde icra ediyordu. Bu anlamda annemin kardeşlerime ve bana çok faydası olduğunu söylemeliyim. Okumayı da severdi. O’nun sayesinde edebiyatla haşır neşir oluyordum. Hala kısa hikayeler yazarım. Bu merakım uzun yıllar devam etti. Eşimin, bana açtığı blog şu anda aktif ve zaman zaman anılarım da dahil yeni yazılarımı bu bloğumda yayınlıyorum...”

LAKABIM CAGIR CUGUR’DU

“Dört yaşımda, yani 1974 yılında, yine babamın görevi dolayısıyla Trakya Bölgesi’ne gelmiştik. Büyükçekmece, Çorlu ve Çerkezköy gibi yerlerde, yine işletmelerin lojmanlarında kalıyorduk. İlkokula Çerkezköy’de bir devlet okulunda başlamıştım. İmkanı kısıtlı olmasına rağmen hep iyi öğretmenlerin eşliğinde eğitim alıyorduk. Çok ders çalışmazdım fakat başarılı ve sevilen bir öğrenciydim. Biraz da gevezeydim; hatta lakabım ‘cagır cugur’du ve herkes avukat olmamı tavsiye ederdi...” 

KLASİKLERDEN ÇİZGİ ROMANLARA KADAR HER ŞEYİ OKURDUM

“Dersi derste dinleyip öğrenmeyi yeğliyordum. Annemin öğretmen olmasının da avantajını görüyorduk. Ağabeyime, bana ve kardeşime klasik hikaye ve romanları okuturdu. Yaramazlık yapıp okumazsak, ayrı ayrı odalarda okutmaya çalışır, o da olmazsa üç kardeşi yan yana yatırıp kendisi okurdu... Okuma alışkanlığım hep sürdü. O zamanlar birçok kişinin eleştirisine rağmen çizgi romanlar da ilgimi çekerdi. Bir öğretmenimin “Yazılmaya değmişse okunmaya da değer” cümlesi beni çok etkilemişti. Klasiklerden çizgi romanlara, Mark Twain’den Tommiks’e, Tow Sawyer’dan Cemal Süreya ve Orhan Veli’ye kadar her şeyi okumaya çalışırdım...”

JİMNASTIK YAPIYORDUM

“Çocukluğumda jimnastik de yapıyordum. Daha sonraki yıllarda fazla spor yapmamama rağmen bu beni 30’lu yaşlara kadar idare etmişti. Çünkü kulplu beygir, barfiks gibi bütün aletleri kullanıyor ve ağır bir jimnastik yapıyordum. Mental olarak düzenli spor yapmak belli bir yaşa kadar çok faydalı olmuştu. Jimnastik dışında futbol, basketbol ve voleybol da oynuyordum ama jimnastik daha düzenli yaptığım bir spordu...”

MAKİNE MÜHENDİSLİĞİNİ KAZANMIŞTIM

“Çorlu Lisesi’ni 1987’de bitirdim. Edebiyata ilgim olmasıyla birlikte fen ve matematiğim de gayet iyiydi. Orta öğrenimim boyunca mühendislik, mimarlık, tıp gibi alanlarda eğitim almayı planlıyordum. Çevremdeki insanların önerileri de o yöndeydi. Üniversite tercihlerimi yaparken, çok sevdiğim dayımın mesleği olan makine mühendisliğini de yazmış ve Trakya Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nü kazanmıştım. Fakat okul başlayınca, sözel bölümler ve sosyal işler de çok hoşuma gittiğinden makine mühendisliği eğitiminin pek de bana göre olmadığını düşünmüştüm. Bu yaklaşımım okula başladıktan sonra bana başka bir yol açmıştı...”

BARMENLİK YAPIYORDUM

“Okula çok fazla gitmiyordum. Üniversitedeki özgürlük, kafe ve bar ortamları hoşuma gidiyordu. Özellikle içki hazırlama işini merak ediyordum. Bu işi yapan birkaç arkadaşla tanışınca ve onlardan da bazı şeyler öğrenince Edirne’deki otellerde barmenlik yapmaya başlamıştım. Yazları da bu işi İstanbul’da devam ettiriyordum. İleriki dönemlerde bazı imkanlar da karşımıza çıkınca birkaç arkadaşım ve ağabeyimle beraber canlı müzik yapılan bazı işletmecilik deneyimlerimiz olmuştu. Çok farklı insanlarla tanıştığımdan ciddi tecrübeler edindiğim, ticareti öğrendiğim yıllardı. Bar ve restoran işletmeciliği yapma hevesim hala devam ediyor aslında. Farklı konsepti olan bir iş modeli geliştirdiğimde yapmak istediğim bir şey. Dolayısıyla pek derslere girmediğim üniversiteyi 7yılın sonunda, 1994’te bitirebildim. Çoğu dersi de son yıl sıkı bir çalışmanın neticesinde vermiştim...”

MESLEĞİMİ İCRA ETMEK İSTİYORDUM

“Okulu bitirdikten sonra, diplomam da elimde olduğundan mesleğimi icra etmeyi istiyordum. Kendimi bu konuda denemem, sınamam gerektiğini düşünüyordum. Çocukken fabrikaları çok görmüştüm, üretimin her zaman ilgimi çeken bir yanı vardı. Bu anlamdaki, makine mühendisliği diplomasını kullanabileceğim ilk işim, Aytuğ Çorap adlı bir firmadaydı. Eve de çok yakındı. Makineleri tamir ediyorduk fakat işin kapsamı beni tatmin etmediğinden altı ay sonra Hidromak adlı başka bir firmaya geçmiştim. Büyük bir işletme olan ve mikser üreten Hidromak’ta askere gidene kadar iki yıl kadar çalıştım. Mikser üreten Hidromak’ta Autocat ile proje çiziyor, tornanın başına geçip, elime kaynak makinesini alıp imalat da yapıyordum...”

UÇAK MÜZESİ BİLE YAPMIŞTIK

“Askerliğimi ise 1995-1996 yıllarında yedek subay olarak Diyarbakır Hava Üssü’nde yaptım. Terör faaliyetlerinin yoğun olduğu bir bölge olmasına rağmen Hava Kuvvetleri’nde görev aldığımdan nispeten rahattım. İnşaat taburundaydım. Hem sosyal anlamda hem de mesleki anlamda imkanlarımız fazlaydı. Mekaniğin yanında inşaatı, tesisatı, yalıtımı, elektriği de öğrendiğim bir eğitim dönemi olmuştu benim için. Birçok bina, hatta bir uçak müzesi bile yapmıştık. Komutanlarım, askerde kalmamı önermelerine rağmen kısıtlanmış özgürlük dolayısıyla askerliğe devam etmek istememiştim...”   

DAHA AZ ÜCRET VERMESİNE RAĞMEN ODE’Yİ TERCİH ETMİŞTİM

“Askerliğimin ardından, 1997’deki iş arama sürecinde iki işe birden kabul edilmiştim... Birisi, evime çok yakın olan, kısmen Hidromak’ta yaptığım işin benzeri olduğu için tecrübeli olduğum ve çok daha yüksek bir ücret veren Akçimento, diğeri de eve daha uzak olan ve daha az ücret teklif eden ODE firmasıydı. ODE, Fulya’daydı. Dört vasıtayla gitmem gerekiyordu ve maaşı yüzde otuz daha az olmasına rağmen şirketin, şehrin ve hayatın içinde olması beni cezbetmişti. İlk görüşmeyi Orhan (Turan) Bey ile yapmıştım. İkinci görüşmem ise ikisi de eleman arayan Satış Müdürü Rahmetli Levent (Yaşmut) Bey ve Teknik Pazarlama Müdürü Sare (Berk) Hanım’laydı. Böylece ODE’nin Teknik Pazarlama Departmanı’nda işe başlamış oldum. Mekanik ürünlerle ilgileniyordum...”

OLAĞANÜSTÜ BİR TECRÜBEYDİ 

“Hem satış hem pazarlama hem de bir dönem ihracatla ilgilendiğim ve yedi yıla yakın çalıştığım ODE’de ısı, ses, akustik, yangın, sismik yalıtım konularında çok şey öğrendim. Olağanüstü bir tecrübe oldu. İnsanın gelişmesi için çok iyi bir ortamdı. Yoğun eğitimler görüyorduk. Orhan Bey eğitime çok önem veriyordu. Özellikle Ecvet Binyıldız’ın her hafta verdiği eğitimlerin değeri azımsanamaz. ODE’de yurtdışı eğitimlere de katılıyorduk...”

SİSMİK YALITIM EĞİTİMİ ALAN İLK KİŞİ OLMUŞTUM

“Mesela, halen DKM olarak temsilciliğini yaptığımız Amerikalı Mason firmasının eğitimlerine bile o dönem gitmiştim. Böylece sismik yalıtım konusunda Türkiye’de ilk eğitim alan kişi olmuştum. Sadece satış ve pazarlama yapmıyor, şantiyeleri geziyor, müşterilerle ilgileniyor, şehir şehir dolaşıp, o zamanlar çok da iyi bilinmeyen yalıtımla ilgili semineler veriyorduk... Bir şirketin nasıl yönetileceğini ve bayilerin nasıl idare edilebileceğini de tecrübe ediyorduk. Çok faydalı bir ortamdı. Orhan (Turan) Bey ile birlikte Levent (Yaşmut) Bey, Sare (Berk) Hanım, Orhan (Atasoy) Bey ve ihracatla ilgilenen, sonrasında da eşim olan Özlem Hanım’dan oluşan çok iyi bir çekirdek kadro vardı...”

BAŞARI, FEDAKARLIKLA DOĞRU ORANTILI

“ODE’den ayrılışım uzun bir periyod sürdü. Kendi işimi yapmak istediğimi Orhan Bey’e ilettiğimde, zaten başladığım ilk günden beri bir gün ayrılıp kendi işimi yapacağını tahmin ettiğini, çok dürüst bir adam olduğumu ve dolayısıyla ticarette zorlanabileceğimi söylemiş, bazı uyarılarda bulunmuştu. Ben de kendim gibi olanlarla iş yapacağımı, kararlı olduğumu iletmiştim kendisine. Orhan Bey’den çok şey öğrendim. Tekniğin yanında müşteriyle nasıl iletişim kurulması gerektiği gibi birçok şeyi orada kavradım. İşe girdiğim zaman tek makine mühendisi Orhan Bey’di. Birçok yere onunla beraber gidiyordum. İşleri bu kadar nasıl büyüttüğünü sorduğumda ‘Çok kolay; çocuğunla maça gitmeyeceksin, her akşam iş yemeğine çıkacaksın... Başarı, yaptığın fedakarlıkla doğru orantılı’ demişti...”

DKM’YI 2003 YILINDA KURDUK

“Aklımda hep kendi işimi kurmak vardı. Kendi başıma bir şeyler yapabileceğimi hissediyordum. İnovasyon düşüncesi, bir şeyler yaratma, kurmayla ilgili heyecan, hayalperestlik içimde hep vardı... Kendi işimi kurmak rastlantıydı belki ama şaşırtıcı ve beklenmedik bir atılım değildi. O dönemler yurtdışında çok iş yapan ENKA firmasının yöneticileri, ODE’ye, benim Moskova Kültür Sarayı için akustik danışmanlık yapmam konusunda bir teklifte bulunmuş. ODE’de kendimi geliştirme fırsatı bulduğum akustik konusu o dönemde Türkiye’de pek bilinen bir konu değildi. Bu fırsatı değerlendirdim ve üniversite hocalarından da destek alıp profesyonel danışmanlık ve uygulama yapmak için 2003 yılında DKM’yi kurdum. İşleri evde, eşimle birlikte yürütüyordum...”

MASON, ROCKWOOL, URSA VE INDEX TEMSİLCİLİKLERİ 

“O zamanlar stüdyo işleri çok popülerdi. İlk birkaç yıl kırka yakın stüdyo imalatı gerçekleştirmiştik. Hem danışmanlık hem uygulama işleri iyi gidiyordu... Bir gün Amerika’dan, bir süre önce ODE’nin temsilciliğini yaptığı, fakat sonrasında üretime geçtiği için çok fazla ilgilenemediği Mason firmasının patronu Bay Mason beni arayıp, Türkiye distribütörlüğüne bizimle devam etmek istediğini bildirmişti. Ben de Orhan Bey ile konuşarak müsaade istedim ve böylece Mason’ın distribütörlüğüne başladık. Bu, bize farklı bir yol açmıştı. Mason’un yanında ODE’nin ürünlerini satmaya ve Rockwool Türkiye distribütörlüğüne başlamıştık. Rockwool’un Hollanda, Macaristan ve Almanya fabrikalarından yangın yalıtım levhaları, boru gibi özel taşyünü ürünlerini getiriyorduk. Aynı zamanda Ursa’nın da distribütörlüğünü üstlenmiştik. Romanya ve İspanya’dan camyünü ithal ediyor, Türkiye’de satıyorduk. O dönemde Index de dahil olmak üzere ardı ardına firmalarla anlaşmalar yaparak birçok firmanın distribütörü olmuştuk. Ticaret firmasına dönüşmüştük. On farklı ülkeden ısı, ses, titreşim ve depremle ilgili malzeme getiriyorduk...

İÇİMDE IMALAT YAPMA ARZUSU VARDI

“Diğer taraftan içimde imalat yapma arzusu da vardı. Gezdiğim yurtdışı fuarlarda, dünya inşaat pazarının da başka bir yere gittiğini seziyordum. İhtiyaçlar değişiyordu, ‘sürdürülebilirlik’ kavramı inşaat ve yapı malzemeleri sektörünün ağırlıklı kavramlarından birisi oluyordu. Yeşil Bina sertifikaları istenmeye başlanmıştı. Açıkçası ben de yapacağım imalatın çevre dostu olmasını arzu ediyordum...”

İLK ÜRÜNÜMÜZ TUNEX’I 2014’TE ÜRETTİK

“Bu süreçte, konsantrasyonumuzu bozmamak adına, ticaretini yaptığımız ürünlerden vazgeçmemiz gerekiyordu. Çok satılan fakat kar marjı düşük olan camyünü ve taşyünü gibi ürünlerin satışını bırakıp, daha teknik ürünlere yönelmeye karar verdik ve akustik, titreşim ve deprem dışındaki ürünlerin temsilciliklerini bıraktık. Ayrıca teknik destek verebileceğimiz, danışmanlığını ve projesini yaptığımız özel ürünlere yöneldik. Mühendis kadromuzu 35-40 kişiye çıkardık. Bu arada ithal ettiğimiz malzemelerin daha iyisini kendimiz üretmeye karar verdik ve bu kapsamda ilk ürünümüz olan Tunex’i 2014 yılında üretmeye başladık. Üç yıl boyunca Prof. Dr. Nilüfer Eğrican Hocamız Tunex’in Ar-Ge çalışmalarında danışmanlığımızı yaptı...”

TUNEX, ATIK YALITIM MALZEMELERİNDEN ÜRETİLİYOR

“Atık yalıtım malzemelerinden ve kauçuktan üretilen Tunex’in üretimine küçük bir kapasiteyle başlamıştık. Kendi patentimizle ürettiğimiz için ilk defa yapılan bir üretimdi. Makineler bize hastı. Kartal’da küçük ebatlı makinelerle başlamıştık, sonrasında kapasite ihtiyacından dolayı büyük makineler tasarladık ve sipariş ettik. Şimdi Gebze’de biraz daha büyük bir tesiste üretim yapıyoruz. Tunex sürdürülebilirlik anlamında gerçekten inovatif ve çok yararlı bir malzeme. Yeşil Binalar ve özellikle atıktan bir şeyler üretmek bizim de ilgimizi çekiyordu. Tüm dünyada çok büyük miktarda atık var ve bu atıkların büyük bir kısmı çok değerli. Türkiye’de özellikle şap altında çok ekonomik ürünler kullanılıyor ama bu ekonomik ürünler maalesef istenilen kalitede değiller. Yurtdışından, araba lastiğinden geri dönüşümle üretilmiş kauçuklar geliyordu ve oldukça pahalı ürünlerdi. Biz de DKM olarak bunlardan daha iyi bir ürün yapmak üzere yola çıktık. Yalıtım kauçuğunu geri dönüştürdük ve bu ürüne bir patent aldık. Bu patentle birlikte de ilgimiz çevre dostu, atıktan üretilmiş, enerji tasarrufu sağlayan ürünlerin Ar-Ge ve inovasyonuna kaydı. Bu hedefle yola devam ediyoruz...”

AR-GE PROJELERİ YÜRÜTÜYORUZ

“Üniversite ve TÜBİTAK Ar-Ge projeleri de yürütüyoruz. Son yıllarda yaygınlaşan yeşil çatılarda, ağır olan toprağın dezavantajlarını azaltan bir ürün üzerine çalışma yaptık. Kauçuk Tunex’in daha düşük yoğunluklu versiyonunda bitki ürettik ve bu ürüne patent aldık. Böylece çatılar, toprağın ağırlığından kurtulmuş olacaklar. Şu anda satmıyoruz, ticari hale getirmedik ama Ar-Ge ve inovasyonla ilgili bir yol açmış olduk. Bir Ar-Ge departmanı kurduk. Özelikle İTÜ ile yakın temas halindeyiz. İTÜ’deki hocalarımızın yardımıyla biri makine, biri malzeme, biri inşaattan mezun 3 öğrenci seçtik. Bu öğrenciler haftada 3 gün bizimle çalışıyorlar; iki gün de, bizim seçtiğimiz konularda üniversitede yüksek lisans yapıyorlar. Bu çalışmalarda ortaya çıkacak malzemeleri üretilebilir hale getirmeye çalışıyoruz. Bunların sonucunda iki patent başvurumuz daha oldu. Bir tanesi araba lastiğinden nano katkılı duvar bariyeri. Ar-Ge’si bitti, endüstriyel destek kaldı. Bir diğeri de kauçuğun üstüne kaplanan gümüş iyonları içeren nano film: Bu ürün havalandırma kanallarının içinde kullanıldığında bakteriyi öldürüyor. Diğer bir patent başvurumuz da otoyol kenarlarındaki ses duvarlarından karbondioksiti emer hale getirdiğimiz bir ürünle ilgili...”

YİRMİYE YAKIN İNOVATİF FİKRİMİZ VAR

“Aklıma gelen bütün projeleri bir yere yazıyorum ve onunla ilgili araştırmalar yapıyorum. Yirmiye yakın inovatif fikrimiz var. Dördünün patentini aldık. Bir de ısı ve ses yalıtımı yapan bir tuğla ile ilgili faydalı modelimiz var. Bu yirmiye yakın fikirle ilgili zaman içerisinde gerçekleştirmek istediğimiz şeyler bulunuyor. Bunları kendimiz bir Ar-Ge merkezi yapıp gerçekleştirmeyi düşünürken, bazı ortaklık teklifleri de aldık. Netleşmedi fakat daha büyük, içinde Ar-Ge merkezi olan gruplarla bunları gerçekleştirmek istiyoruz...”

YÖNETMELİK SONRASI SES YALITIMININ ÖNEMİ DAHA DA ARTTI

“Derneklere üye olmaya çalışıyorum... İZODER, TAKDER, TTMD ve İSKİD’e üyeyim. Daha önceleri ses yalıtım komisyonlarında görev aldığım İZODER’in mevcut yönetim kurulunda yer alıyorum. İZODER, Levent Pelesen’in başkanlığında çalışmalarına yoğun bir şekilde devam ediyor. En önemli gündem maddelerimizden birisi de ses yalıtımı... Biliyorsunuz 2017’nin Haziran ayında Ses Yalıtım Yönetmeliği yayınlanmış ve 2018’de bu yönetmelik yürürlüğe girmişti. Bu yönetmelikle ilgili birçok şehirde yüzlerce mimar ve mühendisin katıldığı seminerler verdik. Bu yıl içinde de yönetmeliği anlatma amacıyla seminerlere devam edeceğiz. Ses yalıtımı gerçekten çok önemli bir konu. Yönetmelik sonrasında ses yalıtımının önemi daha da arttı, yeni yapılan bütün binalarda ses yalıtımı ve bazılarında akustik danışmanlık zorunluluğu geldi. Yönetmeliğin, özellikle Avrupa’daki birçok ülkenin yönetmelikleriyle karşılaştırıldığında çok kapsamlı olduğu görülüyor. Bu seviye eğer uygulanabilirse çok konforlu binalarda yaşayacağımız kesin. Malzeme sektörü de bu uygulamalar için hazır. Birçok ülkeye ihracat yapıyoruz, kaliteli malzeme üretme kapasitemiz var. Müteahhitlerimiz de dünyanın her yerinde yüksek kaliteli binalar yapmaya alışık. Türkiye’de belki düzenlemeler yeterli olmadığı için bunları kullanmıyorduk ama bundan sonra umarım her şey çok daha sağlıklı olacak...”

OYUNCAK İŞİNE GİRMİŞTİK

“Bir ara oyuncak işine de girmiştik... Eşim, ikinci oğlumuzun doğumunun ardından bir süre iş hayatından uzaklaşmış ve evde çocukların bakımına yoğunlaşmıştı. O dönemde, yurtdışında karşılaştığımız ‘sağlıklı oyuncaklar’ konusunda Türkiye’de bir eksiklik olduğunu fark etmiş ve bu ürünleri İngiltere’den ithal etmeye başlamıştık. Ardından eşimin araştırmaları ve çalışmaları sonucu iki firmanın daha distribütörlüğünü almıştık. Keyifli bir sektördü. Oyuncak fuarlarını geziyorduk, ruhumuz besleniyordu fakat ödeme konusunda, alışık olduğumuz inşaat sektöründeki sorunlardan bile daha büyük sorunlar vardı. Ürünü veriyordunuz, parayı almanız sekiz ayı bulabiliyordu. Dolayısıyla üç yılın sonunda bu işten çıkmıştık...”

ASIL MESELE DÜNYAYI YAŞANABİLİR HALE GETİRMEK

“İnsan belirli bir yaştan sonra kendisini ve ne istediğini daha iyi anlıyor... Bizim yaptığımız işler aslında minik şeyler ama kocaman bir bütünün parçaları. Bu bütün de dünyamızı oluşturuyor. Asıl mesele bu dünyayı daha yaşanabilir hale getirmek. Baştan para kazanmak, iyi bir hayat yaşamak amaçmış gibi gelirken, sonradan baktığımda çocuklara, torunlara, insanlara bırakabilecek doğru bir dünyayı amaçlandığımızı anlıyorum... Mesela geçenlerde “Odakule Pasajı’nı İyileştirme Yarışması” ilgimi çekti ve ilan verip hemen bir öğrenci grubu kurdum. Grupta, farklı üniversitelerden ve farklı fakültelerden 9 öğrenci var. Onlarla akşamları burada çalışıyoruz. Yarışmaya katılacağız ve ödül alırsak, aralarında paylaştıracağız. İnsanların hayatına ne kadar dokunabiliyorsam ve birileri için ne kadar bir şeyler yapabiliyorsam o kadar mutlu olabiliyorum...”

PARA DEĞİL, MUTLULUK GARANTİ

“Şirketimizde çalışma ortamını da böyle kurgulamaya çalışıyorum. Hatta şirketin ilk zamanlarında insanları işe alırken, “para garanti değil ama mutluluk garanti” diye alıyordum. İyi bir ortamda çalıştığımızı düşünüyorum. Birçok büyük firmaya bizden mühendis arkadaşlar gitti. Şu anda pek kimseyi bırakmıyoruz ama ilk zamanlar gidenler oluyordu ve o firmaların genel müdürlerinden güzel övgüler alıyorduk...”

HAYALPEREST, BULUŞÇU, HİKAYE ANLATICISI...

“Kendimi bazı platformlarda makine mühendisi, hayalperest, buluşçu ve hikaye anlatıcısı olarak tanımlıyorum... Eğitim makine mühendisliği... Buluşçuluğum, aldığımız patent belgelerindeki, “Buluşçu: Volkan Dikmen” ibaresinden kaynaklanıyor. Hayalperestliğim, icat için gerekli olan hayalcilikten ve küçüklüğümden beri hikaye yazarlığımdan kaynaklanıyor. Hikaye anlatmayı çok severim. Arkadaş gruplarında ve çocuklarıma hikaye anlatmak hoşuma gider. Bunlar da genelde yaşanmış insan hikayeleridir...”

DÜRÜSTLÜK ER YA DA GEÇ ÖDÜLLENDİRİLİR

“Başarının sırrı bence çok çalışmak... İşi koklamak, eksiği, açığı görmek de önemli ama istemek ve çok çalışmak bence şart. “Oyunu, en çok isteyen kazanır”. Tabii dürüstlük de olmazsa olmaz. Çünkü dürüstlüğünüz er ya da geç ödüllendiriliyor. Mekanik ve inşaat sektörleri aslında küçük sektörler, aktörler hep aynı... Başarınız, çalışmalarınız ve dürüstlüğünüz kısa sürede karşılığını alıyor...”

TEK ÇIKIŞ İHRACAT

“Sektör olarak iyi bir dönemi geride bıraktık... Son on yıldır inşaat sektörü çok hareketliydi. Bundan sonrası içinse aynı yorumları yapamayacağım. İnşaat malzemesi üreticileri için artık tek çıkış ihracat gibi görünüyor. Ama ihracattaki sıkıntı da üretimin girdisinin yüzde 70’inin ithal mamul olması. “Atık” bu anlamda bir açılım olabilir. Elimizde çok fazla atık var. Şu anda yalıtım sektöründe büyük üreticilerin tamamı neredeyse atık kullanmadan mamul üretiyor. Ürün kalitesi anlamında bir sıkıntı yok. Dünyanın her yerine satılabilir malzemeler üretiyoruz ama Avrupa’ya gidip onların fiyatının bir tık altında malımızı satmaya çalışıyoruz. Yani inovasyona yeterince yatırım yapmıyoruz. Avrupa’dakilerin altında değil, üstünde satmaya çalışmamız şart. Öyle bir gücümüzse yok. Ürünlerimiz pazarlığa çok açık ürünler. İhracat bizi bir miktar kurtarır ama tam bir çözüm değil maalesef. Çözüm yeni şeyler bulmakta yatıyor. Yalıtım sektöründe iyi üretmemize rağmen uzun yıllardır hep aynı şeyleri üretiyoruz. Dünyada bütün yalıtım malzemelerinde çok farklı bir ürün gamı var ve gittikçe gelişiyor...”

DEVLET YALITIM FİRMALARINA DESTEK VERMELİ 

“Yalıtım sektöründe üreticilerin büyük bir kısmı yabancı menşeili. Türkiye’de üretim yapmaları bir bakıma avantaj. İnsanlar istihdam ediliyor, vergi veriliyor. Ama bu üreticilerin Ar-Ge merkezleri ve asıl ürünlerin geliştirildikleri yerler yurtdışında. Dolayısıyla bu durum beni çok tatmin etmiyor. Var olan birkaç yerli üretici de yabancı üreticiler tarafından satın alındı. Kalanların da büyük, uluslararası firmalarla rekabet edebilmesi çok kolay değil. Kendilerini o seviyelere çıkarabilmeleri için çok büyük yatırım yapmaları lazım. Devletin bence yalıtım firmalarına destek vermesi gerekiyor. Çünkü cari açığın çok büyük bir kısmını enerji oluşturuyor ve enerji tasarrufunu sağlayacak en kolay yöntem de yalıtım...”

TASARIMIN KATMA DEĞERİ ÇOK DAHA YÜKSEK

“Dünyanın en büyük müteahhitleri listesinde Türkiye’den birçok firma yer alıyor. Fakat tasarımcı listesinde bir iki ofisle maalesef çok az yer bulabiliyoruz. Tasarımcılarımızı güçlendirmedikçe, geliştirmedikçe yerli ürünlerimiz de projelerde yer alamayacak. Tasarımda ileri adımlar atmazsak başkalarının inşaatlarının bir anlamda hamallığını yapacağız. Tasarımın katma değeri çok daha yüksek. Müteahhitlerden, inşaatı yapan firmalardan çok daha fazla ciro yapabiliyorlar...”

YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM

“Son üç dört yıldır yeni bir şey bulup, yeni bir fikir geliştirmek benim için öncelikli oldu. Mevlana’nın dediği gibi “Artık yeni şeyler söylemek lazım”. O yeni şeyleri söylemek çok hoşuma gidiyor. Bu amaçla iki sene önce Trakya Üniversitesi’nde ürün geliştirmeyle ilgili yüksek lisans eğitimine başladım. Bu kapsamda sık sık Edirne’ye gidip geliyorum, orada hocalarla birlikte çalışıyorum. Savunma, enerji ve beyaz eşya ile ilgili inovatif olduğunu düşündüğüm bazı fikirlerim var. Onları sırası gelince gerçekleştirmek istiyorum...”

TANRI’NIN BANA İYİ DAVRANDIĞINA İNANIYORUM

“Son dönemde aldığım en önemli karar, işleri tamamen başta eşim Özlem ve Sare Hanım’a bırakıp, yalnızca inovasyon, çevre ve iş geliştirme konularıyla ilgilenmek oldu. Ticareti tamamen bırakıp kendim daha çok yeniliklerle ilgilenmeyi planlıyorum. Çocukluktan itibaren çok şanslıydım hayatta... Hep de söylerim, Tanrı’nın bana iyi davrandığını... Ailem en büyük şansım olmuştur hep ve tabii ki eşim... En önemli dönüm noktalarımdan birisidir evlilik kararımız. Birçok şeyde beraber yola çıktık. Kendi işimizi kurmamızda ve firmayı kurduktan sonra 16 senedir basamakları teker teker, sindire sindire çıkmamızda hep birlikteydik. Hedeflerimizi hep küçük küçük adımlarla gerçekleştirdik...”

EŞİMLE, ODE’DEYKEN EVLENDİK

“Eşimle 1999 senesinde, ODE’de çalışırken evlendik. Firmada İthalat Müdürüydü. Sonrasında farklı firmalarda yine dış ticaretle ilgili çalıştı. Ardından birlikte DKM’yi kurduk. Şirkette işbölümünü çok iyi yaptık. DKM’nin Mali İşleriyle ilgileniyor. İthalat, ihracat ve satın alma gibi sorumluluklar O’nda. Kendisi İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği eğitiminin ardından Boğaziçi Üniversitesi’nde ve Marmara Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimleri aldı...”

GÜNDELİK HAYATIMIN BÜYÜK KISMINI ÇOCUKLAR ALIYOR

“Gündelik hayatımın çok büyük bir kısmını çocuklar alıyor. Büyüğü 14, küçüğü 9 yaşında olan iki oğlumuz var. Büyük oğlum basketbol oynuyor ve haftanın neredeyse 7 günü ona şoförlük yapıyorum. Çocuklarla vakit geçirmeyi ve onları her yönden beslemeyi seviyorum. İmkan olursa seyahatlere de onlarla beraber çıkmak hoşuma gidiyor. Gittiğim yerlerde konusu ne olursa olsun müze gezmeyi çok seviyorum. Müzeler bana geçmişten ve gelecekten ilham veren yerler. Zaman zaman yüzmeme rağmen yürüme dışında pek bir sportif faaliyetim yok. Eskiden çok da kitap okurdum. Şu anda yeni yazarları okumaya çalışıyorum ama açıkçası çok da vakit ayıramıyorum. Daha çok sesli kitap dinlemeye çalışıyorum. Sesli kitapları indirip yazarlarının sesinden dinliyorum. Bir de TED Talks’lar ilgimi çekiyor. Bütün TED konuşmalarını dinlemiş bile olabilirim; çok ilham vericiler...” 


 


İlginizi çekebilir...

Prof. Dr. Mustafa Öztürk

Geçtiğimiz sene Çevre ve Şehircilik Bakanlığındaki Müsteşarlık görevinden emekli olan Prof. Dr. Mustafa Öztürk, okula yürüyerek gitmek zorunda kaldığı...
10 Eylül 2019 Salı

Çukurova Yalıtım Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Yurt

İlk profesyonel iş deneyimini yaşadığı İskenderun Demir Çelik Fabrikası'ndaki teknisyenlik günlerinden matematik öğretmenliği eğitimi aldığı yılla...
30 Ekim 2017 Pazartesi

ÇATIDER Başkanı Adil Baştanoğlu

Kurucu üyelerinden olduğu ÇATIDER'de 2007-2011 yılları arasında yaptığı iki dönem Başkanlığın ardından geçtiğimiz aylarda tekrar ÇATIDER Yönetim Kurul...
15 Mayıs 2017 Pazartesi

 

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi
  • Klima ve Soğutma Rehberi
  • Yangın ve Güvenlik Rehberi
  • Yalıtım Sektörü Kataloğu
  • Su ve Çevre Sektörü Kataloğu

©2019 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir.