E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 
MARDAV
ALFOR
ERYAP GRUP
MAPEI
EMÜLZER
KNAUF
PANELSAN
ÇUKUROVA YALITIM

Çukurova Yalıtım Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Yurt

Çukurova Yalıtım Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Yurt

30 Ekim 2017 Pazartesi / 11:03 | PORTRE - RÖPORTAJ
163. Sayı (Ekim 2017)
532 kez okundu

İlk profesyonel iş deneyimini yaşadığı İskenderun Demir Çelik Fabrikası’ndaki teknisyenlik günlerinden matematik öğretmenliği eğitimi aldığı yıllara, Maden Mühendisi olarak çalıştığı kömür ocağındaki dönemlerden sınır karakolunda görev yaptığı askerlik yıllarına, Yapı Teknik, Çukurova Yalıtım ve Yapıser’ın kurulduğu dönemlerden firmasının Türkiye’nin en hızlı büyüyen 18. şirketi seçildiği bugünlere kadar iş ve özel hayatındaki birçok ayrıntıyı Yalıtım Dergisi okurlarıyla paylaşan Çukurova Yalıtım Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Yurt, “Allah, insanı yaratırken herkese bir meziyet ve bir karakter veriyor. Benim tavsiyem, iyi ve kötü günde gençlerin bu çizgiden sapmamaları. Sapan insanların akıbeti pek hayırlı olmuyor; sapmayan insanlarsa bir şekilde tekrar doğru yolu buluyor” diyor...

“1958’in Kasım ayında, Adana’nın Yumurtalık ilçesine bağlı Ayvalık Köyü’nde doğmuşum... Yörük bir aileye mensubum... Babam, kendi mülkü fazla olmadığından, kiraladığı tarlalarda çiftçilik yaparak ailemizin geçimini sağlıyordu. Orta ölçekli bir çiftçi ailesiydik. Altısı kız, beşi erkek olmak üzere 11 kardeştik. Bense ağabeylerim, ablalarım ve kardeşlerimin arasında uysal, sessiz ve sakin bir çocuktum...” 

Abdullah Yurt (sağ alt köşede) ailesiyle...Babam vizyoner bir insandı
“Allah rahmet eylesin babam, hayatı köyde geçmiş, çiftçilikle uğraşan biri olmasına rağmen vizyonu oldukça da geniş bir insandı. Çocuklarının eğitim alması için mücadele ederdi. Ağabeylerim ve ablalarıma, ortaokul ve lisede eğitim görebilmeleri için ilçe merkezlerinde ev tutar, eğitimlerinin kesintiye uğramaması için çalışırdı. Sıra bana geldiğinde bana da aynı şeyi yapmıştı. Adana’nın köklü okullarından Tepebağ Ortaokulu’na gidebilmem için Adana’da ev tutmuştu. Liseye giden ağabeyim ve ablamla beraber kalıyorduk. Kışları, köyde tarla işlerinin azalmasıyla annem, babam ve kardeşlerim de zaman zaman o eve gelip kalırlardı. Okul dışındaki tüm zamanlarımızda ise işgücüne katılır, ailemize yardım ederdik...”

İlk işe İskenderun Demir Çelik Fabrikası’nda başladım
“Ortaokulu bitirdikten sonra, o yılların önemli eğitim kurumlarından biri olan Adana Endüstri Meslek Lisesi sınavlarına girmiş ve Elektronik Bölümü’nü kazanmıştım. Ortalama bir öğrenciydim. Üniversite eğitimi almak istiyordum fakat sınavda yeterli puanı tutturamadığımdan ilk sene maalesef üniversiteye girememiştim. Bununla birlikte meslek lisesi mezunu olmam, o dönemde bana başka bir fırsat yaratmıştı... Yeni kurulan, montaj aşamasındaki İskenderun Demir Çelik Fabrikası’nda çalışan sınıf arkadaşlarımın yönlendirme ve tavsiyeleriyle fabrikaya başvuruda bulunmuş, kabul edilmiş ve 1975 yılının ekim ayında İskenderun Demir Çelik Fabrikası’nda teknisyen olarak işe başlamıştım. Bir buçuk sene boyunca çalıştığım İskenderun Demir Çelik Fabrikası’nda diğer taraftan da üniversite sınavlarına hazırlanıyordum...”

Matematik öğretmenliği eğitimini bıraktım
“O hazırlığın sonunda girdiğim üniversite giriş sınavında Adana’da Eğitim Enstitüsü’nün Matematik Öğretmenliği Bölümü’nü kazanmıştım. Kardeşin kardeşi vurduğu, siyasi açıdan karmakarışık günlerdi. Durmadan siyasi iktidarların değiştiği, her gelen iktidarın kendi kadrolarını kilit noktalara yerleştirdiği, karşıt görüşteki memurlara zorluklar çıkardığı, aileleri parçalamak için karı-koca memurların farklı illere tayin edildiği bir dönemdi. Böyle bir ortamda öğretmen olarak mezun olmak bana hiç cazip gelmiyordu. Çünkü aynı şeyler üç-beş sene sonra benim de başıma gelecekti. Öğretmen olarak düzenli bir hayat kurmak pek mümkün gözükmüyordu. Dolayısıyla, Eğitim Enstitüsü’nün ikinci sınıftayken üniversite sınavına bir kez daha girmiş ve Zonguldak’ta Maden Fakültesi’ni kazanmıştım...”

Maden Fakültesi, bilinçli yaptığım bir tercih değildi
“Böylece Eğitim Fakültesi’ndeki iki senemi de heba etmiş olmuştum. 1978 yılında girdiğim ve 1982 yılında mezun olduğum Maden Fakültesi çok bilinçli yaptığım bir tercih değildi. Meslek lisesinde Elektronik eğitimi aldığım için tercihlerim hep o bölümlere yönelikti. Sadece, bir öğretmenimin tavsiyesiyle, işimi garantiye almak için en son tercihimi, puanı da daha düşük olan Maden Mühendisliği olarak belirlemiştim. Okul, benim girdiğim yıl Yıldız Teknik Üniversitesi’ne bağlı bir akademiydi fakat 1980 ihtilalinden sonra Hacettepe Üniversitesi’ne bağlandığından diplomamı da Hacettepe Üniversitesi’nden almış oldum...”

12 kişilik odada kalmıştım
“İlk defa gurbete çıktığım Zonguldak bildiğim bir yer değildi. Ortam yeni, şehir yeni, arkadaşlar yeniydi... Evden başka yerde kalmaya da alışık değildim. Birinci yıl, 12 kişilik bir odada yurtta kalmıştım. Fakat çok şükür, babamın durumu maddi açıdan kötü olmadığından ikinci yıl beş-altı arkadaşımla beraber eve çıkabilmiştim...”

Kendi hayatımı kurmaya başladım
“Babamın, evlatlarının eğitimi konusundaki hassasiyetine rağmen üniversiteye giren ilk çocuğuyum... Kardeşlerimin çoğu, en azından orta öğrenimlerini tamamlamalarına rağmen hala tarımla uğraşıyorlar. Herkes kendine göre bir hayat kurdu. Benimki ise daha farklı oldu. Okulu bitirdikten sonra, askere gitmeden yaklaşık iki sene iş bulamadığımdan tarlada, köyde aileme yardım ederek geçirmiştim. Askerden sonra ise kendi hayatımı kurmaya, kendi yolumda ilerlemeye başladım. Öyle de yapmam gerekiyordu. 10 kardeşim daha vardı. Çoğu kardeşim bir şekilde o mevcut işten geçimlerini sağlıyorlardı. Araya girmenin, o sınırları belli ortamdan bir şey ummanın yersiz olduğunu düşünüyordum. Zaten daha farklı bir emek vererek üniversite eğitimi almıştım...”

Askerliğimi sınır karakolunda yaptım
“Askerlik görevime 1984 yılında Tuzla Piyade Okulu’nda başlamıştım. Yedek subay eğitiminin ardından Hatay’daki Karbeyaz Sınır Karakolu’nda görevlendirilmiştim. Ağustos ayında henüz oryantasyon eğitimindeyken terör örgütü ilk eylemleri olan Şemdinli ve Eruh baskınlarını yapmıştı. Sonrasındaysa güvenlik önlemleri anormal bir şekilde artırılmıştı. Bize verilen görevi, sınırlı sayıda askerle ancak gece nöbet tutup, gündüz uyuyarak yapabiliyorduk. Karakolumuzda yeterli asker olmadığından oldukça zor bir 13 aylık süreç geçirmiştim...”

Atermit’in asbest ocağında işe başladım
“Askerlik sonrası işle ilgili de pek bir şey planlamıyordum. Sonuçta bir şekilde profesyonel olarak işe girecektim. Maden sektöründe ağırlık kamu işletmelerinde olduğu için hayatıma memur olarak devam edeceğimi düşünüyordum. Fakat birçok yere müracaat etmeme rağmen hiçbiri gerçekleşmemişti. Bu süreçte Toroslar’da bir kömür madeninde altı ay kadar çalıştım. Ardından, o maden ocağının fenni nezaretçisi olan Erol Bey vasıtasıyla ilk ciddi ve profesyonel işim olan, Atermit firmasının Tokat’ın Turhal ilçesindeki asbest ocağında işe başladım. 1986 yılının mart ayıydı...”

Öğretmen olmamıştım ama öğretmen bir eşim olmuştu
“Bekar da olduğumdan hangi şehirde çalıştığımın pek bir önemi yoktu. Turhal’daki bir buçuk yıllık bekar hayatımın ardından Matematik Öğretmeni olan eşimle 1987 yılında evlendim. Eğitim Fakültesi’nden Matematik Öğretmeni olarak mezun olmamıştım ama Matematik Öğretmeni bir eşim olmuştu... İlerleyen senelerde de biri Endüstri Mühendisliği eğitimi alan ve firmamızda genel müdür yardımcısı olarak görev alan kızım ile halen medya eğitimi gören oğlum dünyaya geldiler...”

Gebze’de ki fabrikanın kuruluşuna dahil olmuştum
“Turhal’daki asbest ocağında Maden Mühendisi olarak Üretim Şefi pozisyonunda çalışıyordum. Çıkarılan ve zenginleştirilen asbest, sonrasında Atermit’in Adana’daki fabrikasına gönderiliyordu. Bu rutin iş iki yıl kadar sürdü. Ardından 1987 yılında Atermit asbest üretiminden vazgeçti ve ocağı kapatma kararı aldı. Benim de aralarında olduğum çalışanlara da, Gebze’de kuracağı fabrikada çalışma fırsatı tanımıştı. İsteyen tüm haklarını alıp ayrılacak, isteyen de Gebze’deki yeni fabrikanın kuruluş aşamasına dahil olacaktı. Ben, firmada çalışmaktan memnun olduğumdan ikinci seçeceğini tercih etmiştim ve 1988 yılının ocak ayında Gebze’deki fabrikanın kuruluş aşamasına dahil olmuştum...”

Ne iş verilirse yapıyordum
“Fabrika kuruluş aşamasında olduğundan şantiye sürecinde şoförlük de dahil ne iş verilirse yapıyordum. Mesela sabahları beşte kalkıp, işbaşı yapacak işçilere kahvaltı hazırlaması için aşçıyı şantiyeye götürüyordum. Öğretmen olan eşimse hemen tayini çıkmadığından Gebze’ye gelmek için eğitim dönemi sonunu beklemek zorunda kalmıştı. Ocak ayından fabrikanın devreye girdiği eylül ayına kadar dört-beş arkadaş, lojman gibi bir evde birlikte kalmıştık...”

İşten çıkartıldım...
“Fabrikada üretim başlayınca Laboratuvar Kalite Kontrol Şefi olarak görevlendirilmiştim. Levha üretiminde kullanılan asbesti iyi tanıyordum, çimento konusundaysa başka bir firmada kısa bir eğitim almıştım. Ardından, gazbeton üretimine geçme kararı alan Atermit’in yeni tesisinde şantiye sürecinden üretim sürecine kadar dahil oldum. İşletme Müdürü olarak görevlendirilmiştim. Fakat tesis devreye alındıktan kısa bir süre sonra farklı sebeplerle üretimi durdurma kararı alındı. Ben ise maddi haklarımın tamamını alarak işten çıkartılmıştım. Fakat Atermit firmasından kötü ayrılmadığımı da söylemeliyim. İlerleyen süreçlerde iletişimimiz devam etti. Onların desteklerini hep gördüm. Ben de, fabrikanın kuruluş aşamasında bulunduğum için bilgilerime ihtiyaç duyulduğunda gidip yardımcı olmaya çalıştım. Zaten iş hayatıma da Atermit’in ürünlerini satarak başladım...”

Bir Maden Mühendisinin çok da iş bulma imkanı yoktu
“İşten çıkartıldıktan sonra ne yapacağımı düşünmeye başlamıştım. Tazminatımı aldığım ve öğretmen olan eşimin düzenli bir geliri olduğu için maddi açıdan çok sıkıntıda değildik ama bir buçuk yaşında bir çocuğum vardı ve sorumluluklarımın bilincindeydim. Bir şey yapmam gerekiyordu. Maden Mühendisi değil de İnşaat Mühendisi olsaydım iş hayatına profesyonel olarak devam etme konusunda şansım daha fazla olabilirdi. Fakat bir Maden Mühendisinin Gebze’de çok da iş bulma imkanı yoktu...”

25’er milyon sermaye koyarak Yapı Teknik’i kurduk
“O süreçte, 1992’nin mart ayında üç arkadaşımla beraber 25’er milyon lira koyarak Atermit ürünlerini satan ve uygulayan Yapı Teknik firmasını kurduk. Atermit’in patronu Orhan Bey de sağolsun gereğinden fazla destek vermişti. İşlerimiz de düzgün gittiğinden üç sene içinde Atermit’in Türkiye’deki en büyük bayisi olmuştuk. Güzel işler yapıyorduk, para da kazanıyorduk. ‘Ortaklıklar ya çok para kazanırsan, ya da hiç para kazanamazsan bozulur’ derler ya, bizimki de öyle oldu. İlk sene, kendi işi nedeniyle bir ortağım ortaklıktan ayrıldı. 1994 yılında ise iki ortağım birlikte ayrıldılar. Kısa bir süre sonra eski ortaklarımdan birisiyle yine devam etme kararı verdik. O ortağımla da son ayrılığımız 2010 yılında gerçekleşti...”

Ciddi işler yapıyorduk
“Atermit ürünleri satış ve uygulaması yaparak kurduğumuz Yapı Teknik olarak zaman içinde İzocam ve Onduline’in bayiliğini aldık. Bir taraftan uygulama yaparken diğer taraftan mağazacılıkla Pilsa’dan Sika’ya kadar nalburiye, hırdavat satışını da geliştiriyorduk. Tabii o zamanlar Gebze çok bakir bir bölgeydi. Gebze Organize Sanayi Bölgesi yeni kuruluyordu. Malzeme satışımız sürekli artıyordu. Ciddi işler yapıp, ciddi paralar kazanıyorduk. Mesela Tuzla Deri Organize Sanayi Bölgesi’nde çatısını yapmadığımız bina neredeyse yoktur. Yapı Teknik olarak şu anda kırk bin kalem mal satıyoruz ve üçüncü mağazamızı açtık...”

Yapı Teknik / Gebze'deki ilk mağaza (1992)Başarı eşittir odaklanma...
“Ben çalışmayı seven ve öğrenmeye açık bir insanım. Bu işe başlamadan önce teklif yazmayı, fatura ve makbuz kesmeyi dahi bilmiyordum. Bu tarz şeyleri Yapı Teknik’i kurduktan sonra, özellikle Atermit’teki arkadaşlarımdan öğreniyordum. Onların verdikleri teklifleri kendime uyarlıyordum. İnsan bir şeyi yapmak isterse öğreniyor. Başarı eşittir odaklanma ve konsantrasyon. Yani bir insan işine odaklanıyorsa mesele bitmiştir. Ama bir insan akşam altı olsa da gitsem diyorsa, durmadan saatine bakıyorsa o iş yürümez. 7/24 çalışan bir insanım. Müşteri karşıma geldiği zaman, ondan ne kadar para kazanacağımı değil, ona ne kadar yardımcı olabileceğimi düşünürüm. İşimi düzgün yapıyor ve karşımdaki insana yardımcı olabiliyorsam para bir şekilde geliyor. Dolayısıyla bu bakış açısıyla iş yaptığımız için o dönemde oldukça iyi işlere imza atmıştık...”

Üretim kafamda hep vardı
“Diğer taraftan üretim de ilgimi çekiyordu. Mesela Çayırova’da, şimdiki genel merkezimizin ve mağazamızın bulunduğu bu arsayı 1996 yılında satın aldıktan sonra binayı inşa ederken, projeyi çizen arkadaşlardan, olası makinelerin kolay yerleştirilebilmesi için kolon aralıklarının geniş tutulmasını talep etmiştim. Yani üretim kafamda hep vardı. Bu düşüncem 1998 yılında da gerçeğe dönüştü... İyi bir gazete okuru olduğumdan, yine bir gün detaylı bir şekilde gazeteleri incelerken, Oralitsa firmasının makinelerini satışa çıkardığı haberi dikkatimi çekmişti. Asbestli levha üreten Oralitsa, Sabancı Grubu’nun bir firmasıydı ve grubun stratejik kararları doğrultusunda üretimini durduruyordu. Çok da düşünmeden genel müdüre gidip talip olduğumuzu bildirmiştim. Ardından kredi başvurularımız da onaylandı, her şey yolunda gitti, teklifimizi kabul ettiler ve CTP (Cam Takviyeli Polyester) levha üretimi makinelerini satın aldık. CTP, bildiğim, sattığım ve uyguladığım bir çatı kaplama malzemesiydi...”

CTP alanında Yapıser markasıyla devam ediyoruzBraas Çatı Sistemleri Açılışı - Plaket Sunumu (1999)
“Makineleri getirdik ve kurduk, fakat üretimi oturtmakta zorlandığımızı söylemeliyim. Özellikle keçe gibi temel girdi maliyetlerini kontrol etmekte zorlanıyorduk. Diğer iki rakip de fiyatları düşürdüğünden sıkıntılı bir dönem geçiriyorduk. Fakat sonunda keçeyi kendimiz üretmek amacıyla bir makine daha alıp, maliyeti düşürdükten sonra para kazanmaya başladık. O süreçte, Atermit’in tesisinde danışman olarak çalışan Alman proses mühendisinin lafı aklıma gelirdi. Derdi ki, ‘Bir anne bir çocuğu dokuz ayda doğurur. Erken veya geç olursa bir sıkıntı var demektir’. Her işin doğal bir süreci vardır. Yaşanır, görülür. Fabrika kurulduktan sonra hemen para kazanılamaz, böyle bir dünya yok. Bu süreçleri hep yaşadık. Şu anda CTP alanında Yapıser markasıyla üçüncü bir üretici olarak devam ediyoruz. Fakat diğer işlerimiz çok büyüdüğünden toplam işimiz arasında CTP’ye ayırdığımız mesai azaldı. O sektör çok fazla büyüdüğümüz bir alan olamadı...”

“Ardından yine aynı senelerde galvanizli sac trapez üretimi için Sistem Çatı firmasını kurduk. O dönemler bu ürünlere ciddi bir talep vardı. Fakat üç hattımız olmasına rağmen daha karlı işlere odaklanmak için ve yere ihtiyaç duyduğumuzdan bu yılın ortalarında o üretimimizi durdurduk. O günün şartlarında, pek üretici de olmadığından doğru bir yatırımdı ama bugün doğru olmaktan çıktı. Çünkü her vilayette neredeyse bu işi yapan 5-6 firma var...”

Deprem, alışkanlıkları değiştirdi
“EPS üretimine ise 2003 yılında karar vermiştik. Deprem Türkiye’de alışkanlıkları, kültürü ve olaylara bakışı çok değiştirdi. Deprem sonrası başta EPS olmak üzere yalıtım ürünlerine olan talep birden patladı. Üretici firmalar malzeme yetiştirememeye başladılar. Elinde parası olan bile EPS bulmak için kapı kapı dolaşmasına rağmen malzeme bulamıyordu. Biz de aynı sıkıntıları çekiyorduk. Dolayısıyla hem talebin müthiş artmış olması, hem de kendimiz satmak için ürün bulamamamız neticesinde kendimiz üretmeye karar verdik. Makinelerin siparişinin ardından da 2004’ün mart ayında Yapıpor markasıyla EPS üretimine başladık. EPS üretimimiz ve satışımız gayet iyi gidiyor. Piyasanın büyük üreticilerinden biriyiz. Kapasitemiz sürekli artıyor. Blok ve enjeksiyon tesislerimiz var. Enjeksiyon tesislerimizde üretilen ürünlerle, ambalaj konusunda kurumsal firmalara tedarikçilik yapıyoruz.

Çukurova Yalıtım...Çukurova Yalıtım
“Hem dünya hem de Türkiye’de 2002-2008 yılları ekonomik açıdan oldukça verimli yıllardı. Türkiye ekonomisi hızlı büyüyordu ve 1999 depreminin yarattığı, özellikle yalıtım sektöründeki hareketliliğin yoğun olduğu bir dönemdi. Bizim de Yapı Teknik olarak büyüdüğümüz yıllardı. Bazı arkadaşların da yönlendirmesiyle farklı bir üretime daha girmeye karar verdik, 2007 yılında Adapazarı 3. Organize Sanayi Bölgesi’nde 65 dönümlük bir arsa satın aldık ve Çukurova Yalıtım firmasını kurarak 4x4 markalı plastik ve yalıtım malzemeleri üretimine geçtik...” “Adapazarı’ndaki bu fabrikada bitümlü membran, shingle, styrofor ve drenaj levhası üretimi yapıyoruz. 2014 yılında stratejik bir kararla üretim yapan tüm firmalarımızı Çukurova Yalıtım çatısı altında birleştirdik. Şu anda Çukurova Yalıtım olarak shingle, membran, EPS ürünleri, drenaj levhası, CTP levha ve alçıpan profil üretiyoruz. Yapı Teknik Grubumuzun toplam cirosunun yüzde 75’ini Çukurova Yalıtım firması oluşturuyor...”

En hızlı büyüyen 18. şirket seçildik
“Bu yılın başlarında Çukurova Yalıtım olarak TOBB öncülüğünde, TEPAV işbirliğiyle belirlenen Türkiye’nin en hızlı büyüyen 100 şirketi listesinde 18. sırada olmamız bizleri oldukça gururlandırdı. Bu sıralamaya girmemizde, Endüstri Mühendisi olan kızım Gülperi Yurt’un payını yadsıyamam. Şirketimizde Genel Müdür Yardımcısı pozisyonunda çalışan kızım, firmamızın ikinci jenerasyonunu temsil ediyor. Tabii o jenerasyon işlere farklı bir gözle bakıyor. Yaptıkları bu çalışma sonucu böyle bir sonuç ortaya çıktı. Bu gibi haberler de toplumun ilgisini çekiyor, firmanın kurumsallaşma sürecine, bilinirliliğine katkı sağlıyor. Ummadığımız yerlerden tebrik mesajları alıyoruz. ISO’nun yayınladığı ‘Türkiye’nin İkinci 500 Şirketi’ arasında yer almamız da bu şekilde oldu. Bu çalışmalarımızın pozitif etkisini görüyoruz...”

Hep emekçilerle birlikteydim
“Çiftçilik yapan bir aileden geliyorum. Kendim de bu işi çocukluk ve gençlik yıllarımda aileme yardım maksadıyla yaptım. Kiraladığımız tarlalarımızda her ilkbahar ve sonbaharda Hatay’dan, Diyarbakır’dan veya Urfa’dan insanlar gelir çalışırlardı. İskenderun Demir Çelik Fabrikası’nda yaklaşık iki yıl işçi olarak, teknisyen olarak çalıştım. Mühendis olarak da yıllarca ocaklarda, şantiyelerde çalışanlarla birlikte oldum. Yani çocukluğumdan beri hep çalışanlarla, emekçilerle birlikteyim. Çalışanların duygularını az-çok tahmin edebiliyorum. Ben kendimi patron olarak görüp ayrı bir yerde konumlandırmam. Çalışanlarımı arkadaş olarak görürüm. Çalışma arkadaşlarımdan açık, samimi ve berrak olmalarını, ayrıca çalıştıkları müddetçe işlerine odaklanmalarını beklerim. İş süresince işten başka bir şey düşünmemelerini arzu ederim. Çünkü başarı orada yatıyor...”

7/24 çalışırım
“Hayatımda iş dışında pek bir uğraşım yok. Çalışmaktan çok keyif alıyorum. Sporu, yapmaktan ziyade, seyretmesini seviyorum. İyi bir Beşiktaş taraftarıyım. Fırsat bulursam maçlara da gidiyorum. 7/24 çalışan bir patronum. Saat 5 buçukta kalkar ve 8’den önce işyerine gelirim. 8’den sonraya kaldığım zaman kendimi suçlu hissediyorum. Ama maalesef son 1-2 yıldır trafikten dolayı işe gelişim 8’i biraz geçiyor. Akşam da genelde 8’e kadar çalışırım. Gündelik işlerin yanında ağırlıklı olarak üretim ve yatırımlara odaklanıyorum. Belki geleneksel iş yapma yöntemlerini izlediğimden, dijitalizasyona tam adapte olamadığımdan, genç kuşakların teknolojiden yararlanarak daha çabuk yaptıkları işleri biraz geç yapıyor olabilirim ama bizim yöntemlerimiz de yadsınamaz tabii...”

Kurumsal bir yapı bırakmak istiyorum
“Biz çekirdekten, esnaflıktan geldik... Yıllarca piyasanın ilkel koşullarıyla hareket ettik. Kayıt dışı ve enflasyonlu ortamlarda yaşadık. Şu andaki amacımız ise bizden sonra gelecek nesle kurumsal bir yapı ve daha rekabetçi bir ürün yelpazesi bırakmak. ‘Sanayi 4’ denilen tam otomasyona sahip üretim tesisleri kurmayı hedefliyoruz. Çocuklara böyle bir üretim tesisi bırakmayı hedefliyoruz...”

Derneklere pek güvenmiyorumÇukurova Yalıtım Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Yurt
“Açıkçası derneklere güvendiğimi pek söyleyemem. Derneklerdeki yönetici kişiler maalesef kamu yararından çok, kendi firma menfaatleri doğrultusunda halkı, sektörü ve kamu kurumlarını yönlendirmeye çalışıyorlar. Geçmişte birçok derneğe üyeydik fakat şu anda firma olarak sadece EPSDER’e üyeliğimiz var...”

Başarılarımızı çalışarak elde ettik
“Sahip olduğumuz her varlığın her kuruşunu alın terimizle kazanmışızdır. Boğazımızdan helal olmayan bir şey girmişse bilmeden girmiştir. Allah korkusu olan insanlarız. Tüm başarılarımızı çalışarak elde ettik. Hiçbir devlet ihalesine girmem, kamu kurumlarıyla ve belediyelerle çalışmam. Müşteri portföyümü özel sektör oluşturuyor. Yaygın satış taraftarıyım. Distribütörden ziyade yaygın bayilik vererek çalışmayı tercih ederim. Bine yakın bayimiz var. Hiçkimseden teminat talep etmemişimdir. Buna rağmen batağımız da yok denecek kadar azdır. Çünkü müşterimi yakından tanıyorum, iyi analiz ediyorum ve yaygın çalışıyorum. Yani başarımızın temelinde işe düşkünlüğümüz, işe yakın olmamız ve işin içinde olmamız var...”

İki taraf da mutlu olmalı
“Uzun yıllar bayilik yaptığım için üretici firmaların zaaflarını da yakından biliyorum. Özellikle uluslararası firmalarda yönetici pozisyonuna gelen insanların firmaları yanlış yönlendirdiğini görüyorum. Patronun işten uzak olduğu firmalarda bunlar sık yaşanıyor. Patronun işin içinde olduğu firmalarla daha iyi frekansımız tutuyor ve çok daha rahat çalışabiliyoruz. Bayi ve üretici firma arasında hassas bir ilişki vardır. İki taraf da mutlu olmalı, para kazanmalı. Bir taraf kazanıyor, bir taraf kazanmıyorsa o iş sağlıklı yürümez...”

Çizgiden sapılmamalı
“Allah, insanı yaratırken herkese bir meziyet, bir karakter veriyor. Her insanında doğumundan itibaren yaşadığı olaylarla bir hayat çizgisi, bir felsefesi oluşuyor. Benim tavsiyem, iyi günde de, kötü günde de gençlerin bu çizgiden sapmamaları. Sapan insanların akıbeti pek hayırlı olmuyor. Sapmayan insanlar bir şekilde tekrar doğru yolu buluyorlar. Türkiye’de ciddi krizler yaşadık. Bir firmanın batmasına yetecek her şeyi gördük. 2001’de çok büyük paralar batırdık ama çizgimizden sapmadık. Çizginden sapmıyorsan, samimiyetinden uzaklaşmıyorsan ve dürüst oluyorsan işler bir müddet sonra yoluna giriyor. Mesela 2001 krizinde, Gebze’deki mağazamızda 8 ay boyunca hiç ikinci kattaki ofisime çıkıp oturmamıştım; hep girişteki masada oturur, alacaklı kapıdan girer girmez işin başında olduğumu görsün, alacağını bir müddet sonra tahsil edebileceğini anlasın isterdim...”

Mevcut binaların rehabilitasyonu ciddi bir pazar
“İnşaat sektörü genel olarak iyi gidiyor, yalıtım sektörü ise ondan daha iyi bir durumda. Çünkü yalıtım alanında Türkiye’nin çok açığı var. Mevcut binaların rehabilitasyonu bile büyük bir pazar. Dolayısıyla gelecek on yılın sektör açısından gayet iyi geçeceğini tahmin ediyorum. Tabi dünyada siyasi gelişmeler de farklı gelişiyor. Neyin ne olacağını bilemiyoruz ama Suriye’nin, hatta sadece Halep’in ıslahı bile Türkiye’deki yalıtım sektörünü doyuracaktır. Onun için bu suni savaşların sona ereceğini, taşların yerine oturacağını ve bunlardan ülke olarak yararlanacağımızı düşünüyorum...”


 


İlginizi çekebilir...

ÇATIDER Başkanı Adil Baştanoğlu

Kurucu üyelerinden olduğu ÇATIDER'de 2007-2011 yılları arasında yaptığı iki dönem Başkanlığın ardından geçtiğimiz aylarda tekrar ÇATIDER Yönetim Kurul...
15 Mayıs 2017 Pazartesi / 15:56

BİTÜDER Başkanı Kemal Çolakoğlu

BİTÜDER Başkanı, Balcıoğlu Kurucu Ortağı ve Genel Müdürü, Standart İzolasyon Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Çolakoğlu, evine yirmi dakika mesafedeki yat...
14 Şubat 2017 Salı / 16:36

ODE Yalıtım Genel Müdürü Ali Türker

21 sene önce Teknik Mühendis olarak başladığı sektörün en dinamik firması ODE Yalıtım'ın son iki senedir genel müdürlük görevini üstlenen Ali Türker, ...
10 Ekim 2016 Pazartesi / 11:44