Yalıtım Dergisi 225. Sayı (Mayıs-Haziran 2026)

29 YALITIM • MAYIS - HAZİRAN / 2026 SUDER'DEN YALITIM SEKTÖRÜNE DAIR... Yalıtım dergimizin bu sayısında dosya konusu ‘büyüyen ama kazanamayan sektör: yalıtım’ olarak işleneceği fikri beni analitik olarak eksisiyle - artısıyla değerlendirmelere kendiliğinden sevk etti. Bu dosya konusuna yönelik görüşlerim her ne kadar bir STK başkanı olarak görev de yapsam, profesyonel hayatımdaki görüşlerimi yansıttığını önemle belirtmeliyim. Dolayısıyla SUDER Başkanı olarak değil, 25 yılını su yalıtımı ve yapı kimyasalları sektörü içerisinde geçirmiş bir profesyonel ve yönetici kimliğimle kişilerden ve kurumlardan bağımsız olarak genel itibariyle yorumladım. Anlamını fark ettiğimde hazmetmesinin zor olduğunu söylemem gerekiyor. Elbette ‘büyüyen sektör,’ ‘kazanabilen sektör,’ ‘kazançlı sektör,’ tepkiselliğini yaşıyorum. Diğer taraftan ‘kazanamayan sektör’ yaklaşımına da içten içe hak verebildiğimi de görüyorum. Daha evvel de pek çok kez ifade etmişliğim vardır: Yabancı sermayeyi Türkiye’ye çekebilmeyi başarmış bir sektörde faaliyet gösteriyoruz. Buna karşılık yerli sermayeyi temsilen önemli şirketlerimizin de varlığı çok kıymetli. Dolayısıyla yerlisiyle – yabancısıyla rekabetin yaşandığı bir sektör; yalıtım sektörü. Bu pozitif işleyişe ek olarak çevre coğrafyalarda üstlendiğimiz ve hatta üstlenmek zorunluluğumuz olan ‘üretim üssü,’ ‘üretim merkezi’ olma pozisyonumuz. Bunu Kafkaslar – Türk Cumhuriyetleri, Ortadoğu ve Körfez Bölgesi, Afrika ve Balkanlar olan en direkt sorumluluk alanlarımız olarak söyleyebiliriz. Ayrıca katma değerli ürünlerde ve üretimi stratejik olabilen ürünlerde kıtalar arası faaliyet imkanımız olduğunu da görmemiz gerekiyor. Bunları gerçekleştirirken Türkiye’de işleyişte büyük eksiklikler (denetim ve yaptırım) yaşanmasına rağmen iç pazarda bir ‘mevzuat’ sürecini de yakalayabilmiş olma avantajı da söz konusu. Tüm bu anılan pozitif faktörler ‘kazanan sektör’ tanımını güçlendirmektedir. Hal böyleyken, sektör neden ve nasıl kendi kendini kritize edebilir? Nitelik ve nicelik konularına yatkın bir işleyişe sahip olunamaması, geçmişten geleceğe yalıtım sektörünün genetik kodlarının ve hafızasının aktarılamaması, fiks kalitede standart üretim kültürü yerine piyasa talebine yönelik değişken üretim anlayışı, ara eleman ve giderek artan beyaz yaka sorunsallığı, karlılık ve pozitif bilanço kavramlarının sadece hedefte kalması, teknik işleyişi tavizsiz yürütebilen ve finansal değerleri, kredibilitesi artan iş ortaklarının sayılarının arttırılamaması ve geliştirilememesi, profesyonel finans ve risk yönetiminden yoksun olunması, yüksek katma değer vergisi, kamunun denetim – yaptırım sorumluluğunu tam olarak işe koşamaması, sosyolojik gerçekler ve gözetilmesi iddiada kalan sözde ekonomik sebepli ancak çok yüksek maliyetli imalatlar ve sorunlu dönüşler yalıtım sektörünün olumsuz işleyişinin ana hatları olarak görülebilir. Bu gerçekler ‘kazanamayan sektör’ tezini güçlendiren parametrelerdir. Sonuç olarak; yalıtım sektöründe ibrenin belirgin olarak ‘kazanan sektör’- ‘kazanamayan sektör’ olarak göstermediği görülebilir. Kazandığı düşünülürken kaybedebilen, kaybederken de kazandığı düşünülebilen, netliğin az olduğu, subjektif bir sektör olduğu yaklaşımı daha hakkaniyetli bir değerlendirme olabilir. Yalıtım sektörü ‘yeni’ olmamakla birlikte ‘orta – eski’ olmaya yelken açmış bir sektör olarak sanayi şirketleri, satıcısı ve uygulayıcısı olan iş ortakları, tedarikçileri ve insan kaynakları ile Türkiye için stratejik bir sektördür. Gelecek projeksiyonlarında anılan tüm olumsuzluklarla yüzleşilmesi ve sorunlarının çözümlenmesi temennimizdir. n SELAHATTİN ÖZÜPEK SUDER Yönetim Kurulu Başkanı

RkJQdWJsaXNoZXIy MTcyMTY=