E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 

Fullboard Genel Müdürü Savaş Güzelküçük

Fullboard Genel Müdürü Savaş Güzelküçük

10 Temmuz 2019 Çarşamba / 09:10 | PORTRE
184. Sayı (Temmuz 2019)
405 kez okundu

Uzun yıllar yapı malzemeleri sektöründe profesyonel yönetici olarak görev alan ve Yalıtım Sektörü Başarı Ödülleri 2018 kapsamında “Yılın Profesyoneli” ödülüne layık görülen Savaş Güzelküçük, hayat hikayesini, profesyonel yöneticilik kariyerini ve iş hayatıyla ilgili önerilerini dergimiz okurlarıyla paylaşıyor.

“Doğma büyüme Ankaralı olmakla birlikte aslen Kırşehir Kamanlıyım... Şimdiki gibi işi ve katkı üretmeyi o zamanlar da çok sevdiğimden yaz tatillerinde ev bütçesine katkı sağlamak için inşaatlarda çalışır, hevesle çivi söker, tuğla taşır ve harç karardım. Yani yapı sektörüyle tanışmam gençlik dönemlerime denk gelir. Benim de dahil olduğum X kuşağının, araştırmalarda da tespit edildiği gibi farklı bir nesil olduğuna inanıyorum; okuyan, yazan, çalışan, düşünen tartışan, hayatı sorgulayan ve zorlayan bir nesiliz. Ayrıca kısacık sürede birçok ihtilal, siyasi kargaşa, savaş ve ekonomik kriz gördük, dijital devrime şahit olduk. Bir ömür boyunca her şeyi tattık. Çok farklı bir döneme şahit olduk ve halen de oluyoruz...”

Gazeteci Olmak İstiyordum
“Lisede orta kıvamda bir öğrenciydim. Gezi kolu başkanı olduğumdan organizasyonlar nedeniyle dersler ikinci plana kalıyordu. Yüksek eğitimimi ise Basın ve Yayın alanında sürdürmeyi planlıyordum. O dönemde Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Radyo, Sinema ve Televizyon Bölümü açıldığını duymuştum. Hevesliydim. Çocukluk yıllarımızın idolü Uğur Dündar’a özeniyor, gazeteci olmak istiyordum. Fakat üniversite tercihlerimde Basın ve Yayın’ın ardından 2. sıraya, bir arkadaşımın yönlendirmesiyle Gazi Üniversitesi İstatistik Bölümü’nü yazmış ve benim bile beklemediğim büyük bir başarıyla bu bölümü kazanmıştım. İlk 10 bin içine girmek büyük bir sürpriz olmuştu...”

İstatistik Bölümü...
“Okulu kazanmış fakat liseden henüz mezun olamamıştım. Bu süreçte üniversiteyi kazanmam dolayısıyla derslerinden geçirmelerini rica ettiğim birçok öğretmenim derslerinden geçirmişti fakat matematik öğretmenim Metin Hoca’da biraz zorlanmıştım. Israrlarıma dayanamayıp en sonunda söylediği laf hala kulağımdadır; “Çocuğum sana hayatının kötülüğünü yapacağım, seni mezun edeceğim. Ama beni hep hatırlayacaksın”... Çok haklıydı. Matematik dersinden geçememiştim ama matematik ağırlıklı bir bölümde okumaya niyetleniyordum...”

Temelsiz İşlerden Kaçınmak Gerekiyor
“Zorlanacağım belliydi, ki öyle de oldu... Temel bilgilere sahip olmadığımdan üniversitenin ilk dönemi tam bir felaketti. Ne anlatılanları anlıyor, ne tahtadaki formülleri algılayabiliyordum. Herkesin en az yetmiş puan aldığı derste bile 0.5 alıyordum. Zamanla, rahmetli Metin Hoca’nın dediğini idrak ediyor, içimden keşke mezun olmasaymışım diye geçiriyordum. Fakat bu benim için büyük bir ders olmuştu. Temelsiz, öncesi olmayan işlerden kaçınmak gerektiğini anlamıştım. Nasıl ki inşaatta temel sağlam yapıldığında her şey doğru ilerlerse, hayat da öyleydi. Sonuç itibariyle alt sınıflardan dersler alarak, son sınıfta da derslere hepten konsantre olup tüm dersleri vererek dördüncü sınıfın sonunda mezun oldum. Benim için daraltan ve yoran bir eğitim dönemiydi...”

Hakemlik Yapıyordum
“Üniversitede yine gezi kolunda etkin görevler aldığımdan birçok gezi düzenliyordum. Voleybol oynuyordum, ayrıca futbolu da seviyor ama oynamamama rağmen düzenlediğim üniversitelerarası futbol turnuvalarında hakemlik de yapıyordum. Diğer taraftan gençlik dönemimdeki dört beş kişilik bir arkadaş grubumuzla sık sık İstanbul’a milli maçlara da gidiyorduk. O dönemde tabii ki yokluklar yaşadık, eksikler vardı ama yine de lezzetli bir gençlik yaşadığımı söyleyebilirim...”

Üç Ay Öğretmenlik Yaptım
“Askere gidene kadar olan üç aylık sürede, Ankara’nın ünlü bir dershanesinde Açık Öğretim Fakültesi öğrencilerine İstatistik dersi vermiştim. İstatistiği de üniversitede okuduğum dört yılda değil, o dershanedeki öğrenci 27 arkadaşa ders anlatmak için hazırlanırken öğrendiğimi söyleyebilirim. Hepsi de doksanın üzerinde puan alarak mezun olmuştu...”

Orgeneral Çevik Bir’den Ödül Bile Almıştım
“Askerliğimi Gaziantep 5. Zırhlı Tugay’da yedek subay olarak yapmıştım. O dönemde, ülkemizin son 20-30 yıllık sürecine damga vurmuş, tanınmış, isim yapmış ne kadar komutan varsa neredeyse hepsiyle bir arada bulunma fırsatım olmuştu. Bölük komutan vekili de olduğumdan birçok şey yaşamış, birçok şey görmüştüm. Son güne kadar tüm benliğimle, geçici bir görev de olsa bulunduğum pozisyonun hakkını vermeye çalışmıştım. Yapılması gereken neyse, o görevi layıkıyla yapıyordum. Bu sayede tugayın en iyi atış yapan bölüğü, en iyi toparlanan bölüğü olmamızın yanında bir tatbikatta, birçok talihsizlik yaşamamıza rağmen yine birinci olmuş ve ileride Genel Kurmay 2. Başkanı olacak Orgeneral Çevik Bir’in benden askeriyede kalmamı isteyerek 1.’ncilik ödülü vermesi de gurur verici anılarım arasında yerini almıştı. Sonuç itibariyle başarılı bir askerlik dönemi geçirdiğimi söyleyebilirim...”

26 Bakanlık ve 60 Resmi Kurumdan Hala Cevap Bekliyorum!
“Askerden sonra, mesleğimi icra etmek için tüm bakanlıklara ve birçok resmi kuruma özgeçmişimi göndermiştim. Kurumların araştırma, planlama veya koordinasyon dairelerinde istatistikçi olarak çalışmayı arzu ediyordum. Fakat 26 bakanlık ve 60 resmi kurumdan gelen cevapların hepsi, kadroların dolu olduğu ve kadrolarda uygun bir pozisyon olduğunda bana ulaşacakları yönündeydi. Aradan otuz yıla yakın süre geçmesine rağmen uygun pozisyon bulunamamasına ve hiçbirinden bir geri dönüş alamamış olmama çok gülüyorum. Genç nesilleri oyalayan bu tip İnsan Kaynakları departmanı cevaplarına çok kızıyorum. Aynı dönemde Emniyet Genel Müdürlüğünün sınavlarını da önemsemiş, girmiş ve kazanmıştım. Fakat mülakatta bir emniyet müdürü, bu iş için pek uygun olmadığımı, espriyle karışık ileride kendilerinin başına iş açabileceğim uyarısında bulunup, ret cevabı verince, çok üzülmüştüm. Fakat belki de isabet olmuştu...”

Satmak için Değil, Vermemek için Uğraşırdık
“Bu olumsuz bekleyiş döneminin ardından, Unilever’de çalışan bir arkadaşımın tavsiyesiyle Unilever yetkilileriyle görüşmüştüm. O zamanlar distribütörü olmayan Unilever, ürünlerinin pazarlamasını kendi yapıyor, siparişi ve teslimatı kendi elemanlarıyla gerçekleştiriyordu. Görüşme olumlu geçmiş ve işe alınmıştım. Firmanın ‘Sana’ markalı margarin grubunda satış elemanıydım. Profesyonel anlamdaki ilk iş deneyimimdi. Ofis ve depomuz Ankara Çukurambar’daydı. Çok ilginç ve öğretici bir deneyimdi. Satış ve pazarlamayla görevliydik ama kıtlık ve kuyruklar dönemi nedeni ile bir market 10 koli mal isterken biz ortada ürün olmadığından ancak 2 koli verebiliyorduk. Satmak için uğraşan değil de her yere idare edecek bir miktar vererek, mutlu etmek için uğraşan bir satış ekibiydik. Şartlarımız oldukça iyiydi. Sabah 9’da sahaya çıkıyor, akşam 4’e kadar sipariş topluyorduk. Margarinin yanında sos ve reçel de pazarlıyorduk. Tahsilatları kendimiz yapıyorduk. Çek, senet, kredi kartı vs. olmadığından parayı nakit almak ve gün boyu o paralarla dolaşmak apayrı bir dertti. Altı ay sürmesine rağmen o işten sevkiyattı, ambardı, depoydu, siparişti, paraydı, kotaydı vs. çok şey öğrenmiştim...”

Baba, “Yağcı” Geldi
“O dönemde birçok anı da birikti tabii... Mesela ilk satış deneyimi yaşadığım gün oldukça ilginçti. Bana işi hem gösterecek hem öğretecek olan arkadaşım Vedat, bir an önce işi pratiğini yaparak öğrenmem maksadıyla bir pundunu bulup beni bir bakkalda tek başıma bırakmıştı. Ne olduğunu anlamadan girmiş bulunduğumuz bakkaldaki ufak bir çocuğun bana bakıp, ‘Baba, yağcı geldi’ diyerek arka tarafa doğru seslenmesi canımı çok sıkmıştı. Ufacık bir çocuk tarafından ‘Yağcı’ olarak tanımlanmak tuhaf gelmiş, açıkçası biraz da sinirlendirmişti. Ardından bakkal yanımıza geldiğinde, ne olduğunu anlamadan hiç bilmediğim satış süreci başlamıştı. Heyecandan elim ayağım titriyordu. Ben bakkalın karşısından eveleyip, gevelerken, dört koli mal istemiş, bense ancak 2 verebileceğimi söylemiştim. Ardından, ilk defa heyecanla sipariş formunu falan doldurup, imzalatıp alelacele dışarı çıkmıştım. Kapıya çıktığımda ise arkadaşım gayet rahat bir şekilde sigarasını tüttürerek beni bekliyordu ...”

İki Ders Almıştım
“Unilever’de hiç unutmadığım iki de ders almıştım... Birincisi, bilgiyi saklamamak gerektiğiyle ilgiliydi... Kurumsal bir şirketteki ilk işim olduğu için günlük ve haftalık raporların nasıl yazılacağını bilmiyordum. Bir akşamüstü ofiste, bu konuda yardım istediğim kıymetli ve kıdemli bir ağabeyimin kendi raporunu yazarken, üzerine kapanıp bana o örnek alacağım raporu göstermemesi ve böyle sıradan bir bilgiyi paylaşmaması beni çok üzmüş ve düşündürmüştü. Sonrasındaki iş hayatım boyunca hiçbir çalışma arkadaşımdan bilgi saklamamaya gayret ettim. İkinci ders ise, kurumların personelinin sosyal anlamda da gelişmesini, mutlu olmasını sağlayacak ihtiyaçlarına önem vermesi gerektiğiydi. Unilever bu işi o yıllarda da gayet iyi yapıyordu...”

İki Sene Bir Baharat Firmasında Çalıştım
“Altı aylık Unilever tecrübemin ardından, yine bir arkadaşımın daveti üzerine Bağdat Baharat firmasına geçmiştim. Firmada bir atılım yapılması düşünülüyordu. Hedef, dönemin büyük market zincirleri, resmi kurumların kantin ve marketleri ile restoranlar gibi büyük ölçekli alım yapabilecek yerlerdi. Ben de bu işle uğraşacaktım. Netice itibariyle işler yolunda gitti ve 1-1,5 yıl içinde Bağdat Baharat’ın satış ekibinin başına Ticaret Müdürü olarak getirildim. Bir aile şirketi olan Bağdat Baharat’ta çıplak maliyeti, adaleti ve çalışan memnuniyetinin ne demek olduğunu öğrendim diyebilirim. Güzel bir dönemdi, bilgisayar sistemleri kurulup, ambalaja dolum otomatik makinelerle yapılmaya çalışılıyordu. Ki o dönemde Türkiye’de baharat dolumu işi çok ilkel koşullarda, hijyenden yoksun ortamlarda elle yapılıyordu. Yani ilerici bir projeydi. Fakat bir aile şirketi olduğundan kariyerim açısından daha ileri gidememe riski nedeniyle iki senenin ardından ayrılma kararı almıştım...”

Kar Kış Demeden Binlerce Kilometre Yol Yapıyordum

“Ardından Yaşar Holding’de çalışan bir arkadaşımın yönlendirmesiyle DYO’ya iş görüşmesine gitmiştim. Tavsiyeyle, bir öğle tatilinde gittiğimden, genel müdür ve yardımcısı bir taraftan pizza yiyor, bir taraftan da benimle ilgileniyorlardı. Sıradan bir iş görüşmesi değildi. Müdürün, ‘İleride şirkette ne olmayı hedefliyorsun, ne planlıyorsun’ sorusu üzerine, bir düşüncem olmadığını, sadece 3-5 sene içinde o koltuğu bana vermeyi kabul edebilirlerse bu işe talip olduğumu söylemiştim. Sonuç itibariyle işe kabul edildim ve DYO İç Anadolu Bölge Müdürlüğü’nde Oto Boyaları Grubu’nda çalışmaya başladım. Ankara, Nevşehir, Kayseri, Bayburt, Erzincan ve Erzurum’dan oluşan hattan sorumluydum. Kar-kış demeden çok çalışıyor, dönemin Toros markalı araçlarıyla binlerce kilometre yol kat edip müşteri ziyaretleri gerçekleştiriyordum. Şaka bir tarafa, tek başıma kat ettiğim o yollarda çok şarkı besteleyip, çok da şiir yazmışlığım, onlarca proje üretmişliğim vardır. Üç yıl görev yaptığım şirkette henüz ikinci sene İstanbul, İzmir ve Ankara gibi bölgeler dururken Kayseri ve Nevşehir’den Türkiye satış birincisi çıkmasına vesile olmuştum...”

Gözlerim Dolmuş, Geçen 8 Seneye Çok Üzülmüştüm

“Yaşar Holding’in belli aralıklarla İzmir’de organize ettiği çok güçlü bir satış eğitim programı vardı. Mesela hiç unutmuyorum profesyonel iş hayatımın neredeyse 8. senesiydi. Sabah başlayan ve sekiz saat süren bir satış eğitiminin sonunda aldığım o katılım belgesine bakakalmış, çok etkilenmiştim; çünkü 8 saatlik bir eğitim süresinde bana neredeyse sekiz yılda, hiç eğitim almadan sahada öğrendiğim kadar bilgi aktarılmıştı. Keşke 8 sene önce biri bana bu dersi verseydi, her şey çok daha farklı olurdu. Gözlerim dolmuş, eğitim almadan geçen o senelere cidden çok üzülmüştüm. Ondan sonraki iş hayatım boyunca da eğitime çok önem verdim...”

“Yaşar Holding’de üçüncü senenin içinde, rakip bir firmanın da kurulma aşamasında, kendi toptancı bayilerimizin stoklarını sıfırlayıp, finansal açıdan biraz daha onları rahatlatmaya yönelik bir öneri ve yine bayilerin eğitimine ilişkin geliştirdiğim projenin incelenmeden reddedilmesi beni çok üzmüş ve ardından istifa ederek işten ayrılmıştım...”

Tepe Alçıpan’da Dost İnsanlar Topluluğu Oluşturmaya Çalıştım
“Ardından, 1996 yılında, Türkiye’nin ilk alçı plaka markası Tepe Alçıpan’ın Genel Müdürü Mehmet Özaydın’ın önerisi üzerine Tepe Alçıpan’da Satış, Eğitim ve Pazarlama Yöneticisi olarak işe başlamıştım. Firma, Tepe Grubu’nun 46 şirketinden birisiydi. Departmanda sadece ben vardım. O gün Türkiye haritasını bir artı işaretiyle dörde bölüp, üç tane hiç tecrübesi olmayan, bir tane de kıdemli bir arkadaşı işe alıp Türkiye satış ekibini kurmuştum. Hemen ardından, daha önce yapılmış ama tam bir iş toplantısı hüviyetine erişememiş bir bayi toplantısı düzenlemiştim. O toplantıda bayilerin davranış, yaşam biçimleri, düşünceleri, tarzları, tavırları gibi birçok gözlemde bulunma fırsatı yakalamıştım. Toplantı sonunda bazı bayilerle yolların ayrılmasına karar vermiştik. Amacım bayilerle kader ortaklığı yapmaktı, yoksa sadece ticari birlikteliğin firmayı ileriye götüreceğine inanmıyordum. Onlarla dost olursak, aynı lokmayı paylaşırsak, aynı şeylere kederlenip, aynı şeylere gülersek bu iş yürürdü. Dost olabilecek insanlar topluluğu oluşturmaya çalıştım. Yıllar içinde de bu amaca ulaşıldığını düşünüyorum...”

Seminerlere Vali, Kaymakam ve Komutanlar Bile Geliyordu
“1997’de, Eğitim Bölümü Müdürümüz ile 32 ilde seminer düzenledik. Alçıyla duvar yapımını, tavan yapımını, alçının çevreye zarar vermeyen, çok hafif ve sağlıklı bir yapı malzemesi olduğunu anlatıyorduk. Hisseli Harikalar Kumpanyası gibi bir şeydi. Akşam bir şehirde, sabah başka bir şehirdeydik. Gittiğimiz şehirde Mimarlar Odası, İnşaat Mühendisleri Odası üyelerini, belediye yetkililerini ve müteahhitleri davet ediyorduk. Yoğun bir katılımla gerçekleştirdiğimiz seminerlere vali, kaymakam ve garnizon komutları bile geliyordu. Tabi şimdi birçok şey değişti, insanlar rezidanslarda, otellerde, konutlarda alçı plaka bölme duvarlarda yaşamaya çok alıştılar. Ama o zamanlar anlatılan şeyler Türkiye için yeni şeylerdi. 1998 yılında ise mimarlık ve inşaat mühendisliği fakültelerinde ciddi eğitim faaliyetlerine başladık. Hem alçıyı anlatıyor hem de uygulamasını gösteriyorduk. Amacımız gençlere fayda sağlayıp, katkı sunmaktı. Fabrikamızı gezdiriyor, detaylı bilgiler paylaşıyorduk. O dönemde mimarlarla röportajları, teknik yazıları içeren kurum içi bir bülten de yayınlamaya başlamıştık. 1997’de ise ekonomik sorunlar nedeniyle Alman menşeili Knauf şirketiyle yüzde 50-50 ortak olundu. Fakat bu ortaklık sürecinde Knauf firması mevcut personele o kadar güvendi ki yıllarca hiçbir değişiklik yapmadı. Son derece nazik bir iş paylaşımı yaratıldı. İki sene sonra da, yani 1999’da, İzmit fabrikasının devreye girme sürecinde Knauf diğer yüzde elli hisseyi de alarak şirketin tek sahibi olmuştu...”

Birçok İlke İmza Attık
“Knauf markası ile yıllar içinde birçok ilke imza attım. Mesela Knauf Arena ile belki Avrupa’da bile ilk kendi fuarını yapan şirketi olmuştuk. Fuarlar o dönemde ciddi kan kaybı yaşamaya başlamıştı. Şirketler kendi bayilerini bile fuarlara getiremiyorlardı. Biz de genel bir fuara katılmak yerine kendi fuarımızı düzenleme kararı almış ve uygulamıştık. 11 bin kişi tek bir markayı ziyarete gelmişti. Yazgan Mimarlık ile tasarlanan salonda Türkiye’de kullanılan en uzun ledler, en yüksek çatılar oluşturulmuştu. Bütün bayilere, kendilerini tanıtmaları için küçük küçük bölümler yapmıştık. Yurt dışından akustik, deprem, ısı ve yangınla ilgili önemli isimleri davet etmiş, beş gün boyunca sempozyum ve seminerler düzenlemiştik. 10 bin metrekarelik koca bir salonda yalnızca biz vardık. 1997 yılındaki mobil eğitim tırımız da Türkiye’deki ilklerden biriydi. 2006’da Ankara, İstanbul, İzmir ve Antalya’da sürekli hoca bulunduran, showroom’u olan teorik ve pratik eğitimler veren eğitim merkezleri açmıştık. Bu merkezlerde eğitim alan ustalara sertifikalar verdik. Dolayısıyla ısı yalıtımı, ses yalıtımı, akustik, yangın yalıtımı, duvar, dekorasyon vs. konularında altmış bine yakın kişiye eğitim imkanı sunduk. Çok farklı kitap ve eğitim dokümanıyla bu eğitimleri güçlendirdik ve sürekli hale getirdik...”

Permolit’in Yeniden Yapılanma Sürecini Yönettim
“Uzun yıllar çalıştığım Knauf’tan 2015 yılının Şubat ayında ayrıldım. Ardından Akçalı Grubu’nun CEO’su Akın Akçalı’nın teklifi üzerine Grup markalarından biri olan Permolit’te işe başladım. Firmada kurumsallaşma, yeniden yapılanma ve örgütlenme sürecini yönettim. Bu güzel süreçte firmanın elli yıllık logosuyla birlikte 260-270 farklı dilde konuşan ambalajı, tek dilde konuşan, tek şey ifade eden, tek bir markayı gösteren bir hale getirdik. Arkasından firmanın Avrupa birincisi sprey boyaların algısını değiştirmeye çalıştık. 7-8 bölge müdürlüğünün tamamını kapatıp, mobil olarak daha aktif hale gelmesini sağladık. Yaş ortalamasını aşağı çektik. Müşteri ve bayi sayısını 3000’lerden 300’lere indirdik ve bütün bunları da ciro kaybetmeden gerçekleştirdik. Hatta ciroyu iki katına çıkardık. Permolit boya tonajda Türkiye 4.’lüğüne, cirodaysa Türkiye 5.’liğine geldi. Bunların dışında Karat markasıyla bir boya markası daha piyasaya sürüldü ve Akçalı Gayrimenkul kuruldu. Düzenlenen seminerlerle pazarlama ve halkla ilişkiler alanında adımlar attık. Galatasaray’a, Survivor’a ve bazı spor programlarına sponsor olduk...”

Fullboard...
“Fullboard maceram ise Permolit’ten sonraki dönemde gelişti... GİPS A.Ş. firma sahiplerinin alçı plaka üretimine geçiş aşamasında yaptıkları bir teklif üzerine işe başladım. Bu kapsamda alçı plaka sektöründe yeni bir çalışma ile mevcut alçı plakalara göre yaklaşık yüzde 25 daha hafif ve güçlü yeni nesil alçı plaka VİVİ’nin üretimini gerçekleştirdik. Paketli plaka kavramı ile hem görsel pazarlama hem de stoklama kolaylığı açısından bir çığır açtığımızı söyleyebilirim...”

Asıl Hedefim, Potansiyel Yönetici Yetiştirmek
“Satış benim için çok zor bir şey değil. Her sene hedefleri belirleyip, aşağı yukarı bu hedefleri tuttururdum. Bilerek ve keyif alarak yapıyorsanız hedefler tutturulabilir. Fakat benim asıl hedefim, bulunduğum firmalarda potansiyel yönetici yetiştirmekti. Belli bir süreden sonra artık profesyonelliğin misyonerliği önem kazanıyor. Ürünlere, sektöre ve gençliğe bir şeyler katılması gerektiğine inanıyorum. Dolayısıyla Fullboard’da ticaret değil, bir markayı yaratmanın, bu markayı sektöre yerleştirmenin, sektörde en iyi noktaya kısa sürede getirebilmenin hedef ve planı içerisinde yola çıktık. Buradaki yönetim de bütün yetkiyi bana bıraktı ve sonuna kadar arkamda olduğunu hissettirdi...”

Yeni Ürünler Geliştirdik
“Farklı ve özgür bir ortamda kısa süre içinde Türkiye’nin bugüne kadar yaşadığı en büyük ekonomik krizin içinde, inşaat sektörünün yüzde elliye yakın daraldığı, maliyetlerin ve dövizin neredeyse 2 katına çıktığı bir dönemde biz Fullboard olarak üretimimizin tamamını satmayı, Ar-Ge çalışması yaparak yeni ürünler geliştirmeyi başardık. Kasım ayından bu yana hem personel alımına devam ettik hem de üç vardiyaya çıkarak kapasitemizi artırdık. Yeni yeni ürünler geliştiriyoruz. Grandex dış cephe alçı plakanın seri üretimine ve satışına başladık. Bu sene bizler için yeni ürünler sunma ve portföyü tamamlama yılı...”

Krizlerde Yapılan Tasarrufa Karşıyım
“Mesele, illa bir şeyler değiştirmek değil. Fakat belli dönemlerde muhakkak bir düşünüp, iş hayatını güncellemek gerektiğine inanıyorum. Dönem neyi gerektiriyor, gelecek ne üzerine kuruluyor?.. Tüm bunları masaya koyup bir güncelleme yapmak şart. Yoksa laf olsun, farklılık olsun diye değişiklik yapılmaz. Kriz dönemlerinde tasarrufa da son derece karşıyım. Krizde ilk başta tasarruf yapılması gerekiyorsa zaten bugüne kadar yanlış yönetmişsin, dağıtmışsın demektir. Kazanırken bol keseden dağıtıp, krizde küçülmek pek doğru bir yönetim tarzı gelmiyor bana. Kriz zamanlarında tasarruf yapıyorum, küçülüyorum dediğin zaman genç arkadaşların kariyer planlamasındaki tercih maalesef siz olmuyorsunuz. Güncelleme, planlama gereği bir iyileştirme yapıyorsanız o zaman söylenecek bir şey yok. Ben de kendimi sürekli güncelleme ihtiyacı hissediyorum. Permolit’ten sonra Fullboard benim için bu anlamı taşıyor...”

Türkiye’de İlk Paketli, Paletli Plakayı Piyasaya Sunduk
“İnsanoğlu değişik dönemlerde değişik şeyler yapıyor. Onun için fikirlerin hep güncel ve taze kalması şart. Fullboard bu anlamda önem arz ediyor. Türkiye’de ilk alçı plakanın çıkışı 1989. Tam 30 sene boyunca bu ülkede hemen hemen hep aynı şey üretilmiş. Bazı dönemler içinde yer almamıza rağmen belki bizler de bunu yapmadık, yapamadık ama şimdi trend yalnızca güncelleme değil, üstüne bir şey katma vakti. Bu anlamda alçı plakalardaki tozlu görüntüyü kaldırmak için Türkiye’de ilk defa paketli, paletli plakayı piyasaya sunduk. Şantiyelerdeki, bayilerimizin stok alanlarındaki görünüm bir anda değişti. Her ürün kendini ifade eder şekilde paketleniyor. Stok sayımını ve stok görüntüsünü güzelleştirdik. Stoklar teker teker sayılmadan kontrol edilebiliyor, derli toplu, pırıl pırıl ortamlar yaratmaya çalıştık. Paketli plakalarımız büyük beğeni topladı. Ayrıca alçı plakaları oldukça hafiflettik. Yaptığımız Ar-Ge çalışmaları sonucu Yeni Nesil Plaka dediğimiz hafif plaka dönemini başlattık...”

Dost Olursak Birbirimizi Aldatmayız
“Savaş Güzelküçük isminin, -ki S.GK olarak da bilinir-, sektörde bir yere geldiğini düşünüyorum. Çok çalıştım, çok uğraştım, hep katkı üretmeye gayret ettim. Şanslıydım da; çalıştığım firmalardaki yönetici veya patronlar da bana fikir üretme ve bunları gerçekleştirme fırsatı verdiler. Bu çok önemliydi. Kimse sen mi patronsun ben mi, sen mi yöneticisin ben mi diye gocunmadı. Bayilerimi de hep dostlarım olarak gördüm. Çünkü dost olursak birinci önceliğimiz para olmaz ve birbirimizi aldatmayız. Biraz daha eğlenceli ve rahat geçen, belki biraz da yanlış anlaşılabilecek bayi toplantılarının da hep bir disiplin içinde geçmesi için çaba harcadım. Mesela toplantıların kravatlı ve takım elbiseli olmasını temin etmeye çalıştım, bunda da başarılı olduğumu zannediyorum. Firma neyi nasıl tariflerse, neyi talep ederse bu talebe inanan bayi ve çalışanlar da bir şekilde ona uyuyor...”

İşi Hep Sahiplendim
“Her şirketin kendine göre bir karakteri vardır. Bu da o şirketi yöneten yöneticilerde daha çok hissedilir. Çalışanların da şirketi ve markayı yaşamaları ve hissetmeleri gerektiğine inanıyorum. Markayı gördüklerinde bir mutluluk yaşayıp, tüylerinin diken diken olması çok önemli. Ben çalıştığım çoğu firmada bunu hissettim. İşi hep sahiplendim ve katma değer üretmeye çalıştım. Mesai saatlerinin, çok özel bir durum yoksa, işi yapmak için fazlasıyla yeterli olduğuna inanıyorum. Dolayısıyla 18:00’den sonra herkesin ailesiyle, eşiyle, dostuyla zaman geçirmesi, özel hayatını sürdürmesinden yanayım. O vakitler iş hayatının stresinden kafasını sıyırması önemli. Dedikodu ve söylenti bir şirketi içten içe çürütür, yok eder. Çalışanların bu tür şeylerden kaçınmasını öneririm. Çalışanlar iş geliştirmeye, eğitime ve kendilerini güncellemeye yönelmeliler...”

Giyim Kuşamda Markanın Kültürü Dikkate Alınmalı

“Satış ekiplerinin muhakkak markanın kültürüne uygun bir kıyafet içinde olması gerekiyor. Her şirket kendi karakterine uygun bir kıyafet tarzı geliştirebilir. Ayrıca bir kravat takılıyorsa, bence gömleğin üst düğmesi açık bırakılmamalı. O arada kalmışlık başka bir şeyi tarifliyor. Dolayısıyla çalışanların bu disiplini içlerinde yaşamaları gerekiyor. Tabii ki basın-yayın veya reklamcılık gibi daha özgür meslek grupları var, fakat onlar da kendi iç dinamikleriyle hareket ediyorlar. Tek unutulmaması gereken iş ortamının, evimizin oturma odası veya bir kahvehane olmadığını hatırlamak. Şirketin bir karakteri varsa buna göre giyinilir. Şirketin karakterine göre satış ekiplerinin de bir genel karakter görüntüsü sergilemesi gerektiğini düşünüyorum...”

Satış Kaygısı Taşınmamalı
“Yöneticilerin müşterilerinden korkmaması ve satış kaygısı taşımamaları gerektiğini düşünüyorum. Satış kaygısı taşındığında fiyat geliştirememeye ve kazanamamaya başlarsınız. Kazanamadığınız yerde de yatırım, eğitim ve Ar-Ge yapamazsınız. Şirketlerin muhakkak kazanması gerekiyor. Kazanabilmesi için de yöneticilerin fiyat odağından ziyade satışı nasıl gerçekleştireceklerini ortaya koymaları şart. İskontolarla veya fiyat düşürme politikalarıyla satış yapılmaz. Yöneticinin, işin gerektirdiği karlılığı ve kar marjı neyse bunu koruyabilmesi gerekiyor. Kazanırsa ancak o zaman şirket markasını bir yere taşıyabilir, eğitim faaliyeti düzenleyebilir, sponsor olabilir, fuara katılabilir, tanıtıma bütçe ayırabili ve kalifiye elemanla çalışabilir...”

Patronluk Babadan Oğula Geçmemeli
“Patronlar ise şirketlerinin yönetiminin bir imparatorluktaki gibi babadan oğula geçen bir şey olmadığının ayırdına varmalılar. Bir padişah, imparatorluk kurmuş ve çok akıllı olabilir fakat çocuğun da aynı özelliklere sahip olduğu düşüncesi bence yanlış bir öngörü. Dolayısıyla ikinci kuşağın eğitimini tamamladıktan sonra öncelikle başka kurumsal firmalarda tecrübe kazanması ve potansiyelinin ortaya çıkarılması gerekiyor. Maaş, mesai, personel, amir, patron gibi şeyleri farklı bir ortamda görmeli. Sonrasında, kendi şirketlerinde başarılı olabilecekleri kademelere gelmeliler. Ayrıca iş sahiplerinin, profesyonel yöneticiler biraz ön plana çıktığında ‘Sen mi patronsun, ben mi’ tartışmasına girmemesi de gerekiyor. Patronların seçtikleri yöneticilere güvenmelerini, süre vermelerini, bir karar aldılarsa onda biraz olsun ısrar etmelerini öneriyorum. Geri planda kaldıklarını düşünmemeliler. O zaman şirketlerinin çok daha başarılı, kendilerinin de daha kazançlı bir noktaya geldiğini görecekler. Belki onlar da kendilerine vakit ayırıp, derneklerde, STK’larda görevler alarak bu eksikliği tamamlayabilirler. Birçok şirket de böyle yapıyor zaten...”

Medici Prensliğinden de Ödül Almıştım

“İş hayatım boyunca Yalıtım Sektörü Başarı Ödülleri kapsamında Yılın Profesyoneli seçilmemle birlikte birçok gurur yaşadım... Bunlardan birisi ve en önemlisi ise dünyanın en eski prensliği olan İtalyan Medici Prensliği tarafından sunulan ‘Zamansız Liderlik Ödülü’nü Türkiye’den İshak Alaton ile birlikte almamdı. Markalaşma ve kreatif inovasyonlar konusunda verilen bu ödüle layık görülmek benim için çok büyük bir sürprizdi. Ayrıca İshak Alaton ile birlikte almak da bana başka bir gurur yaşatmıştı...”

Müşteriyle Bir Çay İçmenin Değeri Hala Bambaşka
“Yapı malzemeleri sektöründe de sosyal medya, internet, online alışveriş gibi konular sık sık gündeme geliyor. Doğrudan tüketici ürünleri pazarlayan sektörlerdeki işler artık dijitalleşmek mecburiyetinde. Fakat B2B iş yapan inşaat malzemeleri sektöründe iş biraz daha farklı. Bir gömlek veya bir paket deterjan dijital ortamdan rahatlıkla alınabilir fakat mimara, mühendise, ustaya veya ruhsatı onaylayacak bir belediye elemanına anlatılması gereken bir yapı malzemesinde bu mümkün değil. Dolayısıyla işlerimizin büyük kısmını dijitalleştirmiş olsak bile sektörümüzde bazı şeyler yine birebir insan ilişkisine dayanıyor. Günümüzde bu ilişkiler ile dijitalleştirmeyi yan yana getirmenin yollarını aramak lazım. Şirketinizden bir yetkilinin gidip müşterinin yanında bir çay içmesinin değeri ve anlamı hala bambaşka...”

Projeyi Okuyabilirim
“Çalıştıkça enerji topluyorum, fikir ürettikçe dinamik kalıyorum. Mesela uzun yıllardır yapı malzemeleri sektöründe çalıştığımdan belki bir mimar kadar olmasa bile yapılan işten anlar, projeyi okuyabilir, çizilirken destek olabilirim. Tasarım yapılırken, bir yaşam konsepti oluşturulurken değişik fikirler sunabilirim...”

Statlarda Birarada Maç Seyredilen Günleri Özlüyorum

“Sosyal medyada yokum... Hiç ilgimi çekmiyor. Sürekli birileriyle gereksiz iletişim halinde olmak hoşuma gitmiyor. İstediğim kişilerle istediğim miktarda iletişimde olmayı tercih ediyorum. Diğer taraftan izleyici olarak futbolla ilgileniyorum. Galatasaraylıyım. Fanatikliğin pozitif sınırındakilerdenim. Gençliğimdeki derbi maçlarda bir arada maç seyrettiğimiz günleri çok özlüyorum. Yarı yarıya taraftarların doldurduğu o statlardaki çekişmeler, atışmalar ne güzeldi. Sahadaki futbolcular da kendi taraftarlarından aldıkları enerjiyle daha bir güzel oynarlardı. Yanlış yönetimler nedeniyle o günler maalesef geride kaldı. Taraftar tel örgülere hapsedildi. Umarım bu güzel günlere geri döneriz...”


 


İlginizi çekebilir...

DKM İnşaat Genel Müdürü Volkan Dikmen

Sektörün 'fark yaratan' isimlerinden birisi olan DKM İnşaat Genel Müdürü Volkan Dikmen, özel ve profesyonel hayatının kilometre taşlarını ve t...
15 Mart 2019 Cuma / 10:35

Çukurova Yalıtım Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Yurt

İlk profesyonel iş deneyimini yaşadığı İskenderun Demir Çelik Fabrikası'ndaki teknisyenlik günlerinden matematik öğretmenliği eğitimi aldığı yılla...
30 Ekim 2017 Pazartesi / 11:03

ÇATIDER Başkanı Adil Baştanoğlu

Kurucu üyelerinden olduğu ÇATIDER'de 2007-2011 yılları arasında yaptığı iki dönem Başkanlığın ardından geçtiğimiz aylarda tekrar ÇATIDER Yönetim Kurul...
15 Mayıs 2017 Pazartesi / 15:56

 

  • Boat Builder Türkiye
  • Çatı ve Cephe Sistemleri Dergisi
  • Doğalgaz Dergisi
  • Enerji ve Çevre Dünyası
  • Su ve Çevre Teknolojileri Dergisi
  • Tersane Dergisi
  • Tesisat Dergisi
  • Yangın ve Güvenlik
  • YeşilBina Dergisi
  • Klima ve Soğutma Rehberi
  • Yangın ve Güvenlik Rehberi

©2019 B2B Medya - Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir.