E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 
BAU 2019
MOLÜMER
ODE YALITIM
ARMACELL
TUNÇMAN PLAST
BTM
BLOKSAN

17 Ağustos... Gerçekler... Görevlerimiz...

17 Ağustos... Gerçekler... Görevlerimiz...

8 Ağustos 2014 Cuma / 16:53 | ANALİZ
125. Sayı (Ağustos 2014)

Murat Belen 
Belen Consulting
www.belenconsulting.com
mbelen@belenconsulting.com 
Büyük acının üzerinden 15 yıl geçti. Birçok “çok yetkili”, “az yetkili”, “yetkisiz” kişinin süslü söylemlerini, “...meliyiz”, “...malıyız”, “...ceğiz”, “...cağız”larını, özellikle her yıldönümünde dinledik.


Ancak ne üzücüdür ki, ara ara, ne dediğini iyi bilen bazı akademisyenlerin ve bürokratların söylemlerinde, 1999’dan bu yana depreme hazırlık çalışmalarında kat edilen yolun bir arpa boyu olduğu, tekrarlanarak ifade edilmektedir.
Peki ne yapmalıyız?


Birilerini suçlamayı ve sızlanmayı bırakıp herkes kendi işini, sorumluluklar ve standartlar çerçevesinde, en iyi şekilde yapmaya gayret ederse, artan bir hızla çok önemli aşamalar kaydedebiliriz. Su yalıtımı kuruluşları ve sektör çalışanları olarak bize düşen görevler nelerdir? İki aşamada irdeleyelim;
ASu yalıtımının yapı dayanıklılığı (durabilitesi) üzerine etkileri ve dayanıklılığı artıracak faktörler
BMevcut yapı stoğundaki korozyon problemine maruz yapıların depremde yıkılma riskinin artmasını engelleme önerileri.


A.  Bu paylaşımımızda, özellikle su yalıtımının yapının dayanıklılığı (durabilitesi) üzerindeki tartışılmaz etkisinin temel unsurları ve geliştirme önerileri üzerinde duracağız. Amacımız, okurların önemli bir bölümünün iyi bildiği gerçekleri tekrarlamak değil, inşaat ve yalıtım sektörlerinde hangi basit, uygulanabilir tedbirler, aksiyonlar ve işbirlikleri ile yapı dayanıklılığının artırılmasının ve korunmasının sağlanabileceği konusunda görüş ve öneriler sunmaktır.
Yazımızın başındaki “toplumsal özeleştiri”nin nedeni ise, ülkemizin artık bilinen bir gerçeği olan deprem olgusunun karakterinden kaynaklanmaktadır. Zamanını ve şiddetini önceden bilemediğimiz bu doğa olayına zayıf yakalanma gibi bir seçeneğimiz, ne can ne de mal güvenliği açısından yoktur. Tek seçeneğimiz, olası deprem ya da depremlere karşı, dayanıklılığı yüksek yapılarla hazır olmaktır. O halde dayanıklılığın sağlanması ve korunması için “olmazsa olmaz”ların biri olan su yalıtımının, zamanında, doğru ve etkin olarak yapılması gereği çok açıktır.





Kabuller;
Bu kısa paylaşımda, yukarıda açıklanan temel amacımıza odaklanabilmemiz için yapı dayanımının birincil olmazsa olmazlarının gereği gibi yapılmış olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Bunlar, yapının yerinin geoteknik etütlerinin yapıldığı, doğru projelendirildiği, kaba inşaatında kullanılan malzemelerin ve yapım yöntemlerinin ilgili standartlara ve meslek etiğine uygun olduğu, yapım sırasında gerekli denetim ve kontrollerin yapıldığı varsayımlarıdır.


Belirtmek isteriz ki, en etkin ve kaliteli yalıtım dahi, sayılan bu temel teknik özellikleri taşımayan bir yapının dayanıklılığına, deprem karşısındaki direncine olumlu bir katkıda bulunamaz. Sadece yapının mevcut durumunu korumasına yardımcı olabilir.


Yalıtımın dayanıklılık üzerindeki etkileri ve yaşanmış örnekler
1999 Marmara depreminin ardından, üniversitelerin desteği ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hasar Tespit Komisyonu tarafından yapılan incelemelerde (~56,000 konut ve işyeri), yapılarda oluşan hasarların nedenleri arasında “Korozyon” yüzde 64 ile diğer nedenlere göre (zemin sorunları, proje hataları, malzeme eksikliği vb.) açık arayla birinci sırada yer almıştır.
Korozyonu tetikleyen ve ilerlemesine neden olan etmenin ise yapının taşıyıcı sistemine ulaşan/sızan su (direkt su ve/veya nem) olduğu bilinen bir gerçektir. O halde söz konusu yapılarda ya su yalıtımı yoktur ya da doğru ve etkin uygulanmamıştır.


Korozyonun etkileri hakkında kısa paylaşım
Korozyonun ne olduğu birçok uzmanın teknik makalelerinden öğrenilebilir. Biz kısaca, bu olgunun, yapının taşıma gücünü ve bunun sonucu olarak dayanıklılığını ve depreme direnim özelliklerini niçin olumsuz etkilediğini paylaşmak istiyoruz:


• Betonarme yapılarda basınç gerilmelerini betonun, çekme gerilmelerini donatının taşıdığını/aktardığını biliyoruz. 


Paslanan demir; 
a. Kesit kaybına uğrar ve yük taşıma kapasitesi düşer
bHacimsel genişleme, korozyona uğrayan demirin etrafındaki betonu çatlatır, bu ise bir yandan betonun basınç yüklerine karşı taşıma gücünü azaltırken diğer yandan betonarmeyi güvenilir bir yapı malzemesi yapan, demir ve betonun birlikte çalışabilme özelliğini sağlayan aderans olgusunu olumsuz etkiler.


• Özellikle deprem sırasında oluşan yanal yüklerin aktarılmasında donatının ve aderansın büyük önemi düşünüldüğünde, korozyona uğrayan yapının karşı karşıya kalacağı risk çok açıktır.





Doğru ve etkin su yalıtımının 3 ana unsuru
1Doğru tespit, projelendirme ve detay çalışması
2Doğru sistem ve ürün seçilmesi
3Doğru uygulama


Bu unsurlar hakkında kısa bir değerlendirme yaparsak;


1. Doğru tespit, projelendirme ve detay çalışması yapılabilmesi ancak yapının projesinin hazırlanması aşamasında projeci ile yalıtım malzeme ve sistemlerini tedarik edecek firma teknik grubunun ortak çalışması ile mümkündür. Bunun sağlanabilmesi için ilgili gruplara aşağıdaki önerileri sunmak istiyoruz. Proje grupları, işlevi sadece ürün tedarik etmek olan firmalarla değil, teknik birimleri olan kuruluşlarla çalışmaya yönelmelidirler. Zira bu tür kuruluşlar proje çalışması sırasında, yapının özelliklerine göre doğru, etkin ve ekonomik çözümleri -sadece ürün değil, sistem olarak ve varsa alternatifleri ile birlikte- proje grubunun bilgisine sunacak ve onun, etkin yalıtım uygulaması için projede yer alması gereken detayları oluşturmasına yardımcı olacaktır.
Önerimiz: Proje gruplarının dikkatli ve seçici davranmaları, yalıtım sektörü uzmanlarının bilgi ve önerilerini projelendirme safhasında göz önüne almalarıdır. Teknik altyapısı olan yalıtım sektörü kuruluşlarının da talep beklemek yerine, sunabilecekleri hizmetleri sistematik bir yaklaşım ve iletişim faaliyeti ile proje gruplarının bilgisine sunmaları, gelişme ve yenilikler konularında bilgi güncelleme çalışmalarını sürdürmeleridir.


2. Doğru sistem ve ürün seçimi konusu, önemli oranda birinci hususun uzantısıdır. Ancak hatırlatmak isteriz ki etkin yalıtım, bir ürün ile değil, detaylı çalışılmış ve doğru tespit edilmiş bir sistem ile sağlanabilir. Günümüzde, özellikle bazı ürün gruplarında birbirine yakın kalitede ürün üretebilen çok sayıda üretici mevcuttur. Teknik servisi ve satış sonrası hizmeti ile bahsi geçen sistem çözümünü sunabilecek kuruluş sayısı ise çok daha kısıtlıdır. 
Önerimiz: Projeci, müteahhit veya son kullanıcının bu hususlara önem vererek seçimini yapması, bir tedarikçi değil, bir çözüm ortağı belirlemesi gerektiğini sürekli olarak göz önünde bulundurmasıdır. 


3.  Doğru uygulama: Etkin bir su yalıtımı çalışmasının üçüncü ayağı olan bu hususun sektörümüzün hala zayıf halkası olduğunu düşünüyoruz. Elbette ülkemizde iyi yalıtım uygulayıcılarının varlığının farkındayız. Ama sayıları çok sınırlı. 
En iyi sistem ya da ürünün ehil olmayan ellerle ve yanlış uygulanmasının bir sonuç sağlamayacağı gibi, yapı sahibini bilinç dışı bir yanılgıya da sürükleyebilir. “Yalıtım yapıldı, yapım koruma altında” düşüncesi ile özellikle toprak altı kısımlar gibi gözlem şansı olmayan kritik bölgelerde, bir kontrol yapma ihtiyacı duymayacak ve korozyonun geri döndürülemez hasarlarına ve risklerine maruz kalacaktır. 


Önerimiz: Bu konudaki en önemli görevin ve sorumluluğun, bizim de çalışanı olduğumuz yalıtım sektörü kuruluşlarına düştüğü görüşündeyiz. Gerek deprem (dayanıklılık-korozyon) yalıtım etkileşimi üzerindeki önemli koruyuculuk ve engelleyicilik görevimizi layıkıyla yerine getirerek topluma doğru hizmet verebilmek, gerekse kuruluşlarımızın arzu edilmeyen tazminat davaları ile karşılaşmalarını engellemek amaçlarıyla güçlü bir tamir ve yalıtım ağı kurmalıyız. 


Bu amaçla;
• Yalıtım ve yapı kimyasalları sektöründeki teknik vasıflı kuruluşların eğitime gereken kaynağı ayırması 
• Eğitim verecek personeline “eğiticinin eğitimi” faaliyetlerini düzenlemesi
• “Uygulayıcı firma” olmayı cazip hale getirmek üzere, eğitimini tamamlayan ve sertifika alan uygulayıcılara talep yaratılmasının desteklenmesi gerekmektedir.  Özellikle, bu hedefe üretici firmaların iki temel faaliyeti ile ulaşılabilir: Birincisi, kendi bünyelerinde “iş takibi” birimleri kurmaları ve şantiye taramaları ile iş belirleme ve yönlendirme; ikincisi ise ürün satış ağlarını (dağıtıcı bayi, bayi, tali bayi) sistematik olarak bilgilendirerek bu noktalardan uygulayıcılara talep yaratılmasını sağlamaktır. Bu yöntemin diğer bir faydası da özellikle bayi ve tali bayilerin sattığı ürünlerin uygulamasını yapan, -henüz- firma yapısında olmayan usta ve kalfalara ulaşmayı sağlayacak olmasıdır. Ülkemizde çok yaygın olan ve ölçülemeyen bu potansiyel, sistematik ilgi ve eğitimle büyük yarar sağlayabilecek bir işgücüne dönüşecektir.


B. Bu konu, binaların depreme dayanıklı hale getirilmesi çalışması değildir. Bizler bu donanımda firmalar değiliz. Güçlendirmenin ayrı bir uzmanlık, proje ve uygulama konusu olduğunun bilincindeyiz. Bu yaklaşımda amaç, mevcut yapı stoğundaki binaların güçlendirilinceye veya yeniden inşa edilinceye kadar geçecek sürede yapının depreme karşı dayanıklılığının, korozyon etkisi ile daha da azalmasının önüne geçmektir.


Ne yapabiliriz?     
Birincil hedef, mevcut yapı stoğundaki yapıların sürekli olarak rutubete ve suya en yoğun maruz kalmış olan ve buna karşılık en fazla yükü taşıyan bodrum/toprak altı kolon, perde ve kirişlerinin oluşmuş hasarlarının tamir ve yalıtım yoluyla taşıma güçlerinde daha fazla kayba uğramalarını engellemektir.


Nasıl yapabiliriz?
Hasarlı yapı stoğunu ikiye ayırırsak,


Konut amaçlı binalar: Yapılması konut sahipleri ve site yönetimlerinin tasarrufundadır. Bizlere düşen, derneklerimiz ve firmalarımızın olanakları ile insanlara bu hizmeti uygun maliyetlerle vererek, risklerinin büyümesini engelleyebileceğimizi anlatmaktır.


Toplu bulunulan hizmet yapıları: Okul, hastane, ibadethane (cami, cemevi, sinagog, kilise) gibi yapılarda bu adımın kararının bireysel tasarruflara bırakılmaması gerektiğini düşünüyoruz. 
Öneri olarak; belediyeler, ilgili derneklerimizle ortak çalışıp, bu işleme gereksinimi olan bu tür yapıları listeleyip, üretici ve uygulayıcı firmalar arasında bir paylaşıma gidebilir. İlgili belediyeler söz konusu işlerin yapılıp yapılmadığını, dernekler de seçilen ürünlerin ve uygulamanın uygunluğunu ve maliyetini denetleyerek sürecin hızlı ve doğru gelişimini sağlayabilirler.


Sonuç olarak; kaçınılmaz olan ama ne gün olacağını bilmediğimiz bir afetten bahsediyoruz. Bir şeyler yapabiliriz... 
Karanlığa kızıp, bağırıp, çağırmak yerine iki mum yakabiliriz. Amacımız yeni yapılarda tam doğruları yapmak ve yaptırmak, mevcut yapı stoğunda ise riskimizi azaltmak, hatta ilk adımda riskimizin artmasının önüne geçmek olmalıdır.

 


İlginizi çekebilir...

TMB, İnşaat Sektörü Ocak Ayı Analizini Açıkladı: 'En Kötü Dönem Geride Kaldı'

Türkiye Müteahhitler Birliği, yayınladığı Ocak 2018 İnşaat Sektörü Analizi'nde, 'Sahra Altı Afrika başta olmak üzere potansiyel pazarlardaki f...
16 Şubat 2018 Cuma / 12:00

Artık İş Kazaları Azalsın: Dört Altın Kural

Murat Belen
Belen Consulting
www.belenconsulting.com
mbelen@belenconsulting.com...
9 Haziran 2014 Pazartesi / 14:13

İnsansız Uzay Aracı Var... Ya İnsansız Şirket?..

Murat Belen
Belen Danışmanlık
www.belenconsulting.com...
12 Mayıs 2014 Pazartesi / 15:56

©2018 Teknik Sektör Yayıncılığı A.Ş. | 19.12.2018 / 07:14:20 | Sektörel Yayıncılar Derneği üyesidir.