E-Dergi Oku 
E-Bültene Abone Olun
 
BLOKSAN
BTM
MOLÜMER
TUNÇMAN PLAST
ARMACELL
BAU 2019
ODE YALITIM

HAKSIZ REKABET, İŞ AHLAKI ve ETİK İLKELER

HAKSIZ REKABET, İŞ AHLAKI ve ETİK İLKELER

1 Temmuz 2008 Salı / 14:53 | DOSYA
40. Sayı (Ocak Şubat 2003)

İSMAİL CEYHAN: Öncelikle siz katılımcılarımıza hoş geldiniz demek istiyorum. Dergimizin Şubat sayısı için düzenlediğimiz bu toplantımızda ‘haksız rekabet, iş ahlakı ve etik’ konusunu ele alacağız.
Yalıtım dergisi olarak çok önemsediğimiz bu konu aynı zamanda sektörel gelişmişliğin de önemli parametrelerinden birini teşkil ediyor. Bildiğiniz gibi ISKAV (Isıtma Soğutma Klima Araştırmaları ve Eğitim Vakfı) 2002 yılında altında İZODER’in de imzası bulunan ‘sektörün uyacağı etik ilkeler’i  yayınlayarak kamuoyuna duyurdu. Bu çıkış noktası anlamında önemli bir gelişmedir. Toplantımız içinde haksız rekabetten neyi anlıyoruz, nasıl önlenmeli, alınması gereken tedbirler nelerdir, neler yapılıyor gibi konuları irdeleyebiliriz diye düşünüyorum. Sözü sizlere bırakıyorum.

BÜLENT ÇOLAK: İZODER olarak altına imza attığımız bu ilkeler sektörümüz için önemli bir gelişmedir. Sektörde yer alan  firmalarımız bu anlamda kendilerine düşen görevi yerine getirmeye çalışıyorlar. Haksız rekabet dediğimizde çok geniş bir anlam taşıyor. Ama en etkili oluşum kamuoyu yaratılmasıdır. Kamuoyu yaratmak için de sektörümüzde öncülük yapan dergilerle birlikte  bu işe gönül vermek gerekiyor. Burada Yalıtım dergisi üzerine düşen görevi bence yerine getirmektedir. Bu bir başlangıçtır, mutlaka geliştirilecektir. Haksız rekabet dediğimizde fiyat savaşından, faturasız mal satışına, sevkiyatların karayollarının ve maliyenin belirlediği standartların dışında yapılmasına, standart dışı üretim yapılmasına, kalifiye olmayan eleman çalıştırılmasına, laboratuvar olmadan üretim yapılmasına, çalışanların haklarının verilmemesine, SSK primlerinin veya vergilerin tam olarak ödenmemesine kadar pek çok noktayı belirtebiliriz. Bu işe gönül veren pazarın büyümesine, standartların oluşturulmasına katkı sağlayan, eğitim seminerleri düzenleyen, üniversitelerde seminerler veren, sponsorluklarla mühendis odalarının organizasyonlarını destekleyen firmalar, yeni yatırımlarla, yabancılarla yapılan ortaklıklarla kendilerini sürekli geliştiriyorlar. Bütün bunların maliyeti tahmin edebileceğiniz gibi oldukça yüksek. Fakat bir bakıyorsunuz yurtiçi veya yurtdışından bir firma, oluşturulmuş bu pazara hiç emek harcamadan, çaba sarf etmeden üretim yaparak ve sizi çağrıştıran isimlerle piyasaya çıkarak, daha düşük fiyatla pazarınıza yöneliyor. Bu haksız rekabettir.

Biz Sika olarak bu ve benzeri örnekleri çok yaşıyoruz. Adımız kullanılarak veya çağrıştıran isimlerle piyasada 10-15 arası ürün bulunmakta. Bunlarla mücadele etmek için davalar açıyorsunuz, mahkemeler sonuçlanana kadar bu tip firmalar hedefledikleri paraları kazanmış oluyorlar. Davaların uzun sürmesi, kanunlarımızın caydırıcı olmaması onların işine yarıyor. Avrupa Birliğine girmekten söz ettiğimiz bu süreçte kanunlar ve mevzuatlar açısından daha ciddi ve caydırdı önlemler almak, değişiklikler yapmak gerekiyor.

Bizler burada yaptığımız gibi kamuoyu oluşturma çalışmalarımızı sürekli kılmalı ve arttırarak devam etmeliyiz. Standartların oluşturulmasını sağlamak, caydırıcılığı yüksek önlemler almak ve yasal düzenlemelerin yapılmasında etkili olmak öncelikli görevlerimiz olmalı
MEHMET BAŞİMİ: Mardav Marmara bölge müdürüyüm.1999 dan beri bu sektörde çalışmaktayım. Mardav olarak, bazen arzın talepten daha çok olduğu ve doğal olarak çok büyük fiyat rekabetinin yaşandığı bir pazardayız. Biz olabildiğince bu rekabetin dışında kalmaya çalışıyoruz. Rekabet salt fiyatta yaşandığı sürece ne üretici ne satıcı bir şey kazanamayacaktır. Bu yüzden rekabette sadece fiyat argümanından sıyrılmaya çalışıyoruz. Rekabeti hizmette yapmalıyız diyoruz. Görevimiz bu olmalı. Doğru detaya doğru malzemeyi, yönetmelikler çerçevesinde, hakikaten olması gereken ürünlerle sunalım. Benim ürünüm bu,  fiyatım bu diyelim, sonrasında bırakalım kararını müşteri versin. Benim ürünüm A fiyatı 9, diğerinin ürünü B fiyatı 8 lira olunca, karşıdaki satın almacı da bunu kullanınca, fiyatların maliyetinin altına bile düştüğü durumları gördük. Biz bunun yanlışlığına inanıyoruz. Bundan sıyrılmalıyız. Bunu yaparken de gelin pazarı büyütelim. Kendi pazar payımızı değil, toplam pazarı büyütelim. Pazar büyüdüğünde zaten hepimizin hacmi büyüyecektir. Mevcut pazarda çok enteresan şeyler yaşanıyor. Az önce Bülent bey de örnek verdi. Ben de bir ekleme yapacağım; mavi EPS üretiliyor ve piyasada satılıyor. Hatta alan bir  müşterim  aradı siz niye pahalısınız diye sordu, ben daha ucuza alıyorum dedi. Bülent beye şu konuda çok hak veriyorum; yeni bir pazar oluşturmak, ilerleme kaydetmek için  büyük  emek ve para harcıyorsunuz. Yıllarca çalışıp ürünlerinizi hazırlıyorsunuz Ar-Ge çalışması yapıyorsunuz ve pazara çıktığınızda bir üretici birebir aynı vasıflarda ve teknik özelliklerde olmayan taklit ürünleri % 20 - % 30 altınızda satabiliyor. Çünkü hiçbir Ar-Ge gideri yok. Tesis, çalışan gideri yok. Patentini almış bile olsanız aynı sorunları yaşarsınız. Biz müşteri odaklı çalışmaktayız. Bu anlamda bayilerimiz tarafından da konuya bakmak istiyorum. Deposu olan, uygulama ekipleri olan, muhasebesi, pazarlama ekibi ve diğer donanımları ile doğru bir firmanın, elinde bir şaluması olan, akrabaları ile çalışan, başka hiçbir donanımı olmayan bir ekiple ‘şayet belirleyici unsur sadece fiyat’ ise, rekabet şansı sıfırdır. Bence rekabetin en büyüğü burada yaşanıyor. Burada İZODER’e büyük görev düştüğüne inanıyorum. Gerçi İZODER de bu konuda çalışmalar yürütüyor. Üretici firmaların nasıl standartları varsa uygulayıcı firmaların da bir standardı olması gerekiyor. Sonuçta bizim ürünlerimizi son kullanıcıya onlar ulaştırıyorlar. Bizim herzaman birebir son kullanıcıya ulaşma şansımız maalesef yok.

SADIK ÖZKAN: Ben konuya başka bir açıdan yaklaşmak istiyorum. Yasaların ve yönetmeliklerin yetersiz olduğu, yargı sisteminin oldukça yavaş işlediği ülkemizde etik ilkelerin oluşturulması, gündeme getirilmesi ve hayata geçirilmesi gerektiği inancındayım. Bu anlamda son dönem gözlediğim en umut verici adım ise İTÜ Makine Fakültesi’nde konunun bir ders olarak okutulmaya başlanması. Değerli hocamız sayın Doç. Dr. Seyhan Uygur Onbaşıoğlu tarafından verilen bu dersin tüm yüksek öğretim kurumlarında örnek alınacağını umuyorum. Ben burada hocamızdan bir iki cümleyi sizlere aktarmak istiyorum. ‘Öncelikle Etik uyulması zorunlu kurallar topluluğu değildir. Etik insanın toplumsal varlık olmasını sağlayan değerler bütünüdür. Bilinç, vicdan, sağduyu gibi kavramlarla içiçedir. Etik; normların üretildiği, normlara göre değerlendirmeler üreten bir alan da değildir. Etik normların temellendirildiği bir alandır. Etik, dünyanın tüm topluluklarında geçerli olan çalmayınız, yalan söylemeyiniz, öldürmeyiniz emirlerinin sınırlarını aşan bir kültürdür. Bu emirlere rağmen, başkalarının maddi ve düşünsel haklarına saygısızlığı sistemleştirmeyi önleyen bilinç yapısıdır. Etik kuralların geçerli olduğu bir kurumda, bu kurallara aykırı davranışları önleme olanağı her zaman vardır. Ancak, çalışma sistemi etik-dışı davranışlar üzerine kurulmuş olan bir toplulukta, etik bilince sahip bireylerin sistem üzerindeki belirleyiciliklerinden söz edilemez. Kişisel kaygı ve duygularını toplumsal çıkarların ötesine taşıyan kişilerin yönetiminde, kurumun çalışma sistemi bir süre sonra yine yozlaşır. Bu nedenle, kurumlarda özellikle yönetici davranışlarının, etik denetlemelere her zaman açık olması gerekir.’ Görüyoruz ki etik sağlıklı bir toplum, topluluk ya da kurum açısından yasalardan, yönetmeliklerden, kurallardan farklı bir öneme sahip. Zira yasa veya kurallar her zaman uygulandıkları toplum, topluluk ve kurum genel çıkarları ile örtüşmeyebilir. Ya da bu gün suç olan bir davranış bir süre sonra suç olmaktan çıkabilir. Ülkemizde meslek etiği anlamında Tabipler Odası ve Baro’nun aktif çalışmalarını görebiliyoruz. Bence bu kurumların çalışmaları örnek alınarak genelde inşaat sektörü ve özelde de yalıtım sektöründe daha aktif çalışmalar yürütülmeli. Ayrıca firmaların da konuyu personel eğitimleri çerçevesinde ele almalarının yararlı olacağı inancındayım. Zira bir firmanın üst yönetimi etik kurallara uysa bile diğer personel aynı hassasiyetle davranmayabilir. Zaman zaman salt satış kaygısı ile yanlış bilgilerin verildiğini ve yanlış ürünlerin önerildiğini görüyoruz. Biliyorsunuz günümüzde firmalarda bu bağlamda ‘itibar yönetimi’ kavramı önem kazanıyor.

İSMAİL CEYHAN:  Son günlerde hepimiz televizyonlarda izliyoruz. Reklam Özdenetim Kurulu adında bir kurul oluşturuldu. Bunu iki örgüt gerçekleştirdi. Reklam Verenler Derneği ve Reklamcılar Derneği. Amaç tüketiciyi reklam faaliyetinden kaynaklanan zararlı etkilerden korumak. Tüketici o işi, ürün ve hizmeti, denetliyorsa haksız rekabetle mücadelede başarılı olunabilir. Diğer  türlü, tüketicinin yasalarla, hukuk düzeni ile korunması çok yavaş işliyor ve yetersiz kalıyor.

BÜLENT ÇOLAK: Aslında Haksız rekabetle fiyat rekabetini bir biri ile örtüştürmemek gerekiyor. Fiyat rekabeti her zaman olacaktır. Ama elma ile elmayı karşılaştırmak gerekiyor. Aynı kalitede ürün ve hizmeti karşılaştırmak gerekiyor. Kalıcı firmaların hedefi pazarı büyütmektir. Mevcut pazardan salt pay almak kısa süreli bir iş. Aslında öncelikle pay alma değil pastayı büyütmeyi hedeflemeliyiz. Kesinlikle her üretici, malını kaliteli üretmeli, çalıştırdığı işçiye doğru dürüst ücretini ödemeli, vergisini ödemeli. Bunun yanında nitelikli bayiler oluşturmalı, satış noktaları oluşturmalı, yanında Ar-Ge’si ile teknik servisleri ile standartlar oluşturmalı, yurt içi ve yurt dışı kurum ve kuruluşlardan, derneklerden, üniversitelerden destek almalı. Ülke ve sektör olarak Amerika’yı yeniden keşfetmemeliyiz. Batı ülkeleri etik konusunda da, haksız rekabetle mücadele konusunda da , standartlar ve sistem detayları açısından da bizden daha ileride. Oradaki uygulamaları örnek alarak ülkemize özgü uygulamaları gerçekleştirmeliyiz. Gittikçe geliştirerek birtakım uygulamaları Türkiye koşullarına adapte etmeliyiz. Yalıtım sektörü ülkemizde henüz yeni bir alan. Türkiye, Yalıtım  sektörünü daha yeni kabul ediyor. Dikkat ederseniz 2001-2002 yıllarındaki krizde inşaat sektörü durmuş hatta küçülmüştü.

Fakat Yalıtım sektörü durmamış ve büyümüştü. Bu doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Ancak bu yolda giderken bilinçli hareket etmeliyiz. Bunu yaparken haksız rekabet ortaya çıkıyor. Haksız rekabetin neden çıktığına bakmalıyız. Bence bunun en büyük nedeni ihale kanunu. Bunun değişmesi haksız rekabetin önlenmesinde bir başlangıçtır. Türkiye’de daha önce ihalelerde %50- %60 indirimle iş alınıyordu. Ve müteahhit firma tedarikçileri ile bu bazda görüşüyordu. Müteahhit işi aldıktan sonra bu kez düşük fiyatla tanımlanan işi yapmaya veya yaptırmaya çalışıyor. Kalıcı deprem konutlarında yaşadık, malzeme kalınlıkları düştü, kalitesi düşük yapıştırıcı ve sıva malzemeleri kullanıldı. Su yalıtımında da aynı şeyler oldu. Türkiye’de bu konuda hizmet veren çok güçlü ve deneyimli firmalar varken adı duyulmamış markalar çıktı. Hatta benzer isimlerde. Bu da yanıltıcı oluyor. Bu durum diğer alanlarda da oluyor. Sonuçta talebin çıktığı nokta önemli. Burada etik değerler ortaya çıkıyor.  Bu anlamda yapı denetim firmalarının, belediyelerin de konuya alet olmamaları gerekiyor. Ayrıca şartnameleri oluşturanların ve projecilerin de daha titiz davranmaları sağlıklı detay ve şartnameler oluşturması gerekiyor.

YÜCEL BAĞBAŞI: Bir firmada etik kurallara uyum en tepeden başlar. Bir firmadan içeri girdiğinizde sizi karşılayan kişi aslında o firmanın bütün perspektifini size sunar. Patrondan en alt düzeydeki çalışanına kadar firmanın profilini bile o kişide görebilirsiniz. Bülent Beye haksız rekabetle fiyat rekabetinin karıştırılmaması noktasında katılıyorum. Tabii ki fiyat rekabeti de olacak, Türkiye de ve/veya Dünyada  pazarlama üç ayaklı bir tabure gibidir. Bu taburenin bir ayağı kaliteli üretim, bir ayağı iyi hizmet ve üçüncü ayağı ise ekonomik fiyattır. Eğer bu ayaklardan biri eksikse tabure ayakta duramaz. Üç ayağın olma zorunluluğu sonucu fiyat rekabetinin de olmasını gerekmektedir. Artık herkes her şeyi her yerden çok uygun koşullarda bulabiliyor. Bunu sizler de yaşıyorsunuzdur. Ancak burada üzerinde durulması gereken konu fiyat rekabetinin çok farklı boyutlara çekilmemesidir. Haksız rekabet yaparak çalışan firmalar sonuçta ciddi çalışan firmaların gelişimini buna paralel olarak ta Türkiye’ nin gelişimini engellemekte ve sekte vurmaktadır. Maalesef bu durumu yaratanlar aslında hepimizin tanıdığı aynı masalarda oturduğumuz bazı üretici firmalar olabilmektedir. Ama bu kabul edilemez etik dışı davranışları kendilerimi yapıyor yoksa ön plana çıkmadan bayileri aracılığı ile mi yapılıyor tartışılır. Bu etik dışı davranışları zaman içerisinde kendilerine aktardığımızda suçu bayisinin üzerine atabiliyor. "bayi yapmış, işçiliğe yedirilmiş" gibi komik cevaplar alabiliyoruz. Ülkemizin gelişmişlik düzeyine de bakarak konuşursak haksız rekabet sürekli olacaktır. Faturasız satış yapmaya devam edeceklerdir, sigortasız eleman çalıştırmaya devam edeceklerdir. Bunu önlemenin tek ve yegane yolu eğitimdir. Az önce etik konulu bir dersin İTÜ de okutulduğundan bahsedildi. İTÜ’de bu konunun ders olarak okutulması mükemmel bir başlangıç. Ancak hala üniversite sanayi işbirliğinin sağlanamadığı bir ortamda bunun sektöre ne derece yansıyacağı ayrı bir tartışma konusudur. Yine de o öğretim üyesi arkadaşlarımız tarafından verilen derslerin bize pozitif olarak yansıyacağını düşünüyorum. Biz ancak bilinçle, eğitimle etik kuralların işletilmesi ile haksız rekabetin önüne geçebiliriz.

Özellikle kapalı kapılar arkasında iki kişinin arasında geçen konuşmalarda etik, haksız rekabet gibi konular bir tarafa bırakılmaktadır. Maalesef ülkemizde de bunu çok yoğun yaşamaktayız. Burada aramızda bunun sıkıntılarını çekmekte olan firmalar var, biz de bu firmalardan biriyiz. Türkiye’ye tamamen bizim soktuğumuz, pazar açıp büyüttüğümüz ve markasını da yarattığımız olan bir ürünümüzün taklidi bir sürü firma tarafından bizim markamız kullanılarak satılmaktadır. Benzer bir problemi Sika da yaşamaktadır.

BÜLENT ÇOLAK: Evet, bu durumu çok yaşıyoruz. Dört yıl önce İsviçre merkezimizin onayı ile bir mücadele başlattık. Beş dava açtık. Ürünleri toplattık. Ama, hala davalar sürüyor. Aslında kanıtladığınızda ağır cezaları var. Taklit ürün yapan firma bir daha üretim yapamıyor. Tekrarında ise on yıla kadar hapis cezaları var. Etik kurallarla ilgili kendi firmamızdan örnek vermek istiyorum. Sika İsviçre tüm dünya Sika’larına bir talimat verdi. 2002 ve 2003 yılında etik  kurallar hedefiniz olmalı. Bu genel müdürden, alttaki çalışana kadar şirket politikası olarak kabul ediliyor. Biz de bu çalışmaları Türkiye’de başlattık. Burada tek bir cümleyi aktarmak istiyorum "Kendinizi gazete sayfasında görmek istemiyorsanız yaptığınız hareketlere dikkat edin". Bunu da bütün sektöre yayın diyor. Yani siz gazetede kötü bir haber olarak yer almak istermisiniz. Şirketinin parasını çaldı gibi. Veya bir firma sahibi faturasız mal sattı diye gazetede yer almak ister mi, istemez. Ama bunu önemsemeyenler var. Her şeyi göze alanlar da var bu sektörde.

YÜCEL BAĞBAŞI: İşin kötü yanı ülkemizde bu tür etik olmayan davranışlarda bulunan kişiler takdir de ediliyor. Ciddi bir yozlaşma var. Örneğin bize talepler gelmektedir. Bayimiz diğer firma bayisi ile rekabet edebilmek için faturasız mal istiyor. Bunun mümkün olmadığını, etik olmadığını anlattığınızda ise size "bak öteki firma bunu yapabiliyor becerebiliyor" şeklinde cevaplar veriyor ve onu takdir ediyor. Hortumcuların alkışlanması gibi. Tabii ki burada ülkemizde ki kanunların sanayiciye çok ağır yükler getirdiğine de değinmek lazım. Bugün İsviçre’ de kurumlar vergisi % 6-7 civarındayken bu oran ülkemizde % 30’ların üzerindedir. Ayrıca ülkemiz İstihdam maliyetinin en yüksek olduğu ülkelerden biridir, bu da firmaları usulsüzlüğe, sigortasız işci çalıştırmaya itebilmektedir. Sebeblerin bir çoğunun altında ülkemizin ekonomik durumu bir etken gibi gözükse de bütün bunlar hiçbir şekilde haksız rekabet yaratmak için bir bahane teşkil etmemelidir.

SADIK ÖZKAN: Sektörümüzde bir üst kurumumuz var ve bu yapıya yani İZODER’e üye pek çok firma var. Bunların bir kısmı uygulama yapıyor, bir kısmı üretim yapıyor, bir kısmı sadece satış yapıyor. Bence öncelikle pazarda satılan tüm ürünlerin standartları oluşturulmalı ve ürünlerin bu standartlara uygunluğu belgelenmeli. Zira, İZODER üyeleri içinde de sertifikası olmayan ürünlerin olduğunu düşünüyorum. Az önce Bülent Bey proje gruplarının ve şartname oluşturanların sağlıklı şartnameler oluşturması gerektiğini belirtti. Oysa, şunu da görüyoruz bu kesim de yanlış bilgilendirilerek belirli ürünlere yönlendirilebiliyor. Bu anlamda proje gruplarına ve karar merciindeki kesime objektif bilgilendirmeye yönelik eğitim çalışmalarına yönelmeliyiz.

YÜCEL BAĞBAŞI: Kesinlikle katılıyorum. Siz bana haksız rekabet politikası ile kısa vadeli bakışla belirli bir yere gelmiş, istikrarlı bir büyüme gösteren bir tane firma gösteremezsiniz. Avrupa Birliğine girmeyi düşündüğümüz  şu dönemde eğitimle, Ar-Ge çalışmaları ile farklı rekabet yöntemleri ile kendimizi AB’ye hazırlarken haksız rekabeti ve etiği tartışıyoruz. Oysa bizi bekleyen çok daha önemli konular var. Diğer taraftan dünyada pek çok konuda rekabet edebilen firmalarımız var. Bu firmalar kendini geliştirerek, eğiterek, pazarı büyüterek, bilinçlendirerek bu tür sorunları aşmış durumdalar. Bizim de yapmamız gereken şeyler bellidir, önemli olan bunu kabul ederek başlamak.

BÜLENT ÇOLAK: İZODER’le ilgili az önce geçen konu hakkında  bilgi vermek istiyorum. İZODER tüzüğü gereği derneğe üye olan üretici firmaların mutlaka TSE veya ISO belgesi almış olmaları gerekiyor. Satıcıların ise bu belgelere sahip firmaların bayisi olmaları gerekiyor. Benzer şartlar uygulamacılar için de geçerli. Ben 3-4 yıldır yönetimdeyim. Kesinlikle standart dışı üretim yapan firma yok diyorum. Ama haksız rekabet konusunda bu kadar net bir savunma yapamam. Biz haksız rekabeti yaratan kişi ve kuruluşlara eğitim vermeli onları bilinçlendirmeliyiz. Talep yaratılmazsa haksız rekabet de ortadan kalkar. Bu toplumun en alt kademesinden başlamalı. Faturasız mal satanlardan mal almamalıyız. Burada toplum olarak hepimiz kaybederiz. Örneğin devalüasyon olduğunda belki belirli kişi veya kesimler kazançlı çıktılar ama, toplum olarak zararlı çıktık.  Yücel Beyin söylediği gibi belki haksız rekabet yapanlarla  aynı masalarda oturuyoruz. Bunu yapmamalıyız. Ayrıca haksız rekabet yatırımcının da  yatırım yapmasını hatta yabancı sermayenin girişini de önlüyor. Kendi firmamdan bir örnek vermek istiyorum. Bizim firmamız her yıl bağımsız denetim firması tarafından denetlenir. A’ dan Z’ ye firmanın iskeletini çıkarır. Malzemenin satış fiyatını, maliyetini, faturasını, çeklerin vadesini, hatta siparişin giriş şekline kadar. Böyle bir ortamda  faturasız mal satabilir misiniz? Bu İsviçre Sika’nın tüm dünyadaki uygulamasıdır. Bu yöntem Türkiye’deki tüm firmalarda uygulansa ve ağır cezalar konulsa kimse haksız rekabet de yapmaz.

YÜCEL BAĞBAŞI: Bu tür haksız rekabet girişimleri denetlemeler olmasa da yapılmamalı. Bizim gibi yapmayan firmalarda mevcut. Nasıl bizim firmamızın felsefesine aykırıysa, firmalarının etik anlayışına ters düştüğü için bırakın yapmayı bu konuyu kabullenemeyen firmalar da mevcuttur. Çünkü bunu yapmaya başladığınızda belki anlık kazançlarınız olabilir, belki de günü kurtarıyorsunuzdur. Ancak gerçekte kaybetmeye başlamışsınızdır. Biz dünyanın dört bir yanında çok  sayıda ülkeye ihracat yapıyoruz.  Bunu da ISO belgemizle, ürünlerimizin sertifikaları ile firma politikamızla başarıyoruz. Bu noktada atacağınız en küçük bir yanlış adım tüm başarınızı ortadan kaldıracaktır. Türkiye’ de öyle firmalar var ki bırakın raporları sertifikaları broşüründeki ve teknik dökümanlarındaki belirttiği değerlere uymuyorlar sonrada yalıtım konusunda önde gelen firmalarından olduğunu savunuyorlar. Sika’dan söz ettiniz. Sizin burada yapacağınız en küçük bir yanlış tüm dünya Sika’larının olumsuz etkilenmesine neden olacaktır. Elbette Sika buna izin vermez. Bu bizim için de aynı. Endenozya’da, Amerika’da, Singapur’da en son Kanada’da bu ürünleri satabiliyorsak bizim etik kurallara aykırı davranmamamız, haksız rekabet yapmamamız gerekliliğini bir yana bırakın sektör firmalarını da eğitmemiz yönlendirmemiz ve onlara doğru yolu göstermeye devam etmemiz gerekmektedir. Amerika’da bu etik konusu tüm okullarda nasıl ders konusu olarak yer alıyorsa biz de bu konuda mücadeleye devam ederek bunu yaymamız gerekmektedir.  

BÜLENT ÇOLAK:  Bizim bir şekilde  haksız rekabetle  aktif bir mücadele vermemiz gerekiyor. Yasalar da bu anlamda güncellenmeli. Piyasada kesinlikle lekelenmemesi gereken firmalar var. Ama bunun dışında büyük yatırımlar yaparak haksız rekabete soyunan firmalar da var. Bunlar, önlem almadığımızda pazara büyük zarar verecekler. Esas sorun budur. Mücadelemizde başarılı olamadığımızda şu olacak ; Haksız rekabete maruz kalan düzgün firmalar bu kez önlem almak zorunda kalacaklar. Eğitimli çalışan sayısını, personel sayısını azaltacak, eğitim seminerlerini azaltacak, pazarı büyütme çalışmalarını, kamuoyunu bilinçlendirmeye yönelik etkinliklerini, reklamlarını azaltacak. O zaman da pazara haksız rekabeti ilke edinenler hakim olacak. Bu durumda ise hepimiz ve tüm toplum zararlı çıkacak. Yalıtım sektörü şu an büyüme aşamasında, bu yüzden belki kimse pek rahatsız değil. Ama, bu büyüme yavaşladığında ya da durduğunda koşullar çok zorlaşacak. Bu yüzden zaman yitirmeden hızla bu mücadeleye başlamalıyız..

YÜCEL BAĞBAŞI: Ben kuralların gerekliliğini ancak, en önemli etkenin eğitim olduğunu düşünüyorum. Amerika’da yaşadığım bir olayı anlatmak istiyorum. Bir gün emniyet kemeri takmadan evden çıktım. Az ileride trafik polisini görünce kemerimi taktım. Trafik polisi peşimden gelip durdurarak biraz önce kemerimin takılı olup olmadığını sordu. Orada kişinin beyanı esas olduğu halde onları görünce taktığımı söyledim. Eğitildiğinizde yalan söylememek gerektiğine inanıyorsunuz.  Ayrıca büyümekte olan bir pazarda haksız rekabetin de zaten yersiz olduğu inancındayım. Bir örnek vermek istiyorum ; bizim coğrafi koşullar ve nüfus açısından en yakın olduğumuz Fransa’da ısı yalıtım pazarı 20 milyon metreküp civarında, Türkiye’de ise 2-2,5 milyon metreküpten söz ediyoruz. Böyle bir ortamda pazarı genişletmek bütün herkesin yararına. Çabamız bu yönde olmalı. Ayrıca haksız rekabet yapan firmaları dışlamak yerine belki de aramıza alıp onları eğitmeliyiz. Sektör derneklerinde de bu sorunlara yönelik kurullar kurarak, bu kurulların devlet ile koordineli çalışmasını sağlayarak diğer yönden de haksız rekabet ile mücadeleye devam etmeliyiz.  

SADIK ÖZKAN: Üye olduğumuz meslek örgütlerinin diğer etkinlikleri yanında üyelerinin haksız ve/veya yasadışı eylemleri olduğunda uyarı, kınama v.b. girişimleri olabilmeli. Zira yasalar çoğu zaman yeterli ve çözümleyici olamayabiliyor. Etik dediğimizde konu daha bir ahlaki boyut taşıyor, yasaların ötesinde.

İSMAİL CEYHAN: Bülent Bey Sika’nın uluslararası bağımsız denetmenlerce denetlendiğini söyledi. Ben kendi işime bakıyorum, bizi kim denetliyor. Kimse diye düşünebilirsiniz. İşte Sika denetleniyorsa benim firmam da denetleniyor. İşin gerçeği bu. Denetim mekanizmaları bir zincir oluşturur. Sadece sizin yasal ve etik kurallara bağlı kalmanız yetmiyor. Sizin tedarikcilerinize de bakıyorlar. Sizin kiminle çalıştığınız da önem kazanıyor. Haksız rekabetin önlenmesi ve etik kuralların iş hayatında hakim kılınması için firmaların ticari faaliyetlerinin de şeffaflaşması ve denetlenebilir olması lazım.

MEHMET BAŞİMİ: Kalitenin önemi, firmaların kendi politikaları ve Ar-Ge çalışmaları ötesinde bir kavramdır.  Bu bilincin son kullanıcıda oluşması, kaliteye önem verilmesi ve haksız rekabetin azalmasında önemli bir etkendir. Haksız rekabetin önlenmesinde sivil toplum örgütlerinin önemi çok fazladır.  Yasalarla desteklenmiş ve yaptırımları olan çalışmaların takibi ve uygulamadaki etkisi kalite bilincinin zorunlu artışına neden olacaktır. Sivil toplum örgütü çalışmasına en iyi örnek, güncel olarak TV’lere verilen yalan reklamı önleme çalışmasıdır. Burada son kullanıcı ilan ve duyurularla bilgilendiriliyor ve uyarılıyor. Bizim de son kullanıcıyı bilgilendirmemiz ve uyarmamızın gerektiğini düşünüyorum. Ancak firmalarımızın tek tek bununla mücadele etmesinin çok zor olduğu için meslek örgütlerinin bu mücadeleyi vermesi gerektiğini düşünüyorum.

BÜLENT ÇOLAK:  İZODER’in böyle bir yaptırım gücü yok maalesef. Yönetimde olduğum için söylüyorum. Biz dernek olarak bir firmanın etik dışı davranışını tespit etsek ve bunu basın yoluyla ilan etsek. O firma bizi mahkemeye verse belki de haklı çıkar. Bence bizim öncelikle bu konuda "haksız rekabet" konusunda kamuoyu oluşturmamız lazım. Bunu da Yalıtım dergisinin gündeme getirmesi ile bu dergide konuşup, yazarak diğer yayınlarda bu konunun yer almasını sağlayarak, derneğimizde gündeme getirilmesini sağlayarak yapmamız lazım.

SADIK ÖZKAN: Dergi olarak çok önemsediğimiz ‘haksız rekabet ve meslek etiği’ konulu yılın ilk sayısının içeriğine yönelik düzenlediğimiz toplantıya katıldığınız için hepinize teşekkür ediyoruz. Son olarak bir noktayı eklemek istiyorum; Yalıtım Dergisi İZODER’in bu konuda atacağı her adımın destekcisi olacaktır. Hatta duyurularını, bu konudaki ilanlarını da bila bedel yayınlamaya hazırız.

Sektörün uyacağı iş etiği ilkeleri üyeler aşağıdaki etik ilkelere uygun hareket eder.

1.    Dürüstlük:Onurlu, dürüst ve yüksek ahlak kurallarına bağlı kalır. Hiçbir yolsuzluğa katılmaz, yolsuzluğu desteklemez ve göz yummaz. Kár etmek ve çıkar sağlamak için rüşvet ilişkisine girmezler. aksız rekabeti kabul etmezler.

2.     Güvenirlik: Kendisine ve firmalarına karşı duyulan güveni sarsıcı ve saygınlığa zarar verecek tutum ve davranışlarda bulunmazlar. Ürün, hizmetlerinin sorumluluklarını taşırlar, gereğini yerine     getirmekten kaçınmazlar. Çalışanlarıyla ilgili kişisel bilgilerin güvenlik içinde korunmasını ve gizli kalmasını sağlarlar.

3.     Sözünü Tutmak:Verdiği sözleri yerine getirmede özen gösterirler. Üstlendiği borçlarını zamanında ve eksiksiz yerine getirirler.

4.     Sadakát: Saklı tutulması gereken hiçbir bilgiyi elde etmeye çalışmazlar ve çıkarları için kullanmazlar.         Firma gizliliğine dikkat eder, şirketten ayrılmış bile olsa eski firmasının özel bilgilerini çıkarı için             kullanamaz.

5.      Adil Olmak: </B>Kendisine haksız rant talep edilmesini kabul etmez, aracılık yapmaz, aracılık             yapmalarını istemez, kendisine yapılacak bu yöndeki teklifleri reddeder. Yüksek ahlaka uygun tutum         ve davranış içinde olurlar.

6.     Başkalarının Hakkını Korumak:</B> Çalışanları ile olan ilişkilerinde dürüstlük, adil yönetim, eşitlik,         kişiliklerine saygı ve güvenli çalışma ortamı sağlar ve kişileri yasalara aykırı işlemler yapmaya             zorlamazlar. Çalışanların hakları ile ilgili ırk, renk, cinsiyet, din, siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep         ayrıcalığı yapmazlar.

7.     Yasalara Karşı Saygılı Olmak:</B> Üyeler tüm faaliyetlerinde ülkemizin ve iş yaptığı ülkelerin hukuk         düzenine saygı gösterir ve yasalara uyar. Yasadışı ya da suç olacak faaliyetlere girmezler. İş ve toplum         ahlakının onaylamayacağı yol ve yöntemlere başvurmazlar.

8.     Vatandaşlık Sorumluluğu:</B> Vergilerini zamanında öderler. Toplumsal sorumluluğun gereklerini yerine getirirler.

9.    En İyinin Peşinde Olmak:</B> Verilen kararlar ile yerel ekonomilerin olumlu etkilenmesini sağlar. Ülke kaynaklarının israfı ve toplumun yoksullaşmasının önlenmesini sağlar. Sosyal hizmetlere ve alt yapıya kaynak imkanlarını sağlar.

10.    Yaptıklarının Hesabını Verebilmek:</B> Tekliflerinde ve mukavele görüşmelerinde açıklık temel ilkesinden ayrılmazlar. Kamu ve özel teşebbüs ile yapılan anlaşmalarda şeffaflık prensiplerini ön plana     alır ve her türlü faaliyetin hesabını verirler.

11    Çevre Bilinci: Çevrenin korunması için hertürlü özveriyi sağlar. Çevre bilincinin yayılması için çalışmalar yapar.

12.    Üye Sorumluluğu:Dernek hakkında kamuoyunda haksız tutum ve davranış içine girmez. Dernek tüzüğüne aykırı ve derneği lekeleyen eylem, işlem yapamaz.


Yukarıda belirtilen SEKTÖRÜN UYACAĞI İŞ ETİĞİ İLKELERİ<'ni kabul ediyoruz ve tüm üyelerimize, sektörümüzle ilgili tüzel kişi ve şahıslara bildireceğimizi, benimsenmesi ve uygulanması için bu etik kuralların takipçisi olacağımızı taahhüt ediyoruz.

DOSİDER Yönetim Kurulu Başkanı MELİH BATILI, ESSİAD Yönetim Kurulu Başkanı METİN AKDAŞ, ISKİD Yönetim Kurulu Başkanı MUSTAFA ARSLANCAN, İZODER Yönetim Kurulu Başkanı MEHMET ÖZCAN, TTMD Yönetim Kurulu Başkanı ENGİN KENBER, ISKAV Yönetim Kurulu Başkanı BEDİ KORUN<


 


İlginizi çekebilir...

Yapı Kimyasalları

İnşaat sektörünün en önemli yapı malzemelerinden olan betonun uygulamasında ortaya çıkan bazı sorunları giderebilmek için ortaya çıkan "Yapı Kimyasall...
3 Temmuz 2008 Perşembe / 07:12

'YAPI KABUĞUNUN KORUNMASINDA DIŞ CEPHE BOYALARININ YERİ'

Dış cephelerin görünen yüzü olan ve aynı zamanda cephelerin korunmasında önemli bir işleve sahip boyaların ele alındığı toplantımıza ÇBS, DYO, Marshal...
1 Temmuz 2008 Salı / 17:32

SEKTÖREL FUARLAR

Bu sayıdaki ‘DOSYA’ bölümümüzde ‘Sektörel Fuarlar’ı ele aldık... ‘Firmaların Pazarlama Faaliyetlerinde...
1 Temmuz 2008 Salı / 15:51