E-dergi
e-dergi
Portre & Röportaj

ÇATIDER Başkanı Adil Baştanoğlu



Kurucu üyelerinden olduğu ÇATIDER'de 2007-2011 yılları arasında yaptığı iki dönem Başkanlığın ardından geçtiğimiz aylarda tekrar ÇATIDER Yönetim Kurulu Başkanlığına seçilen Arımeks Genel Müdürü Adil Baştanoğlu, güler yüzü, mütevazı yapısı, uyumlu kişiliği ve özellikle sivil toplum kuruluşlarına ürettiği katkıyla sektörün sevdiği şahsiyetlerin başında geliyor... İMSAD Denetim Kurulu Üyesi de olan Baştanoğlu,"çelik"le ilk tanıştığı Karabük'teki gençliğinden İngilizce öğretmenliği yaptığı yıllara, üniversitedeyken sırt çantasıyla çıktığı Avrupa seyahatlerinden köpek kulübesi inşası talebiyle karşılaştığı dönemlere kadar hayatının önemli dönüm noktalarını dergimiz okurlarıyla paylaşıyor...



Mayıs 2017 / Sayı: 158

“Denizlili bir ailenin üçüncü çocuğu olarak 1955 yılında Ankara’da dünyaya gelmişim. Baba tarafım Selanik, anne tarafım Kafkasya’dan seneler önce Denizli’ye göçmüşler... İlk çocukluk yıllarımı ise, TCDD’de makinist olan babamın görevi dolayısıyla Ankara’da geçirdim...”

“Talihsiz bir kaza yaşayarak bir gözündeki görme yetisini kısmen kaybeden babamın, Ankara’daki makinistlik görevini yürütmesi mümkün olmadığından, ben yedi yaşındayken Karabük’e taşınmıştık. Dedem tüccarlık yaptığından babam da ticarete ilgi duyuyordu; hayalinde zaten ticaretle uğraşmak, tüccar olmak vardı. Makinist olduğu dönemde bile İstanbul’dan radyo ve battaniye gibi ufak tefek ürünler getirip, satardı. Hatta annemle birlikte Ankara’da ufak bir bakkal dükkanı işletme tecrübesi bile yaşamışlardı. Bakkalı, babam görevde olduğu zaman annem işletirdi. Yani ticaret, babamın bilmediği bir şey değildi. Karabük’te de halı ve mobilya mağazası açmıştı...”

Çelik ile Karabük’te tanıştım
“Söylenenlere göre akıllı ve uslu bir çocukmuşum. Çocukluğum ve gençliğim gayet mutlu geçti. Tam bir işçi şehri olan Karabük’te mahalle yaşamı çok güzel, samimi ve iç içeydi. Herkes birbiriyle muhabbet halindeydi. Okula başladığım Karabük, ‘Çelik’ ile ilk tanıştığım yer olması dolayısıyla benim için özel bir şehirdir. İlkokulda öğretmenlerimizin eşliğinde ark ocaklarını ziyaret eder, çekme deneylerine katılırdık. Ortaokulun sonlarına doğru, biraz da kendi merakımdan dolayı metal konusunda hayli bilgili bir hale gelmiştim. Türkiye’de demir çelik konusunda önemli bir şehir olan Karabük’ten çıkan insanlar, edindikleri tecrübeyle ülkenin dört bir köşesinde, özellikle çelik ve metal imalatı konusunda fabrikalar kurdular. Karabük bu açıdan çok önemlidir. Şehre damgasını vuran Karabük Demir Çelik Tesisleri, havayı kirletse de sosyal açıdan şehre farklı bir atmosfer katıyordu. Yetişmiş işgücü, işçileri, mühendisleriyle kent farklı bir yapıya sahipti. Tesisin lojmanları da açık ve kapalı sineması, havuzu, sosyal tesisleriyle gayet moderndi. Kent olarak düzgün kurulmuş Karabük, Karadeniz’in o dönemde büyük ihtimalle en gelişmiş, en medeni kasabasıydı. Yazları tatil yaptığımız Amasra’nın o çam kokularını ve dalgalı denizini de hiç unutamam...”

Babam bütün kazancını bizlerin eğitimine ayırırdı
“Benden altı yaş büyük bir ablam ve beş yaş büyük bir ağabeyim var. Babam, bizlerin eğitimine çok önem verirdi. Eğitim, inandığı bir şeydi. Bütün kazancını eğimimize ayırırdı. Ablam ve ben Karabük Koleji’nde İngilizce eğitim alıyorduk. Üçümüz de yüksek tahsil gördük. Ablam Eczacılık, ben Mimarlık eğitimi aldım. Ağabeyimse Almanya’da Makine Mühendisliği eğitimi gördü. Elde avuçtaki kısıtlı imkanların eğitime harcanması bence çok önemli...”

Tercihim İngilizce Öğretmenliğiydi
“Kolejden 16 yaşımda, biraz genç mezun olmuştum. Ardından, eğitimi sevdiğimden ve öğretmenlik yapmak istediğimden Ankara’da Gazi Eğitim Enstitüsü’nün İngilizce Bölümü’ne girdim. Bu tercihimde, Amerika’da eğitim almış, yüksekokulda eğitmenlik yapan yakın bir tanıdığımızın etkisi vardı. Eğitimin önünü açık görüyordu. Biraz da yurtdışı tecrübesi yaşamış bir İngilizce öğretmeninin hem ülke içinde hem de yakın coğrafyada gayet güzel gelir elde edebileceğini düşünüyordu. Meslek olarak da risksiz bir meslekti. Haklıydı. Kolejde ciddi bir altyapım olduğundan okula girmem de kolay oldu. Bu altyapım, İngilizce bilgim, okulun ilk yılında bana ciddi bir avantaj sağladı. Ankara’daki ilk yılım neredeyse tatil havasında geçti. Süleyman Demirel’in de oturduğu Güniz Sokak’ta yaşıyordum. Şanslıydım. Ankara, ülkenin en modern şehriydi. Batı müziğini, modayı ve birçok modern hayat unsurunu tanıdığım, benimsediğim, zevklerimi geliştirdiğim bir yıldı...”



Hata mı yapmıştım?
“Üç senede bitirdiğim Gazi Eğitim Enstitüsü’nün ardından 19 yaşımda Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ne başladım. Fakat o dönem, mesleği sorguladığım bir dönem olmuştu. Başarılı olmama rağmen meslek konusunda kafam biraz karışıktı. Karabük’teki o dar çevrede geçen gençliğimde öğretmenlik cazip gelmişti; fakat Ankara gibi bir büyükşehirde gelişen zevklerim, değişen hayata bakış açım, öğretmenliğin cazibesini kaybettirmişti. İlgimi mimarlık çekiyordu. Bunda, bir arkadaşımın mimar olan anne ve babasının etkisi de vardı. Meslek seçimimde, çok da büyük olmayan, yaşım itibariyle de geri dönüşü olan bir hata yaptığımı anlamıştım. Ayrıca, İngilizce öğretmenliği yapacaksam, yurtdışı tecrübesi de yaşamam gerektiğine inanıyorum. Fakat babam, ağabeyim de yurtdışında yaşadığından buna pek sıcak bakmıyordu. Ablam da evlenmişti. Tüm çocuklarının ‘uçup gitmesine’ razı olamamıştı. O dönemde, okulda girdiğim okutmanlık imtihanında birinci olunca oradaki profesör hocam, okuldaki kaydımı dondurmayı, mimarlık eğitimimi denememi, hoşuma gitmezse en azından açık bir kapı bırakmamı tavsiye etmişti. Yaşım da çok genç olduğundan bu ihtimali değerlendirmeye karar verdim. Gözüm, yetenek sınavıyla öğrenci alan İstanbul’daki Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Yüksekokulu’ndaydı...”

Yanımdaki çocuk vefat etmişti
“Ankara’daki öğrencilik yıllarım, politik açıdann sorunlu yıllar olmasına rağmen siyasete hiç bulaşmadım ve hiç kutuplarda olmadım. Doğru bildiğimi söylemeyi önemsiyorum. Karşıt fikirlere yaşama şansı vermek gerektiğine inanıyorum. O yıllarda da siyasete mesafeli duruyordum fakat yine de bazı tatsız hadiselerin içine dahil olabiliyorduk. Mesela Hacettepe Üniversitesi’nin Beytepe Kampüsü’nün yeni kurulduğu günlerde evden, okula servisle gelirken, kampüsün yakınlarında kurşunlar havada uçuşmuş, servis otobüsünde yanımdaki çocuk yaralanıp, ardından vefat etmişti. Bu olay, zaten mesafeli olduğum siyasete ve öğrenci olaylarına hepten uzak durmama yol açmıştı. Ankara’dan da biraz soğutmuştu açıkçası...”

Mimarlık eğitimi ve ek iş...
“1975’te geldiğim İstanbul’da, maddi olarak ayaklarımın üzerinde durabilmek amacıyla Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Yüksekokulu’nun gece bölümüne girmiştim. Halamın yanında kalıyordum. Gündüzleri Üsküdar’da bir dershanede İngilizce öğretmenliği yapıyordum. Gecem ve gündüzüm tamamıyla doluydu, boş vaktim neredeyse hiç yoktu. Yoğun bir tempo içindeydim. Hatta bir keresinde İstanbul’a ziyarete gelen babamla bile görüşememiştik. İkinci gelişinde de benzer bir sıkıntı yaşayınca, babam bundan rahatsız olmuş, ek gelir elde etmek için yaptığım öğretmenliği bırakmamı, kendisinin maddi olarak beni destekleyeceğini söylemişti. Ben de bu tavsiyeye uyup, dört ayın ardından gece bölümünden gündüz bölümüne geçmiştim. İkinci sene de halamın yanından ayrılıp, babamın Feneryolu’nda aldığı evde ikamet etmeye başlamıştım. Sonraki hayatım da neredeyse aynı bölgede geçti...”

Devlet Güzel Sanatlar Akademisi...
“Beşiktaş’ta iskelenin yanındaki Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde güzel bir öğrencilik dönemi geçiriyordum. Eğitim oldukça iyiydi. İkinci, hatta üçüncü üniversitem olduğundan, diğer öğrencilere nazaran yaşım da biraz yüksekti. 16 yaşımda girdiğim ilk üniversite dönemimde sınıfın en küçüğüyken, İstanbul’da sınıfın ‘en yaşlı’ öğrencisi olmuştum. Odaklandığım alansa genelde metalle ilişkili binalardı. Meslek hayatım da böyle geçti. Metalle ilişkili olduğu için işlerimde genelde endüstriyel binalar ağırlık kazandı. Bu kapsamda yüzü aşkın tesise hizmet vermişimdir...”

40 çatı alternatifi çizmiştim
“Önceki okullarımda edindiğim eğitimcilik formasyonu bazen işimi kolaylaştırıyor, bazen zorlaştırıyordu. Başımı zora soktuğu da olmuştu. Eğitim konusunda hassasiyetim yüksekti. Eğitim sisteminin yanlış olduğunu düşüyordum, haksız da değildim. İnternet gibi olanaklar olmadığından, bugünkü gibi araştırma, iletişim ortamı da bulunmadığından hocalarla çok yakın çalışmak gerekiyordu fakat hocaları nadiren görme imkanımız vardı... Çok sonraları dostluğunu edindiğim hocalarımdan birisine, bir önceki çizimlerimi beğenmediği ve üç hafta derse girmediği için sınavda 40 çatı alternatifi çizip getirmiştim. Neden bu kadar çok çizdiğimi sorduğunda, biraz da gençliğin verdiği cesaretle, geçen sefer beğenmediğini, şimdiyse içlerinden birisini nasıl olsa beğeneceğini söylemiştim. Kendi mazeretinden dolayı üç hafta derse girmemişti. Ciddi bir zaman kaybetmiştik. Daha fazla zaman kaybetmeye tahammülümüz yoktu. Hatanın bir kısmı kendisindeydi aslında. Fakat bu cevabıma kızmıştı. Ben de kendisine, aldığım bir önceki eğitimi vurgulamış, kendisinin eğitimci olup olmadığını sormuştum. Hepten sinirlenmişti ve beni sınıfta bırakmıştı. Ama Allahtan, terör olayları nedeniyle tüm okulun kapalı olduğu bir döneme denk gelmişti de pek bir şey kaybetmemiştim...”

Avrupa’da uzun saçlarım ve sırt çantamla...
“Mimarlık eğitimi sürecinde, İngilizce bilgimin yanında eğitim alanındaki tecrübelerim ve Ankara’daki öğrencilik yıllarında geliştirdiğim sosyal yeteneklerimin çok faydasını görüyordum. Ayrıca, makine mühendisi olan ağabeyimin Münih’te yaşamasından dolayı onu ziyarete gidiyor, hem Almanca öğreniyor hem de yurtdışı deneyimleri yaşıyordum. Avrupa’daki yapıları görmek, inşa süreçlerini kısmen de olsa izlemek ciddi fayda sağlıyordu. Mimariyi, geniş açıklıklı binaları görmek gerçekten etkileyiciydi. O dönemde hesaplı otellerde kalarak trenle Avrupa’yı da dolaşıyordum. Bir ‘çiçek çocuk’ değildim ama uzun saçlarım, sırt çantamla onlar gibi bir görünüşüm vardı. İngiltere, Hollanda, Danimarka, Fransa, İtalya’yı hep o dönemlerde ilk defa gezip görmüştüm. O yıllar dünya bambaşka bir formattaydı...”



Geride sadece Arımeks’in ismi kaldı
“1980 yılında, okul bittikten sonra Beşiktaş’ta bir mimarlık ofisinde iki yıl çalıştım. Küçük esnafa, sanayiciye hitap eden organize sanayi yapıları üzerine yoğunlaşıyordum. Diploma projeleri yaparken aşina olduğum, bilgimin ve görgümün olduğu bir alandı. İki senenin ardından ise bir arkadaşımla ortak kendi firmamı, yani hala faaliyet alanı farklılaşsa da aynı ismi taşıyan ‘Arımeks’i kurdum. İngilizce mimarlık anlamına gelen ‘Architecture’ kelimesinin ilk iki harfi ile ‘Import-Export’ kelimelerinden türettiğim bir isimdi. Fikir babası da olan o arkadaşımla çelik yapıları korozyondan koruyan boya tabancalarını yurtdışından ithal edip satmayı düşünüyorduk. Yani aslında inşaat malzemeleri ithalatı yapacaktık. Kendime güveniyordum, firmanın da ismini bu konseptte koymuştum fakat arkadaşım işten vazgeçince o süreçten geriye sadece ‘Arımeks’ ismi kaldı...” 

Işıklar, Çanakkale Seramik, STFA...
“Ben de 1982 yılında kurulan Arımeks ile mimari projeler çizmeye başladım. Ofisimiz önce Levent’teydi, ardından Nişantaşı’na taşıdık. Genelde sanayi yapıları yapıyorduk. O yıllarda müteahhitlik de yapan Işıklar Holding ile çalışmaya başladıktan sonra işlerim yoğunlaşmıştı. Işıklar’ın Çanakkale Seramik ile olan işleri bana bir basamak oluyordu. Işıklar ile çalışmama, firmada çalışan ve makine mühendisi olan halamın oğlu aracı olmuştu. Hem projeleri yapıyor, hem kontrol ediyordum. Bu kapsamda Trakya Birlik’in önce buhar santralini, ardından stok sahalarını bitirdim. Işıklar’ın Bartın’daki tuğla fabrikalarının da sundurmalarını, stok hollerini tamamladım. Işıklarla ilişkisi olan STFA’nın da bilgi ve görgüsünden yararlanıyordum. Işıklar’ın Genta isimli taahhüt firmasıyla Çanakkale Seramik’in Çan’daki tesislerinde Arımeks olarak bir gaz jeneratörü tesisinin çelik konstrüksiyon, stok sahası yapımına dahil oldum. Çanakkale Seramik’te herhalde 60 bin metrekareye yakın bir yer kapatmışımdır; ki o zamanlar dünyanın üçüncü büyük kapalı fabrikasıydı. Fabrikanın kuruluşunda çelik işini iyi bilen Çek’lerle çalışmışlar. O anlamda da bir sürü yeni şey öğreniyordum. Ayrı bir okul oluyordu. Orada yaklaşık sekiz sene, 2002’ye kadar çalıştım. Genta’daki yöneticiler ne derlerse yapıyordum, ‘git’ denildiğinde gidiyor, ‘gel’ denildiğinde geliyordum. Onların personeli olmamama rağmen kendi firmam gibi benimsediğim bir yapıları vardı...”

Aşırı tepkilerin büyük zararı dokunabilir
“İş hayatında her şeye şahit oluyorsunuz tabii... Bir firmanın yetkilileri, bir tepeye stok sahası yapılacağını söylemişler ve benden geniş açıklıklı bir proje yaparak teklif vermemi istemişlerdi. Ben de dağ başında iki-üç gün sabahtan akşama kadar mesai harcamıştım. Dağın başında büyük hafriyat çalışması yapmamak için farklı bir proje geliştirmiştim. Genel Müdür projeyi beğenmişti. Kabul edileceğinden emin olduğum teklifi verdikten sonra aldığım cevapsa maalesef olumsuzdu. İş başka bir firmaya verilecekti. O süreçte, projenin tüm detaylarını da genel müdürün isteği üzerine vermiş, tüm püf noktalarını anlatmıştım. ‘İş büyük, ben zayıftım’. Altından kalkamayacağımı düşünmüşlerdi. Haksız olmayabilirlerdi ama başka bir formül bulunabilirdi. Projeme, emeğime bir bakıma el konulmuştu. Tam bir proje hırsızlığı olmamasına rağmen hoş bir şey değildi. Üzülüp, gönül koyduğumun farkına varan Genel Müdür ise sonradan, bu haksızlığı telafi etmek için ihale açmadan bana iş vermişti. Bu olay bana, haksızlığa uğransa bile feveran edip karşındakini kırmamak gerektiği, sabırlı olmak gerektiği gibi iş hayatında yararlanabileceğim dersler vermişti. Şimdi de benzer şeyler başımıza gelebiliyor. Köprüleri atarak verilen aşırı tepkilerin büyük zararı dokunduğuna inanıyorum. O olayda sabırlı davranmam, bana yapılan haksızlığa rağmen rahatsızlığımı nezaket çerçevesinde karşı tarafa hissettirmem iyi olmuştu aslında. Belki o işe girseydim, bu kadar büyük bir yükün altından kalkamayacaktım...”

“Köpek Kulübesi”! içimi burkmuştu
“2002 civarı Çanakkale’deki işleri tamamlayıp yavaş yavaş İstanbul’a yoğunlaşmaya çalışıyordum. Çanakkale’deki işlerim dolayısıyla malzeme aldığım Nasaş Alüminyum firmasındaki arkadaşlar bir gün, patronlarının köpeği için bir kulübe yapmamı istemişlerdi. Bu talep, açıkçası birçok mimar için olduğu kadar bana da oldukça tuhaf gelmişti. Çan’da büyük işler yapıyordum, halim vaktim yerindeydi, altımda güzel bir araba vardı, Kalamış’ta oturuyordum...  Köpek kulübesi işi biraz hafif kaçmış, içimi burkmuştu. Fakat yine de genelde hiçbir şeye itiraz etmeyen yapım nedeniyle ‘olur’ deyip, villaya bakmaya gitmiştim. Şaka bir tarafa, kulübe yapılacak köpeği görünce, talebin çok da haksız olmadığını anlamıştım. Köpek gerçekten devasa boyutlarda bir köpekti. Normal bir kulübeyi kolaylıkla devirebilecek boyutlardaydı. Netice itibariyle işi kabul ettim, eve gidip gelmeye başladıkça, evdeki çatıya da el atmaya başladım...”

Dünyadaki metal tesislerini ziyaret ediyordum
“Zamanla Nasaş Alüminyum’un patronu Osman Yazıcı ile de frekanslarımız tuttu. Bu süreçte, yeni satın aldıkları bir fabrikanın, Düzce’ye taşınmasıyla başlayan iş ilişkimiz birçok fabrikasının, binasının inşasıyla beraber hala devam ediyor. Bazı binaları ben yaptım, bazılarına müşavirlik hizmeti verdim. Hatta Kanada’dan satın aldıkları ve Gebze Organize Sanayi Bölgesi’ne taşıdıkları coat coil metal boyama tesisinin tasarımını ve çelik işlerini yapmıştım. O tesis Gebze Organize Sanayi Bölgesi’nin de ilk fabrikalarından birisidir. Hatta Englerd Anadolu adını taşıyan o firmada Osman Bey yüzde 10 da bana hisse vermişti. Bir de Amerikalı ortak vardı. O Amerikalı ile dünyadaki birçok metal tesisini ziyaret etme fırsatı bulmuştum. Dünyada bu iş nasıl yürüyor, ne tür bir teknoloji kullanılıyor gibi bilgileri yerinde öğrenebiliyordum. O süreçte Türkiye’ye ilk kenetli metali de getiren biz olmuştuk. Makineleri getirmiştik ve nasıl yapılacağını öğretiyorduk. Bir metal okulu bile açmıştık. Diğer taraftan her şeye sıfırdan başlamak da insana tuhaf geliyordu. Mesela ‘kenet’... Dünyanın en eski kenedi bizim camilerimizin kapısında vardır. Yani tarihimizde yapmışız, nasıl yapılacağını biliyormuşuz. Ama üstünde durmamışız, endüstriyel bir ürün haline getirmemişiz, yaygınlaşıp, ucuzlamasını sağlamamışız. Bunlar maalesef millet olarak bizim zayıf yanlarımız. Fakat Batı insanı bunu düşünmüş, bilgiyi geliştirmiş, sonra da senin yarattığın şeyi sana getirip satmış. Englerd Anadolu’da ortaklık 2004 yılında sona erdi. Fakat o firmada şu an piyasanın en önemli kenetçileri yetiştiler. Panelciler de öyledir aslında. İlk alüminyum paneli getiren de Nasaş’tır...”

Askerlik ve evlilik
“Askerliğimi 1982 yılında dört ay boyunca Burdur’da yaptım. Teknik resim çizeceğimi tahmin ederken sigaranın zararlarını ve bunun gibi başka uyarı yazılarını içeren tabelalar yaparken bulmuştum kendimi. İsmimiz ‘şabloncu’ydu. Kışın binanın içinde, sıcak koğuşlarda bu işi yapmamıza rağmen bahar geldikçe koğuşta kalmak biraz canımızı da sıkmıyor değildi... Dört ay hemen hemen bu tip sıradan işlerle geçti. Askerlik görevimi tamamlamamın ardından 1983 yılında, aynı okulda öğrenim gördüğümüz, kendisi de mimar olan eşimle evlilik hayatım başladı...

Arımeks Dekorasyon
“Eşimle (eski), seksenli yılların sonuna doğru, Arımeks Dekorasyon isimli bir firma da kurmuştuk. Camı metalle birleştiriyorduk. İşler çok iyi gidiyordu, hatta Arımeks ismi dekorasyon işlerimizde çok daha ön plana geçmişti. Ataşehir ve Bağdat Caddesi’nde mağazalarımız vardı. Bilinen, sevilen bir marka yaratmıştık. Ciddi satış rakamları elde ediyorduk. Fakat plastik Çin ürünlerinin piyasaya girmesiyle bizim, maliyeti çok daha yüksek olan metal ve camdan yaptığımız o değerli ürünlere olan talep düşmeye başladı. 2004 yılında mağazayı kapatmak zorunda kaldık. Üretimi hep sevdim, ticaret de onun eşliğinde geldi. Çok önemli bir tüccar olamadım ama yine de ciddi tecrübeler edindim...”

Büyük değiliz ama güzel işler yapıyoruz
“1982 yılından bugüne Arımeks Mühendislik olarak yurtiçi ve yurtdışındaki yapıların projelendirilmesinden başlayarak inşaat ve metal kaplaması dahil olmak üzere anahtar teslim kaliteli ve estetik yapıları kullanıcılarına sunuyoruz. Sanayi yapılarından prestij binalarına kadar her türlü yapının metal kaplamalarının tasarımı, detaylandırılması, imalat ve montajını gerçekleştiriyoruz. Şu anda Arımeks olarak hep yaptığımız gibi geniş açıklıklı binalar, özel binalar, metal kaplama ve metal işleri yürütüyoruz. Son yıllarda daha seçici olmaya başladık. Çok büyük bir firma değiliz ama güzel işler yaptığımıza inanıyorum. Mesela Özal’ın Anıt Mezarı, İş Bankası’nın Levent’teki kuleleri, Borusan’ın İstinye tesisleri, Sabiha Gökçen Havalimanı’nın giriş kapısı, kontrol kulesi ve Bursa Hali, yaptığımız özel işlerdenlerdi. En fazla hoşuma giden şeyse, yapılan işin müşteri tarafından takdir edilmesi. Borusan’ın İstinye’deki tesisinde İnşaat Mühendisleri Odası’ndan bir ödül almıştık. Sabiha Gökçen’de aldığımız teşekkür de anlamlıydı. En keyif aldığım çalışmalar ise teknolojiyi zorlayarak modern bir şeyler çıkartabildiğimiz çalışmalar oldu...”

Dezavantajımız Çin
“Arımeks olarak konteyner mimarisi üzerine çalışmayı planlıyoruz. Konteynerler metal ağırlıklı oldukları için hem ekolojik hem enerji kazanımına uygunlar. Altyapısı hazır modüler yapılar ortaya çıkarmayı amaçlıyoruz. Buradaki dezavantajımız ise yine Çin... Maalesef düşündüğümüz her şey aslında Çin tarafından yapılıyor. Satış rakamları da, devlet tarafından desteklendiklerinden çok daha ucuz oluyor. Bizler ise devletler tarafından desteklenen bir piyasada küçük firmalarımızla var olma savaşı veriyoruz...”

ÇATIDER...
“Dünya ekonomisinin 2017 yılında yavaş ilerleyeceği, istenen ölçüde büyüyememe sorununun devam edeceği anlaşılıyor. Türkiye ekonomisinin de benzer bir yıl geçireceğini öngörmek mümkün. Jeopolitik risklerin yoğunlaşması, dünya ekonomisindeki yavaşlama ve harcama-talep kaybı gibi etkenler, bu sürecin ana nedenleri arasında yer alıyor. Bu dönemden ülkemizin daha da güçlenerek yoluna devam etmesi için hepimize görev düşüyor. Biz de ÇATIDER olarak çok çalışarak, hem sektörümüzde, hem de ülkemize güç katmaya kararlıyız. Bununla birlikte gerek ihracatta, gerek iç pazarda alınması gereken önlemlerin de gecikmeden uygulanmaya konmasını istiyoruz. Bu önlemlerle ilgili yetkililerle görüşmeye açığız ve samimi gayretleri olduğunu görüyoruz. Yeterli olmasını ve senenin sonunda bu beklentilerimizin gerçeğe dönüşmesini diliyoruz. ÇATIDER olarak, sektörümüze değer kattığına inandığımız projeleri de hayata geçirmeye devam edeceğiz. Çatı sektörünün gelişmesi ve kalifiye işgücünün artması için yürüttüğümüz çalışmalar arasında yer alan e-öğrenme projesi Yapı Okulu ile sektöre donanımlı yeni çalışanlar kazandırmaya odaklanacağız. Ayrıca Çatı Şenliği adı altında çatı ustaları yarışması ve dernek bünyesindeki komite çalışmaları gibi etkinlikleri de gerçekleştireceğiz. Bunun yanı sıra gündemimizde çatı ustalarının sertifikalanması için yapılacak çalışmalar, yönetmelik, standart, eğitim ve değerlendirme faaliyetleri, mesleki okullardaki çatı eğitimlerinin geliştirilmesi de bulunuyor...”

Bilgi ve tecrübelerinizi paylaşın
“İşverenlerin çalışanlarını belgelendirmesi gerekiyor. Yeni yıldan itibaren başlamış olan teftişlerde, iş müfettişleri tarafından MYK Mesleki Yeterlilik Belgesi zorunluluğu bulunan 40 meslekte belgesiz çalışanlar için işverenlere, her bir çalışan için 500 TL idari para cezası uygulanmaya başladı. Mesleki yeterlilik ve belgelendirme sisteminin tam anlamıyla oturması halinde hem işgücü piyasasında arz-talep uyumunun artacağına, hem de iş kazalarında ciddi bir gerileme sağlanacağına inanıyoruz. Süratle bu konuda uyum sağlamaya ve sektöre katkı vermeye çabalayacağız. Konumuza ilgi duyanların bilgi ve tecrübe birikimlerini derneğimizle paylaşmalarını, bilginin kullanılabilirliği ve yayılması açısından önemsiyorum. Çalışma gruplarında, etkinliklerimizde yer almak, örneğin sempozyuma makale vermek, diğer sektör emekçileriyle tanışmak ve sosyal ve teknik konuları paylaşmak, hem firmaların güç birliği ve marka bilinirlikleri açısından, hem de kişisel paylaşımlar açısından katkı sağlayacaktır...”

ÇATIDER olarak şanslıyız
“ÇATIDER yönetimi ve üyeleri aklıselim sahibi insanlardan oluşuyor. Bu yönden çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum. ÇATIDER hiçbir zaman menfaat kuruluşu olmadı. Bu zamana kadar hiç fiyatlarla ilgili konuşmadık. Hep bir kamu kuruluşu gibi çalıştık. Kendi menfaatlerimizden ziyade kamu menfaatini öne çıkartıyoruz. İMSAD da aynı şekilde çalışan bir dernek. Bunlar, kamunun faydasına çalışan önemli kuruluşlar...”

Yeni bir şey geliştiremiyoruz
“Hem firma olarak hem de ÇATIDER dolayısıyla Avrupalı üreticilerle projeler dahilinde zaman zaman birlikte oluyoruz. Avrupalı sanayiciler devamlı yeni bir şeyler geliştirme peşinde. Türk sanayicisi olarak bizimse buna ne ilgimiz, ne vaktimiz, ne de mali imkanımız oluyor. Avrupa Birliği mali destekli projelerde bile bunu tam anlamıyla başaramıyoruz. Türkiye’den kayda değer bir proje çıkmıyor. Umarım ÇATIDER olarak bu tip çalışmalara öncülük edebiliriz. Araştırılacak, geliştirilecek o kadar çok alan olmasına rağmen inovasyona açık olmadığımızı görüyorum. Dernek olarak yön göstermeli, inovatif çalışmaları desteklemeli, hatta bire bir içinde olmalıyız. Çünkü artık çatı, tek bir malzemeyle çözülen bir yapı olmaktan çıktı, sisteme döndü. Sistemin içerisinde ısı yalıtımı malzemeleri, membran, strüktür, son katman malzemeleri gibi birçok unsur var. Bu da inovasyona bir grup olarak bakmak gerektiği gerçeğini ortaya çıkarıyor. Ancak böyle yaparsak, farklı formatlarda çatı dokusu yaratabilirsek dünyada ses getirebiliriz...”

Türkiye olarak pek bir katkımız yok
“Yapı malzemelerinde sürekli bir iyiye doğru yöneliş var... Fakat bu gidişe Türkiye olarak pek bir katkımız olduğunu söyleyemeyeceğim. İnsanlık her konuda daha iyinin, daha konforlunun arayışı içinde... Her şeyin daha iyisini yapmak mümkün. Fakat burada akılcı olabilmek için bence Mustafa Kemal’in söylediği gibi bilimi kılavuz edinmek, analiz kabiliyetlerini geliştirmek, ortak çalışmak gerekli. Mesela metal kaplamalar alanında akademi ve sektör olarak maalesef ortaklaşa bir şey geliştirilemiyor. Boya, teknolojiye çok açık bir konu. Metalde boya teknolojilerinde ileride nanoteknolojinin kullanılacağını düşünüyorum.
Alaşımlarda da devamlı gelişmeler yaşanıyor. Artık katmanlı malzemeler kullanılıyor. Tek bir malzeme yetmiyor. Eskiden fabrikadan çıkan rulo alüminyumu doğrudan formlandırıp çatıya koyuyorduk. Zamanla da doğal olarak şikayetlerle karşılaşılıyordu. Şimdi ise çatı, yalıtımıyla, membranlarıyla, katmanlarıyla bir sistem olarak çözülüyor. Dolayısıyla tek malzemeyle çözüm bulma dönemi kapandı. Çözümler artık kompleks sistemlerle yaratılıyor. Bu bilgi ve görgüyü de Batı’dan, özellikle Almanya’dan alıyoruz. İşçiliği de aynı şekilde Batı’dan öğreniyoruz. Allahtan Türk insanı fedakar ve meraklı...”

Devletin arkamızda durduğunu hissetmeliyiz
“Kamu kurumlarının gerçekten iyi niyetli olduğunu düşünüyorum fakat hareket kabiliyetlerinin çok hızlı olmadığını görüyorum. Geri dönüşleri çok geç oluyor. Format kuruluyor fakat orada kalınıyor. Sektörden destek beklemelerine rağmen Türkiye’deki özel sektörde mali açıdan çok kuvvetli, bu tip çalışmalara ciddi destek ve kaynak yaratacak firma çok yok. Üstelik sektörün önemli firmalarından bazıları, sermaye fonları tarafından yurtdışından satın alındılar... Kamu kurumlarından beklentimiz, vergilerin düzenlenmesi, teşviklerin artırılması ve inovatif çalışmalara destek beklentisi şeklinde olur.  Ayrıca bizlere sertifika, eğitim ve iş güvenliği konularında her türlü desteği sunmalılar. Özel sektör olarak dünya çapında işler yapabilmemiz için devletin arkamızda tam durduğunu hissetmemiz gerekiyor. Bu anlamda destek şart. Başarı ancak devlet, üniversite, özel sektör ve dernek (üretici-uygulayıcı) işbirliğiyle gelir. Kimsenin gücü tek başına bir şey yapmaya yetmiyor. Hep beraber, bir koordinasyon içinde çalışırsak ancak bir noktaya geliriz...”

Hedeflerimin çoğuna ulaştım
“İlkokul birinci sınıfta kendime yazılı olarak hedefler koymuşum. Makine mühendisi olan halamın oğlundan öğrenmiştim hedef koymayı. Bunlardan ‘Şirket sahibi olmak’, ‘modern bir vatandaş olmak’ gibi hedeflerim vardı. Hiç çok zengin olmayı arzulamadım ama kimseye muhtaç olmayacak seviyeyi istedim. Bu hedeflerimin de çoğuna ulaştığımı söyleyebilirim Büyük bir sermayedar değilim; zengin bir babamın çocuğu da değilim. Çok büyük param hiç olmadı. Olanı da mümkün olduğunca verimli bir formatta kullanmaya çalıştım...”

Çok dostum olduğuna inanıyorum
“Okul arkadaşlarımla, geçmişte iş yaptığım insanlarla, sektördeki meslektaşlarımla, çalışanlarımla ilişkilerim iyidir... Zamansızlıktan sık görüşemesek de çok sayıda dostum olduğuna inanıyorum. ÇATIDER’in kurucularından olduğum için 14 senedir oluşturduğumuz dostluklar benim için çok önemlidir. Kuruluşundan bu yana ayda bir kez görüşmek bile büyük bir dostluk altyapısı oluşturuyor. Ayrıca neredeyse tüm müşterilerimle de dost olmuşumdur. Hiç kimseye bir kere iş yapmadım. Dolayısıyla birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü iş derken, bakmışsınız ciddi ilişkiler geliştirmişsiniz...”

Sevgiyle yaklaşılmalı
“Özellikle inşaat sektöründe yönetim formatı korkutmaya dayalıdır. Askeri düzen vardır. Bu bazı sektörlerde geçerli olabilir. Bense hiçbir zaman bu yolu takip etmedim. İnsanlara sevgiyle yaklaşılması gerektiğine inanırım. Eğitici olunmalı ve iş sevdirebilmeli. Çalışana işi sevdiremezseniz inanın ne yaparsanız yapın başarı elde edemezsiniz. Çalışan dinlenmediğini düşünürse hıncını bir şekilde sizden veya işten alır. İşten tatmin olan, işi benimseyen çalışanlardan verim alınabileceğine inanıyorum. Ayrıca özellikle bizim gibi taahhüt işlerinde, çalışanların da sorumluluğu paylaşmaları gerekiyor. Müşteri işi beğenmez veya iş zamanında yetişmezse, müşteri ödemeyi yapmazsa, bunda çalışanının da sorumluluğu olduğunu hissettirmek lazım. O zaman daha fazla gayret gösterecektir...”


Adil Baştanoğlu, oğulları Eren ve Kerem’le...

İki oğlum var
“Küçük oğlum Kerem, Saint Benoit’da Lise 2. sınıfta okuyor. Meslek seçiminde karar verme aşamasında... Büyük oğlum Eren ise İstanbul Erkek Lisesi’nin ardından Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Fakültesi’ni bitirdi. Yüksek lisansını da tamamlamak üzere. Sürdürülebilir yapılar üzerine faaliyet gösteren bir firma ile koordineli çalışıyor. Analitik yönü güçlü olduğundan bilgisinden, görgüsünden yararlanalım istiyorum, firmaya katkı vereceğini düşünüyorum ama tabii buna kendisi karar vermeli...”

Derneklerde faalim
“İMSAD ve ÇATIDER gibi derneklerde faal olarak yer aldığımdan çok boş vaktim olmuyor. ÇATIDER başkanlığının yanında İMSAD’ın da kurullarına çalışıyorum. Mesela şimdi gündemimizde Güvenli Yapılar Okulu var. Bu konunun yönetimini inşaat kısmında yürüteceğim. Tenis, yüzme, yürüyüş gibi sporları eskisine nazaran daha az yapabiliyorum. Turistik seyahatleri de genelde işle birleştirmeyi seviyorum. İşimi çok sevdiğimden ve bir hobi olarak gördüğümden boş zamanlarımda mesleki teknik yayınları takip ediyor ve okuyorum...” 

Geri