Haber & Röportaj

Haber & Röportaj

Eryap Taşyününde Kapasitesini Artırıyor

Geçtiğimiz sene altyapısını düzenleyen ve Çamlıca'daki yeni yönetim merkezine taşınan Eryap Grup, yıl içinde ayrıca taşyünü konusunda kapasite artırım kararı da aldı. Bu güncel gelişmelerle ilgili bilgi edindiğimiz Eryap Grup Yönetim Kurulu Üyesi Selim Eruslu, "2017'de rakiplerimiz ve bizimkiyle birlikte sektörde üç yeni hat devreye girecek. Ama pazardaki talebin bu kadar artmayacağı aşikar. Dolayısıyla yeni dönemde bizleri ciddi bir rekabet bekliyor" diyor.

Yalıtım: Eryap olarak 2016’yı nasıl geçirdiniz, 2017 ve sonrasından beklentileriniz nelerdir?

Selim Eruslu: 2016 yılını yeni yatırımlardan ziyade yapısal altyapımızı düzenlediğimiz, organizasyonel yapımızı gözden geçirdiğimiz ve özellikle yeni yatırımlar için ciddi çalışmalar yaptığımız yoğun bir yıl olarak geçirdik. Bu süreçte İstanbul Çamlıca’da yaklaşık 2600 metrekarelik alana yayılmış yeni yönetim merkezimize taşındık, taşyünü üretimimize ek kapasite yatırım kararı aldık ve organizasyonlarımızın gelişimi için ciddi çalışmalar yaptık. Bu çalışmalarımızın neticelerini 2017 yılından başlayarak beş yıllık süreçte göreceğimizi ve tüm bu çalışmaların Eryap Grup’ta ciddi bir gelişime yol açacağını düşünüyoruz.
Önümüzdeki yıllarda, aldığımız kapasite artırım kararıyla taşyünü ürünümüzdeki pazar payımızı ciddi oranda artıracağımızı düşünüyoruz. Şu an sektördeki neredeyse tüm rakiplerimizin de gerçekleşmiş ve üretime geçecek yeni üretim hatları mevcut. Bu artan kapasitelerle beraber sektörde çok ciddi arz fazlası olacak. Ancak buna rağmen sektördeki lider oyunculardan biri olmak, bizi de yatırıma iten etkenlerden en önemlisi oldu. Taşyünü gibi diğer ürün gruplarımızda da yeni ürün çalışmalarımıza devam ediyoruz. Bununla birlikte Ar-Ge çalışmalarımız sürüyor. Çalışmalarımızın sonunda ortaya çıkacak sonuçların bir kısmını 2017 yılı içerisinde yatırıma çevirebileceğimize inanıyoruz.

Yalıtım: Taşyününde ek kapasite yatırımı yapacağınızı söylediniz... Bu yatırım hakkında bilgi alabilir miyiz?

Selim Eruslu: Şu an çalışan hattımızın yatırımını 40 bin ton kapasiteli olarak yapmıştık, ancak reelde 30 bin ton üzerine çıkmakta zorlanıyoruz. Yeni hat yatırımımızı da 40 bin tonluk bir hat olarak düşünüyoruz, fakat tabii fiiliyatı nasıl olacak hep birlikte göreceğiz. Taşyünü yatırımı ve üretime dönüşü diğer sektörlerde bildiğimiz gibi anahtar teslim şeklinde kurulup, hedeflenen günde ve tonajda çok kısa süre içerisinde gerçekleşemiyor. Hatta yapılan kontratlara bu durumlar dipnot halinde bile yazılıyor. Çünkü taşyünü üretimi tecrübe edilmeden, öğrenilmeden yapılacak bir iş değil; belirli kapasitelere ulaşmanız için zaman ve tecrübe, bunlarla beraber ek yatırım ve geliştirme çalışmaları istiyor.

Yalıtım: Bu yatırımı yapmaya sizi ne itti?

Selim Eruslu: Bizim 2011 yılında yaptığımız, aslında şu anki yatırım ortamını en iyi anlatan örnek. Çok ciddi fizibilite çalışması yapmış olmamıza ve Avrupa’nın en iyi makine üreticileriyle çalışıp, ciddi maliyet ve emek harcayarak yatırımı hayata geçirmemize rağmen, üretim kapasite kullanımımız ancak 2016 yılında yüzde 90’lara ulaştı. Bu bir yatırımcı, sanayici için kabul edilebilir bir durum değil. Yaklaşık 100 milyon TL’lik yatırım yapıyorsunuz, şu an ülkedeki en gözde sektörlerden birinde bulunuyorsunuz ama arz her zaman talebin önünde gidiyor. Haliyle satış fiyatları düşüyor, fizibiliteniz tutmuyor ve çok ciddi olan yatırım kredi maliyeti, yatırım maliyetinin üzerine binmiş oluyor.
Özellikle taşyünü üretimi çok ciddi tecrübe, bilgi ve emek isteyen bir üretim. Bu durum, ilk yatırım sırasında tamamen gözardı ediliyor, zaten dünyada bu üretim konusunda günün son teknolojisini anahtar teslim size yapıp, belirli garanti değerlerinde üretimi sağlayabilen makine üreticisi yok. Dünyadaki büyük taşyünü üreticileri kendi teknolojilerini geliştiriyor ve dış dünyaya açılmasını istemiyorlar. Haliyle bu yönüyle de yatırım yaptıktan sonra çok ciddi çalışma ve geliştirme sürecine mecburen siz de giriyorsunuz. Tabi bu süreçte ciddi ek yatırımlar yapmak zorunda kalıyorsunuz, işi öğreniyorsunuz ve tecrübe sahibi olmuş oluyorsunuz. İşte sorunuzun cevabı da burada yatıyor. Geçen 5 yıl içerisinde verdiğimiz emeği, yaptığımız ek yatırımları artık daha fazla kapasite ile beraber güncelleyerek, bu süreçte üretim teknolojimizi de yenileyerek yolumuza devam etmek istiyoruz. Ama şunu da net bir şekilde biliyoruz ki, taşyününe yeni yatırım demek, yine çok ciddi ve zor bir sürecin tekrar bizi beklemesi demek.

Yalıtım: İşin bir de pazar tarafı var...

Selim Eruslu: Tabii ki... 2016 yılında arz ve talep birbirini neredeyse tam olarak karşıladı ama 2017 yılında rakiplerimiz ve bizimkiyle birlikte sektörde üç yeni hat daha devreye girecek. Bu da pazara ek olarak neredeyse yüzde 80 gibi kapasite girişi anlamına geliyor. Yeni hatların kapasiteleri çok yüksek oluyor ama pazardaki talebin bu kadar artmayacağı aşikar ve yeni dönemde de ciddi rekabet ve fiyat savaşları bizi bekliyor olacak. Bir de halihazırda piyasada olan üreticilerin dışında bu ciddi rekabeti ve bu zor üretim şartlarını bilmeden sektöre girmek isteyen yeni oyuncular oluyor. Ne yazık ki bu beş yıllık süreçte şahit olduğumuz, üretime dahi geçemeden kapanan, hatta hurdacılara hurda bedeline satılan yatırımlar da olmadı değil.
Kısacası taşyünü üretimi gerçekten ağır bir sanayi üretimi ve çok çok ciddi hesaplar, planlar yapılarak girilmesi gereken bir iş. Bu işe yıllarını vermiş dünya devleri bile Türkiye’de yatırım yapmak için yıllarca çalışmalar yapıyor, ancak piyasadaki oyuncuları, rekabeti ve yerli üreticide olan tecrübeyi görüp, yatırım planlarını iptal ederek ülkelerine geri dönüyorlar. Bizler de yıllardır verdiğimiz emeğin ve bedelin karşılığını belki hemen alamasak da, boşa gitmemesi için ve yerli sanayicinin yerli olarak kalmasına devam etmesi için çalışmalarımıza ve yatırımlarımıza hız kesmeden devam ediyoruz.

Yalıtım: Ülkemizde yatırımların doğru olarak yapılmadığını mı düşünüyorsunuz?

Selim Eruslu: Ne yazık ki evet... Türkiye’de nedense herkesin gönlünde bir üretim yapma ya da sanayici olma hayali yatıyor. Mesela, sadece taşyünü ürün grubumuz için bahsetmiyorum, ürünlerimizi alıp satan, ürettiğimiz toplam miktarın sadece yüzde 5-8’i civarında alıp satan bir müşterimiz, “Bu malzemeyi bu kadar alıp satıyorum, neden ben üretmeyeyim” deyip yatırım yapıyor. Tabi ki bu kadar sığ düşününce neticesinde ülkemizin parası, atıl durumda olan ithal makineler için yurtdışına gidiyor. Bu tarz bir yatırım taşyününde olamaz, çünkü yatırım bedelleri çok yüksek. Ancak bu sefer de farklı düşüncelerle yanlış fizibiliteler yapılarak, yanlış yatırımlara giriliyor. Ama kaybeden yine bizler, yani Türkiye oluyor. Böyle büyük yatırımlar için yurtdışında en az 2-3 yıl çalışma yapılıyor, sadece iç pazar için neredeyse hiç yatırım yapılmıyor ama ülkemizde bu şekilde değil. Ciddi büyük yatırımlarda nakit akışları, yatırım sürecinde yaşanacak aksaklıklar, ülkenin içinde olduğu durumlar çok önemli hale geliyor. Yeteri kadar güçlü olmayan, olası sorunlarda ayakta duramayacak olan firmalar yatırım yaptıklarında, işler bekledikleri gibi gitmediğinde ya da ek yatırımlar yapılması gerektiğinde, bunları gerçekleştiremeyip kapanmak zorunda kalıyorlar. Biz ilk yatırımımızı tamamladıktan sonra beş yıl içerisinde 10 milyon TL’den fazla ek yatırım yapmışızdır. Çünkü ilk yatırım aşamalarında ekipman üreticileri bunu önünüze çıkarmıyor. Atıklarınızı bertaraf etmeniz gerekiyor, verimlilikte rakiplerinizden geri kalıyorsunuz ve ne yazık ki bunu üretime geçmeden öğrenemiyorsunuz. Yatırımcı firmanın gücü de işte bu gibi durumlarda ortaya çıkıyor.

Yalıtım: Sözkonusu yatırımın sektöre ne tür bir katkısı olacak?

Selim Eruslu: Öncelikle bizim için üretim parkurumuzun yenilenmesi ve kalite seviyemizin daha da artması anlamında doğrudan katkısı olacağına inanıyorum. Geçen yıl arz konusunda uzun termin sürelerine neden olan problemlerin de aşılacağı ortada. Ancak sektörümüz için aynı olumlu gelişmelerin olmayacağı kanısındayım. Çünkü yine önümüzdeki birkaç yıl arz fazlası olacak ve çok ciddi fiyat rekabetleriyle karışılacağız. Taşyünü, navlun maliyetinden çok ciddi etkilenen bir ürün olduğundan ihracat pazarı çok kısıtlı. İç pazardaki en küçük yavaşlama ve daralmanın, yeni yatırım sürecindeki tüm rakiplerimizi zorlayacağını düşünüyorum. 

Yalıtım: Taşyünü üretiminden biraz bahsedebilir misiniz?

Selim Eruslu: Doğadan çıkarttığınız çok agresif bir taşı, çok yüksek sıcaklara çıkan fırınlarda yaklaşık 1500 derecelere ulaştırıp eritiyorsunuz. Sonra onu elyafa çeviriyorsunuz. Çeşitli bağlayıcılarla işleme sokup, bir yalıtım malzemesi haline getiriyorsunuz. Agresif bir taş diyorum, çünkü üretim prosesinde tüm makine ve ekipmanları aşındıran, rutin bakım ve yenileme çalışması ihtiyacı doğuran bir prosesi var. Her zaman söylerim, taşyünü üretebilmeniz için çok iyi maden bilgisi edinmelisiniz. Çünkü taş ocağından gelen hiçbir parti taş, bir öncekiyle aynı özelliklerde gelmez ve bunu tamamen kontrol altına almalısınız. Taşı eritmek için genelde çok yüksek kalorili özel koklaştırılmış kömür kullanılır. Bunun için kömür koklaştırma ve enerji piyasaları hakkında da bilginiz olmalı. Elyaf haline geldikten sonra bunları biraraya getirme aşamasında da ciddi anlamda kimya bilginiz olmalı. Kısacası, tüm bunları birleştirebilmeniz için tüm mühendisliklerin en yetkin olanlarına sahip olmanız gerekiyor. Taşyünü üretimi ağır bir sanayi ve dünyada geçerli olan ne bir reçetesi var ne de aynı şartlarda taş ile aynı şartlarda kömür, aynı şartlarda üretim hatları biraraya gelir. Bunun içindir ki sektörde yıllarını tamamlamış ve hala ayakta kalabilen sayılı üretici çok önemlidir.   

Yalıtım: Türkiye’deki inşaat sektöründe ne tür sorunlar olduğunu düşünüyorsunuz ve çözüm önerileriniz nedir? Türkiye’de inşaat sektörüne ilişkin nasıl bir projeksiyon çiziyorsunuz?

Selim Eruslu: Bir inşaatın üç temel unsur üzerine kurulduğunu söyleyebiliriz. Bunları, doğru proje, kaliteli ve doğru malzeme ve doğru uygulama şeklinde ifade edebiliriz. Projelendirme konusunda ülkemizde ciddi yol katedildiğini düşünüyorum. Artık çok ciddi çalışmalarla yapılan mimari ve uygulama projeleri görüyoruz. Ancak aynı durumun doğru malzeme seçimi ve doğru detay çözümünde doğru malzemeyi kullanma konusunda da geçerli olduğunu söyleyemeyeceğim. Ülkemizde hala yönetmeliklere uymayan, yanlış noktalarda yanlış malzemelerin kullanıldığına şahit oluyoruz. Bununla beraber kalitesiz ürünlerin piyasada bulunması ve denetim eksikliği de cabası.
Daha önce de bahsettiğim gibi ciddi rekabet sonucunda ürünler kalitesizleşiyor, standartların dışına çıkıyor ve bunlara talep artarak hiçbir denetim mekanizmasına uğramadan inşaatlarımızda kullanır hale geliyor. Bu sebeple inşaat malzemeleri üreticileri olarak kaliteye, Ar-Ge ve inovasyona odaklanmamız gerekirken, standartlar dışında üretim yapan üreticilerle de uğraşmak zorunda kalıyoruz. Bu konuda denetimlerin artırılıp, standartlara uygun ürünlerin piyasaya ulaşması sağlanmalı. Böylece kaliteli uygulama ile doğru ve kaliteli ürünler sektörle buluşmalıdır.

Geri
share on twitter share on facebook