E-dergi
e-dergi
Portre & Röportaj

BİTÜDER Başkanı Kemal Çolakoğlu





Şubat 2017 / Sayı: 155

BİTÜDER Başkanı, Balcıoğlu Kurucu Ortağı ve Genel Müdürü, Standart İzolasyon Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Çolakoğlu, evine yirmi dakika mesafedeki yatılı okul günlerinden oyuncak imalatı yapan babasının Tahtakale'deki işyerindeki tecrübelerine, sektörle yollarının kesiştiği ilk yıllardan Balcıoğu ve Standart İzolasyon'un kuruluşuna kadar hayatındaki birçok detayı Yalıtım okurlarıyla paylaşıyor.

“Baba tarafından Kayserili, anne tarafından Kırım kökenli bir ailenin ilk çocuğu olarak İstanbul’un Fatih semtinde, 1962 yılında doğmuşum. Benden küçük iki kız kardeşim daha var. İlk, orta, lise ve hatta üniversite eğitimimi bile Fatih sınırları içinde tamamladığımdan Fatih hayatımda önemli bir yer teşkil eder...”
“Kayserili olan babam, askerliğini tamamlamasının ardından İstanbul’a gelmiş ve tüm yaşamını İstanbul’da kurmuş. Annem ise dört kuşaktır İstanbul’da yaşayan Kırım kökenli bir aileye mensup... Ben de tüm hayatımı İstanbul’da geçirdim. Baba memleketi Kayseri ile çocukluk ve gençlik yıllarımda yaptığımız cenaze veya düğün gibi zorunlu veya keyfi ziyaretlerimin dışında pek bir bağım olduğunu söyleyemem...”

Evimizin dibinde yatılı okudum
“Evimiz Fatih’te olmasına rağmen ortaokul ve liseyi, evle arası yürüyerek yirmi dakika olan Fatih Draman’daki Özel Sultan Fatih Mehmet Erkek Lisesi’nde yatılı okudum. Rahmetli babamın isteği üzerine devam ettiğim yatılı eğitim, ilk başlarda bana da çok tuhaf, anlamsız ve zor geliyordu. Ev burnumuzun dibindeydi. Babama içten içe kızıyordum. Fakat babam, yatılı okulun bana daha fazla değer katacağını, daha bir eğitim vereceğini düşünüyordu. Zorlu geçen ve pek sevmediğim ilk senenin ardından yıllar geçtikçe bu düşünceye ben de inanmaya başladım. Kişisel gelişimimi fark edebiliyordum. Yatılı okumak insana gerçekten çok farklı ve büyük bir tecrübe yaşatıyordu. Hatta ilk senenin ardından hoşuma bile gider bir hal almıştı. Yatılılık, arkadaşlarımla da daha güçlü bağlar kurmama yol açıyordu. Aramızda ciddi paylaşımlar oluyordu. Onlarla hala görüşürüm. Mayıs ayı sonunda düzenlenen pilav günlerine hala gitmeye çalışırım. Hatta bazen doğum günüm olan 29 Mayıs tarihine denk geldiğinde iki önemli etkinliği, hatta biraz da espriyle İstanbul’un fethini de gözönüne alırsak üç etkinliği birarada kutlarız...”

Zeki Bey ile ortaokul arkadaşıyız
“Hala görüştüğüm okuldaki yatılı arkadaşlarımdan birisi de, şu anki ortağım Zeki (Balcıoğlu) Bey... Orta ikinci sınıftan lise son sınıfa kadar sıra arkadaşlığı ve yatakhane arkadaşlığı yaptığımız Zeki Bey ile sınıf başkanlığı ve bazen okul başkanlığını da dönüşümlü olarak yürütüyorduk. Kendisiyle bir ortak özelliğimiz de babalarımızın, bizim eğitimimize yaklaşım ve bakış açılarıydı. O da evle okul arasında çok kısa bir mesafede, Vatan Caddesi’nde oturmasına rağmen yatılı eğitim görüyordu. İkimizin dışında, ailesi Anadolu yakasında oturan bir iki arkadaşımız hariç, İstanbullu arkadaşımız yoktu. Okulun çok büyük çoğunluğu İzmit, Bursa gibi İstanbul’a komşu illerden ve Anadolu’dan gelen öğrenci arkadaşlarımızdan oluşuyordu...”
“O koşullarda İstanbul’un sayılı özel lisesinden birisi olan Özel Sultan Fatih Mehmet Lisesi’ndeki öğrencilik yıllarım boyunca hafta sonlarını geçirmek üzere cuma akşamları eve gelir, pazartesi sabahı da doğrudan okula giderdim. Çarşamba günleri ise çok sık olmamak ve izne tabi olmak kaydıyla yine evde geçirme hakkımız vardı. Okul hayatım ne çok parlak ne de çok silik geçti. Notlarım yüksek değildi. Genelde 6-8 arası notlar alır, sınıfı geçerdim. Sosyal hayatım da notlarıma benziyordu; ne haşarı ne de aşırı sakindim. Ortalama bir öğrenciydim...”

Zeytin çekirdeklerini çıkarıyordum
“İlkokul üçüncü sınıftan itibaren kendi arzumda tüm yaz tatillerini çalışarak geçirdim... İlk tecrübem ise, alt kat kiracımız olan market sahibinin yanında yaptığım çıraklıktı. Dükkanın arkasında market sahibinin, memleketi olan İzmir’den getirttiği yeşil zeytinlerin çekirdeklerinin çıkarılıp içine biber doldurulması işine yardım ederdim. Market sahibinin oğluyla birlikte, üç tekerlekli motora binerek Eminönü’ndeki toptancılara mal almaya da giderdim. Tezgahta yaptığım ilk satışlarda, epey bir kaşar peyniri telef ettiğimi de söylemem gerek. Fakat tabii günler geçtikçe kaşar peyniri tekerinden müşterinin istediği gramajda kaşar kesmeyi de öğrenmiştim...”

Fatih, o yıllarda da yoğun bir bölgeydi
“Fatih, o yıllarda da bina ve nüfus açısından yoğun bir bölgeydi. Çocukların vakit geçireceği, oynayacağı park alanları pek yoktu. Evlerin bahçelerini ise ebeveynlerin izin vermemelerinden dolayı çok kullanamazdık. Genelde, o senelerde bile nadir bulunan boş arsalarda veya sokakta oynardık. Ayrıca yatılı okuduğumdan mahalledeki yaşıtlarımla da ilişkilerim çok sıkı değildi. Haftasonları genelde okuldaki arkadaşlarımla vakit geçirirdim...”

Tahtakale...
“İlkokul beşinci sınıfın yaz tatilinden itibarense, Bayrampaşa’da oyuncak üretimi yapan ve Tahtakale’deki toptancı dükkanında bunları satan babamın işyerlerinde çalışmaya başlamıştım. Hem yürürken başını çeviren ördek, köpek veya telli plastik araba gibi küçük ölçekli oyuncaklar hem de 0-6 yaş arası çocuklara yönelik plastik bisiklet üreten babamın yanında önce imalatta çalıştım. Lisede okuduğum dönemlerin yaz tatillerinde de Tahtakale’de satış yapıyordum. Bu sayede Tahtakale piyasası hakkında ciddi gözlemlerim oluyordu...”

Kırk yıllık bir ticari deneyime sahibim
“Tahtakale tecrübeleri bana kesinlikle çok şey katmıştır. Hep ticaretin içindeydim. Tahtakale’de başlayan kırk yıllık bir ticari deneyime sahibim. Tüm iş yaşamımda çok meraklı ve istekli oldum. Her yaptığım işi isteyerek ve büyük bir merakla yaptım. Markette yardım ettiğim yıllarda müşteri daha iyi hizmet alsın, beklemesin diye peynir kesme ve tartma talimleri yapardım...”

Yurtdışından gelen oyuncaklar bana kalıyordu
“Babamın oyuncak imalatçısı olması beni de şanslı bir çocuk yapıyordu. Yurtdışından getirip, üretilebilirliğini araştırdığı oyuncak modelleri ya hemen ya da bir süre geçtikten sonra bana kalıyordu. O dönemde çocuklarda olmayan oyuncak çeşitlerinin çoğuna sahiptim. Hala süren maket araba merakım da o yıllardan kalmadır...”

Üniversiteye gitmeyi planlıyordum
“Plastik, o yıllarda Türkiye koşullarında doğal olarak çok bilinen, üretilen, işlenen bir materyal değildi. 1956’da bu sektöre giren babam senelerce toptancılık da yapmış. 1980 yılında ise üretimi bıraktı ve bir süre iş makineleri ithalatı yaptıktan sonra iş hayatından tamamıyla ayrıldı. O işleri yürütme konusunda bende de pek istek görmemesi, işleri bırakmasının nedenlerinden birisi olabilir. Ben o yıllarda üniversiteye devam etmeyi planlıyordum. Babamın da zaten en üst düzeyde bir yüksek eğitim almam konusunda bir talebi ve baskısı vardı...”

Siyasete mesafeliydim
“70’li yıllarda, gençlik çağlarımda sol görüş sempatizanıydım fakat siyasi olayların içinde hiç yer almadım. 80 darbesi sonrası Özallı yıllardan itibaren ise o atmosferin etkisiyle liberal görüşe eğilimim arttı. Bunda en büyük neden, hiçbir görüşün sorularımın yanıtını tek başlarına verememeleriydi. Böyle olunca da sırf bir tarafa mensup olmak bana pek mantıklı gelmiyordu. Terör, anarşik ortam da siyasete mesafeli durmama neden oluyordu. Hatta üniversite sınavına girdiğim ilk sene kazandığım Ankara’daki Bankacılık ve Sigortacılık Meslek Yüksek Okulu’na, ülkenin karışık durumu nedeniyle gitmemeyi tercih etmiştim. Ortaokul yıllarında yatılı okumuş, bireysel açıdan belli bir gelişim göstermiş olmama rağmen Ankara’ya gitmemem belki bir tezat olarak görülebilir ama öğrenci olaylarının yoğun olduğu bir ortamda kesinlikle bulunmak istemiyordum. Diğer taraftan, açıkçası kazandığım okul da beni çok tatmin etmemişti. Tıp, inşaat mühendisliği veya ticari alanda yararı dokunacak işletme, iktisat gibi alanlarda eğitimime devam etmeyi arzu ediyordum. Dolayısıyla İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni kazanana kadar vakit geçirmem ve tecrübe kazanmam gerektiğine inanarak çalışma hayatına atılmıştım...”

Sektörle yollarımız ilk defa Masaş’ta kesişti
“Liseyi bitirip, üniversiteye başlayana kadar geçen o iki yıllık süreçte, şimdiki ortağım Zeki Bey’in de bir süredir çalıştığı Aksaray’daki 22 ortağı bulunan Masaş firmasında satış elemanı olarak işe başlamıştım. Sektörle yollarımızın ilk kesişmesi de o firmada, 1978 yılında gerçekleşmişti. Aksaray, o yıllarda Karaköy’deki Perşembe Pazarı’ndan sonra inşaat malzemelerinin satıldığı en büyük noktaydı. Masaş ise demir, yalıtım ve çatı ürünleri, oluklu levha gibi inşaat malzemeleri satan bir işletmeydi. Uygulama yapılmıyor, isteyen müşterilere ustalar öneriliyordu. Zaten o dönemlerde uygulama hizmeti veren işletme de yok denecek kadar azdı. İki hizmeti veren kurumsal firmalar ancak 1980’li yılların başında kurulmaya başlanmıştı...”

Balcıoğlu kurulurken...
“Masaş’ta, 1981 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni kazanana kadar iki yıl çalıştım. Zeki Bey ise bir müddet daha Masaş’ta devam etmişti. Ardından da kereste üretimi ve ticareti yapan babasıyla faaliyetlerini sürdürmüştü. Okulda dört yılı tamamladıktan sonra 1985 yılında kendisiyle ortak bir iş arayışına girmiştik. Ticaret yapacağımız kesindi. Diğer okul arkadaşlarım gibi bankacı olmak veya bir şirkette profesyonel iş hayatına atılmayı hiç düşünmüyordum. Çocukluğumdan beri hep ticaretin içindeydim. Şirketi kurmuş, Aksaray’da dükkanı tutmuş ama tam olarak ne yapacağımıza karar verememiştik. O süreçte, eski çalıştığımız yer olan Masaş’ın, çatı ürünleri satışını durdurması bizi heyecanlandırmıştı. Etik olarak da eski çalıştığımız firmanın rakibi olmayacağımızı bilmek işimizi kolaylaştırmıştı. Yalıtım ve çatı malzemeleri satışı bildiğimiz, sevdiğimiz, olabileceğine inandığımız bir işti. Dolayısıyla o arayış içerisindeyken, Masaş’taki bu gelişme yaşanınca çatı ve yalıtım malzemeleri satış ve uygulaması yapmak üzere faaliyetlerimize başladık. Firmamızın ismini de, Zeki Bey’in soyadı olan ‘Balcıoğlu’ olarak belirledik. Balcıoğlu ismi sektörde bilinen ve saygı duyulan bir isimdi...”

Alıcının ayağına giderdik
“O dönemde müşteri, toptancı veya perakendeci olsun, alışveriş için satıcının işyerine gelirdi. Alıcı satıcının ayağına giderdi. Şimdiki anlayışla bir pazarlama faaliyeti yoktu. Biz ise o dönemde Aksaray’daki firmalar arasında, alıcının ayağına gidip pazarlama yapmaya başlayan ve broşür bastıran ilk firmalardan birisiydik. Yıllar sonra yaygınlaşan bu yöntem o yıllarda o kadar tuhaf karşılanıyordu ki, diğer firmalar bu tip faaliyet yürütenlerin hırslı ve açgözlü olduklarına dair yorumlar bile yapıyorlardı. Tüm Türkiye’yi il il dolaşıyorduk. Bir müddet sonra ekiplerimizi oluşturup, uygulamalara da başladık...”

Büyük projelerde yer alıyorduk
“İlk aldığımız proje, 1986 yılında Bayrampaşa Hali’nin çatı kaplama işiydi. Ana müteahhit Mapa İnşaat, çatı uygulamalarını yapan firmayla işin yarısına gelmeden anlaşmazlığa düşünce işi bize vermişti. Kubbelerdeki cam takviyeli polyesterin dökümünde bizzat bulunmuştum. Böyle büyük ölçekli bir projede yer almamız, diğer projeleri de beraberinde getiriyordu. Sanayi sitelerinin, fabrikaların kurulduğu yıllardı. Şu anda içinde bulunduğumuz İkitelli’de yer alan altı sanayi sitesinin çatılarını da biz kaplamıştık. Daha sonra su yalıtım uygulamaları yapmaya başladık. O kapsamda da iyi referanslarımız oldu. Mesela Güngören’deki Kale Center’ın tüm temel perde yalıtımlarını yaptık. O yıllarda bayiliğini yaptığımız ürünlerin satış hacimlerinde de çok tatminkar rakamlara ulaştığımızdan, üretici firmalar tarafından da takdirle karşılanıyor, derecelere giriyorduk. 1991 yılında Lütfi Kırdar Spor Salonu’nda düzenlenen Yapı Fuarı’na bile katılmıştık...”

Türkiye’de ilk plywood distribütörü olmuştuk
“1997 yılına geldiğimizde bir taraftan çatı ve yalıtım malzeme satışı ve uygulaması yaparken, diğer taraftan da Zeki Bey’in aile işi kapsamında, şimdi Standart İzolasyon’un bulunduğu Silivri Değirmenköy’deki arazimizde kereste üretimi ve ticareti yapıyorduk. 2000 metreküpe yakın tomruğu kendimiz işliyorduk; onun haricinde, işletmelerden aldığımız tomrukları diğer üreticilere fason biçtiriyorduk. Fakat aklımızda, yalıtım malzemelerinin üretimi düşüncesi vardı. O günlerde radikal bir karar alarak, ciddi de bir satış hacmimizin olduğu kereste üretimini ve satışını bıraktık. Ardından hemen sektörün önemli firmalarından UPM’in plywood ürünlerinin Türkiye distribütörlüğünü aldık. Bu, Türkiye’deki ilk plywood distribütörü olmamız bakımından da önemlidir...”

İnşaat süreçleri dönüşecekti
“Kereste üretimi ve satışını bırakmamız ve o günlerde pek bilinmeyen plywood temsilciliği almamız bizim için radikal bir karardı. Plywood, sektörün yüzde 90’ının bilmediği, kullanmadığı bir üründü. Bu da istişarelerimiz sonucunda ortaya çıkan bir karardı. Bankacılarla konuşurken, onların bir süre sonra küçük müteahhitlerden ziyade daha profesyonel, kurumsal altyapıları olan büyük müteahhit firmaların çoğalacağı, inşaat süreçlerinin daha farklı bir şekle bürüneceği bilgilerini alıyorduk. Bu görüşler diğer gözlemlerimizle birleşince gerçekten Türkiye’de inşaat sektörünün bir dönüşüm içine gireceğine ve mevcut kullanılan inşaat yöntemlerinin Avrupa’da kullanılan yöntemlerle yer değiştireceğine inanıyorduk. Bunlardan birisi de kalıplarda kereste kullanımının azalacağı yönündeydi. Ki biz kereste işini bıraktıktan sonra da öyle oldu...”

Üretime geçiş ve Standart İzolasyon...
“Diğer taraftan üretim arayışlarımız devam ediyordu. Poliüretan dolgulu çatı paneli üretmeyi düşünüyorduk. O esnada bir tanıdığımız vasıtasıyla bir bitümlü su yalıtım membranı üreticisinin yarım kalmış bir makinesini satın alabileceğimiz bilgisini edinmiştik. Bitümlü membran, satışını yaptığımız, bildiğimiz, uyguladığımız ve bize uygun bir üründü. Karar vermemiz çok zor olmadı. Makinenin tamamlanmasıyla 2001’in nisan ayında Standart İzolasyon’u kurduk ve Silivri’deki tesislerimizde bitümlü su yalıtım membranı üretmeye başladık. Türkiye’de üretim yapan beşinci firmaydık. İlk sene çıplak ürünler ve folyo kaplı ürünlere odaklandık. İki sene sonra da arduaz taşı kaplı ürünlerin ve özellikle 2004’ten sonra inovatif ürünlerin üretimine geçtik. Standart İzolasyon’un ismi, kereste üretimi yaparken kullandığımız firma ismimiz olan Standart Ahşap’tan geliyor. Standartlığı sağlamak, kerestenin özelliklerinden dolayı, doğası gereği pek mümkün değildir. Biz de ürünlerimizin ‘standart’ bir kalitesi olduğunu vurgulamak amacıyla ‘Standart Ahşap’ ismini koymuştuk. Daha sonra da üretime başladıktan sonra o ismi devam ettirdik...”

Elimizde bir nal varmış...
“Üretim yapmak, dışarıdan insanın kulağına hoş gelen bir kavram... Fakat üretimin zorluğunu, o süreçleri yaşarken çok fazla hissediyorsunuz. Biz biraz tabiri caizse ‘cahil cesareti’ ile bu işe girmişiz. Başlangıçta hiçbir tedirginliğimiz, kuşkumuz ve korkumuz yoktu. Rahatlığımız, üretimin ne kadar meşakkatli bir iş olduğunu bilmememizden kaynaklanıyordu. O yarım makineyi aldığımızda elimizde bir nal varmış, geriye üç nal ile bir at kalmış misali... Üretimin zahmetli olduğunu işin içine girince anladık. Fakat üretimin zevkini başka bir şeyle kıyaslayamam. ‘Şuraya şu ürünü biz verdik’ demek ayrı, ‘şuradaki malzemeleri biz ürettik veya uyguladık’ demek apayrı şeyler...”

Geleceği üretimde görüyorduk
“Üretime geçmemizin en büyük nedenlerinden birisi, geleceğin üretimde olduğunu görmemizdi. Alıp satmak, üretime göre daha kolay ama üretimle sonuçta bir değer ortaya çıkartıyorsunuz. Bu değeri ortaya çıkarmak da hem ülke ekonomisine katkı sağlıyor hem de kişisel bir mutluluk veriyor. Diğer taraftan ülkedeki her üretici veya ticaret erbabı gibi tedirginliklerimiz de var. Sık sık yaşanan ekonomik ve siyasal krizlerden dolayı her an diken üzerindeyiz. Bu, ayrı bir tecrübe de katmıyor değil tabii. Herhangi bir Avrupalı firma, olağanüstü durumlarda farklı yönetim modeli arayışlarına girip, bunları uygulamaya çalışırken, devamlı kriz ortamını tecrübe eden bizler daha başka refleksler gösterebiliyoruz. 2009 yılındaki global krizin ülkemizi biraz da teğet geçmesinin ya da krizin nispeten daha az zararla atlatılmasının nedenlerinden biri bence bu tecrübe...”

Balcıoğlu kendi yoluna devam ediyordu
“Standart İzolasyon, bitümlü membran üretimine geçtiğinde, malzeme satışı yapan Balcıoğlu firmamız da yine kendi yoluna devam ediyordu. Standart İzolasyon’un bayilerinden birisiydi. İki firmamızın da tüm yönetim ve satış personelini ayrı ayrı organize etmiştik. Zaten Balcıoğlu olarak 2007 yılında haksız rekabetin ağırlığından dolayı uygulama işini bırakmıştık.
1985-2004 yılları arasında 5 milyon metrekare çatı kaplama ve 3 milyon metrekare yalıtım uygulama referansına ulaşmıştık. Uygulama alanındaki başarılarımız ve satış rakamlarımızın bir sonucu olarak yerli ve yabancı üretici firmaların da distribütörlük ve baş bayiliklerini yapma hakkını elde etmiştik...”

PVC membran tesisini Bulgaristan’dan getirdik
“Standart İzolasyon, kurulduğu günden beri devamlı yeniliklerin peşinde koşan, katma değeri yüksek ürünlere emek veren bir firma olmaya gayret ediyor. 2004 yılında arduvazlı, arkasından 2007’den itibaren de shingle üretimine başladık. 2007’den itibaren yaptığımız Ar-Ge çalışmaları sonucunda inovatif ürünler ürettik. 2009’da 7 inovatif ürünümüz vardı. Birçok patentimiz bulunuyor. 2011 yılında PVC membran üretimine de başladık... Yatırım kararını verdikten sonra yurtdışında makine arayışlarımız esnasında, Bulgaristan’da kurulu bir tesisin satılık olduğu bilgisini almamız üzerine o tesise odaklanmıştık. Böylece bankadan satılan tesisi satın alarak Bulgaristan’da PVC membran üretimine de başlamıştık. Fakat üretime geçtikten sonra Bulgaristan’ın üretim maliyeti anlamında avantajlı olmasına rağmen o bölgedeki tedarik zincirinde sıkıntılar yaşandığının farkına varmıştık. Bir buçuk senenin ardından tesisi Değirmenköy’deki mevcut tesisimize taşıdık. 2012’den bu yana da Türkiye’de üretim yapıyoruz. Geçtiğimiz senelerde Orientply adını verdiğimiz inovatif ürünün Uzakdoğu’da üretimine geçtik. Bu yüksek kalitede, perdahlanmış, fenol filmi ile kaplanmış OSB 3 levhanın yanında bir de Türkiye’nin ilk plastik Plywood’u Pi Plak dediğimiz Balko Plastik Kontraplak’ı üreterek piyasaya sunduk...” 

Çok sayıda patente sahibiz
“Üretimini henüz yapmadığımız çok sayıda ürünün patentine sahibiyiz. Dört yıldır kendinden yapışkanlı simself dediğimiz ürünleri, iki yıldır da çift taraflı kendinden yapışkanlı membran üretimi yapıyoruz. Bitümlü inovatif ürün açısından bakarsak, Türkiye’de bu çeşitliliğe sahip tek firma olduğumuzu söyleyebilirim. Dört yıl önce de simself band olarak isimlendirdiğimiz kendinden yapışkanlı, alüminyum folyo kaplı arduvaz kaplı bant üretimine başladık. Ağustos ayından itibaren ise quick shingle olarak tanınan ürünün üretim hakkını satın aldık. Şimdi o ürünün kendi içinde yeni versiyonlarını geliştiriyoruz. 2017’nin ilk çeyreğinde de quick shingle’ın daha değişik ve gelişmiş modellerini piyasaya süreceğiz...”

Ar-Ge’yi önemsiyoruz
“Standart İzolasyon ve Balcıoğlu olarak toplamda 140 kişiye yakın bir kadroya sahibiz. İkitelli’deki merkez ofisimizin dışında yine İkitelli’de bir satış mağazamız ve sanal marketimiz Balko Trade’in satış mağazası ve deposu var. Gebze depomuzun haricinde İzmir, Antalya, Ankara, Samsun ve Adana’da ofis ve depolarımız bulunuyor. Türkiye’nin etkin bölgelerinde de bayilerimiz var. En çok önem verdiğimiz konuların başında ise Ar-Ge geliyor. Ürünleri, kapalı bir departmanda değil de ‘Ortak Akıl’ ile geliştiriyoruz. Ar-Ge departmanımıza, devamlı bir değişim olması amacıyla farklı birimlerimizden arkadaşlarımızı dahil ediyoruz. Sürekli bir devinim yaratmaya ve yeni fikirler bulmaya çalışıyoruz. Tabii Ar-Ge sadece fikir yaratmayla olmuyor. Düşünce boyutunun ardından tasarımı, laboratuvar çalışmaları, teknik araştırmalar ve patent müracaatları gibi birçok iş ortaya çıkıyor. O süreçlerde teknik arkadaşlarımızla devam ediyoruz...”

Riski tercih etmiyoruz
“Firma olarak sürekliliğe, istikrara ve güvenli sınırlarda kalmaya önem veriyoruz. Riski yüksek pozisyonları hiçbir sürecimizde veya departmanımızda tercih etmiyoruz. Mesela kereste üretimini bırakıp plywood satışına başladığımızda, bu işi dünyada en iyi kim yapıyorsa o ürünü satmaya çalışmıştık. Rusya’dan malzeme almaya başladığımızda Rusya’nın en iyisiyle işbirliği yapmıştık. Dolayısıyla ithal ettiğimiz, sattığımız ve ürettiğimiz her ürünün her zaman arkasında duruyoruz. Balcıoğlu olarak üreticisi olmasak da sahip çıkıyoruz. Her zaman müşterinin yanındayız ve hep yenilikçi hareketlerde bulunuyoruz. Sürekli yeni ve güvenilir ürünler geliştirmeyi ilke ediniyoruz. Kısa vadede bir yatırım planımız yok. Mevcut ürünlerimizin farklı versiyonlarını üretmeye ve inovatif ürünler eklemeye odaklanacağız...”

Fikir alışverişine açık bir firmayız
“Firma olarak herkesle işbirliği yapmaya, en azından fikir alışverişinde bulunmaya açık bir firmayız. Bu kapsamda rakip firmalara ‘rakibimiz’ de demeyiz, ‘meslektaşımız’ tabirini kullanırız. Pazarda rakibizdir ama aynı zamanda diğer firma temsilcilerinin bizim meslektaşımız olması dolayısıyla onları dostlarımız, arkadaşlarımız olarak görürüz. Pazarda ne kadar sert olursak olalım meslektaşlarımızla olan ilişkilerimizde yumuşak bir tavrımız vardır...” 

Doğru malzeme, doğru altyapı, doğru uygulama
“Kuruluşunda da yer aldığımız BİTÜDER olarak son dönemde su yalıtımının önemini vurgulamamızın yanında doğru uygulama, doğru altyapının oluşturulması, doğru malzeme seçimi gibi başlıklara yoğunlaşmaya başladık. Bitümlü örtülerde, tüm sektörde olduğu gibi en büyük sorunlardan biri, kullanılan ürünün, o detaya uygun olup olmamasına önem verilmemesi. Örneğin çok olarak, çatı bahçelerinde bitki köklerine dayanıklı örtü yerine temelde veya çatıda kullanılan örtü kullanılabiliyor. Çıkan olumsuz sonuç ise tüm sektörü olumsuz yönde etkiliyor. Bu duruma yanlış uygulama da eklenince iş içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Bununla birlikte kontrol ve denetim mekanizmalarının önemine dikkat çekiyoruz. TOKİ personeline, müşavir firmalara, yapı denetim kuruluşlarına yönelik sık sık seminerler düzenliyoruz. Yani BİTÜDER olarak doğru malzeme seçimi, doğru altyapı oluşturulması, doğru uygulamanın yapılmasına yönelik bir strateji değişikliğimiz var...”

Fatura ürüne çıkıyor
“Ayrıca BİTÜDER üyelerinin ürettiği ürünlerin kalite çizgisini daha yukarı çekmeye çalışıyoruz. Bu anlamda BİTÜDER onaylı bir kalite sertifikası projemiz var. Altyapısını oluşturmaya çalışıyoruz. En önemli hadise, kontrol mekanizması. Bu kapsamda TOKİ ile işbirliği içine girdik. Bu kapsamda da akredite laboratuvarlarda ürün kontrollerinin yapılmasına öncülük ediyoruz. Tüm üretici firmaların, binilen dalın kesilmemesi için bu konulara desteğini bekliyoruz. Çünkü tüm olumsuzlukların faturası ürüne çıkarılıyor...”

Su Yalıtım Yönetmeliği masada bekliyor
“Hem İZODER hem de BİTÜDER olarak en önemli gündem maddelerimizden biri de Su Yalıtım Yönetmeliği’nin bir an önce yayınlanması. Geçmişte bakanlığa, daire başkanlıklarına, genel müdürlüklere çok sayıda ziyaretimiz oldu. Yönetmelik aslında raftan indirildi ve masada bekliyor. Son taslak üzerinde yaptığımız yorumları Bakanlığa gönderdik. Şu anda da tüm görüşler toplandı ve yayın aşamasına geçildi. Su Yalıtım Yönetmeliği ile birlikte Ses Yalıtım Yönetmeliği’nin de 2017’de yayınlanma ihtimali çok yüksek. Fakat tabii yönetmeliğin yayınlanması tek başına yeterli değil; denetim ve kontrol mekanizmalarının da iyi işlemesi şart...”

Değişim, olumsuzlukları da getirdi
“1985 yılından beri sektörün içindeyiz. Geçen 32 senede teknoloji, iş yapış şekilleri, hayat şartları ve iletişim yöntemleri gibi birçok şey değişti. Tartışmasız bir gelişim var. Bu köklü değişimi de hem özel hayatımızda hem iş hayatımızda bire bir yaşadık. Fakat bu değişim, beraberinde bazı olumsuzlukları da getirdi. Tabii ki yalıtım sektörünün o günkü durumuyla bugünkü durumu karşılaştırılamaz. Fakat diğer taraftan bu hızlı büyümenin getirdiği sıkıntıları da unutmamak gerek. O zamanlar hacim olarak çok daha az malzeme kullanılırdı ama bugüne kıyasla daha kaliteli üretilmiş malzemelerdi. Orada bence bir sapma var...”

Bitüm kullanımı devam edecek
“Avrupa’da su yalıtımında genelde bitüm esaslı malzemeler ağırlık kazanıyor. Bitüm, yüzyıllardır su yalıtımı amacıyla kullanılan, kendini ispatlamış bir malzeme. Elli yıl önce alternatifi yokken bugün yüzlerce alternatifi var. Fakat buna rağmen su yalıtımı denilince hala akla gelen en etkin ve yaygın malzemelerden birisi. Miktarsal anlamda da bir gelişim içinde. Bitüm, organik olması nedeniyle ve özellikle negatif basınçlarda esneme kabiliyeti sebebiyle avantajlı bir tercih oluyor. Donatılı olduğundan koruyucu vazifesini diğer ürünlere göre daha iyi yapabiliyor.”
“Ayrıca farklı özelliklerdeki plastiklerle daha da nitelikli bir hale getiriliyor. Gün geçtikçe hem mukavemet değerleri, hem ısısal dayanımları üst düzeye çıkıyor. Dolayısıyla su yalıtımında bitüm kullanımının geçmişte olduğu gibi kendi içinde makul oranlarda devam edeceğine inanıyorum...”

Askerliğimi biraz geç yaptım
“Askerlik görevimi biraz da geç bir zamanda, 1993 yılının ocak ve mart ayları arasında bedelli olarak tamamladım. 1985 yılında şirketi kurduğumuzda 23 yaşındaydık. Askerliği, şirketi kurduğumuz ve var olmaya çalıştığımız o hareketli günlerde kayıp bir zaman olarak görüyordum. Sürekli ertelediğim bu görevi, bedelli askerlik fırsatı çıkınca hemen tamamlamak istedim. Yazıcı olarak görev aldığım ve hafta sonları evci çıktığım askerlik sürecimi, hayatımda yaşadığım güzel günler olarak görüyorum.”

Tek düğünden kaçarken çifte düğün...
“Eşimle, ailemin yazlığının olduğu ve yazları gidip geldiğimiz Çınarcık’ta tanışmıştık. O güne kadar düğüne-derneğe karşı durmama ve bu konularda katı bir muhalif olmama rağmen, tek düğünden kaçarken 1989’un mart ayında, birisi eşimin memleketi Adana’da, diğeri de İstanbul’da olmak üzere çifte düğün yapmıştık. Bu olay bana büyük konuşmamayı öğreten deneyimlerden birisini yaşatmıştı. Geçen sene Genetik Mühendisi olarak üniversiteden mezun olan kızım ise 1992 doğumlu. Şu anda yüksek lisans eğitimine devam ediyor...”

Ortaklık...
“Ticari hayatta, ortaokul sıralarından bu yana arkadaş ve dost olduğumuz Zeki Bey ile ortaklık yürütüyoruz. Aslında çoğu insan evlilik veya arkadaşlık gibi farkında olarak ya da olmayarak birçok ortaklığın içinde yer alıyor. Ortaklığın yararlı bir şey olduğuna inanıyorum. ‘Tek akıl’ olmamak ise en büyük avantajı. Tek bir akıl değil, çok akılsınız; tek bir güç değilsiniz. Buna rağmen Türkiye’de ticari ortaklıklara hep şüpheyle yaklaşılır. Ortaklıkların bitmesi beklenir. Bu beklenti de çoğu zaman gerçekleşir. Fakat bugün Türkiye gibi sermaye sıkıntısı yaşanan ülkelerde ortaklıkların gelişmesi gerekiyor. Firmaların, kişilerin güçlerini birleştirmeleri lazım. Fakat tabii Türkiye’deki hukuk sistemi ve kontrol mekanizmaları yeterli olmadığı ve var olanlara gerekli önem verilmediği için ortaklıklar, istenilmeyen kurumlar şekline dönüşüyor. Bunun nedenlerinden birisi de Türkiye’ye has özelliklerin ağır basması. Psikolojik, sosyolojik bazı değerlerimiz neticesinde kural ve kaidelerden uzak, duygusal ilişkilerin yoğun yaşandığı ve en önemlisi kontrol mekanizmalarının yeterince gelişmediği kurumlar oluşturuluyor. Yazılı-çizili prensipler yaratılamıyor.

Dostluğumuz ayrıdır, iş ortaklığımız ayrı...
Ayrıca yaratılan prensiplere uyulmama durumunda devreye girecek denetleme mekanizmaları kurulamadığı için ortaklıklar başarılı olamıyor. Bizim gibi, başarılı denilebilecek ortaklıkların başarı sebebi ise psikolojiden arındırılmış, kontrol edebilmenin güvensizlik olmadığı prensibine dayalı bir kontrol mekanizması oluşturulması. Ortaklıkta en önemli hadise, yazılı prensipleriniz ve bir anayasanızın olmasıdır. Buna uyacaksınız. Denetleme mekanizmanız da kusursuz işleyecek. Bunlar sağlanırsa ortaklıklarda başarı sağlanabilir. Biz ortaokul sıralarından beri arkadaş olmamıza rağmen bunları yaptık. Dostluğumuz ayrıdır, iş ortaklığımız ayrıdır...”

Firmanın hep dışa bakan tarafında oldum
“Uzun yıllar şirket içinde hem yönetici olarak hem de operasyonun içinde yer aldım. Son iki üç yıldır operasyondaki görevlerimi kademe kademe profesyonel arkadaşlarımıza devrediyorum. Ben hep firmanın satış tarafında, tedarik tarafında, yani dışa bakan tarafında görevler üstlendim. Bu biraz da kişisel özelliklerimden kaynaklanıyor. Yeni insanlar tanımak, mevcutlarla ilişkileri geliştirmek bana keyif veriyor. Zeki Bey de genelde üretim, finans tarafında görevler aldı. Aramızda böyle bir iş bölümü var...”

Denize, seyahate ve yöresel tatlara meraklıyım
“Denize oldum olası meraklıyımdır... Gençlik yıllarımda sandalla balık tutmaktan, tüpsüz dalmaktan ve ağ atmaktan hoşlanırdım. Tatillerimi de doğada, dağda, yaylada falan yapmam. Denizden uzak olmayı sevmiyorum. Geçmiş yıllarda ufak teknelerim de oldu fakat zaman ayıramamaktan satmak zorunda kalmıştım. Buna rağmen 2017’de yine bir tekne almayı planlıyorum. Seyahat etmek ve görmediğim yerleri ziyaret etmek özel zevklerim arasında. Farklı yemekleri deneyimlemek, farklı sofra kültürlerini tanımak hoşuma gidiyor. Yöresel tatlar hep ilgimi çeker. Ayrıca gerek İstanbul gerek diğer şehirlerde bir şey en iyi nerede yapılıyorsa araştırıp bulmayı da çok severim...”

Sinema ve tiyatro...
“Sorulduğunda ‘Beşiktaşlıyım” diyorum ama futbolu ve Beşiktaş’ı çok da yakından takip ettiğimi söyleyemem. Buna rağmen sinemayı çok severim. Çevremin bir film hakkında ‘kötü’ demesini pek dikkate almam. Gidip seyrederim. Hatta insanların sıkıldıklarını dile getirdikleri filmler daha da ilgimi çeker. Sanatsal yaklaşımı, oyuncu seçimi, mekan kullanımını merak ederim.”
“Tiyatro da aynı şekilde... Çok sık gidememekle birlikte Türkiye ortalamasının üzerinde olduğumu söyleyebilirim. Ayrıca tüketicinin, vatandaşın eğilimlerindeki değişiklikleri takip etmeye özen gösteririm. Mesela Ali Sabancı veya Cem Boyner gibi Türkiye’de ekonomik anlamda referans olabilecek noktada işler yapan, değişik fikirler üreten insanları ve firmaları takip ediyorum...”

İstişarenin önemine inanırım
“En önem verdiğim konuların başında doğruluk gelir. Yanlış yapıldıysa o yanlışın kabul edilmesini tercih ederim. Doğruluk dışındaki reflekslere tahammülüm pek yok. Ayrıca çalışma arkadaşlarımdan en büyük beklentim, yaptıkları işi öğrenerek, bilerek, bilgi sahibi olarak, yaptıkları işle yaşayarak yapmalarıdır. Alternatifli düşünce yapısını tercih ederim. Sürdürülen iş yapma modelinin daha iyi bir alternatifinin araştırılmasını isterim. ‘Bu iş olmaz’ cümlesi pek hoşlanmadığım cümlelerden birisidir. Bu tür önyargılar beni huzursuz eder. Çalışma hayatında istişarenin önemine de inanırım. Zeki Bey ve ekibimizle devamlı istişare ederiz. Yetki alanımızda olup olmaması önemli değil, ortak akıl yürütülmesi prensibine inanırız...” 

Geri