Portre & Röportaj

Köster Türkiye Satış Müdürü Selahattin Özüpek


13 yıldır yaptığımız Portre&Röportaj sayfalarımızın okurları belki daha tecrübeli(!) ve yılları devirmiş(!) karakterlere alışkın olabilirler... Fakat yalıtım sektörü, bu tecrübeli isimlerin arkasından yeni, genç, “çekirdekten yetişmiş” başarılı isimler de çıkarıyor, yaratıyor. Bu isimlerin en dikkat çekenlerinden birisi ise Köster Türkiye Satış Müdürü Selahattin Özüpek...
Röportaj esnasında bizde aslında bu röportajı, her iki tarafta da işler yolunda giderse(!) bir 20 yıl sonra tamamlayacağımız düşüncesi hakim oldu. Bu görüşmeyi ise “Yolun yarısı”nda verilen moladaki kısa bir sohbet gibi algıladık... Eminiz Özüpek, önümüzdeki yıllarda başarı zincirine yeni halkalar ekleyecektir...

Mayıs 2015 / Sayı: 134


“1978’de doğmuşum... Ankaralıyım... Çocukluğum Ankara’da geçti. Annem ev hanımı, babamsa Siemens’te çalışıyordu. Küçük bir ailede iki kardeştik. Ailenin büyük çocuğu olmanın verdiği sorumluluk bilinciyle yetiştiğimi söyleyebilirim. Şanslı, güzel bir çocukluk yaşadım. Tabii Ankara o günler, şimdikine nazaran çok daha güzel ve doğallıkları barındıran derli toplu, medeni bir şehirdi...”
“Haylaz değil ama aktif, tezcanlı bir çocuktum. Sorgulayan ancak kendisi ve çevresiyle barışık, araştıran, gözlemleyen bir yapım vardı. Zamanımın çoğunu spor etkinlikleri, eğitim sürecimi destekleyen faaliyetler ve arkadaş çevremle geçiriyordum. Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjim vardı. Bu, şimdiki hayatıma da yansımıştır... Babam, işi dolayısıyla Ankara dışına çok seyahat eder, bize de onu özlemek düşerdi. Diğer taraftan farklı şehirler ve ülkeler görmesi de bana çok cazip geliyordu. Tabii baba gibi bir karakterin sık sık şehir dışında olması, beni de zaman zaman hiperaktif yoğunluğun arttığı davranışlara itebiliyordu. O günleri hatırladığımda hala yüzümde bir tebessüm belirir. Tüm koşullarıyla şanslı bir çocukluk dönemi geçiriyordum. Hayatımda şansın hep yanımda olduğunu hissetmişimdir. O dönemlerde anne ve babamın dışında sevgilerini üst düzeyde hissettiğim aile dostlarımız da vardı. Her biri hayatımda ayrı bir renktir. Çocukların çevresinde, ebeveynlerinin dışında sevgiyi paylaşacağı insanlar da olması gerektiğine inanırım. Ben de şimdi iki yeğenime, çocukluğumda aldığım o sevgiyi vermeye çalışıyorum...” 

Okula beş yaşında başladım
“Okula bir an önce başlamakla ilgili büyük bir istek duyduğumdan ilkokula beş yaşında başlamıştım. Sabırsızlığımı ve isteğimi ailem de önemsemiş ve başarabileceğime kanaat getirmiş ki okula o yaşta başlayabilmişim. Babamın o dönemde okula yaptığı yardımları da söylemeliyim. Kayıt için ciddi katkılar yapmıştı ve öyle de devam etti. Yardım etmişti bir kere...Yenimahalle’de okuduğum birinci sınıfın ardından ev değişikliği nedeniyle ikinci sınıfa Keçiören’de devam ettim. En büyük şansım ise o yıllarda sevgi ve emeklerini bizlerden esirgemeyen bayan öğretmenlerimdi. İlk öğretmenime ulaşamasam da diğer ilkokul öğretmenimle hala görüşüyorum...” 

Selahattin Özüpek, Ankara Anadolu İlkokulu’ndaki öğretmeni Ceyhan Bingöl ile / 1983

İnşaat Teknik Lisesi...
“Eğitim hayatım devlet okullarında devam etti. Ancak ailem bu konuda hem çok hassas hem de gereğini yapabilme konusunda çok müdahil oldu. Evimize çift vesaitle gidebildiğim okullar, çocukluk yıllarımı zorlaştırsa da kazanımlarını da ifade etmeliyim. İlkokul sonrası Aydınlıkevler Mehmet Akif Ortaokulu’na devam ettim. Eğitim hayatımda tek zorlandığım dönem de ortaokul sürecim olmuştu. İlkokuldayken pek fark etmediğim, sınıf arkadaşlarıma göre yaşımın küçüklüğünü, ilk o dönemde fark edebilmiştim. Eğitim de yaşıma göre ağır geliyordu. Vasat bir öğrenciydim. Ancak bu vasat geçirdiğim süreç, sonraki eğitim hayatımda bir patlamaya dönüşecek sürecin en önemli altyapısı olacaktı. Sonrasında benim için hep cazip olan ve yaşam biçimime dönüşecek inşaat sektörüne yönelik eğitim sürecim başlayacaktı. Ankara İnşaat Teknik Lisesi’ne devam ettim. Okul, 1930’lu yıllarda Atatürk’ün emriyle Atatürk Orman Çiftliği arazisi üzerine kurulmuş, ilk yıllarında Alman, Fransız ve İngiliz hocaların, müfredatın temellerini attığı ve çok sayıda bürokratı, devlet adamını ve siyasetçiyi yetiştirmiş köklü bir okuldu. Tecrübeli, sosyal demokrat ruha sahip öğretmenlerimiz vardı. Türkiye’de inşaat sektöründe kullanılan ilk PVC profillerin ve alçı plakaların yine ilk tatbikatlarının yapıldığı eski tarihi binasında eğitim görüyorduk. Mesleki ve teknik eğitim sürecinin karma eğitimli en güzel yıllarına şahit oluyorduk. Öğretmenler de sanayi-eğitim işbirliğine üst düzeyde inanan insanlardı. Ve hepsi hayatlarında belli standartlara ulaşmış ve alanlarında rol model olmuş şahsiyetlerdi...” 

Bakanlık koridorlarını gözlemliyordum
“Sayısal derslerle birlikte statik ve betonarme gibi dersler de alıyorduk. Casio 5500 hesap makinem lise yıllarımdan hatıradır. Ne çok özenmiştim analizlerimde kullanmak için... Ve tabi rapidolu ve sancılı pek çok süreç. Uykusuz kaldığım gecelerim, mimari ve statik projelerim, maketlerim, zor olan her şeyin karşısında bir mutluluk oluşturuyordu. O yıllarda okul eğitimimin yanında, o dönemki adıyla Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın resimhanelerinde de çalışıyordum. Yaşım çok küçük olmasına rağmen Bakanlık koridorlarını gözlemleyerek, Türkiye’de pek çok projenin daha ilk çalışmalarına katkı sağlayarak bürokrasi, siyasi ilişkiler ve mühendislik üçgenine şahit oluyordum. O havayı solumak sonraki yıllarımda bana çok katma değer oluşturmuştur. İnşaat Teknik Lisesi tam zamanlı ve dört senelik bir okul olmasına rağmen Süleyman Demirel Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nü kazandığım için üçüncü sınıf sonrası son sınıfa devam etmemiştim...” 

Aileden ilk ayrılış
“Ailemden bu düzeyde ilk kez ayrılmıştım... Başlarda çok zor geliyordu. Hiç unutmam, ilk hafta babam da yanımdaydı. Sanki süreç hep öyle devam edecekti. Ancak ilk haftadan sonra koşullar tamamiyle benim ve yeni yaşamım arasındaydı. Isparta’ya alışmak çok zor gibi görülse de sonraki yıllarda Isparta, tam anlamıyla nüfuz ettiğim bir şehir olacaktı. Yurt problemleri o yıllarda çok üst düzeydeydi. Diğer özel ortamlar da kontenjan ve çok ekstra olabilecek bütçeler gerektiriyordu. Biraz şans ve biraz da gücümü kendimden almamla en önemli barınma sorunumu özel bir yurt aracılığıyla ve sorunsuzca halletmiştim. İlk sene yurtta kaldıktan sonra İzmirli arkadaşımla eve çıkmıştık. Üç sene devam eden ev arkadaşlığımızın son yılında arkadaşım evlenmiş ve evimize bir de gelin gelmişti. Keyifli bir dönemdi. Şimdi çocuklarına anlatıyoruz…”

Yıl 1999... Turizm Bakanı Erkan Mumcu ile...

Genel yayın yönetmeniydim
“Başlarda çok özlediğim Ankara’ya yıl içerisinde çok az gidebildiğimi de fark ediyordum. Çok sıkı bir lise döneminden sonra mühendislik eğitimimde zorluk çekmiyordum. Akademik ortalamamla fakülte birincisiydim. Ancak bu benim için yeterli değildi. Sonraki yıllarda öğrencilik hayatıma pek çok şey sığdırabilmiş olmam çok önemlidir. Diğer taraftan fark ettiğim şey, eğer iyi değerlendirilebilirse, büyük şehirlere kıyasla daha küçük şehirlerde ideallere ve üretkenliğe çok daha kolay ulaşabileceği gerçeğiydi. Ve bunu nitelikli bir şekilde yapabilmeliydim. Üniversitedeyken Teknik Bakış Dergisi’nin de genel yayın yönetmenliğini yapıyordum. Dergi, hem bana hem de fakülteye ciddi bir katma değer sağlıyordu. Bakanlıkların (o dönemki adlarıyla Bayındırlık ve İskan Bakanlığı, Turizm Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı) arşivlerinde dahi yer alıyordu. Tek başıma içeriği oluşturuyor, röportajları yapıyor, mizanpajlarını tasarlıyor, sponsorluk ve reklam çalışmalarını organize ediyordum. Bahsettiğim gibi üç bakanlığın da desteklediği bir dergiydi. Dolayısıyla bakanlık koridorlarında bakanlardan müsteşarlara, daire başkanlarına çok kolay ulaşabiliyordum. 18 yaşını doldurmamış bir çocuğun siyasilerle, bakanlarla röportaj yapması ve muhatap alınması pek rastlanır bir durum değildir. O durumlarda kendimi iyi ifade edebilmem ve esaslı sorular sormam önem kazanıyordu. Kendimi geliştiriyor, yaptığım her çalışmanın üzerinde duruyordum. Ve en önemlisi medyanın gücünü de hissedebiliyordum. Sponsorlukların da katkısıyla Isparta’da gücü bilinen bir dergi haline gelmiştik. İlgili belediye başkanlıkları, Bayındırlık İl Müdürlüğü gibi kamu kuruluşları da dahil olmuşlardı. Özetlersem Isparta’da hayatın, siyasetin, bürokrasinin ve mühendisliğin içindeydim ve keyfim yerindeydi...” 

Okulda asistanlık yapıyordum
“Başarılı bir öğrenci olduğumdan üniversitenin dördüncü sınıfındayken asistanlık da teklif edilmiş ve okulda hocalarımla aynı katta bir oda tahsis edilmişti. Burs adıyla küçük bir maaş da alıyordum. Özel bir durumdu ve çok gurur duyuyordum. Asistanlık için teklif almak hayatımdaki gurur anlarımdan bir tanesidir. Bu durum, akademik kariyer hedefleyen bazı arkadaşlarımda ciddi bir hayal kırıklığı da yaratmıştı. Herkes benim özel sektörde çalışmak istediğimi biliyordu. Fakat böyle bir teklif gelince o an ‘hayır’ diyememiş ve bir anlamda onların önüne geçmiştim. Hatırladığımda hala gülümserim…”
“Bir taraftan dergi çalışmaları, diğer taraftan asistanlığın yanında ilgilendiğim diğer şey ise tiyatroydu. Çok yoruluyordum... Zamansızlık benim için tatlı bir sorundu. Hatta üniversite yıllarında kahvaltı yaptığımı hatırlamam. Ancak her şeyden memnundum ve istediğim hayat buydu. Fedakarlıklar belki de sonrasındaki yaşam koşullarınızı belirleyici kılıyor...” 

Tiyatroda birçok karakter canlandırdım
“Okuldayken iki buçuk yıl da tiyatro oynadım. Çocukluk yıllarımda tiyatroya izleyici olarak çok ilgim vardı. Ankara Devlet Tiyatroları’nın iyi bir izleyicisiydim. Özellikle Küçük Tiyatro’daki oyunları takip etmeyi çok severdim. Çok sayıda oyun izlemiştim ve tercihim, şimdi olduğu gibi sinemadan ziyade tiyatroydu. Oditoryumlardaki gösterilerin yanında çevre şehirlerde de oyunlar oynuyor, turne diyebileceğimiz etkinliklere gidiyorduk. Özgüvenim, çevremde de kabul görmüş olmalı ki ilk sunumlar ve başroller bana veriliyordu. Tiyatroda sayamayacağım pek çok farklı karakter canlandırmıştım. Tiyatronun, şimdiki meslek yaşamıma da çok şey kattığını söyleyebilirim. İnsanın farklı donanımlara sahip olması gerekiyor. Tiyatro da dergi gibi beni geliştiren çok iyi bir enstrüman oldu...” 


İlk profesyonel iş
“Asistanlığa devam etmeyi düşünmüyordum. Özel sektörde çalışmak fikri ağır basıyordu. Ancak üniversiteden ayrılmam, yüksek lisans çalışmalarımı da sonlandırmam anlamına geliyordu. Yıllar sonra bitireceğim bu süreçle MBA programımı da tamamlamış olacağım. Nihayetinde asistanlıktan istifa edip üçte bir maaşla, Ankara’da Yaşar Özkan Grubu’nda işe başladım. Gazete ilanıyla başvurduğum bir işti. İnşaat sektöründe yaprağın kımıldamadığı, kriz etkilerinin olduğu bir dönemde böyle bir karar almak ve uygulamak benim açımdan zor, marjinal, ama verilmesi gereken bir karardı. Yaşar Özkan’ın grup şirketlerinden birisi olan Superson’un satış departmanında işe başladım. İlk profesyonel işimdi ve Türkiye’nin en eski şirketlerinden birisiydi. İnşaat mühendisi olmama rağmen sadece şantiyelerle sınırlı çalışmak istemiyordum. Yaşar Özkan Grubu benim için iyi ve şanslı bir başlangıçtı. Müteahhitlik sektörünün duayenlerinden ve ilk yurtdışı müteahhitlerden birisi olan Yaşar Bey’i tanımak ve Superson’un genel müdürü Erhan Telemez ve eşi Ayşen Hanım’la doğrudan çalışmak da çok önemliydi. Superson’da işe girdikten üç ay sonra, gruba bağlı Baret İnşaat’ın da sorumluluğu bana verilmişti. Şantiyelerdeki kadroları, uygulama birimlerini yönetiyordum. Diğer taraftan Superson’un satış kadrosundaki görevime devam ediyordum. Her iki görevi hakkıyla yapmaya çalışıyordum. Baret İnşaat, sonrasında Ankara Man fabrikasında önemli işler üstlenen bir şirket haline dönüştü. Baret İnşaat’ın daha büyük cirolar yapan ve en önemlisi de şirkete nakit sağlayan bir pozisyona dönüşmesi benim için  çok önemlidir… 
“Diğer taraftan askerlik sürecimi hep erteliyordum. Erhan Bey’in de samimi teşvikleriyle bir an önce askerliği aradan çıkarıp, işe devam etmeyi planlıyordum. 12. Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığı’nın İş Kontrol Amirliği’nde askerliğimi tamamladım. Yine şansım yaver gitmişti. Pist beton çalışmaları ve giydirme cephelerle ilgileniyordum. Yani mühendislik eğitimimi başka bir alanda değerlendirme fırsatı buluyordum. O dönem Tuğgeneral olan, sonrasında ise Hava Kuvvetleri Komutanı olan Orgeneral Mehmet Erten ile çalışma imkânı da bulmuştum. Kendisi sektör ve piyasa bilgim ve projelere yatkınlığım dolayısıyla Kurmay Başkanı olduğu yıllarda beni Ankara’ya da davet etmişti...” 


Köster’e geçiş
“2002 yılında askerliğimin ardından yine Superson’daki işime döndüm ve bu süreç yedi ay kadar sürdü. Superson ve özellikle Yaşar Özkan Müteahhitlik güçlü bir şirket olmasına rağmen asıl hedefim, babam gibi uluslararası bir şirkette çalışmaktı. O dönemde Köster, Ankara’da bir yapılanma faaliyeti içerisindeydi. İlk görüşmemiz oldukça sıcak ve sonuç odaklı gerçekleşmişti. Birlikte çalışmamızın uygunluğunu bildirmeleri de hoşuma gitmişti. Diğer taraftan mevcut şirketimin benimle gelecek planlaması yaptığını da biliyordum. Duygusal zorluklar içerisinde kararımı kendilerine açıkladım, kariyerime yurtdışı kaynaklı bir şirkette devam etmek istediğimi söyledim. Bugün dahi gurur duyabileceğim, ailenin hisse ile temsil düşüncelerini benimle paylaşmalarını kıymetli bulurum. Ancak misyonumu tamamlamıştım. 2003’te Köster’de yeni işime başladım. Eski şirketim ve aile ile hala dostluğumuz devam ediyor…’’

Köster’de önemli hedefler belirledik
“Köster, Ankara’da bir bölge koordinatörlüğü kurmak istiyordu. Önemli ürün grupları ve idealleri vardı. Türkiye pazarında büyüme hedefleniyordu. Farklı bir başarı hikayesi yaratılabilirdi. Tercihimdeki en önemli unsurlar bunlar olmuştu. Şahıs olarak güvenilir olabilirsiniz fakat şirket profilinin de sizinle özdeşleşmesi, şirketin de tüketiciye güven telkin etmesi gerekir. Bu anlamda Köster benim için doğru bir şirketti. Ankara’da bir süre home office çalıştıktan sonra bölge müdürlüğümüzü kurduk. Beş yıl boyunca yaptığım bu görev süresince şirketin Türkiye genelindeki tüm faaliyetlerine de katılıyordum. O dönemdeki yöneticim Barkın Bey (Erbil) ve genel müdürümüz Cem Bey (Yelten)’in profesyonel yaşamımda katkıları büyüktür. Bu da en büyük şanslarımdan birisidir...” 

İç Anadolu Bölge Müdürlüğü oluşumu
“Göreve başladıktan sonra ilk çalışmalarımız kendisini kısa sürede hissettirmişti. Daha büyük denizlere yelken açmak için bayi teşkilatımızı genişlettik ve tabana yaydık. Bu süreçte bazı zorluklar da yaşadık, zorlanan ilişkilerimiz oldu. Bölgede tek kişiydim ve bir süre sonra arzu ettiğimiz Bölge Müdürlüğü seviyesine Köster Ankara da ulaşacaktı... O sancılı dönemde insan ve ticari ilişkiler konusunda edindiğim tecrübeler bugünüme de ışık tutuyor. Sonuç itibariyle zaman içinde uygulanan stratejilerle Köster ürünleri Ankara bölgede en kolay temin edilebilen ürünler oldular. Orada kurduğumuz yapı, marka algısı ve güvenilirliği, bugün Köster’in hala üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen iyi cirolara ulaşmasında belirleyicidir. Gururla söyleyebilirim beş yıllık bir süreçte önemli işler başardık ve çok yol katettik...” 

Ankara’dan İstanbul’a...
“Ankara’da kalmayı düşünüyor ama uluslararası bir şirkette çalıştığım için bir gün İstanbul’a gidebileceğimi de tahmin ediyordum. İstanbul maceram ve Köster Türkiye Satış Müdürlüğü görevim ise hazırladığım bir raporla başladı... Genel müdürlük benden tüm Türkiye’deki operasyonlarımıza yönelik bir rapor hazırlamamı istemişti. Sorumluluğum İç Anadolu Bölgesi olmasına rağmen aslında tüm Türkiye’yi izlediğimden, şirketin hedefleri ve bu doğrultuda hedefleriyle örtüşen iyi bir rapor hazırlamıştım. Yönetim beni artık İstanbul’da görmek istiyordu ve bunu resmi bir teklifle de bildirmişti. Çok mutlu olduğum anlardan birisidir. Ankara’da hedeflerim olmasına rağmen işi kaynağından ve tüm operasyonel güçle yönetebilecektim. Teklifi kabul ettikten sonra bir süre Ankara ve İstanbul arasında mekik dokudum. Tamamen İstanbul’a yerleşmem ve daha büyük hedeflere yönelmemiz ise 2008 yılıydı. O günden bugüne de Türkiye geneli ve yetkilendirildiğimiz çevre ülkelerdeki satış sorumluluğunu üstleniyorum...” 
“Bu süreçte öncelikle cirolarımız arttı, teknolojik altyapımız yükseldi, Türkiye’de katma değerli işlere imza attık ve çevre ülkelerdeki etkinliğimiz genişledi. Uluslararası olma özelliğimiz perçinlendi. Köster Türkiye, 27 ülke arasında hatırı sayılır bir noktaya ulaştı. Bundan sonrasında tam anlamıyla sanayi şirketi olma hedefi taşıyoruz. Şahsen şirketimi burada görmek istiyorum. Ürün gruplarımızda çok güçlüyüz. Tüm dünyada sentetik örtülerde kendi markamızı konumlandırmaya başladık. Yine Türkiye ayağında ciddi bir know-how’a ulaştık. Fabrikamızın son etabının tamamlanmasıyla da Türkiye’de nitelikli su yalıtımı ürünleri üreten en önemli şirket olacağımızı düşünüyorum. Yüzün üzerinde bayimiz ve on bölge müdürlüğümüzle çevre ülkeler de sorumluluğumuz kapsamında. Yani büyük bir organizasyon. Dolayısıyla 2003 yılından çok daha fazla heyecan içindeyim...” 


Saha çalışmaları ve tespitler
“Masanın gerisinden tespitte bulunmamak için çok fazla saha çalışması yaparım. Dolayısıyla sürekli sahada olmaya çalışıyorum. Bölgeleri, şantiyeleri bilmek isterim. Bölge ziyaretlerimde sadece bayileri ve şantiyeleri ziyaret etmekle kalmam. Şehir ve bölgedeki sektöre yönelik tüm refleksleri gözlemlerim. Ayrıca yaptığımız iş sinerji de gerektiriyor. İdeallerimizi, hedeflerimizi paydaşlarımıza iletmemiz önemli. Ancak söylemeliyim, Karadeniz ve Ege ziyaretlerinden çok hoşlanıyorum. Potansiyeli en yüksek bölgeler ise Güneydoğu ve Doğu bölgeleri. İzmir’de de bir sinerji görüyorum. Ankara pazarında ise düşüş hakim. Türkiye’nin ikinci büyük şehri Ankara, modern ve yeni binalar yapılmasına rağmen diğer bölgelere nazaran daha yavaş bir seyir izliyor...” 

Su Yalıtım Yönetmeliği sektöre bir ivme kazandıracak
“Süreci devam eden ve bizim de katkı verdiğimiz Su Yalıtımı Yönetmeliği sektöre ivme kazandıracaktır. Fakat bu sürecin, ısı yalıtımı konusunda yaşanan tecrübelerden yararlanılarak yürütülmesi faydalı olacaktır. Dünyada yapı kimyasalları sektörü Ar-Ge’yle itibar görüyor. Türkiye’de ise Ar-Ge trajik bir yaklaşımla, sadece çekme veya basınç değerlerinin ölçülebildiği, fayans kaplı mahallerden ve etüvden oluşmuş alanlar olarak algılanıyor. Ar-Ge bu değil. Bu ve diğer pek çok gerçekle sektörümüzün ve biz yöneticilerin yüzleşmesi gerekli. En büyük ümidim sektörümüzde sanayici kimliğini perçinlemiş şirketlerin sayısının artması olacaktır…” 

Bekarlık...
“En çok ifade etmeye çalıştığım konu ise bekarlığım... Geleneksel görüşleri olan birisi değilim. O kalıplarla çok eşleşmiyorum. Doğan Cüceloğlu’nun işaret ettiği gibi içimde hep bir çocuğu ve hedefleri barındırıyorum. İşkolik değilim ama bu yönde, öyle olduğuma dair geribildirimler de alıyorum...”  
Tiyatro hayatımda belirleyicidir
“Tiyatro, hala sinemanın önünde benim için. Mümkün olduğunca tiyatro ve müzikallere gidiyorum. Bir kültür başkenti olan İstanbul bu konuda çok heyecan verici fırsatlar sunuyor. Kent yaşamı ilgimi çekiyor. Farklı şehirler görmek hoşuma gidiyor. Sanata, biyografiye, tarihe, coğrafyaya, spora merakım var. Sektörel yayınları da olabildiğince takip etmeye çalışıyorum. En etkilendiğim biyografik eser ise Aleksandr Puşkin’inkiydi...”

Gençlerbirliği’nde futbol oynuyordum
“Ortaokul ve lise yıllarında Gençlerbirliği Kulübü’nde futbol oynuyordum. Fakat maçlar ve antrenmanların ağırlığı, bir karar vermemi gerektirmişti. Sonunda eğitimim gereği futbolu bıraktım. Şimdi ise iyi bir futbol izleyicisi ve Beşiktaş tutkunuyum. Beşiktaş JK üyesiyim. Gastronomiye büyük ilgi duyarım ve yemek konusunda iddialıyımdır. Eğitimler de alıyorum. Fransız, Çin ve Akdeniz gibi dünya mutfaklarını inceliyorum. Şaraba da ilgim vardır...” 

İş hayatında umutlu ve iyimserimdir
“İş arkadaşlarımla her şeyi açık yüreklilikle paylaşırım. Masada her şeyin konuşulmasını isterim. Kapıdan çıkarken kimsenin içinde söylenmemiş bir şey kalmamalı. Konunun o masada çözümlenmesi gerektiğine inanırım. Saçma dahi olsa bir kısıtlama içerisinde olmam. Muhataplarıma beklentimi çok iyi ifade ederim. İş hayatımda, reel olduğu müddetçe umutlu ve iyimserimdir. Karşılığını da beklerim. Her açıdan ve tüm yönleriyle suiistimalle karşılaşmak da istemem...”

Geri