E-dergi
e-dergi
Röportaj

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, "Kentsel Dönüşümde Yalıtıma Büyük Önem Veriyoruz"



Kentsel dönüşüm sürecinde öncelikle yalıtıma çok büyük önem verildiğini söyleyen Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa Öztürk, yalıtımı sadece şehir ölçeğinde değil, köy ölçeğinde de yaygınlaştırmaya gayret ettiklerini vurguluyor. Öztürk ayrıca “Belli bir katın üzerindeki binalarda yangın güvenliğiyle ilgili Avrupa ve Amerika’da ne yapılıyorsa, onları devreye sokacağız. Kuralımız bu. Sektör de buna hazır” diyor ve şu yorumlarda bulunuyor...  

Nisan 2015 / Sayı: 133


“Bilindiği gibi kentsel dönüşüm kapsamında binalar yenileniyor ve şehirler yeniden inşa ediliyor. Bu kapsamda iki tür kentsel dönüşüm yürütülüyor; birincisi, alan bazlı kentsel dönüşüm; diğeri de yapı bazlı kentsel dönüşüm. Her iki çalışma hızlı ve seri bir şekilde yürüyor. Bu süreçte öncelikle binalarda yalıtıma çok büyük önem veriyoruz. Yeni binalarda, eski binalara oranla yüzde kırklık bir enerji tasarrufu sağlanıyor. Sera gazı salımı da o oranda düşürülüyor. Ayrıca Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını minimize etmiş oluyoruz. Yine bu alanda en önemli gelişmelerden birisi, yeşil binalarla ilgili bir yönetmelik yayınlamamız oldu. Daha çevreci, çevreye duyarlı, enerjiyi ve suyu yaklaşık yüzde 60 tasarruf eden, yağmur suyunu değerlendiren yapılar ve donanımlar üzerinde Bakanlık olarak çalışıyoruz. Bu kapsamda sadece ısı yalıtımına odaklanmıyoruz, su yalıtımı da yaptırıyoruz. Biliyorsunuz bir atasözü vardır, ‘duvarı nem, insanı gam yıkar’. Duvarı nemin yıkmaması için su yalıtımı olmazsa olmaz kurallarımızdan birisi. Isı yalıtımıyla da hem yazın hem kışın binaların kaliteli ve verimli halde kalmasını sağlıyoruz...” 

Havayı soğutamazsınız
“Eskiden ‘havayı ısıtamazsınız’ diye bir slogan vardı... Şimdi ise ‘havayı soğutamazsınız’ diyoruz. Bakanlık olarak bir dizi çalışma yürütüyoruz. Bunu yaparken en önem verdiğimiz konu malzeme kalitesi. Kullanılan malzemelerin kalitesine çok önem veriyoruz. Özellikle ana unsurlar olan beton ve çeliğin kaliteli olmasını istiyoruz. Türkiye’de maalesef çelik konstrüksiyonla ilgili bir yapı yönetmeliğimiz yok. Böyle bir yönetmelikle ilgili çalışmalar devam ediyor. Zaten ısı yalıtımıyla mevzuat var ama şimdi su yalıtımıyla ilgili çalışmalarımız sürüyor. Yangınla ilgili çalışmamız ise bitti. Önümüzdeki günlerde Başbakanlığa göndereceğiz. Yüksek binaları yalıtıyoruz ama yangını nasıl önleyeceğiz, ne gibi tedbirler alınması lazım, hangi malzemelerin hangi şartlarda kullanılması gerekiyor gibi tüm teknik detayları bu çalışmalarla ortaya çıkartıyoruz. Tabii yalıtımı sadece şehir ölçeğinde değil, köy ölçeğinde de yaygınlaştırmaya gayret ediyoruz. Köylerimizde veya küçük yerleşim yerlerinde vatandaşın herhangi bir bedel ödemeden rahatlıkla kullanacağı tip projeler hazırlıyoruz. Böylece daha sağlıklı ve daha güvenli binalarımız oluşacak...” 

Yeşil binalarla ilgili mevzuat çıktı
“En önem verdiğimiz konulardan birisi yeşil binalardı. Yeşil binalarla ilgili mevzuat çıktı. Şimdi bunun Bakanlık nezdinde kurumsal yapısı oluşturuluyor. Mevzuat yalıtım, enerji verimliliği gibi birçok konuyu kapsıyor. Sadece Amerika veya İngiltere’nin değil, kendi ülkemizin de uluslararası normlarda bir sertifikasyon yapısı oluşturulacak. Bu sayede yurtdışına da ciddi döviz çıkışı önlenecek. Malzemelerin standardizasyonu ve müteahhitlerin belgelendirilmesi konularında da önemli bir aşamaya geldik. Tabii tüm bunlar farklı kurumlarla görüşerek kademe kademe oluyor. Otopark yönetmeliğini mayıs ayında bitirmeyi planlıyoruz. Otoparklar çok önemli. Şehirlerde yolları otopark olmaktan çıkartmak istiyoruz. Bir binadaki her dairenin bir otoparkı olmasını istiyoruz. Zaten sağlıklı çalışan müteahhitler, sağlıklı çalışan proje yapan firmalar su yalıtımı yapıyorlar ama bunların belli bir kuralı olması, bir kaideye bağlanması lazım...” 

Yalıtım malzemesi üreten firmalar darboğaza girmeyecek
“Yangın Yönetmeliği’nde belli bir kat üzerindeki binalarla ilgili değerlendirmelerimiz devreye girecek. Belli katın üzerindeki binalarda yangına dayanıklılık daha da artırılacak. Avrupa ve Amerika’da yüksek binalarda ne yapılıyorsa, onları devreye sokacağız. Kuralımız bu. Sektör buna hazır ve malzeme de var. Ayrıca hem Bakanlık, hem Başbakanlık, hem de Cumhurbaşkanı nezdinde artık yüksek bina yapılmasına karşıyız. Dikey değil, ortalama beş veya altı katlı yatay büyümeyi prensip ediniyoruz. Dolayısıyla bazı yalıtım malzemeleri üreten firmalar da fazla darboğaza girmeyecek. Yangınla ilgili sadece gökdelenlerde, belli bir katın üzerindeki binalarda bazı kurallar olacak...” 


Avam projeyle yetinmiyoruz
Kentsel dönüşüm konusunda dört beş model deniyoruz. Bunlardan biri de Bakanlığın sadece gözetim ve denetim yaptığı, özel sektörün yürüttüğü Fikirtepe... Fikirtepe, sık aralıklarla takip ettiğimiz bir bölge. Hem vatandaşı hem müteahhiti dinliyoruz. Sorunları minimize etmeye çalışıyoruz. Fikirtepe geleceği olan önemli bir yer. Özel sektör marifetiyle yürüyen en önemli yatırımlardan birisi. Erzurum gibi başka yerlerde de kentsel dönüşümü Bakanlık olarak İlbank ile yürüttüğümüz projeler de var. Diğer taraftansa Beyoğlu, Bağcılar, Adana ve Ceyhan gibi belediyelerimizle birlikte 120’ye yakın noktada çalışıyoruz. Burada önem verdiğimiz şey, proje ve altyapı sistemlerinin doğru olması. Yarın pişman olacağımız işler yapmamaya çalışıyoruz. Bundan dolayı avam projeyle yetinmiyoruz, uygulama projesi olmayan hiçbir şeyi başlatmıyoruz. Türkiye’yi bu noktaya doğru getiriyoruz. Mahalle konsepti olan, yaşanabilir, kimliğini yitirmemiş, tarihiyle bağını koparmamış şehirler oluşturmak zorundayız...”

Vatandaş yalıtım yaptırmalı
“Mevcut binalarda ikamet eden tüm vatandaşların öncelikle yalıtım yaptırmalarını öneriyorum. Havanın soğutulamayacağını bilmeleri gerekiyor. Böylece cepteki para da havaya savrulmaz. Ülke olarak enerjiye yaklaşık 6.5 milyar dolar gereksiz para ödüyoruz. Biz bu kadar zengin bir ülke değiliz. Binaların iskeletini doğru korumak için de mutlaka su yalıtımı yaptırılmalı. Duvarı nem, insanı gam yıkar. Müteahhitlerimiz kaliteli malzeme kullanmalı ve kaliteden şaşmamalı. Bu dünyanın bir de ahireti var. Gelişmiş ülkelerde bazı malzemelere hiç yaklaşılmıyor. Müteahhitlerimiz de bu noktada ahlak ve vicdanlarını dikkate alıp, kaliteli yaşamı oluşturucu projeler yapmalı ve malzemeler kullanmalılar. Mesela binaların içinde ağır metal içeren boya kullanmamalılar. Kendi aileleri yaşayacakmış gibi bina yapmalılar. Türkiye’de milyonlarca dairenin dönüşmesi lazım. Bu da inşaat sektörünün uzun yıllar devam etmesi anlamına geliyor. Yarın yıkacağımız veya depremde çökecek binalar yapmamalıyız. Yeşil alanları, spor tesisleri, yürüyüş yolları olan şehirler yapmaya gayret etmeliyiz. Evlerin hapishaneye dönüştürülmemesi gerekiyor. Biz Bakanlık olarak belediyelerle bu konulara özen göstermeye çalışıyoruz. Herkes bu özeni gösterirse daha yaşanabilir ve kaliteli bir çevre oluştururuz...”

Tarihi miras ne olacak?
“Bir laf vardır; ‘Yarım hoca dinden, yarım kasap candan eder’... İklim değişikliğiyle ilgili konuyu yarım okuyanlar bazı şeyleri anlayamıyorlar. Atmosfere atılan karbondioksit ancak elli yılda yok oluyor. Yani Avrupa ülkeleri ‘sera gazını azaltın’ diyor fakat kendilerinin yarattığı tarihi miras ne olacak? Şu anda dahi Avrupa ülkeleri bizim saldığımız sera gazının iki buçuk katı fazlasını salıyorlar. Bu, ben de bir şey yapmayayım demek değildir. Doğa bizimse, bizim de taşın altına elimizi koymamız lazım ama onlar da kirlettiklerinin bedelini ödemek zorundalar. Az gelişmiş, gelişmekte olan ülkelere katkı vermek zorundalar. Sular yükseliyor, iklim bozuluyor, kuraklık yaşanıyor, kaynaklar tahrip ediliyor. Hep birlikte dünyayı daha kaliteli, daha yaşanabilir hale getirmeliyiz...”

Bir kalem daha var; o da çevre...
“Sanayicimizin su yoğun endüstriye son vermesi lazım. Türkiye su fakiri bir ülke. Su yoğun bir sanayi Türkiye’ye uygun değil. Küresel ısınmadan dolayı bir kuraklık olduğu zaman ciddi şekilde darboğaz yaşarız, yaşıyoruz da. Dolayısıyla yatırımcılarımız su yoğun bir yatırımı çok iyi düşünmek zorunda. Deniz kenarlarında deniz suyunun kullanımının yolu aranmalı. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeyiz. Deniz suyunu çeşitli ülkeler çok iyi bir şekilde kullanıyorlar. Bizim gibi ülkeler de kullanmalı. Sanayicimiz artık enerji yoğun, su yoğun sanayiden kaçınmalı. Ve suyu, enerjiyi kullanırken verimli kullanmanın yollarına odaklanmalı. Hem çevre hem de dünyayla rekabet etmek için bu şart. Dünya ticaretinde artık karbon salımı, su ve enerji tüketimi, atık yönetimi konuları da dikkate alınıyor. Dolayısıyla herkes ekonomiyi, kalkınmayı düşünecek fakat yanına bir kalem daha koyacak, o da çevre...” 

Vatandaş, soluduğu havanın kalitesini bilmeli
“Bakanlık olarak artık 81 ilin hava kalitesini 86 noktada anlık olarak izliyor ve bu verileri sansürsüz olarak kamuoyuyla paylaşıyoruz. Geçmiş yıllarda hava kirliliğiyle ilgili veriler ancak bir gün öncesine aitti. Örneğin havanın ‘dün’ kirli olduğu duyurulurdu. Fakat yaptığımız çalışmalarla bunu anlık olarak kamuoyuna sunuyoruz. Uluslararası normlarda yapılan bu izleme faaliyetlerini sene içinde 330 noktaya çıkartacağız. Soluduğu havanın kalitesini bilmek, vatandaşın en tabii hakkıdır. Dünyada iç veya dış ortamdaki hava kirliliğinden yılda 6 buçuk milyon insan ölüyor. Dolayısıyla vatandaşımıza kaliteli hava solutmak zorundayız. Ne kadar kaliteli hava, o kadar sağlıklı yaşam; ne kadar kirli hava, o kadar erken ölüm veya sağlığa yapılan harcama demektir...”  

Çalışmalarımızın merkezinde “İnsan” var
“AB projelerine çok önem veriyor ve otuzun üzerinde AB projesi yürütüyoruz. Suyumuzda, havamızda, toprağımızda, Avrupa kalite standardını yakalamayı hedefliyoruz. Bu noktada Türkiye’de çevre ve sanayi sektörü oluşturmak istiyoruz. Mesele lastiklerin yüzde 85’ini toplatıyoruz ve halı saha veya koşu yolları yaptırtıyoruz. Yürüyüş yolu, bisiklet yolu, donatı alanı olmayan kentsel dönüşüm projelerini onaylamıyoruz. Engelli kardeşlerimizin hayatını kolaylaştıracak çözümlere odaklanıyoruz ve yatırımcılardan bunlarla ilgili çözümler üretmesini talep ediyoruz. Çünkü çalışmalarımızın merkezinde insan var. İnsan için çalışıyor ve projeler üretiyoruz. Havamızı, suyumuzu ve toprağımızı bu noktaya getirmek için belediyelerimizi, sanayicilerimizi, yatırımcılarımızı yönlendiriyoruz...” 

Plastik geri dönüştürülmeli
“Önümüzdeki günlerde bir tebliğ yayınlayacağız. Sanayi tesisleri artık saldığı karbondioksit emisyonunun hesaplamasını yapacak ve biz de doğrulayacağız. Bununla ilgili uluslararası normlarda firmalar oluşturacağız. Bir sürü çevre mühendisimiz ve mühendisimiz var. Bu hesapları ille de devlet yapacak değil. Bu alanda özel sektör yaratmayı hedefliyoruz. Her şey devlet eliyle yürümez. Devlet yöneticilik yapar, işletmecilik yapmaz. Yıllık yaklaşık iki buçuk milyar TL’lik ambalaj atığı ve plastiğin geri dönüştürülmesinden Türkiye ekonomisi gelir elde ediyor. Bu oranı artırmak istiyoruz. Bu kaynak neden beş milyar dolara, on milyar dolara çıkmasın? 76 milyon nüfusa sahip Türkiye’de bu çok rahatlıkla başarılabilir...”

Geri