Portre & Röportaj

Ravaber Genel Müdürü Harun Hasyüncü


Aralık 2013 / Sayı 117

Ravaber Genel Müdürü Harun Hasyüncü, "Aş değil, iş vermeliyiz" fikriyle kurulan Beşler Tekstil'i, İzoberrock'ın üretime geçişiyle taşyünü sektörüne girişini ve Ravago ile yapılan ortaklığı Yalıtım dergisi okurlarıyla paylaşıyor... Kendi hayatına ilişkin ayrıntıları da dergimiz okurlarına aktaran Hasyüncü, "İnsanlar başaklara benzer; içleri ne kadar boşsa başları da o kadar diktir" diyor...


“1980 yılında Kayseri’de doğdum... Kayseri’nin merkezindeki Kapalı Çarşı içinde, dedemizin mesleği olan baharat, boya ve kimyevi madde satan Hasyüncü Baharat ismiyle 24 metrekarelik bir dükkanımız vardı. Dedemin perakende olarak yaptığı bu işi babam zamanla toptancılığa çevirmişti. Bu baharat dükkanı daha sonraları, oturduğumuz evin altında faaliyetine devam etti. Benim çocukluğum da o çevrede, ev ile dükkan arasında geçti. Dededen kalma bu iş halen devam ediyor ve başında en büyük ağabeyim var. Küçük ağabeyim ise diğer şirketimiz Beha Ambalaj firmasının başında...” 
“Yedi yaşımdan itibaren, yaşıtlarım atari salonlarında, sokaklarda vakit geçirirken ben okul çıkışlarında dükkana gider, tezgahtarlık yapardım. Yaz aylarında da kesintisiz dükkanda çalışırdım. Dedem yaşlandığından, babam da o dönemde siyasal ve bürokratik işlerle çok uğraştığından büyük abim 14-15 yaşlarında dükkanın sorumluluğunu almaya başlamıştı...” 
“İlkokul, ortaokul ve özellikle lisede oldukça kötü bir öğrenciydim. Üniversite eğitimini pek düşünmüyordum. Öyle bir hedefim yoktu. Çevremizde üniversiteye giden öğrenci sayısı da azdı. Zaten Kayseri’de, ailenin bir işyeri, dükkanı veya mağazası varsa, çocuklar da genelde o işi devam ettirirler. Abilerimin sırtında aile işlerimizle ilgili yükler çok daha fazlaydı. Onlar hemen ticarete atıldılar. Espri olacak belki ama zaten Kayserili, aklı çalışmayan çocuğu okuturmuş...”

Lise yılları...

Kumaş pantolon diktirmiştim
“Lise bittikten sonra üniversite sınavına girmek için dershaneye gitmiştim. Dershaneden çıkışta Erciyes Üniversitesi’ne gidiyor, öğrencileri gözlemliyor ve onlara özenip, daha çok çalışıyordum. Sayısal hafızam biraz daha kuvvetli olduğundan Fen ve Matematiğe ağırlık veriyordum. Üniversite sınavlarına girdiğimde, lise notlarım kötü olduğundan minimum seviyede ek puan almama rağmen yine de iyi sayılabilecek bir puan tutturmuştum. Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne puanım tutuyordu. Üniversiteye gidene kadar Kayseri’den dışarı pek çıkmamıştım. Bildiğim dünya Kayseri’ydi. Gittiğimde Eskişehir bile bana çok farklı gelmişti. Kayseri Anadolu’nun göbeğinde, biraz da tutucu, sosyal yaşamı zayıf, Batı’ya kıyasla daha muhafazakar bir yapıya sahip bir şehirdir. Üniversite sınavını kazandığımı öğrendiğimde, biraz da ‘esnaf kültürü’nde yetiştiğimizden, okula giderken giymek için kendime kumaş bir pantolon diktirmiştim. Fakat tabii okula başlayıp kot pantolonlu yaşıtlarımı görünce, yaptığımın ne kadar lüzumsuz olduğunu anlamıştım...”

Harun Hasyüncü 3 yaşındayken...

Fakülteyi üç yılda bitirdim
“1999’da başlayan üniversite hayatım ise oldukça başarılı geçti. İktisadı, çocukluğumdan beri ticaretin içinde olduğumdan çok sevmiştim. Hatta o kadar sevmiştim ki, üst sınıfların da dersini alarak okulu dört değil de üç senede bitirdim. 40 yıllık fakülte tarihinde üç yılda mezun olan tek öğrenci bendim. Rektör bile yanına çağırıp teşekkür etmişti. Diplomamı da, bir iki sene sonra değil de hemen çıkarıp vermişlerdi. Üniversite yıllarımda, okuldaki eğitimden ziyade sosyal hayat hakkında çok ciddi bilgiler edindim. Kendi ayaklarım üzerinde durabilmeyi, kendi bütçemi oluşturabilmeyi ve kendi kararlarımı vermeyi hep bu yıllarda öğrendim...”

Ağabeyleriyle...

Beş yakın dost ve Beşler Tekstil...
“Beşler Tekstil 1996 yılında, babamın, çarşıdaki çocukluğundan beri beraber olduğu tüccar arkadaşlarıyla kurduğu, adından da anlaşılabileceği üzere 5 ortaklı bir firma. Babamla birlikte bu 5 kişinin o zamanlar yardıma muhtaç 1000 kişiye günlük yemek veren bir aşevi varmış. Fakat zamanla, kışın yemek alanlarla yazın yemek alanların sayısındaki farklılık dikkatlerini çekmiş. Yaz aylarında iş bulan insanların aşevinden yemek almadıklarını görmüşler. İnsanlara iş imkanı verildiğinde aslında sorunun kalmayacağına inanarak ‘aş değil, iş vermeliyiz’ fikrini benimsemişler ve ortak bir yatırıma girerek istihdamı artırmaya, insanlara iş ortamı sağlamaya karar vermişler. TÜİK’e danışmışlar. TÜİK de onlara iplik üretmelerini tavsiye etmiş. Üretimle ilgili fizibilite çalışmaları yapılmış. Ve bu beş eski dost, yüzde 20’lik eşit hisselerle biraraya gelerek Beşler Tekstili, kurmuşlar. Makinelerin bir kısmı İsviçre’den, bir kısmı Almanya’dan gelmiş ve 1997 yılında Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nde iplik üretimine başlamışlar. Bu beş kişi birbirlerine çok güvenen, çok yakın arkadaşlar. Bu kişiler sanayici olma hevesiyle, para kazanma amacıyla değil de insanlara iş verilmesi gerektiği fikrinden hareketle böyle bir girişimde bulunmuşlar. Halen şirketin kazancının belli bir miktarı hem çalışanlarla paylaşılır, hem de hayır işlerine gider. Ortakların zaten kendi aile şirketleri olduğundan kimsenin Beşler Tekstil’den maddi olarak bir beklentisi bulunmuyor. Beşler Tekstil’in bünyesinde 300’e yakın kişi çalışıyor. Şirket sürekli büyüyen ve kar eden bir yapıda. İşler, birlik içinde yürüyor. Babam Ahmet Hasyüncü, hem Beşler Tekstil’in başında hem de dokuz yıldır Kayseri Organize Sanayi Bölgesi’nin Yönetim Kurulu Başkanı. Aynı zamanda hayır amaçlı bir vakfın başkanlığı ile Organize Sanayi Bölgeleri Üst Kurulu (OSBÜK)’nun da Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı...”


İngiltere’de MBA de yaptım, garson olarak da çalıştım
“Üniversite bittikten sonra 2003 yılında dil eğitimi için İngiltere’ye gittim ve orada üç yıl kaldım. Okul sonrası akşamları bir caz barda çalışıyordum. Fakat altı ayın sonunda kursu bırakıp bir Tai restoranında garsonluk yapmaya başlamıştım. Aldığım ücretin dışında bahşişten de iyi para kazanıyordum. Bir taraftan da EILTS sınavına hazırlanıyordum. Sınavı ilk girişimde kazanmamın ardından Bournemouth Üniversitesi’nde Uluslararası Pazarlama Yönetimi üzerine MBA yaptım. İngiltere’nin güneyinde, okyanusa kıyısı olan sevimli bir sahil kasabasıydı. İyi bir öğrenciydim. O okulun bana çok şey kattığını söyleyebilirim. Eskişehir’deki teorik üniversite eğitiminden çok farklıydı. Neredeyse hiç sınavımız yoktu. Sunum ve tez hazırlama üzerine yoğunlaşıyorduk. Eskişehir’deki ezberci ve teorik eğitimden aklımda pek bir şey kalmamasına rağmen Bournemouth’da aldığım eğitimden çok daha fazla yararlandığımı söyleyebilirim...” 
“Tez konum ise ‘Türk tekstil sektöründe uluslararası firmalar olabilmesinde markanın rolü’ idi. Bu çalışmayı yaparken şunu gördüm ki, özellikle tekstil sektöründe ne kadar kaliteli ürün yaparsanız yapın, ne kadar müşteri memnuniyetini sağlarsanız sağlayın, ürünün geldiği ülkenin orijini çok önemli. Her şeyi aynı olan iki takım elbisenin üzerine farklı ülke isimleri yazıldığında çok farklı sonuçlarla karşılaşılıyor. Dolayısıyla Türkiye’de sanayinin gelişmesinin yanında ülke olarak da yarattığı marka algısı çok önemli. Türkiye böyle güçlü bir imajı yavaş yavaş kazanıyor...” 

“Ebay Harun”
“İngiltere’deyken, internetteki alışveriş sitesi olan ebay’dan fırsatları kollar, bazı saatlere dikkat eder, ihalelere katılır, iyi fiyatlar teklif eder, MP3 çalarlı USB bellek, dijital kamera gibi elektronik şeyler satın alır, üzerine de çok iyi bir kar koyar ve arkadaşlara satardım. Adım ebay Harun’a çıkmıştı. Ailemden bile para istememe gerek kalmıyordu. Hatta, bitirme tezimi bir ay erken vermiş ve işten biriktirdiğim parayla bir arkadaşımla beraber 25 günlük bir Avrupa turu yapmıştım. Otuza yakında şehir gezmiştik. Turun programını ise uçak, tren, otobüs biletlerinin fiyatları belirliyordu. İnternetten çok iyi bir araştırma yapıp, ucuz uçak biletlerini ve konaklama fiyatlarını takip ederek bir rota belirliyorduk. O gün en ucuz uçak bileti nereye varsa oraya gidiyorduk. Şehir içindeki otobüs biletlerini bile önceden internetten alıyorduk...” 

Askerde psikolojik danışmandım
“2006’da İngiltere’den döndüğümde hemen askerliğe başvurdum. Görev yerim ise Kars’tı. Doğu, başlarda beni terör dolayısıyla tedirgin etmişti ama gittiğimde o bölgede hiç terör olmadığını gördükten sonra epey rahatlamıştım. Üç sene İngiltere’de yaşayıp, son bir ay da tüm Avrupa’yı gezdikten sonra birden Kars’a gelmek bende ciddi bir kültür şoku yaratmıştı. Fakat yine de rahat bir askerlik yaptığımı söyleyebilirim. Askerliğimi psikolojik danışman rehber olarak tamamladım ve izin de kullanmadığımdan beş ayın sonunda Kayseri’ye döndüm...”


Eti senin, kemiği benim
“İnternette ihalelere girip elektronik ürün alıp-satmaktan sonraki ilk işim, askerlik dönüşü 2005’te Beşler Tekstil’de olmuştu. İngiltere’deyken, Türkiye’ye dönünce yapabileceğim üç iş fikri vardı fakat babam profesyonel iş tecrübemin olmadığını hatırlatarak, öncelikle bir yerlerden başlamamı tavsiye etmişti. Önce iş tecrübesi edinip sonra kendi işimi kurmamı istiyordu. O günlerde biraz tuhafıma gitmişti ama babamın bu tavsiyesinin doğruluğunu şimdi anlayabiliyorum. Netice olarak Beşler Tekstil’in dış ticaret departmanında göreve başladım. Babam Dış Ticaret Müdürüne ‘Eti senin kemiği benim’ demiş...”
“Dolayısıyla başlarda oldukça angarya işe koştum. Gümrük takibi yaptım, evrakları getirdim-götürdüm, limanda gemileri, istasyonlarda trenleri takip ettim. Biraz kızgınlık içindeydim. Neden o kadar eğitim aldığımı sorguluyordum. Zaman geçtikçe, yavaş yavaş bu angarya olarak gördüğüm işlerden kurtulup, dış ülkelerdeki müşterilerle daha çok ilgilenmeye başlamıştım. Dış Ticaret Müdürümüz Hasan Bey’in de emekli olmasıyla tüm iş benim omuzlarıma kalmıştı. İdealist de bir yapım olduğundan, o dönemlerde yüzde dört olan satışlardaki ihracat payını yükseltmeyi amaçlıyordum...” 

Sandviç panel hattının iki-üç adım ötesi
“Pazarı tanımak için Portekiz, Yunanistan ve Bulgaristan pazarlarıyla olan diyaloğu geliştiriyordum. Finansla ilgili arayışlara girmiştim ve ilk yıl içinde ihracat payımız yüzde 25’e çıkmıştı. Bir buçuk yıl içinde hem yurtiçinde hem yurtdışında işler gayet güzel gidiyordu. Saygın firmalarla çalışıyorduk. Bu dönemde farklı bir sektöre de girme fikre ağır basmaya başlamıştı. Bir yatırım arayışındaydık. İnşaat sektörü de gözde bir sektördü. O dönemde, biraz da tesadüf eseri ihracat yaptığımız İspanya’da ikinci el bir sandviç panel hattının satıldığı bilgisini almıştık. Beha Ambalaj’ın sahibi ağabeyimin müşterilerinden birisi de, bu sektörde faaliyet gösteren Panelsan’dı. Panelsan’ın patronu Serhat Maşlak’ı ziyaret etmiş ve sektörle ilgili bilgi almıştık. Serhat Maşlak da sağolsun bizle önemli bilgiler paylaşmıştı. Beşler Tekstil’i tanıdığından, sandviç panel hattının iki-üç adım ötesinde, daha büyük bir yatırım yapmamızı, mesela taşyünü sektörüne girebileceğimiz tavsiyesinde bulunmuştu...” 

Taşyünü üretimi için 10 milyon mark gerekli
“Taşyünüyle ilgili de geçmişte yaşadığımız bir-iki anı dışında pek bilgimiz yoktu. Taşyünüyle aslında ilk kez, İngiltere’deki eğitimim sonrası çıktığım Avrupa turunda Frankfurt Havalimanı’ndaki küçük bir tadilat alanında karşılaşmıştım. Paketlerin üzerinde İngilizce taşyünü yazıyordu. Açık paketlerin içinde yünsü bir malzeme vardı. Kağıdın içine biraz koyup yanıma almıştım. Taşın eriyip yün haline gelmesi çok ilgimi çekmişti. Konuyu babamla paylaştığımda, taşyünüyle ilgili onun da bir anısı olduğunu öğrenmiştim: 1980’lerde dükkana gelen bir Amerikalı, bazaltın bu kadar iyi olduğu bir yerde bazalttan neden yalıtım malzemesi üretmiyorsunuz diye sormuş. Fakat babam böyle bir iş için 10 milyon mark gerektiğini öğrenince, çarşının en başındaki dükkanın kapısından kafasını uzatıp şöyle bir çarşıya bakmış ve ‘değil ben, bütün çarşı biraraya gelsek bu paranın yarısını bulamayız’ demiş...” 


Yatırıma ihtiyaç vardı
“Bu anılardan yıllar sonra Serhat Bey’in tavsiyesi üzerine bu işi araştırmaya başladık. Yalıtım sektörüne de uzaktık. Kayseri’de yalıtım ve yapı malzemesi denilince ilk akla gelen Demsaş firmasından Halil Zikbaş, Ankara’da Timaş, Boz İstanbul’da Canpa, İstanbul’da İnceten ve İzmir’de Karaoğlu firmalarıyla görüştük. Hepsinden de aynı cevabı alıyorduk: ‘Taşyünü, camyününe göre şimdilik daha küçük bir pazar ama çok doğru bir malzeme’... Türkiye’de ve diğer ülkelerde işler nasıl yürüyor, üretim nasıl yapılıyor gibi soruların cevaplarını arıyorduk. Avrupa, Çin ve Rusya’ya seyahatlerimiz oldu, makineleri araştırdık. Ve gördük ki Türkiye’de böyle bir yatırıma ihtiyaç var. Taşyününün üretim kısıtlı ve fiyatlar çok yüksekti. 2006-2007, benim için hem evlilik hazırlıkları hem Beşler Tekstil’deki artan ihracat çalışmalarıyla geçen çok yoğun bir dönem oldu...”

Bir yıl içinde her şeyi hallettik
“2007 yılının başında da Beşler Tekstil olarak taşyünü yatırım kararını aldık. Bu süreçte birçok Avrupa firması imalatla ilgili anahtar teslimi teklifler sunmasına rağmen makineleri de kendimiz seçmeye karar verdik ve taşyünü üretiminde uluslararası tecrübeye sahip iki yabancıyla çalıştık. Sektörü hiç bilmememe rağmen anahtar teslimi hat almamama kararını vermem, herhalde bugüne kadar aldığım en radikal karardı. Kayseri’de ev tuttuğumuz bu iki kişi bize 1.5 yıl boyunca yatırım danışmanlığı yaptılar. Başta 20 bin ton kapasitenin yeteceğini ve 25 bin metrekarelik bir alana ihtiyacımız olacağını söylemişlerdi. Fakat babam, bu tesisin minimum 80-100 bin metrekare olması gerektiği konusunda ısrarcı olmuştu. Hep büyüme hedefi içerisinde olunması taraftarıydı. Sonuçta 80 bin metrekarelik bir alan aldık ve 15 bin metrekaresini kapattık. Makineleri 12 ay içinde çeşitli yerlerden getirttik. Farklı farklı makineler olduğu için biraz riskli bir işti. Makineler birbirleriyle uyumsuz çıkarsa başımız ağrıyabilirdi. Fakat işler yolunda gitti. Bir yıl içinde ekibin kurulması, arsanın bulunması ve alınması, inşaatın başlaması, makinelerin toparlanması gibi zor işleri bitirebildik ve 2008 yılının başında da ilk hattımızı devreye soktuk...” 
“İzober ismi ise ‘izolasyon’un ‘izo’sundan ve Beşler Tekstil’in ‘Beş’inden geliyor. Fakat İzobeş ismindeki ‘ş’ harfinin yurtdışında sıkıntı yaratacağı öngörüsüyle Beş’in ‘ş’sini değil de Beşler’in sonundaki ‘r’yi kullandık.”

İzober fabrikasını Cumhurbaşkanı 
Abdullah Gül de ziyaret etmişti

Fiyatların düşeceğini öngörüyorduk
“Üretime başlamadan önce taşyününün fiyatı oldukça yüksekti, tonu 2000-2500 dolara satılıyordu. Fakat niyetimiz ve öngörümüz hiçbir zaman bu fiyatlara satmak değildi. Çünkü üretime geçişimizle birlikte rekabet ve ürünün kullanımı artacak ve fiyatlar düşecekti. Öyle de oldu, fiyatlar düştü. Birden 1200 dolara, altı ay içinde de 1000 dolara geriledi. Şimdilerde ise 750 dolar civarında. Yatırıma başlarken de öngördüğümüz seviye burasıydı. O açıdan bizim için sürpriz olmadı...” 

Mardav ile yolların kesişmesi
“Üretime başladığımızda doğal olarak pazarı çok iyi tanımıyorduk ve bayimiz yoktu. Üretim dışında da satış ve pazarlamaya çok yoğunlaşmak istemiyorduk. İzober markasını profesyonel bir firmanın pazarlaması gerektiğine inanıyorduk ve bu amaçla birçok firmayla görüştük. Bu süreçte Beşler Tekstil’in ortaklarından olan Bağkale Boya vasıtasıyla Mardav ile yollarımız kesişti ve sektörde saygın, bayi ağı geniş, profesyonel kadrosu olan Mardav ile anlaştık. Mardav’ın öngörüleri ve pazar bilgisinden çok yararlandık. İlk yıl, yani 2008’de 2500 tonluk bir satış gerçekleştirildi. Bu oran ikinci yıl 6000 ton, ondan sonraki yıl 12000 ton, sonraki yıl 17000 tona çıktı. Bugünlerde ise 40 bin tona yakın bir seviyelere ulaştı...”  


İkinci hat yatırımı
“Üretim tesisini kurarken, genelde Türkiye’de talep gören ve ara bölmelerde kullanılan düşük yoğunluklu taşyünü üreteceğimizi tahmin ediyorduk. Fakat enerji verimliliğiyle ilgili yasal düzenlemelerle birlikte mantolama sektörünün ciddi bir ivme yakalaması nedeniyle düşük yoğunluklu taşyünü üreten ilk hattımız zamanla bize yetmemeye başladı ve 2011 yılının başında yüksek yoğunluklu ürün üretecek ikinci hattın yatırımına geçtik. Birçok makineyi kendimiz yaparak 2012’nin mayıs ayında üretime başladık. İkinci hattın yapımı sırasında 206 firmayla çalıştık. Yine makineleri farklı farklı yerlerden temin ettik ama ne yapmamız gerektiği konusunda daha tecrübeliydik. Bazı makinelerin, arıza nedeniyle tesisi durdurma riskine karşı yedeklerini de yaptık. Dünyada üç yoğunluklu taşyününü üreten ilk firma olduk. Makinesini de kendimiz tasarladık ve patentini aldık. Ürünle ilgili de patentimiz var. Ayrıca pres paketlenmiş ürünü de piyasaya çıkardık. Hem depolama hem de nakliyatta yüzde 30 avantaj sağlıyor. Açıldığında istenilen kalınlığa geliyor. Makinasının tasarımını ve imalatını yapmış olmak da bize gurur veriyor.”

Ravago ile görüşmeye başladık
“Kurulduğumuz günden beri ortaklık yapmakla ilgili bizi birkaç uluslararası firma ziyaret etti ve onlarca görüşme yaptık. Satış ve pazarlama faaliyetlerimizi yürüten Mardav’ın bağlı olduğu Belçikalı dünya devi Ravago Grubu da bu firmalardan birisiydi. Mardav ile güçlü bir birlikteliğimiz vardı. Pazarı her yıl büyütüyor, İzoberrock’ın markalaşmasına büyük katkılar sunuyordu. Sonuç olarak Ravago firmasıyla ciddi ciddi görüşmeye başladık. Patronları fabrikamıza ziyarete geldi, bizi Belçika’ya davet ettiler. Bu süreçte sektöre, taşyününe, pazara bakış açılarımızın birçok yönden kesiştiğini fark ettik ve 2012’nin ekim ayında yüzde elli ortaklık konusunda kendi aramızda el sıkıştık. Ortaklık çerçevesindeki satış miktarı, ortaklık sonrası firmanın yapısı konusunda sözlü olarak anlaşmaya vardık...”


Ravago ile el sıkışmak, işin başlangıcıymış
“Fakat biz Beşler Tekstil tarafı olarak, uluslararası bir tecrübemiz de olmadığından, el sıkışınca işin bittiğini zannediyorduk. Meğerse uluslararası şirket ortaklıklarında el sıkışmak, işin başlangıcıymış. Geçen bir yıl içinde de fabrika, makine parkuru, üretim kapasitemiz, lisanslarımız, belgelerimiz, ruhsatlarımız bağımsız kuruluşlar tarafından denetlendi. Arkasından da hisse devir işlemleri gerçekleştirildi ve yönetim belirlendi. 1 Ekim 2013 itibariyle de yüzde elli ortaklıkla, Ravago’nun ‘Rava’sını, İzober’in de ‘Ber’ini alarak Ravaber firması kuruldu. Bu süreçte, Ravago’nun belki de kendi büyüklüğüne göre hantallıktan uzak, işe pratik yaklaşması süreci hızlandırdı. Benim hep bir endişem vardı: ‘Acaba ben babamın oğlu olduğum için mi bu firmanın Genel Müdürüydüm’... Ravaber’in yeni yönetimi benim üç yıl daha bu görevde olmamı talep ediyordu. Bu da bana ayrı bir güç verdi...”

Uluslararası bir oyuncu olmayı hedefliyoruz
“Ravago ile ortaklık amacımız kesinlikle para değildi. Yatırımlarımızın hepsini öz sermayemizle yapmıştık. Finansal açıdan da gayet rahattık. Borcu olmayan, karlı bir şirketin durduk yerde satışla işi olamaz. Beşler Tekstil olarak amacımız, Ravago’nun uluslararası tecrübesinden ve ağından yararlanarak dış ülkelerde de taşyünü konusunda girişimlerde bulunabilmek, uluslararası bir oyuncu olabilmekti. Şirketin ana amacı da şu anda Beşler Tekstil’in taşyünü konusundaki üretim tecrübesi ve elde etmiş olduğu know-how ile Ravago’nun uluslararası pazardaki bilgisini biraraya getirip, Ravaber’i uluslararası bir firma yapmak...” 

Mantolamada basma ve çekme mukavemeti önemli
“Türkiye’de mantolamada taşyününün 150 kg/metreküp olması gerektiği savunuluyor. Fakat bu, taşyününün yaygın olduğu Avrupa ve Rusya’da böyle değil. Çünkü taşyününü yoğunlukla değerlendirmek bir fayda sağlamıyor. Amaç, ürünün üzerine sıva ve yapıştırıcının tutması için gerekli olan basma ve çekme mukavemetinin sağlanmış olmasıdır. Bu, daha düşük bir yoğunlukta sağlanabiliyorsa neden 150 kg/m3 yoğunlukta ürün şart koşulsun?.. Pazarda bazı 150 kg/m3’lük ürünlerin basma mukavemeti 20 kpa bile gelmiyor. Bizim üretmiş olduğumuz 150 kg/m3 yoğunluk 5 cm ürün 70 kpa geliyor. Ürünün yoğunluktan ziyade sertlik, basma ve çekme mukavemeti önemli. CS35 ve CS55 adında iki ürün çıkardık. TSE standardına göre iki katı daha fazla basma mukavemeti veriyoruz ve daha düşük yoğunlukla bunu sağlayabiliyoruz. Neden daha ekonomik ve binaya daha az yük getirecek, uygulama kolaylığı sağlayacak bir ürünün tercih edilmesi gerektiği konusunda ilgilileri bilgilendiriyoruz...”

Kapasite fazlası var
“Türkiye’de taşyünü üretim kapasitesi 320 bin ton civarında. Türkiye’de taşyünü pazarı yıllık yüzde 15-20 civarında büyüyor. Bu yılın sonunda iyimser olarak Türkiye’nin pazarı 130 bin tona ulaşır. Fakat yurtiçi talebe göre iki katı kapasite var. Bizim ise günlük 25-30 tır sevkiyatımız oluyor. Ama bu 30 tır, Beşler Tekstil olarak tekstilde yüklediğiniz 1 tırla aynı katma değere sahip...” 

En çok belgeye sahip firmayız
“Ravaber olarak sektörde en fazla sertifika ve belgeye sahip firmayız. Ürünlerimizin TSE ve CE belgelerinin yanında ISO 9001 Kalite Yönetim Belgemiz de bulunuyor. ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi ve OHSAS 18001 iş sağlığı ve güvenli belgelerimiz var. Mesela TS 50001 Enerji Verimliliği Belgesi aldık ve bu konuda sektörde tekiz. İZODER’in İKOS ve uluslararası denetleme kuruluşu RINA’dan A30 belgesi aldık, hedefimiz A60’ı da almak. Bunların yanı sıra TURKAK’tan Akredite EN 17025 belgeli laboratuvara da sahibiz...”
“Hızlı büyüyen bir firmayız. 2008 yılından 2013 yılına kadar en düşük büyümemiz yüzde 40 seviyelerinde oldu. Zaten ürettiğimizi hep satıyor, stoklu çalışmıyoruz. 2013 yılında ise yüzde 80’lik bir büyüme rakamına ulaştık. Dolayısıyla en iyi yıl 2013 oldu. 2014 için ise önümüze agresif hedefler koymuyoruz. 60 bin ton kapasitemizin 50 bin tonunu satma hedefimiz var.” 


Teknovasyon
“Teknovasyon isimli bir Ar-Ge firmamız daha var. Firmada 4 mühendis çalışıyor. Hem TÜBİTAK hem de KOSGEB’den destekler alıyoruz. Mesela şu anki projelerimizden biri, araç balatasında kullanılan mikronize taşyününü üretmek. Bunun makinasını yapmakla ilgili TÜBİTAK’tan hibe aldık. Teknovasyon ayrıca firmamızın ihtiyaç duyduğu makinaların projelendirilmesi ve yapılması konusunda bize destek sağlıyor. Ayrıca Kayseri’de TÜRKAK’tan akredite bir laboratuvarı var. Hem bizim ürünlerimizi hem de yapı sektöründe özellikle TSE’nin Kayseri’de yapamadığı testleri yapıyoruz.”

Genel giderlerimiz İstanbul’a göre daha düşük
“Kayseri’de sanayicilerin çok büyük çoğunluğu, önceden ticaretle uğraşan, toptancılık yapan insanlardan oluşuyor. Birçoğu, zamanında ürünü alıp satarken üretime geçmiş insanlar. Kayseri’de, İpek Yolu’nun üzerinde olması nedeniyle çok eski çağlardan beri ticaret kültürü yaygındır. Anadolu’nun başka yerlerinde toprağın altından çanak-çömlek çıkar; Kayseri’de ise yüzyıllar öncesinden kalma taş üzerine kazılmış ticaret anlaşma tabletleri çıkar. Kayseri OSB’de bine yakın firma var ve yan sanayimiz oluşmuş bir şekilde. 60 bin çalışan olduğundan kalifiye eleman bulmada sıkıntı çekmiyoruz. Genel giderlerimiz, İstanbul’a oranla çok daha düşük. Pazara uzak olmamıza rağmen navlun giderlerimiz çok yüksek değil. Ürünlerimizin nakliyesini İstanbul’a yapmamız gerekiyor. Çünkü büyük pazarımız orası. İstanbul’dan Kayseri’ye bir tır 1800 TL’ye gelirken Kayseri’den İstanbul’a 900 TL’ye gönderiyoruz. Yani aslında belki pazara uzağız ama Kayseri’de üretim yapmak daha hesaplı oluyor...”

Beş buçukta kalkarım
“2006 yılında, 26 yaşındayken evlendim. Altı yaşında bir oğlum var. Yaklaşık üç ay sonra da bir kızım dünyaya gelecek. Bir ayağım devamlı İstanbul’da. Mardav, üstümüzdeki yükün büyük kısmını almasına rağmen yine de İstanbul’da iş görüşmeleri ve toplantılar çok sık oluyor. Ayda bir de yurtdışına gitmem gerekiyor. Haftasonu aileme vakit ayırmaya gayret gösteriyorum. Sabahları mesaiye erken başlıyorum. Beş buçuk, altı civarında kalkıyorum. Salı, perşembe ve cumartesi sabahları, aralarında iş adamları, emekliler, işsizler, belediye başkanı, emniyet müdürü ve valinin de olduğu bir grupla Ali Dağı’na çıkıyor, 12 kilometrelik uzun yürüyüşler yapıyoruz. Bu yürüyüşlerden çok büyük keyif alıyorum. Bu yürüyüşte unvanlarımızı, rütbelerimizi bir tarafa bırakır ve sohbet ederek yürürüz. Sıklıkla yüzmeye de giderim...”


Slovenya’nın fahri konsolosuyum
“Galatasaraylıyım ama fanatik değilim. 2000’li yılların başında Galatasaray’ın çok başarılı olduğu dönemlerde daha fanatiktim fakat artık o başarılı günler geride kaldığından aynı duyguları hissedemiyorum. Diğer taraftan Slovenya’nın fahri konsolosluğunu da yürütüyorum. Slovenya ile ekonomik, sosyal ve kültürel bağları artırmaya çalışıyoruz. Kayseri’de ENVERDER, TÜSİAD ve İl Genç Girişimciler Kurulu’nun yönetimindeyim...” 

Onur ve Sağlık
“Babam başarılı işler yapmış, Kayseri’de bilinen, sosyal sorumluluklar çerçevesinde görevler almış bir kişi. Sağ olsun bana hep önderlik etti. Yoğun iş hayatı olmasına rağmen ailesini hiç gözardı etmez. Eve hiçbir zaman iş taşımaz. İşle ilgili çok büyük sıkıntıları olsa da evdeki ruh halinden bir şey anlayamazsınız. Bana söylediği, kulağıma küpe ettiğim bir şey var. ‘İnsan için iki şey önemlidir’ der, ‘Biri onur, biri de sağlık’. Bu ikisi olduğu sürece paran olmuş, olmamış hiç önemli değil. Parası olup da itibarı olmayan çok insan var. Parası olup da sağlığı olmayan çok insan var. Ondan her gün yeni bir şeyler öğreniyoruz. İşle ilgili de, her şeyi aklımızda tutmamız gerektiğini öğütler. ‘Rakamı bilmediğin, hakim olmadığın iş senin değildir’ der...” 

Kaleye, dürüstlüğü koyuyoruz
“Bizim iki prensibimiz var: kalite ve randıman. Bir ürünü gerekli kapasitede ve kaliteli üretmeyi hedefliyoruz. İkisini yakaladığımız sürece hiçbir zaman sırtımız yere gelmez. Bana bağlı Finans, İşletme, Mekanik, Enerji ve Kalite Kontrol grupları olmak üzere beş departman var. Bu arkadaşlarla haftada en az 3-4 defa toplantı yaparız. Bu toplantılarımızın tamamında iş görüşmeyiz. Sosyal yaşamdan, Türkiye’nin ekonomisinden bahsederiz. Ailece görüştüklerimiz olur. Arkadaşlarla hem içeride hem de dışarıda ne kadar paylaşırsanız o kadar çok beyin fırtınası oluşuyor ve hedefe odaklanıyorsunuz. Ne üretiyorsak randımanlı üreteceğiz ve o ürettiğimiz üründe hiçbir zaman kaliteden taviz vermeyeceğiz. Personelin ne kadar bilgisi olursa olsun, bizim için önce dürüstlük gelir. Biz bir takımsak ve bir kalecimiz varsa, o kaleye dürüstlüğü koymalıyız. Öncelikle oradan gol yememeliyiz. Dürüstlük olmazsa olmazdır. Bir fikriyle bize maddi kazanç sağlamış olan çok personelle çalıştık. Ama dürüstlükten ödün vermişse, bir yalanını gördüğümüzde, terazinin öteki tarafında ne var diye tartmıyoruz. O arkadaşla yolumuzu ayırıyoruz. Önce dürüst olmasını daha sonrasında da işi dert etmesini istiyoruz. En azından akşam başını yastığa koyduğunda bir dakika, ben bugün ne yaptım, yarın ne yapacağım, demesini istiyoruz...” 


Sektörde dostlar edindim
“Yalıtım sektörü gerçekten küçük ve hızla büyüyen bir yapıda. Sektöre sonradan girmemize rağmen birçok insanla tanıştık. Sektörde en çok takdir ettiğim insanlardan biri Levent Pelesen’dir. Çıkın dışarıya, sektörde rakip olan insanlara bile sorsanız Levent Bey hakkında kimse kötü bir şey söylemez. Betek Genel Müdürü Tayfun Küçükoğlu’nun da, o kadar büyük bir kurumu yönetmesine karşı insanlara karşı yaklaşımı, sempatikliği de beni çok etkilemiştir. Eryap’tan Emrullah Eruslu da sektörün genç jenerasyonu olarak anlaştığım insanlardan birisi. İZODER Başkanı Ferdi Erdoğan’ın sektöre katkılarını da çok önemsiyorum. Gülay Dindoruk ve Alper Doğruer de görüşlerinden, bilgilerinden yararlandığım insanlar...” 
“Tekstil, yalıtım sektörüyle karşılaştırdığımızda çok büyük bir sektör. Tekstil sektöründeki yatırımlar da genelde daha büyük yatırımlar. Ama iplik, kumaş gibi ara ürünler üretildiği için pek ön planda değildir. Fakat yalıtım sektörü daha küçük bir sektör olmasına rağmen reklam ve pazarlama faaliyetleri daha yoğun olduğu için daha havalı bir sektör görünümünde...” 

Gurur kaynaklarım
“Manevi olarak baktığımda ailemle gurur duyarım. Eşim iş hayatında gerektiğinde arkamda, gerektiğimde yanımda olmuştur. Yaşım 34 de olsa annemin gözünde her zaman evin en küçük çocuğuyum, bana hiç kıyamaz. Fakat iş olarak bakıldığında Ravaber beni çok gururlandırır. 2008 yılında dört tahta direk diktik, üzerine naylon branda çektik, plastik masa ve sandalye koyduk. Mesaimin, enerjimin çok büyük kısmın buraya harcadım. O açıdan baktığımda bana gurur veriyor. Yaptığımız makinaları da öz evlat olarak görüyorum...” 

İç ne kadar boşsa, baş da o kadar diktir
“Esnaflıktan, dükkandan geldik... Dükkan dediğiniz yerde ne iş yaparsanız yapın, o işin tezgahtarı da, patronu da, çaycısı da, temizlikçisi de sizsiniz. Fabrikaya girer, gerektiği yerde eldiveni takar, tulumu giyerim. Bizde insanlık önce gelir. Ne kadar mütevazıysanız, ne kadar başınız eğikse, o kadar da saygı görüldüğüne inanırım...”
“Bir laf vardır; ‘insanlar başaklara benzer; içleri ne kadar boşsa başları o kadar diktir. Doldukça eğilirler’ diye. Ben hiçbir insan görmedim ki çok dolu, bilgili, tecrübeli, görmüş-geçirmiş ama çok havalı, kendini beğenmiş olsun. Genellikle havalı, başları dik insanlar bir şeyleri eksik olanlardır...”

Geri