E-dergi
e-dergi
Akademik Bakış

Prof. Dr. Ali Fuat Çakır: “Korozyondan Yılda 45 Milyar Dolar Kaybediyoruz!”





Kasım 2012 / Sayı: 104

Türkiye’nin korozyondan dolayı yıllık 45 milyar dolar kaybı olduğunu söyleyen, ülkenin korozyon dalında ilk ve son profesörü olan ve Korozyon Derneği’nin kurucusu Ali Fuat Çakır, korozyondan korunma yöntemlerinin zorunlu kılınmamasından yakınıyor. “Bina inşa eden mimar ve mühendisler, dört senelik üniversite eğitimlerinde sadece 42 saat korozyon eğitimi görüyorlar. Yapının en önemli konularından birisi, en önemsiz hale getiriliyor” eleştirisinde bulunan Çakır’a göre korozyona karşı alınacak en iyi önlem ise “su yalıtımı”...
Binaların çürümesine ve küçük ölçekli depremlerde bile yıkılmasına sebep olan korozyonun Türkiye’deki otoritesi sayılan İstanbul Teknik Üniversitesi Metalürji Bölümü’nün ve Korozyon Derneği’nin kurucusu, emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Fuat Çakır, dünya genelinde korozyon nedeniyle doğrudan uğranılan kaybın yılda 2,2 trilyon dolar olduğunu, Türkiye’de ise yılda 45 milyar dolarlık bir kaybın yaşandığını söylüyor. Çakır, hızla endüstrileşen ülkede, her geçen gün yapıların daha da arttığını, fakat korozyona gereken önemin verilmediğini vurguluyor. Türkiye’de korozyonun sebep olduğu kayıpla ilgili tahmin çalışmalarını ilk kez 80’li yıllarda yapan Çakır, “Türkiye’nin üç tarafı denizlerle çevrili, denizdeki tuz bir şekilde binaların donatılarına ulaşarak korozyona sebep oluyor. Deniz olmayan iç kesimdeki kentler de Tuz Gölü’nün etkisiyle korozyona uğruyor. Ülke olarak her yönden korozyona açığız ama önlem almıyoruz. Adeta facialara davetiye çıkarıyoruz” diyor.  Yurtdışında da korozyona gereken önemin verilmediğini belirten Çakır, korozyondan ötürü oluşan maddi kaybın tamamını geri kazanamasak da, yüzde 40’lık kısmının alınacak önlemlerle geri kazanılabileceğini hatırlatıyor. Çakır’a göre korozyona karşı alınacak en iyi önlem ise su yalıtımı. Türkiye’de yapı sektörünün büyük bir hızla geliştiğini söyleyen Ali Fuat Çakır, özellikle çelik konstrüksiyonlu binaların daha da tehlikede olduğunu vurguluyor ve şu yorumlarda bulunuyor:

İnşaat sektörü korozyona dikkat etmeli
“İnşaat sektörü, dünyada her tür metalik ve metalik olmayan malzemeyi kullanan bir sektör. Bu sektörde artık yaygın olarak çelik kullanılıyor. Yüksek binalardan köprülere kadar her yapıda tercih ediliyor. Dolayısıyla inşaat sektörü özellikle bu metalik malzemeyi korozyondan nasıl koruyacağına dikkat etmeli. Deniz kenarındaki bütün yapılarda isteseniz de istemeseniz de havadan klorür, yani tuz gelmesi kaçınılmazdır. Bu tuzlu su beton yapılara nüfuz ettiği zaman beton içindeki donatıyı korozyona uğratır. Bir hacim demir çözündüğünde çıkan korozyon ürünü 4 ila 7 hacimdir. Bu şekilde oluşan basınca beton dayanamaz, çatlar. Deniz kenarındaki binalar da kaçınılmaz olarak bu tip korozyona maruzdur. Aynı şekilde karayollarını ele alalım. Soğuk havalarda karayollarını devamlı açık tutmak için en ucuz yöntem olduğundan her yerde tuzlama yapılıyor. Köprünün üzerinde de tuzlama yapılıyor. Sonuçta betonarme köprü donatılarında yoğun bir korozyon başlıyor. Ortadoğu ülkeleri, petrol zengini olduklarını anladıklarından sonra o bölgede ciddi bir inşaat furyası başladı. İnşaat için kum arıyorlar, ki o coğrafyada kumdan bol bir şey yok. Halbuki o kum yoğun tuz içeriyor. Sonuç olarak Ortadoğu’da bu kum ile yapılan lüks binalarda yoğun betonarme korozyonu başladı. Yani tuz, metali koruyan ve tabii olarak oluşan katmaları tahrip ederek metal yüzeyi korozyona açık hale getirir. Artık klorür içermeyen kum,  agrega ve suyun ne kadar önemli olduğu ortaya çıktı. Türkiye’de yıllarca denizden çekilen kumlar kullanıldı, acısını da çektik. Neyse ki artık kullanılmıyor.”

Yalıtım, işi çözer
Su yalıtımı özellikli dış cephe boyalarına da değinen Çakır, boyadan önce uygun ortam koşullarının beklenmesinin gerekli olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: “En iyi boya markası seçilip, en iyi yüzeyi hazırlayıp, en iyi uygulama şeklini ve uygulamacıyı bulsanız dahi ortam, boya uygulamasına müsait olmadığı zaman yaptığınız uygulamanın hiçbir değeri olmaz. Dolayısıyla iyi boya temelde dört faktöre bağlı: iyi boya, iyi yüzey, doğru uygulama yöntemleri ve en önemlisi uygun ortam koşullarını beklemek. Çok sıcak ve çok soğuk ortamlarda boya yapmanın hiçbir anlamı yok. Yalıtım yalnız çelikte değil, diğer metallerde de önemli. Su ile temasta olan diğer metaller de az veya çok korozyona uğrarlar. Mesela su boruları... Eğer suyu, uzak mesafelere çelik boru ile taşıyorsanız, boruların içleri büyük oranla çimento kaplıdır, bu da bir inorganik yalıtımdır. Yani içinde oksijen taşıyan suyla temas eden yüzeyler ister istemez korozyona maruzdur. Ama korozyon ürünü koruyucu olabilir, bunu tahrip etmemek lazım. Kalorifer sorunlarından tutun, su taşıma sistemlerine kadar, çelik kullanılması halinde betonarme yapılarda donatı veya çelik yapılarda çeliğin korozyonunun temeli, oksijen içeren suyun bu yüzeylerle temasta olmasından kaynaklanmaktadır. Mümkün ise yüzeylerin sudan yalıtılması, bu sorunu çözer. Yalıtımdan kasıt, kaplamak değildir. Sıva, geçirimlidir ama onun üzerine sürdüğünüz su geçirgenliğini önleyen veya azaltan organik maddeler binanın kritik bölgelerine, betonarme bölgelerine suyun girmesini engeller. Betonda  klorürlü malzeme kullansanız bile içeri su giremeyeceği için klorürün aktive olma ihtimali düşer.”

En iyi önlem bilinç ve bilgi
“Korozyondan korunmak için çeşitli yöntemler var. Bunlardan biri, madem korozyonu ortam yapıyor, ortamı değiştirmek lazım. Ama oksijeni ve suyu kaldırmak imkansız. Ya da metal, bulunulan ortamda korozyona uğruyor; metali değiştirsek veya daha dayanıklı hale getirsek... Bunlar çok büyük masraflar. Dolayısıyla koruma yöntemlerinin çok önemli bir kısmı, metalle ortam arasındaki ara yüzeyi, yani korozyonun başladığı yerin kaplanmasına veya ara yüzeyin değiştirilmesine dayanır. Boyamalar, kaplamalarla korozyondan korunma yöntemleri hep bu ara yüzeyi kaplamak için yapılır.”

“Türkiye’nin yarısından fazlası deniz kenarı. Ege’de dağlar denize doğru dik gider, vadiler sizin tuzlu suyunuzu her tarafa taşırlar. İç tarafta da Tuz Gölü bulunuyor. Coğrafi bakımdan yapılarda korozyondan kurtuluş yok. Ancak bunu önlemek bilinç ve bilgiyle aşılabilir. Korozyon, metal yüzeyinde, örneğin paslanmaz çelik yüzeyindeki gibi koruyucu bir film oluşturmuş ise bunu bozmamak lazım. Bugün çok gelişmiş yöntemlerle korozyonu saptayarak gerekli önlemleri hemen alarak korozyonun tahribatını sınırlandırabiliyoruz. Bir binada donatılarda korozyon var mı yok mu, potansiyel ölçümleriyle, tahribatsız kalınlık ölçümleriyle, betondan numune alarak klorür ölçümleriyle, boru hatlarında ultrasonla ve daha birçok yöntemle çok kolay saptanabilir, izlenebilir ve kontrol altına alınabilir. Tabi bunların hepsi bilgi ve para ister. Ölçüm aletleri alındığında nasıl kullanıldığı bilinmiyorsa aletlerin hiçbir faydası olmaz. Bu bilgilerin eğitim yoluyla verilmesi lazım.”



Korozyon Mühendisini sanayi talep etmiyor

Korozyon eğitimi konusunda Türkiye’nin bir hayli sıkıntı yaşadığını da söyleyen Çakır, mimarların ve mühendislerin kendilerini bu konuda geliştirmeleri gerektiğini savunuyor: “Bugün Türkiye’de korozyon mühendisi arasanız bulamazsınız. Çünkü bunu sanayi talep etmiyor. O dalda eleman yetişmiyor; yetişen de başka alanlara kayıyor. Devlet olarak korozyondan korunma yöntemlerinin uygulanması zorunlu kılınsa ülkemiz korozyondan korunma konusunda çok daha hızla yol alır. Korozyondan korunma teknolojileri kullanılsa, korozyonda ortalama yüzde 40 oranında geri kazanım sağlanabilir. Bu da en az yılda 10 milyar doların geri kazanımı anlamına geliyor.”

En büyük tehlike: Cehalet
“Korozyondan korunmanın en ucuz yolu bilgidir. Korozyondaki en büyük tehlike ise cehalet... Cehalet derken ben üniversite mezunu, yüksek lisanslı doktoralı cahillerden bahsediyorum. Her dalda hizmet veren kişilerin her bilgiye sahip olması zaten beklenemez. Ancak bina inşa eden mimar ve mühendisler, korozyon konusunda mutlak suretle bilgili olmalılar. Korozyon eğitimi çok komplekstir. Korozyon konusunda bilgili olmak demek, malzeme bilimi, kimya, elektrokimya, elektrik ve mekanik özellikleri bilmek demektir. Çünkü korunma yöntemleri, bunlara alanlara dayanır. Mühendislik fakülteleri haftada üç saatlik korozyon dersi veriyor. Dört yıl okuyan bir öğrenci korozyon konusunda toplam 42 saatlik eğitim alıyor. Bu çok yetersiz. Özellikle tasarımcı ve uygulayıcılarda korozyon bilinci olsa, daha tasarım aşamasında korozyon dikkate alınarak çok ekonomik korozyondan korunma uygulamaları yapılabilir. Örneğin inşaatlarda U putreli, U’nun açık kısmı yukarı gelecek şekilde kullanılırsa putrel çamurla ve suyla dolar. Bu da korozyon meydana getirir. Ancak U putrelinin açık kısmı aşağı gelecek şekilde kullanılırsa sorun tamamen önlenmiş olur. Bilinç, korozyonu önlemede en önemli silahtır. Özellikle kamu kuruluşlarının standartlarla, kullanma talimatlarıyla vatandaşı yönlendirmesi lazım. Bugün Türkiye 30 milyon ton çelik kullanıyor. Çeliği korunmasız ortama bırakırsak bir sene sonra üçte biri kullanılmaz hale gelir. Bu hurdanın da üçte birini hiçbir zaman geri kazanamayız. Kısaca korunmayan çelik, her yıl en az yüzde 10 geri kazanılmamak üzere tabiata geri döner. Bu çok büyük bir kayıp.”
“Metalik yapıları korozyondan koruyarak yalnız maddi zararımızı azaltmayız. Korozyon dolayısıyla insan hayatı tehlikeye girer, doğal kaynaklar israf edilir. Emek, enerji, sermaye ve bilgi boş yere harcanır. Korozyonla mücadele bu kayıpları azaltır ve daha emniyetli bir dünyada yaşamamızı mümkün kılar.”

Geri