Röportaj

İZODER Yönetim Kurulu Başkanı Ferdi Erdoğan: “2023 Vizyonumuzu Belirledik”



Kasım 2012 / Sayı : 104


Birçok farklı projeyi eşzamanlı olarak yürüten İZODER, önümüzdeki yıllarda farklı bir kimlikle çok daha önemli işlere imza atacağının sinyallerini veriyor. Yakın bir geçmişte vizyonunu ve misyonunu yeniden gözden geçiren, kurumsallaşmasını tamamlayan İZODER’de söz konusu çalışmaların büyük çoğunluğu ise Ferdi Erdoğan’ın başkanlığı döneminde gerçekleştirildi. Yaklaşık iki yıldır İZODER Başkanlığı görevini yürüten Erdoğan’dan bu çalışmalar hakkında bilgi aldık...

Yalıtım: Öncelikle geçen ay düzenlenen Isı Yalıtım Zirvesi’nin nasıl geçtiğini öğrenebilir miyiz? Zirve’yi kısaca değerlendirebilir misiniz?

Ferdi Erdoğan: Zirve, yalıtım sektörü adına bence çok başarılı geçti. Sektörün hemen hemen tüm tarafları katıldı. Toplamda 500 kişiye yakın bir katılım oldu. Organizasyonun en güzel tarafı, konuşmacılar arasında sadece özel sektör mensupları değil, bakanlıklardan bürokratlar ile belediye, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarından da yetkililerin olmasıydı. Özellikle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bu zirvenin düzenlenmesinde paydaş olması, İstanbul ve Ankara’dan çok sayıda bürokratın katılması sektör için çok önemliydi. Kamu kurumlarının fikirlerini, vizyonlarını ve geleceğe bakışlarını dinlemek, yalıtım sektörü için son derece yararlı oldu. Hedefimiz, Türkiye’deki ısı yalıtım sektörünü AB düzeyine getirmek ve AB ülkelerindeki yalıtımlı bina oranını yakalamak. Zirve, bu hedeflerimizin verimli bir başlangıcıydı.  

Yalıtım: Isı yalıtımı dışında diğer yalıtım dalları için de bir zirve yapılacak mı? Ve ısı yalıtım zirvelerinin devamı gelecek mi?

Ferdi Erdoğan: Isı Yalıtım Zirvesi’ni gelenekselleştirmeyi amaçlıyoruz. Hatta bu zirveyi uluslararası hale getirmek de istiyoruz. Biz tabii ki ısı, su, ses ve yangın olarak dört ana kategoride yalıtımı temsil eden bir derneğiz. Su yalıtım zirvesi de yapmak istiyoruz. Bu planımızı kısa bir süre içinde uygulamaya geçirmeyi planlıyoruz. Çünkü bilindiği gibi kentsel dönüşüm projelerinin esas amacı, afet riski altındaki alanların yeniden yapılandırılmasıdır. Afet riski olarak tanımlanan da depremdir. Hatta, Türkiye’nin yüzde 92’si deprem bölgesi olarak bilinir ama bence yüzde 100’ü deprem açısından risk altında. Çünkü deprem kuşakları tüm kentleri etkileyebilecek yerlerden geçiyor. Depremde en çok karşımıza çıkan konu ise depreme dayanıklı olmayan binalar. Korozyon sonucu binaların dayanıklılığını yitirmesi çok büyük bir risk. Bunun temelinde de su yalıtımı var. Kentsel dönüşüm projeleri hayata geçerken, su yalıtımı da kaçınılmaz bir şekilde gündemde olması gereken bir konu olarak ortaya çıkıyor. Bununla ilgili olarak çok kısa bir süre içinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile birlikte Su Yalıtım Zirvesi’ni de yapmayı amaçlıyoruz.

Yalıtım: İZODER, ısı yalıtımına daha mı çok ağırlık veriyor?

Ferdi Erdoğan:
Maalesef böyle bir algı var. Fakat Türkiye’nin gündeminde enerji tasarrufu çok önemli bir konu haline geldi. Hükümet bile stratejilerini enerji tasarrufu üzerine kuruyor. Enerji kaynaklarını çeşitlendirip verimli kullanmak ülkenin bir numaralı gündemiyken, İZODER’in “Isı yalıtımıyla ilgilenmiyorum, çünkü beni sadece ısı yalıtımıyla uğraşıyor zannediyorsunuz” deme gibi bir lüksü yoktu. Biz su yalıtımını da, ses yalıtımını da, yangın yalıtımını da aynı oranda önemsiyoruz. Bu sene Doğru Çözüm, Doğru Yalıtım Kampanyası’nın bir parçası olarak ses yalıtımına dikkat çekmek için Suada’da Trakya Cam sponsorluğunda Sessiz Oda projesini hayata geçirdik. Açılışını İZODER’in kuruluş yıldönümü gecesinde yaptık. Onun dışında İstanbul Beşiktaş’taki Nimetullah Mahruki İlköğretim Okulu’nda çocuklara yangın yalıtımı tatbikatı yaptık. Yine, İzocam, Alçıder, Güney Yapı ve Filli Boya gibi çok kıymetli sponsorlarımız, okulu yangına dayanımlı malzemelerle donattılar. Nasuh Mahruki, Kadir Çöpdemir, Beşiktaş Kaymakamı Sadettin Yücel, Beşiktaş Milli Eğitim Müdürü Necati Özçolak da organizasyona katıldılar. AKUT ekibi de oradaydı. Çocuklara yangın yalıtımının önemini anlattık.



Yalıtım:
Sizin başkanlık döneminizde geleceğe dair birçok çalışma yapıldı... Bu yapılanları kısaca özetleyebilir misiniz?

Ferdi Erdoğan: Yola vizyon ve misyonu değiştirmekle başladık. Öncelikli hedefimiz İZODER’in kurumsallaşması oldu. Türkiye’de 92 bin dernek var ve biz ilk 20 dernek arasında yer alıyoruz. Dolayısıyla farklılaşmak ve yeniliğe gitmek gerekiyordu. Hatta mümkünse kamu yararına dernek statüsünde olmak gerekiyor. Dolayısıyla derneğimizde ciddi bir profesyonel kadro oluşturuldu. Ekibimizin yaptığı çok önemli işleri var. Günün ihtiyacına göre her şey planlandı. “Dernek, geleceğini nasıl planlaması lazım?” diye kendi kendimize sorduk ve ciddi bir katılımla Sapanca’da bir arama toplantısı düzenleyerek vizyon ve misyonumuzu belirledik. Vizyonumuzu cumhuriyetimizin 100. yılını hedefleyecek şekilde 2023 vizyonuna dönüştürdük. Dernek bünyesinde sanayici, uygulayıcı ve satıcı grupları olarak neredeyse sektörün yüzde 90’ını temsil ediyoruz. İZODER’in, ülkenin kendi vizyonundan kopamayacağını düşündük. Yalıtım sektöründe uygulamadan ürüne kadar AB normlarında faaliyet gösteren ciddi bir güçbirliği oluşturma vizyonu çizdik. Kurumsal yapılanma ve stratejik planlama çalışmamız yaklaşık sekiz ay sürdü. Ardından derneğin kurumsal yapılanma taslağı, organizasyon, yetki-sorumluluk-hedefler ve yapılması gereken işler ortaya çıktı.
Kurumsallaşma çalışmalarımız sırasında 2011 seçimleri yapıldı. Seçimlerden sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kuruldu. Daha önce Bayındırlık Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlığı diye bildiğimiz bakanlıklar kendi içerisinde ayrıştırıldı ve Çevre ile Bayındırlık birleştirildi. Bu karardan çok iyi sonuçlar da alınabilir, çok tehlikeli sonuçlar da çıkabilir. Uygulamacıların bu konudaki bakışı, duruşu, kamuoyunun bunu sahiplenmesi önemli. Bakanlık, kadrolarını yeniden tanzim etti, müsteşarlar ve bürokratlar değişti. TS 825 yeniden elden geçirildi. Kentsel dönüşüm projesinin uygulanması başlatıldı. Yabancılara gayrimenkul alma yasası gündeme geldi. 2011 seçimlerini takiben çok dinamik bir süreç içine girildi. Bunca gelişme içinde biz de kendi fikirlerimizi anlatmaya çalıştık. İlgili birimlerle toplantılara katıldık. Kendi doğrularımızı ve beklentilerimizi iletmeye çalıştık. Yine bu süreçte yalıtım bilinci için ciddi kampanyalar gerçekleştirmeye devam ettik.
Uygulamacıların işlerini iyi yapmaları lazım. Bunun için de işin ehli olmaları ve bunu belgelendirmeleri, yani sertifikalı olmaları şart. Devlet de bunu yasa haline getirdi. 1 Ocak 2012’den itibaren hayata geçecekti. Ama altyapı hazır olmadığı için 2015’e ertelendi. Hâlbuki İstanbul, Ankara gibi pilot bölgeler hazır. İZODER de burada çok doğru bir yapılanmaya gitti. AB fonundan yararlanarak kendi iç yapısını düzenledi ve altyapı oluşturdu. Test Belgelendirme Araştırma ve Geliştirme Merkezi (TEBAR)’nde ürünleri inceleyip CE belgesi veriyoruz. Şu anda sertifika sınavı konusunda akredite olduk ve eğitim verme kısmıyla da ilgili önemli çalışmalar yapıyor. Hükümetten beklentimiz, piyasada denetim ve gözetimi sıkı bir şekilde yapması. Bizim gibi akredite olan STK’lar da devletin bir parçası aslında. Ama öncelikle kendi bahçemizi temiz tutmak adına İZODER olarak kendi üyelerimizin ürünlerini piyasadan toplayarak test edeceğiz. CE belgesi yazıp, olması gereken asgari performansı karşılamayan üye firmaları önce uyaracağız, düzeltmezse dernekten çıkartacağız. Bu konuda yetkiyi Olağan Genel Kurul’da üyelerimizin onayıyla aldık.

Yalıtım: “İyi ki benim dönemimde olmuş” dediğiniz neler var?

Ferdi Erdoğan:
İZODER, kurulduğu 1993 yılından beri oldukça dinamik işler yapmış ve büyümüş bir dernek. Büyümenin kurumsal bir şekilde yönetilmesi ve sürdürülebilir olması için kurumsallaşma çalışmaları ve İZODER’in 2023’e yol haritası ve stratejik planının ortaya konulması çok önemliydi. İlk defa yapılan ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile birlikte düzenlenen Isı Yalıtım Zirvesi’nin gerçekleştirilmesini de önemli buluyorum. Bu dönemde, derneğin sadece ısı yalıtımına ağırlık verdiği algısını kırma yönünde de önemli adımlar attık. Bir hayalim de önümüzdeki dönemlerde, örneğin -hemen aklıma geldiği için örnek veriyorum- gazbeton üreticilerini İZODER üyesi olarak görmektir. Birlikten güç doğacağına inanıyorum. Vizyonumuz içinde “çatı örgüt olmak” var ve onları da İZODER çatısı altında görmek isterim. Birbiriyle birlikte kullanıldığında “Yalıtım Etkisi” artan çözümleri biraraya getirmek ve kendini yalıtımcı kabul eden her sanayici ve her uygulayıcıyı, yalıtımın gerçek tanımı altında ve bu tanımda birleşenleri (ki bizim tanımlarımızın menşei AB’dir) biraraya getirmek, İZODER’in misyonlarından birisi olacaktır. Örneğin gazbeton üreticileri kendilerini yangın yalıtımcısı olarak tanımlarsa ya da “Biz ısı yalıtımı uygulamalarına önemli katkı sağlıyoruz” derlerse, bizim İZODER olarak itirazımız olabilir mi? Siz yangın yalıtımı sağlamıyorsunuz ya da ısı yalıtımına önemli destek vermiyorsunuz diyebilir miyiz?..



Yalıtım:
Sürdürülebilirlik, ekoloji ve Yeşil Bina gibi tanımlar son dönemde üzerinde durulan kavramlar oldular... Bununla birlikte Yeşil Bina kavramı içerisinde çok önemli olan “yalıtım” biraz arka planda kaldı gibi görünüyor. Bu yönde ne tür stratejiler izlemeyi düşünüyorsunuz? Yalıtımın sürdürülebilir binalarda yeri neresidir?

Ferdi Erdoğan: Beyaz eşyalar 15-20 yıl önce tartışılamayacak derecede çok enerji harcıyordu. Gelinen noktada beyaz eşyada sağlanan enerji tasarrufu çok önemli hale gelmesine rağmen binalarda ısı yalıtımının sağladığı verimlilik ve tasarrufun oldukça gerisinde kalıyor. Beyaz eşyaların yılda sağladığı enerji tasarrufunun 7-8 katı tasarrufu biz binalarda ısı yalıtımıyla öneriyoruz. Aydınlatma da aynı şekilde. Beyaz eşya sektörüyle aydınlatma sektörü, halk tarafından en çok tasarruf sağlayan alanlar olarak algılanıyor. Fakat insanlarımız, bina ısı yalıtımının sağladığı tasarruftan ve konfordan habersiz. Beyaz eşyada A, B, C, D diye giden ve enerji tasarrufunu simgeleyen bir sınıflandırma var. İnsanlar artık A sınıfı beyaz eşya alıyor. Aynı sınıflandırma konutlarda da var. Fakat insanlar bu konuda A, B, C sınıfı ev arayışı içine girmiyor. İnsanlar, yalıtımlı bir binada A sınıfı beyaz eşyadan çok daha fazla tasarruf edileceğini bilmiyor. Gürültüden, romatizmadan şikâyet ediyorlar, ateş pahası gelen doğalgaz faturalarından şikâyet ediyorlar ama bunu ortadan kaldırmanın kolay yolunun, yani konforlu bir hayatın yalıtımlı bir bina ile kolayca elde edileceğinin farkında değiller. En önemli şey, insanların kendilerini en azından A sınıfı buzdolaplarına koydukları meyve-sebze kadar kıymetli hissetmesi ve konforlu binalarda yaşamayı talep etmeleridir. Konfordan kastım lüks değil, güvenli ve sağlıklı yaşama koşullarından bahsediyorum. Konforu, yalıtım uygulamalarıyla gecekondu gibi sadece barınma ihtiyacını karşılayan evlerde de sağlarsınız; havuzlu, fitness center’li, özel otopark ve güvenlikli, lüks diye tanımlanan sitelerde de sağlarsınız. Lüks donanım tek başına konfor sağlamaz.

Diğer taraftan bir başka gerçek daha var... Türkiye’nin satın alma gücü ve milli gelirin dağılımı iyi gözüküyor ama reel hayatta bu böyle değil. Vatandaş kredi kartıyla yaşıyor. Dolayısıyla halkın büyük bir kesimi, konforlu bir konuta ulaşma hayalini bile kuramıyor; çünkü ulaşılmaz olarak görüyor. Devlet, ekonomiyi canlandırmak için ve ülke sathına yaymak için sanayiciyi teşvik ediyor. Sanayicinin üzerindeki vergi yükünü hafifletiyor. Sanayiciler yatırım yapsın ama ürettiği ürünü satın alacak bir kitleye de ihtiyacı var. Bu kitle hepimiziz. Devletin, sanayici kadar tüketiciyi de teşvik etmesi gerekiyor. Örneğin A sınıfı binaya geçmeyi talep eden vatandaşların dolaylı vergileri kaldırılmalı ya da kademeli olarak azaltılmalı. Devlet, finansman modelleriyle ve ödenebilir maliyetle tüketiciyi teşvik etmeli. Burada kazanan sadece vatandaş değil, aynı zamanda hem devletimiz hem de sanayici olacaktır.

Yalıtım:
Dernek olarak devletten başka beklentileriniz nelerdir?

Ferdi Erdoğan: Devletimizin bizi kendisinin, halkın ve iş hayatının bir parçası olarak algılaması ve bizi ister ilgili konularda danışman olarak ister piyasa denetim ve gözetiminde destek kuruluş olarak, isterse eğitim ve sertifikalandırma kurumu olarak kullanması ya da tümü üzerinden bizi ve benzer STK’ları görevlendirmesi en büyük beklentimiz. Bizim de hükümetimiz gibi planlarımız ve vizyonumuz 2023’e endeksli. Aynı amaçlarla çalışıyoruz. Devletin ayrı bir parçası değiliz. Sektörümüzün AB normlarında oluşmuş bilgi ve deneyimlerinden yararlanılması ve etkin olarak istifade edilmesi ve sonuçta en yüksek katma değerin elde edilmesi gerekiyor.

Yalıtım: Yalıtım sektöründe son dönemde yüksek derecede yalıtım yapan sıva ve kimyasal ürettiğini beyan eden birçok firma ortaya çıktı... Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?

Ferdi Erdoğan: Ben İZODER’in başkanıyım ama aynı zamanda 1966 yılından beri üretim yapan büyük bir harç ve sıva markasının da Genel Müdürüyüm. Yani bu konudaki teknolojiyi ve sektörü firmam da çok bilir, ben de çok iyi bilirim.

Sıva sektörü, bugünkü bilgilerle en fazla ısı yalıtımı konusunda katkı sağlayabilir. Bir yandan AB’yi kendimize örnek alırken, bir yandan onların sınıflamalarına giren ürünleri reddederek kendimize göre yeni ürün modelleri geliştirmemizin, küresel endüstride kabul ve talep görmesi gerekir. Bunu reddedip ve lokal kalarak, ben yaptım oldu mantığı bizi bilimsel bakış açısından uzaklaştırır ve tüketiciyi de yanlış yönlendirir. Üretimde, kalitenin başına “düşük” gelmeyecek, beyanın başına “yanlış” gelmeyecek, kayıtın sonuna “dışı” gelmeyecek. Dolayısıyla “haksız rekabet” olmayacak. Kısa vadede bakarak bunun bir marifet gibi ortaya koyarsanız ömrünüz de kısa vadeli olur ve alternatifi olarak kıyaslandığınız uluslararası kabul ve onay görmüş ürünlerin yanında çok ilgi görmez.

Dünyada özellikle yapı kimyasallarına hammadde üreten firmaların ilk 5’inin Ar-Ge’ye ayırdığı pay, tahminimce Türk ısı yalıtımı sektörünün hacminden daha büyüktür. Yani teknoloji üreten, inovasyon yaratan firmaların henüz bulamadığı şeyi “Ben buldum. Bizde eskiden de vardı, geçmişte atalarımız bunları kullanıyordu” konseptiyle açıklamak ve bu ürünlerin kabul görmesini iddia etmek biraz hayalcilik. Yeterli yalıtım yaptığı savunulan ürünlerin en azından uluslararası bir kabul görmesi gerekir. Böyle bir şey bulduğunuzda zaten pek çaba da sarf etmeniz gerekmez. Ürün hemen küreselleşir ya da küresel firmalar bedelini ödeyerek bunu sizden zaten alırlar ve gerçek anlamda küreselleştirirler. Bulan da köşeyi döner. Belki bir gün bu ürünler ve çözümler, gerçek standartları, uygulama ve toplam maliyette alternatiflerine göre rekabetçi avantajları karşılama konusunda gelişeceklerdir ama kıyasladıkları ürünlerin gelişimi nereye gidecektir, bilemiyorum. Bugün için öncelikle herkesin en azından AB standartlarındaki tanımlar, ürünlerden beklenen performanslar ve ölçümleri üzerinde anlaşması ve kendilerini konumlandırmaları şart diye düşünüyorum.

Yalıtım: EPS ve XPS gibi plastik kökenli yalıtım malzemeleri, yangın konusunda dirençsiz olmaları nedeniyle ve tehlikeli oldukları gerekçesiyle eleştiriliyorlar. Bu konudaki görüşleriniz nelerdir?
 
Ferdi Erdoğan: 1500’lü yıllardan itibaren İstanbul’un bir deprem bölgesi olmasından dolayı binaların ahşap yapılmasına karar verilmişti. Fakat ahşap binalar yangına dayanıksız olduklarından korkunç yangınlar çıkıyordu. Bir binada başlayan yangın koca bir semtin yanmasına neden olabiliyordu. Dolayısıyla zamanla ahşap binaların, özellikle büyük kentlerde yapılması gündemden düştü. Aradan epey bir zaman geçtikten sonra teknolojinin gelişmesiyle birlikte günümüzde hem depreme dayanıklı hem yangına dayanıklı 30 katlı ahşap gökdelen projeleri tanıtılmaya başlandı... XPS ve EPS gibi plastik ürünler tek başlarına binaların dışında duran malzemeler değildir. Bunların büyük bir bölümünün yangına tepkisi iyileştirilmiş olup, ayrıca uygulama sırasında sıvalar ve yapıştırıcılarla “Kompozit” hale getirilerek önleri ve arkaları yangına karşı da yalıtılmış olur. Bu malzemeler kompozit hale getirildiği için dış cephelerde kullanılmalarına yönetmelikler çerçevesinde izin verilmektedir. Örneğin bizim XPS’li ısı yalıtım sistemimiz Sibirya’daki onay merkezindeki bir binaya uygulatılarak ve bina gerçekten yakılarak teste tabi tutulmuş ve Rusya’da onay almıştır. Bu malzemeler, uygulama talimatlara göre ve yönetmeliklere göre tam yapıldığı müddetçe, Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de kullanılmaya devam edecektir.
Geri