Akademik Bakış

Prof. Dr. Rengin Ünver: “Yaptırıma İhtiyaç Var”


Mayıs - Haziran 2008 / Sayı 74

Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Yapı Fiziği Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. F. Rengin Ünver, yapı fiziği öğelerini bir bütün olarak ele almanın şart olduğunu ve konfor için üç temel bileşen olarak ısı, ses ve ışık açısından optimum çözümlerin sağlanması gerektiğini vurguluyor.

Yapı fiziği öğelerinden sadece ısı ya da sadece sesle ilgili bir iyileştirmenin kullanıcıların konforunu sağlamayacağını söyleyen Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Yapı Fiziği Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. F. Rengin Ünver, konforun sağlanması için bütün yapı fiziği öğelerini bir bütün olarak ele almak gerektiğini vurguluyor. Yapı fiziğini, kullanıcıların içinde bulundukları ortamlarda, fizik ortam öğeleri denilen ışık, ısı, ses, koku, renk ve hava devinimleri ile benzeri öğeler bakımından konforda bulunmalarını sağlamak olarak tanımlayan Prof. Dr. Rengin Ünver, “Genellikle konfor denilince lüks olarak algılanıyor. Bizim sözünü ettiğimiz konfor, yapılan eyleme göre, kullanıcı ihtiyaçları doğrultusunda gerekli koşulların sağlanması anlamına geliyor. Örneğin bir derslikte, derslerin verimli şekilde yürütülmesi için masaların üzerinde belli bir aydınlığın sağlanması gerekir. Öğrencilerin terlememesi, üşümemesi, gürültüden rahatsız olmaması ve hocanın anlattıklarını da kolaylıkla algılayabilmesi gerekiyor” diyor.

Yapılan iyileştirmeler ortam için olumlu olmayabilir
Yapı fiziği öğelerinin bir bütün olduğunu vurgulayan Ünver, yalnızca bir öğe için yapılan iyileştirmelerin, o ortam için tüm koşulların sağlandığı, ortamın yapı fiziği açısında olumlu olduğu anlamını taşımayacağını belirtiyor. Ünver şöyle devam ediyor: “Kullanıcının konforu için mutlaka en azından üç temel bileşen diyebileceğimiz ışık, ısı ve ses açısından da optimum çözümlerin yapılması gerekiyor. Konu bu bakış açısıyla ele alındığında, kullanıcının konforunu sağlayabilmek için gerekli sıcaklık, aydınlık, ses düzeyi ve benzeri ölçütler açısından mekanı sınırlayan elemanların, yani tavan, duvar, döşemelerin malzemeleri ve bu malzemelerin ışık geçirme- yansıtma çarpanları, ısı yutma çarpanları, ses geçirme ve yutma çarpanları önem kazanıyor”

“Yapı fiziği ilkeleri açısından, bir malzemenin ısı geçirgenliği katsayısının yüksek olması ilkesel olarak onun gözenekli bir malzeme olmasına bağlı. Bunu kullandığınız zaman ısının iletilmesi zorlaşır. Ses geçmemesi için de malzemenin kg/m2’sinin ağır olması gerekir. Bu ikisi birbiri ile çelişen bir durum. Yalnızca ısıyı aldığımız zaman ses açısından olumsuz çözümler, yalnızca sesi aldığımızda da ısı açısından olumsuz çözümler ortaya çıkar. Günümüzde yapı malzemesi seçenekleri arttı ve giderek de çoğalıyor. Bu da tasarımcılar için pek çok olanağı doğuruyor. Ancak bu malzemeleri seçerken, mutlaka o ortamdaki kullanıcıların tüm yapı fiziği öğeleri açısından konforda olmaları sağlanmalı. Tasarım sırasında birtakım malzemeleri seçmek durumundayız. Tasarım süreci içinde, bilimsel açıdan baktığımızda bir ortamda yapılan eyleme göre kullanıcının özelliklerine göre sağlanması gereken değerler var. Bu değerler literatürde ölçülmüş ve verilmiş. Örneğin bir derslikteki aydınlık düzeyi masa üstünde 500 lm/m2 olmalı. Ama önemli olan, bu değerlerin o ortamda, yapıda, mekanda sağlanması. Bu, olması gerektiğini bildiğimiz değerleri uygulamaya dökebilmek için tüm konularda olduğu gibi yapı fiziği konularında da birtakım yaptırımlara gereksinim var. Yani yaptırım olmadan bunların çoğu ya uygulanmaz ya da çok az uygulanır”

Işık, göz ardı ediliyor

“Kullanıcının yapı fiziği konforunu sağlamak için kesin olarak bir yasaya, yönetmeliğe, tüzüğe ihtiyacımız var. Özellikle Avrupa ve Amerika yasalar açısından bizden çok daha fazla yol kat etmiş.Ülkemizde ısıyla ilgili TS 825; sesle ilgili, Gürültü Kontrol Yönetmeliği var. Ancak ışık ile ilgili bir yaptırım yok. Işık ya da aydınlatma açısından bu tip sayısal değerler mutlaka sağlanmalı.”

“Diğer bileşenlerden birisi de renk. Gerek iç mekan renklendirmesi, gerek yapı yüzü renklendirmesi önemli konular. Yapı yüzü bir kenti ilgilendiriyor. Burada da estetik kaygıların yanı sıra yapı kabuğunun sınırladığı mekanlarda kullanıcı açısından gerekli koşulları sağlayacak ya da onlara yardımcı olacak nitelikte seçilmesi lazım. Boyanın rengi veya taş kaplamanın kalınlığı ısıyı ilgilendirecektir. Bu konuda ülkemizde bir düzenleme yok. Bazı belediyeler bir takım kısmi kısıtlamalar getirmeye çalışıyor ama bunlar yönetmelik değil. Genellikle tasarımcının ilgi ve beğenisi doğrultusunda biçimleniyor. Koku için ise hiç bir kriter yok. Hava devinimleri belli bir oranda ısının içinde yer alıyor ama onların da çok kenarda kaldığını söyleyebiliriz.”

Yönetmelik ve yaptırımlar bir arada olmalı
“Ülkemizde kullanıcıların konforuna yönelik olan fizik ortam öğelerine ilişkin yaptırımlar parça parça karşımıza çıkıyor. Fakat bu yönetmeliklerin ve yaptırımların hepsinin bir arada olması lazım. Bugünkü koşullarda bir tasarımcının hem ısı yönetmeliğini hem gürültü yönetmeliğini bilmesi hem de ışıkla ilgili bilgilere sahip olması gerekiyor ki bir optimizasyon yapabilsin.”

“1970’lerde petrol krizi başladı. Petrole bağımlılığı olabildiğince azaltmak için gerek ısı, gerek ışık açısından doğal kaynakların kullanımı güncel duruma geldi. Elbette bu en akılcı çözüm. 1990’larda Avrupa’da, ‘Isıtma ve aydınlatmada olabildiğince doğal kaynaklardan yararlanılmalı’ görüşü hakim oldu. Bu arada Türkiye’nin de AB’ye girme süreci başladı. Bu süreç içinde bizim de bu kurallara uygun olarak, yasal yönetmelikleri çıkartma durumumuz gündeme geldi. Nitekim 2007 Şubat’ta ‘Enerji Verimliliği Kanunu’ çıkarıldı. Bu kanunun AB’nin olmasını önerdiği konulara uygunluk gösterdiğini görüyoruz. Ama kanun olduğu için konular genel olarak ele alınıyor.”

Rasgele pencere yapılmamalı

“TS 825’ten önceki ısı yönetmeliği, yapı kabuğundaki açıklıklar (pencereler) ve dolu (opak) kısımlar için daha sınırlayıcıydı ve birtakım oranlar veriyordu. Ve o dönem ülkemizde yapılan yapıların cephelerindeki pencereler oldukça küçük oluyordu. TS 825 ile bu durum değişti, daha esneklik sağlandı. Ancak yine de mükemmel olduğu söylenemez. Pencereler dışarıyla, dış ortamla görsel ilişki kurmamızı ve doğal ışığın mekana alınmasını sağlar. Günümüz koşullarında yapay aydınlatma için tüketilen enerjinin azaltılması söz konusu olduğuna göre, özellikle gün boyu kullanılan mekanlarda doğal ışıktan yararlanılması en akılcı çözümdür. Ancak, pencerelerin konum ve büyüklükleri belirlenirken, doğal aydınlatma parametreleri dediğimiz tüm parametreler, kullanıcı gereksinimleri, yapı dışı engeller, iç yüzeylerin ışık yansıtma çarpanı vb. dikkate alınmalı ve rasgele pencere yapılmamalıdır. Gereksinimlere göre değişik pencere büyüklükleri olabilir. Tasarımlarda, görsel ilişki ve doğal aydınlatma açısından zorunlu olan pencerelerin, genelde ısı ve ses açısından, yapı kabuğunun dolu bölümlerine göre daha zayıf elemanlar olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Kullanıcı konforu bakımından yapı fiziği öğelerinin bir bütün olduğu ve tüm öğeler için gerekli koşullar sağlanması gerektiğinden, yapı kabuğu tasarımlarında, pencereler oluşturulurken de mekandaki ışık, ısı ve ses konuları birlikte ele alınmalıdır.”


Geri