E-dergi
e-dergi
Akademik Bakış

Nevada Üniversitesi Makine Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yunus Ali Çengel: "Enerji Verimliliği Kanunu, çekici ismine rağmen heyecan vermiyor!"


Eylül - Ekim 2007 / Sayı 68

Amerika Birleşik Devletleri'nde uygulanan enerji tasarrufu tedbirleri hakkında bilgi aldığımız ve bu sene Yıldız Teknik Üniversitesi'nde de ders verecek olan Nevada Üniversitesi Makine Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yunus Ali Çengel, geçtiğimiz aylarda yürürlüğe giren Enerji Verimliliği Kanunu'nun heyecan vermekten uzak olduğunu düşünüyor. Çengel ayrıca, "Türkiye'de yalıtım ve tasarruf kavramlarını tam olarak yerleştirmeden nükleer enerjinin gerekip gerekmediğini tartışmanın da bir anlamı yok!" diyor...



Amerika Birleşik Devletleri enerji tasarrufu ve yalıtım konularında dünyanın önde gelen ülkelerinden birisi. Ülkede özellikle 1973 yılında yaşanan petrol krizinin ardından enerjinin verimli kullanımıyla ilgili yoğun bir çalışma programı uygulandı. Bu kapsamda devlet, özel sektör ve üniversiteler birlikte çalışarak yol haritaları çıkardılar. Kanunlar, yönetmelikler oluşturuldu, üniversitelere kaynak aktarıldı, yeni teknolojiler geliştirildi, özel sektör desteklendi ve vatandaşta enerji tasarrufu bilinci geliştirildi. Uygulamaya konulan tasarruf tedbirleri sonucu ekonomideki büyüme devam ederken enerji kullanımı 1975 ve 1985 yılları arasında sabit kaldı. Yani ekonomideki büyümenin ihtiyaç duyduğu ek enerji tasarrufla sağlandı. En önemlisiyse bu tasarrufun hayat standartlarını düşürmeden yapılmasıydı. 1973 ile 2000 yılları arasındaysa ABD ekonomisi yüzde 126 büyürken enerji kullanımındaki artış yüzde 30’da kaldı. Yani ekonomideki büyüme hızının beşte birinde. Ayrıca 1990-2000 yılları arasında sanayi üretimi yüzde 41 artarken sanayide elektrik kullanımı ise sadece yüzde 11 arttı...

Biz de bu çarpıcı gelişmeleri yakından takip eden ve Nevada Üniversitesi Makine Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Yunus Ali Çengel ile bir görüşme gerçekleştirdik. Çengel’i çoğunuz ABD ve dünyada yaygın olarak okutulan ve Türkçe dahil bir çok dile çevrilen Termodinamik kitabının yazarı olarak tanıyorsunuz. Bir süre önce Nevada Üniversitesi Endüstriyel Etüt Merkezi’nin de direktörlüğünü yapan Çengel, onlarca sanayi tesisinde enerji etütleri yapmış ve başta yalıtım olmak üzere tasarruf ve verimlilikle ilgili çok sayıda makale hazırlamış. Bu yarıyıl Yıldız Teknik Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak da ders verecek olan Çengel, ABD’de tasarruf tedbirlerinin etkisinin çarpıcı olarak görüldüğü sahalardan birisinin iptal edilen nükleer santraller olduğunu belirtiyor. “ABD tasarrufla tanışmadan önce büyüyen ekonomisinin elektrik ihtiyacını nükleer santrallerle karşılamayı planlıyordu ve 1970’li yıllarda onlarca nükleer santralin inşasına başlanmıştı. Ancak öngörülmeyen bir şey oldu; tasarruf tedbirleri, büyüyen ekonominin enerji ihtiyacını karşılamaya kafi geldi. Sonunda toplam 107 bin MW kapasiteli değişik yapım aşamalarındaki 97 nükleer santral iptal edildi.  Harcanan on milyarlarca dolar boşa gitti.” diyen Prof. Dr. Yunus Ali Çengel, bu iptallerin yüzde 90’ının 1974 ve 1984 yılları arasında olmasının ve 1979’dan beri yeni nükleer santral kurulmamasının, gerçekleştirilen tasarruf tedbirlerinin etkisini açıkça gösterdiğini vurguluyor.

Bu tecrübeden çıkarılacak dersin, ekonomik ve yerli tasarruf tedbirleri dururken bunları göz ardı edip dışa bağımlı ve pahalı nükleer enerjiye yönelmenin, yakın tarihten ders almamak olduğunu dile getiren Çengel şöyle devam ediyor: “Türkiye’de enerji israfı had safhada olduğu halde, ekonomik büyüme için gerekli enerji kaynağı olarak nükleer dahil her tür enerji konuşulup tartışılıyor; ama nedense artan enerji ihtiyacımızı yıllarca karşılayabilecek olan en büyük enerji kaynağı tasarruftan neredeyse hiç bahsedilmiyor. Nükleer enerjiye bir itirazımız yok. Fakat nükleer enerji ilk akla gelecek çözümlerden birisi değil. İlk öncelik tasarruf, tasarrufta da ilk öncelik yalıtım. Bunun zihinlere nakşedilmesi lazım. Isı yalıtımı sürdürülebilir gelişme ve ekonomik büyümeyi mümkün kılarken hava kirliliğini de azaltıyor...”

“ABD’de 1996 yılında yayınlanan bir çalışma, binalara uygulanan yalıtımın ısıtma ve soğutma için gerekli enerji kullanımını konutlarda yüzde 51 azaltarak yılda 10.4 Quad, ticari binalarda da yüzde 18 azaltarak yılda 1.5 Quad enerji tasarrufu sağladığını gösteriyor. Tüm konut amaçlı ve ticari binalardaki (endüstriyel tesisler hariç) yıllık tasarruf ise enerji kullanımında, yüzde 42’ye karşılık gelen 11.9 Quad (2 milyar varil petrole eşdeğer) olmuş. Bu, ülke çapındaki tüm enerji tasarrufunun yüzde 15’ine karşılık geliyor ve karbondioksit emisyonunda yılda 780 milyon tonluk bir azalmayı beraberinde getiriyor. Yine başka bir örnek vermek gerekirse, ABD’de federal hükümet binalarında 1985-2000 yılları arasında metrekare başına enerji kullanımı yüzde 20 azalmış. Bu süre zarfındaki hükümetin toplam enerji kullanımındaki azalma ise yüzde 20’den de fazla olmuş. Türkiye’de ise kamu kurum ve kuruluşlarına hizmet içi eğitim programları kapsamında bol miktarda enerji tasarrufu konulu seminerler veriliyor. Bu eğitim ve seminerlerin kamu binalarında ne kadar tasarruf sağladığı gerçekten merak konusu. Ülkemizde faaliyet gösteren Ulusal Enerji Tasarrufu Merkezi faaliyet raporlarında verdiği seminer sayısı ve bulunduğu etkinliklerle beraber bireylere, kurumlara ve ülkeye ne kadar enerji tasarruf ettirdiğini yazarsa sanırım çok daha faydalı olur. Belki daha az konuşup daha çok iş yapma prensibini tekrar keşfetmek gerekiyor...”

Türkiye’de “derebeylik” havası hakim
“Türkiye’de çok detaylı yönetmelikler, yasalar çıkmaya başladı ama bunu ne müteahhit ne de belediye biliyor. Tüketicinin ise böyle bir şeyden haberi yok. Dolayısıyla vatandaş yalıtımı ve enerji tasarrufunu talep edemiyor. Kanun iş yapmıyor; işi insanlar yapıyor. Belediyeler bunun şuurunda değil ve zorlamıyor. Müteahhit de en hızlı, en ucuz neyse onu yapıyor. Sonunda yalıtım güme gidiyor. Kanun ve yönetmelikler uygulanmalı. Bir devlet politikası olması lazım. Ama maalesef devlet bir kanun veya yönetmelik çıkardığı zaman görevini yaptım zannediyor. Sonra birkaç bürokrata havale ediliyor, onlar da genelge çıkaracaklar diye aylar geçiyor. Çıkan genelge de raflara gidiyor. Enerji tasarrufuna yönelik bir seferberlik lazım. Devlet kademelerinde, özel sektörde, üniversitelerde söz söyleyebilecek insanların elbirliğiyle bu bilinci oluşturması lazım. Bunlar hızlı ve çabuk yapılmalı. Yalıtım yaptırmayan kendini suçlu hissetmeli. Türkiye’de istişare bilinci ve takım ruhu gelişmiş değil. Bir derebeylik havası hakim. Herkes kendi telinden çalıyor, herkes ahkam kesiyor. Yani milli bir dava etrafında toplanıp tam saha baskı uygulanması gerekiyor. Takımlar kurulmalı, faaliyete geçilmesi, herkesin çalışması lazım. Bu konuda da başta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı olmak üzere devletin direksiyon başına geçmesi gerekiyor. Bakanlık teşvik ediyor ama maalesef bu çalışmalar ivme kazanamıyor. Enerji Verimliliği Yasası bile duyurulamıyor...”

Nükleer enerjiyi konuşmanın bir anlamı yok!
“Türkiye’de ekonomi büyüyor ve Enerji Bakanlığı da ihtiyaç duyulacak elektriğin önemli bir kısmını, kurulacak nükleer santrallerden sağlamayı planlıyor. Bu konuda bayağı hummalı bir çalışma içindeler. Fakat Amerika’daki şuurun yerleşmesi; yani ihtiyacımız olan enerjinin bir kısmını tasarrufla sağlayabilmemiz gerekiyor. Teşvik çok önemli ve gerekirse ceza mekanizması devreye sokulmalı. Türkiye’de şu anda enerji konusundaki bir numaralı problem yeterince yalıtım olmayışı. Bir kişi enerji hakkında konuşuyorsa, kullandığı on kelimeden dördü ‘yalıtım’ veya ‘tasarruf’ olmalı. Bunları bırakıp da nükleer enerjinin gerekip gerekmediğini tartışmanın anlamı yok. Bir seferberlik havası yaratılsa nükleer santrale bu etapta gerek kalmayacak. Onun üreteceği enerji tasarruftan sağlanacak. Mesela 2000’de Ankara’da yapılan Türkiye 8. Enerji Kongresi’nde yayınlanan bir araştırmada Türkiye’deki 11.5 milyon konutun sadece yüzde 10’unda çatı yalıtımı ve yüzde 9’unda çift cam olduğunu ifade etmektedir. Bu da binalarda yalıtım uygulamalarının artırılmasıyla kayda değer bir tasarrufun sağlanacağını açıkça göstermektedir...”

Enerji Verimliliği Kanunu çekici ismine rağmen heyecan vermiyor
“Enerji kaynakları ve enerjinin kullanılmasında verimliliğin artırılması amacıyla hazırlanan ve 2 Mayıs 2007 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Enerji Verimliliği Kanunu, çekici ismine rağmen heyecan vermekten uzak. Zaten oldukça detaylı olan kanun ilave yönetmeliklerin de hazırlanmasını öngörüyor ve enerji verimliliği faaliyetlerini adeta tekelleştiriyor. Yaygınlaştırılması gereken enerji verimliliğini artırma faaliyetleri merkezileştiriliyor ve bürokratik formalitelerle dolu dar bir mecraya hapsediliyor. Aslında yapılması gereken bunun tam tersi, yani ülke çapında topyekün bir tasarruf seferberliğinin önünün açılması ve herkesin aktif rol almaya teşvik edilmesi. Kanun, yeni bir formaliteler zinciri oluşturuyor ve enerji verimlilik faaliyetlerini sadece bir kuruma ve yetkilendirilmiş bir grup insana hasrediyor. Gönül isterdi ki kanun, insana güvene, işbirliğine ve yaratıcılığa dayanan ‘demokrat’ bir zemin oluştursun. Ve takımların kurulmasını teşvik etsin; kabuğa değil öze ağırlık versin. Mesela her yıl kanun zoruyla düzenlenen Enerji Verimliliği Haftası etkinlikleri, sonunda ‘dostlar alışverişte görsün’ kabilinden ruhsuz bir bürokratik panayıra ve bir formaliteye dönüşüyor. Ve enerji tasarrufu gibi yüksek bir gaye için yapılan bir etkinlik, bir çok kişinin zaman ve enerjisinin israfıyla sona eriyor; bunca yıldır Yerli Malı Haftası düzenleyip, yerli malı edebiyatı yapa yapa ülkenin bir ithal mallar cenneti haline gelmesi gibi...”

Maalesef Türkiye’deki tek oyuncu “Özel Sektör!..”
“Yalıtım ve tasarruf bilincinin Türkiye’de kısa zaman içinde gelişeceğine dair şimdilik hiçbir gösterge yok. Bir takım çalışması havası ve heyecan yaratılamıyor. Üniversiteler büyük etapta gerçek hayattan kopuk ve kendi kısır gündemleriyle meşgul. Devlet kurumları ise takım kurma yerine herşeyi kendileri yapma ve kontrolü elden kaçırmama telaşında. Özel sektör piyasadaki tek oyuncu gibi görünüyor ve bu tabii ki yeterli değil. Yalıtımın yaygınlaştırılması ve verimlilik konularında üniversitelerin ciddi bir oyuncu olması gerekiyor. ABD’de öğretim üyelerinin piyasaya serbestçe danışmanlık hizmeti vererek bilgi ve birikimlerini toplumun hizmetine sunması teşvik edilirken, Türkiye’de bu konuda daha ziyade caydırıcılık hakim. Öğretim üyeleri ülkenin çözüm bekleyen problemlerine değil uluslararası yayın yapılabilecek konulara yönlendirilip adeta ‘yayıncılık oyunu’ oynamaya teşvik ediliyor. ABD’de öğretim üyeleri ne kadar fazla firmaya danışmanlık yaparlarsa o kadar fazla puan alıyorlar (ki bu akademik unvan ve maaş artışlarına da olumlu katkı yapıyor) ve kimse sağlanan ilave gelire karışmıyor. Hatta danışmanlık yapılan konulardan ve firmalarla ortak çalışmalardan bazen çok güzel yayınlar da çıkıyor ve bu tecrübelerden başkalarının da faydalanması sağlanıyor. Topluma sunulan hizmet akademik yayınlar kadar önemlidir ve üniversitelerde akademik ünvanların verilmesinde hizmet unsuruna ağırlık verilmelidir...”

Devlet ve üniversiteler misyon odaklı çalışmalı

“Yalıtım konusunda özel sektör oldukça gayretli, ama sacayağının ikisi eksik olunca bu gayretler yetersiz kalıyor. Devlet kurumları ve üniversitelerin enerji israfı ile mücadeleye bir an önce girmesi lazım. Devletin ve üniversitelerin özel sektör anlayışıyla, misyon odaklı çalışmaları gerekir. Mesela 2010 yılı için yalıtım ve tasarruf hedefleri belirlenmeli ve bu hedefler doğrultusunda çalışılmalıdır. Gerekirse teşviklerle yalıtım faaliyetlerine bir ivme kazandırılmalıdır. Yalıtıma yapılan yatırımın genellikle birkaç yıl içinde enerji tasarrufu olarak geri döndüğü zihinlere kazınmalı ve başta yalıtım olmak üzere enerji verimliliği hayatın parçası haline gelmelidir...”


Geri