E-dergi
e-dergi
Portre & Röportaj

Mardav Yalıtım Pazarlama ve İş Geliştirme Direktörü Gülay Dindoruk




Mayıs - Haziran 2009 / Sayı 78

Yalıtım sektörünün son yıllardaki yükselişi ve mücadelesinde “kadınların” da payı yok değil... Bu isimlerin arasında en dikkat çekici şahsiyet ise Mardav Yalıtım’ın Pazarlama ve İş Geliştirme Direktörü Gülay Dindoruk... İZODER’in İletişim Komisyonu başkanlığını da yürüten Dindoruk, genç yaşına rağmen hayatına bir çok şeyi sığdırmış...

“İstanbul’da, 1971 yılında doğdum. Annem ev hanımı, babamsa Türk Hava Yolları’nda teknisyendi. Sakin ve dengeli bir çocukluk dönemi geçirdim. Benden dört yaş küçük bir de kız kardeşim var. İlkokul ikinci sınıftayken, herkesin birbirini tanıdığı, yakın ilişkilerin olduğu THY’nin Ulus’taki sitesine taşındık. İki sene sonra babam Paris’e atandı. Aile olarak gidip gitmeme konusunda karar vermekte biraz zorlanmıştık. Anadolu Lisesi sınavlarına hazırlanıyordum ve iddialıydım. Yepyeni bir sisteme geçiş konusundan kararsızlıklar yaşıyorduk. Fakat hep beraber olma isteğimiz ağır bastığından 1981 yılının yaz aylarında Paris’e yerleştik. Evimiz havaalanına yakın bir bölgedeydi. Okullar henüz açılmadığından, eve yakın parklara gider, elimizdeki sözlükle yaşıtlarımızla konuşmaya çalışırdık...”

“Normal bir Fransız okuluna başlamıştım. Beşinci sınıfa devam etmem gereken sene birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıfların derslerine girerek geçti; ancak ertesi yıl beşinci sınıfa devam edebildim. Bir çocuk için oldukça mücadeleci bir yıl geçirdim. Daha sonrasındaysa rahat okul ortamı, çevre ve sınav stresi olmaması çok keyifli bir genç kızlık dönemi geçirmemi sağladı. Oradaki hayat ve kültür sanırım hayata bakışımı ve şimdiki ben olmamı ciddi şekilde etkiledi. Paris çok güzel bir şehirdi. Çevremiz ağırlıklı olarak yine THY, Türkiye  konsolosluk ve resmi kurumlardaki  atanmış personelden oluşuyordu. Bu ahbaplıklarımızın katkısıyla Fransa’da kültürel, sanatsal anlamda görmediğimiz yer kalmamıştı. Türkiye’yle de bağımızı koparmıyorduk. Üç dört ayda bir İstanbul’a geliyorduk. Paris’teki beşinci yılın sonunda da kardeşim ve ben Türkiye’ye döndük. Ailemiz bir sene daha kaldı...”

Galatasaray Lisesi yılları...
“Türkiye’ye dönüşte hangi okula devam edeceğim konusunu da kendi aramızda tartışıyorduk. Galatasaray Lisesi’nin ara sınavlarına girdim ve kazandım. O yıl itibariyle ‘Galatasaray Liseli’ olmuştum.”

“Hem çalışkandım hem de dersleri hızlı kavrardım. Bu özelliğimle 14 yaşımdan itibaren, alt sınıflardaki veya farklı liselerdeki öğrencilere Fransızca, Matematik, Fizik ve Kimya dersleri veriyordum. Hatta o dönemde bazı Fransız liselerinde öğrencilere özel ders veren popüler bir öğretmen bile olmuştum. Bu derslerin, şimdiki hayatımda verdiğim seminer veya sunumlarda da faydasını görüyorum. Anlatış tarzındaki edinilen deneyimler yararlı oluyor...”

“Galatasaray Lisesi her yönüyle çok güzel bir okuldu; Ortaköy’deydi ve çok güzel bir manzaraya sahipti. Ben de genelde hep cam kenarlarındaki sıraları tercih ederdim. Yine, Paris’e gitmeden önce oturduğumuz Ulus’taki sitede oturuyorduk. Ev ve okulun yakın olması büyük bir avantajdı. Yatılı okumamama rağmen, yatılı okulun havası tüm arkadaşlıklara yansıyor ve daha derin arkadaşlıkların kurulmasına imkan tanıyordu. Çoğunlukta olan yabancı öğretmenlerimiz ve okul yönetimi de disiplini bırakmadan, çocukların kendilerini ifade etmelerini sağlayan bir politika izliyorlardı. Ufak tefek haylazlıklarımız da olmuyor değildi.  Okul kapısından çıkmak zor olduğundan, sandalla okula yanaşan arkadaşlarımızın yardımıyla dersleri ‘kırdığımız’ çok olmuştu. Bu yöntemi yatılı olan arkadaşlarımız da çok kullanırlardı. Lise son sınıfta Beyoğlu’ndaki binaya geçmemizle üniversite sınavı hazırlıklarından arta kalan zamanda Beyoğlu’ndaki mekanlarda daha fazla vakit geçirmeye başladık.”

Her Beşiktaş maçında stadyumdaydım
“15 yaşıma kadar Beşiktaşlıydım. Babam çok koyu bir Beşiktaşlı olduğundan bizi de her Beşiktaş maçında stadyuma götürürdü. Fakat Galatasaray Lisesi’ne girmem ve özellikle kulüpte kürek sporuyla ilgilenip şampiyonluklar kazanmamla birlikte, Galatasaray camiasına kendimi daha yakın hissettim ve taraftar olmanın sadece futbolla ilgili değil, bir camianın parçası olmakla ilgili olduğuna karar verdim. Halen eşim ve ben Galatasaray kongre üyesiyiz. Pek maçlara gitmiyoruz, televizyondan seyrediyoruz. Ama çocukluktan kalma futbol bilgilerimle futbolu da keyifle izliyorum.

Kürek Milli takımına seçildim

“Paris’te de, Galatasaray Lisesi’nde de sporla uğraştım. Hentbol takımında kalecilik ve   voleybol gibi pek çok değişik denemelerim olmuştu. Fakat toplu sporlarda pek başarı elde edememiştim. Lise birinci sınıfta,  beden eğitimi öğretmenimin yönlendirmesiyle Galatasaray Adası’nda kürek sporuna başladım. Bu, lise hayatımdaki önemli dönüm noktalarından birisidir. Ada, yazın sadece üyelerin geldiği, kışın da terk edilmiş izlenimi veren sosyal bir mekandı. Kürek çekmek inanılmaz zor, meşakkatli, ciddi kondüsyon isteyen bir spor olmasına rağmen çok sevmiştim. Hayatıma farklı ama zevkli bir disiplin de katmıştı. Sabahın erken saatlerinde kalkar, adaya gider, Boğaz trafiği başlamadan antrenmanımızı yapardık. Sonrasında da okula giderdik. Derslerden sonra da antrenman olurdu. İnanılmaz bir tempoya girmiştim. Kürek sporuna altı yıl devam ettim. İlk yıl gençler kategorisindeydim, sonrasında A takımına girdim. Bireysel ve takım olarak iki kez iki çifte, iki kez de dört tek kategorilerinde olmak üzere dört kez Türkiye şampiyonluğu kazandım. İki kez de milli takıma seçilip uluslarası yarışmalarda yarıştım. Bu spor, hayatıma çok şey kattı ve oradaki edinimlerimin iş hayatında çok faydasını gördüm. Takım çalışmasını, sorumluluğu,  başa baş mücadeleyi, sınırlarımı zorlamayı ve disiplini bu dönemde öğrendim. Kürek sporuna bugünlerde denizde değil de evimdeki Concept 2 kürek aletiyle devam ediyorum...”

Herkes dershanelere giderken ben kürek çekiyordum
Tüm okul hayatım boyunca  özel dersler veriyordum, yaz aylarında  uluslararası kongrelerde çevirmenlik, tur operatörlüğü ve hosteslik yapıyordum. Böyle ortamlarda bulunmak ve fazladan kendi paramı kazanmak çok hoşuma gidiyordu. O dönemde üniversite sınavlarına da hazırlanmam gerekiyordu. Matematik ve fen  derslerim çok iyi olduğundan, bilinçli bir tercih olmamakla birlikte mühendislikle ilgili bir bölüm seçmeyi düşünüyordum. Diğer taraftan yabancı dilim iyi olduğundan uluslararası ilişkiler bölümü de ilgimi çekiyordu. Ciddi kararsızlıklar yaşadığımı söyleyebilirim. Sonunda mühendislikte karar kıldım. Hem yine Boğaz hattında olması hem de popülerliği dolayısıyla Boğaziçi Üniversitesi’ni istiyordum. Oraya gireceğim konusunda da başta ben olmak üzere herkes kesin gözüyle bakıyordu. Fakat arkadaşlarım harıl harıl dershanelerde çalışırken, ben kürek ve diğer aktivitelerle ilgileniyor, kendime fazla güveniyordum...”

En favori mekanımız Rumelihisarı’ydı
1991 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Elektrik mühendisliği bölümünü kazandım. İlk tercihlerime giremediğim için kendime kızmama rağmen İTÜ’ye girer girmez doğru yerde olduğumu anladım. Okulun yeri Gümüşsuyu’ndaydı. Yeri güzeldi ama okul içinde hiçbir sosyallik yoktu. Galatasaray Lisesi’nden farklı bir öğrenci profili vardı. Bazı öğrenciler sürekli ders çalışıyor, bazıları da iyice boş vermiş bir hava içinde bulunuyorlardı. Dersler de tabii lisedekinden oldukça ağırdı. Ders sayısı fazlaydı. Sabah dokuzdan beşe kadar sürekli dersler olurdu. Arada bir kantinde king partileri hariç genelde derslere devamlılığım iyiydi. O dönemdeki sosyal hayatım daha çok lise ve kürek takımımdaki arkadaşlarımla devam etmesine rağmen okulda da güzel arkadaşlıklar edinmiştim. Rumelihisarı’ndaki yakın bir arkadaşımızın boğaz manzaralı evinde buluşmak, final dönemi orada ders çalışmak en çok yaptığımız şeylerden birisiydi. Favori mekanımız Rumelihisarı; favori yemeğimizse teknede balık ekmekti...”

Okulu 13. sırada bitirdim
“Üniversite hayatım boyunca hiç sabahlara kadar ders çalışmadım. Dersleri hep derste öğrenmeye gayret gösterdim. Final dönemlerinde bile notlarımın üzerinden birkez geçer, en geç 12’de defteri kitabı kapatırdım. Hızlı çalışmayı, hızlı karar almayı, notlar tutmayı severim. Üniversite eğitimim boyunca sadece bir dersi bütünlemeye bıraktım ve okulu 1995 yılında 13. sırada bitirdim.”

Schneider Elektrik’te çalışacağımı düşünüyordum...
“Üniversite döneminde Alarko, Siemens ve Arçelik’te stajlar yapmıştım. Okul sonrası da motor, güç elektroniği veya otomasyon sanayiinde çalışacağımı düşünüyordum. Asistan olarak kalmam konusunda da bazı hocalarımın telkinleri oluyordu. O zamanlar erkek arkadaşım olan şimdiki eşim de aynı yönde telkinlerde bulunuyordu. Bütün erkekler eşlerinin öğretmen olmasını ister. Fakat okulda kalmak bana çok cazip gelmedi; özel sektörde çalışmayı kafama koymuştum. Üniversitede, firmaların organize ettiği kariyer günleri toplantılarına katılıyordum. Bu firmalardan birisi de Schneider Elektrik firmasıydı. Hem Fransa’da kalmış olmam hem de Galatasaray Lisesi mezunu olmam onların dikkatini çekmişti. Beni daha okul bitmeden görüşmeye çağırmışlar ve iş teklifinde bulunmuşlardı. Ben de okul sonrası Schneider Elektrik’te çalışacağımı düşünüyordum; fakat...”

“Üniversite son sınıfta hayatımda acısı ve tatlısıyla büyük değişiklikler yaşadım. Bunlardan birisi anne ve babamın ayrılmalarıydı. Bir diğeri, kürek takımından arkadaşım olan Varol ile nişanlanmam oldu. Tam bir genç kız rüyası tarzında kemancılar, çiçekler ve mum ışığında bir yemek eşliğinde çok romantik bir evlenme teklifi almıştım. Daha sonrasında okul bitimi ve sonrasının hazırlıkları derken hareketli bir dönem geçirdim. Bu dönem kürek sporunu da bıraktım. Artık o tempoda devam edemeyeceğime karar vermiştim. Biraz daha profesyonel hayat odaklanmıştım.”

Hastalığımın ciddiyetini  bilmiyordum
“İkinci tatsız olay ise rahatsızlığım oldu... Pazartesi günü Schneider Elektrik’te Ürün Sorumlusu olarak işe başlayacaktım. Fakat o cumartesi, zaten bir süredir beni rahatsız eden tuhaflıklar dayanılmayacak boyuta ulaşınca Çapa Acil’e gitmek zorunda kalmış ve orada altı ay geçirmiştim. Hastaneye gittiğimde meğerse son enerjimi kullanıyormuşum. Hastaneye yattıktan bir ay sonra kemoterapiye başlayana kadar da kan kanserinin çok zorlu bir türüne  yakalandığımı bilmiyor, kendime konduramıyordum. İlk bir ay, Türkiye’ye ilk defa gelmiş, bakanlıktan tek kopyasını aldığımız bir ilaç üzerimde denenmişti. Hala tıpta ders olarak okutuluyorum. Ağır ve çok zor tedavilerin yapıldığı, tüm hayatımı sorguladığım bir dönemdi.”

Ölümden değil, hayatı kaçırmaktan korktum
“Ölümden hiç kormadım, sadece hayatı kaçırmaktan korktum. Tek şansım ve mutluluğumsa başta anne tarafımın, arkadaşlarımın ve nişanlımın destekleriydi. Ne kadar çok dostum ve sevenim olduğunu o dönemde anladım. Sevgiye o dönemde doydum. Ölümle yaşamın iç içe olduğu bir ortamdı. Annem beni adeta tekrar doğurdu, büyüttü; nişanlım ise beni birgün olsun yalnız bırakmadı ve bana yaşamak için ümit verdi. Kürek sporundan kaldığına inandığım mücadeleci yönüm de bu dönemde bana büyük avantajlar sağladı.”  
 
Yeni hayat yeni dönem

“Hastanedeki altı ayım ciddi fiziksel değişimler ve sıkıntılarla geçti. Hastaneden çıktıktan sonra yaklaşık bir ay istirahat ettim. Hastalığın tekrarlama riski olduğundan tedavi süreci iki buçuk yıl sürdü. Hiperaktif bir yapım olduğundan, o istirahat sürecinden çok da hoşlanmıyordum. Doktorumun da yönlendirmesiyle, hastalık psikolojisinden kurtulmak için yeni bir hayata, yeni bir döneme adım attım. Kafamı dağıtmam gerekiyordu. Gazete ilanından, AGT Garanti Sigorta’nın proje yöneticisi aradığını öğrendim ve başvurdum. Yeni IT projelerini yürütecek bir ekip kuruyorlardı. Yardımcı proje yöneticisi olarak işe başladım. Görevim gereği iş akışlarını kontrol ediyor, farklılık analizlerini çıkartıyor ve yazılımcıları yönlendiriyordum. İlk zamanlar hareketi sevdiğimden güzel geliyordu. Fakat işler yavaşlayınca sıkılmaya başladım. Projenin ilk safhasından sonra iş rutine bindi. Ve üç ayın sonunda, yine Schneider Elektrik’ten gelen teklifle oradan ayrıldım.”

Schneider Elektrik’te ürün yöneticisi olarak işe başladım

“Zaten içimde, hastalığımdan dolayı giremediğim Schneider Elektrik’te çalışma arzusu vardı. Beni aradıklarında düşünmeden hemen teklifi kabul ettim. Schneider Elektrik hem bir Fransız şirketiydi hem de eğitimim doğrultusunda çalışabileceğim büyük bir yapıydı. Benim için iyi bir moral olmuştu. Ürün yöneticisi olarak işe başladım. Hem Fransızca’mı kullanabiliyor, hem pazarlama yapabiliyor hem de mühendislik alanından bağımı koparmıyordum. İstediğim her şey vardı. İki buçuk yıllık süreç içerisinde endüstriyel pazarlamanın nasıl yapılması gerektiği konusunda çok şey öğrendim. Mühendislik ve pazarlama açısından bir okuldaymış gibi yararlı bir süreç yaşadım. Bayi ilişkileri, pazar araştırmaları, müşterilerle temas, yeni ürün lansmanları, fiyatlandırma ve konumlandırma gibi pazarlama unsurlarının çoğunu Schneider’da öğrendim.”

Ufkum açıldı

“Elektromekanik ürünlerin ürün sorumlusu olarak başladığım Schneider Elektrik’te zaman geçtikçe bana hız kontrol cihazları gibi diğer ürünlerin de sorumluluğu verildi. Hem teknik, hem ticari anlamda sorumlulukları ağır işler yüklendim. Her zaman pazarın içinde olmayı sevdim. Gerektiğinde satışa destek olmak için dev bir vincin tepesine çıkıyor, hız kontrol cihazı bağlayabiliyor ya da termik santrallerde, fabrikalarda sistemlerin kurulmasına destek oluyordum.”

“Evliliğimi de yine bu dönemde, 1996 yılının kasım ayında yaptım. Ulus’ta bir ev tuttuk. Çok hareketli bir dönemdi. Gençtim, hırslıydım. İşte de gece gündüz çalışıyordum. Fakat kariyerim açısından Schneider Elektrik’in çok uygun bir yer olmadığını düşündüm. Bütün bölüm müdürleri Fransa’dan geliyordu. İlerleme şansım pek yok gibiydi. Ve o heyecanla  bazı arayışlara girdim. Danışmanlık firmalarına özgeçmişimi yolladım. Bir gün beni arayıp, bir inşaat firmasının ürün yöneticisi aradığını ilettiler. İş tanımı olarak da daha önceki işlerimle bire bir uyan bir pozisyondu. Tek fark sektördü.”

Yarım gün Mardav, yarım gün Schneider Elektrik

Sözünü ettikleri firma Mardav’dı... İş görüşmemi o dönemin genel müdürü Kerem Bikmen ve Dow Bölge Yöneticisi Thanos Thomas ile yaptım. Ofis Fındıklı’da, Boğaz’a nazır bir konumdaydı. İnanılmaz manzarası beni çok etkilemişti. Farklı bir sektör olması dolayısıyla tereddütlerim vardı. Fakat Kerem Bey’in, yapabileceğim konusunda güçlü bir inancı bulunuyordu. Ve 1998 yılının Ağustos ayında Mardav’da işe başladım. Mardav o dönemde pazarlama anlamında vizyonunu geliştirecek, ürün portföyünü genişletecek, bayi kanalını büyütecek ve inşaat sektöründe farklı çözümler sunabilecek bir şirket olma yolunda ilk adımları atıyordu. Bir satış organizasyonu vardı. Pazarı geliştirmek için ciddi spesifikasyon çalışmalarına başlanmıştı.”

Styrofoam köpükleri inceliyordum

“Mardav’ın da Dow dolayısıyla uluslararası bilgi birikimi çok fazlaydı. İnşaat sektörü hakkındaki çekincelerim, işe başladıktan sonra yavaş yavaş kayboldu. Sektörü öğrenmemde hem Kerem Bey, hem o zamanki satış müdürümüz olan şimdiki genel müdürümüz Levent Pelesen’in ve yine o dönemki teknik müdürümüz, şimdiki Dow Building Solutions Yöneticisi  Durmuş Topçu ile diğer iş arkadaşlarım çok yardımcı oldular. Styrofoam köpükleri yakından inceliyor, aralarındaki farkları, detayları öğreniyor ve anlamaya çalışıyordum. Bana ilk devredilen işler sadece Styrofoam değildi. Blue’Safe markası altında bir çözüm paketi sunulmasına yeni başlanmıştı. Blue’s Decor ürünleri de çalışma alanım içinde yer alıyordu. Bu konuların sorumlusu olmuştum. Dupont gibi, Türkiye’de su yalıtım sektöründe de yeni firmalarla görüşülüyordu. Bir taraftan uluslarası görüşmeler, bir taraftan ürün lansman ve yönetim çalışmaları ve Mardav ile Dow’ın iletişim yönetimi ile hızlı bir tempoya girmştim...”

Bugün mantolama pazarı varsa, bu Mardav’ın sayesinde olmuştur
“Hem inşaat sektörü hem de Mardav bir yükseliş sürecindeydi. Bu dönemde depomuzu ve eğitim merkezinin de kurgulanması gerekiyordu. O dönemlerde attığımız en büyük imzanın ‘mantolama’ olduğuna inanıyorum. Türkiye’de şu anda mantolama diye bir şey varsa, bu kesinlikle Mardav’ın sayesinde olmuştur. Çünkü bir şeyin gelişmesi için öncelikle ürünün iyi, hizmetin tatmin edici boyutlarda olması ve ihtiyaçların iyi anlaşılmış ve karşılanmış olması gerekiyor. Tüm bunların yanında iyi de anlatılmış olması lazım. Biz Mardav olarak bunların hepsini adım adım çok güzel bir şekilde yaptık. Mantolamada ilk başlarda büyük projelerle başladık. İkna etmek için çok ciddi çalışmalar yaptık. Mantolamanın tutmayacağını söyleyen ve mantolamaya inanmayan çok insan vardı. Ama bire bir projelere gidip müteahhitleri ikna etmek için kendim bile iskeleye çıkıp mala yaptığım çok olmuştur. Mantolama, uzun yıllar süren çalışmalarımız neticesinde bugünlerde çok ciddi bir hacme ulaştı. O zamanlar doğru ürünü doğru uygulamayla sunmasaydık bugünkü hacimlere ulaşılamazdı. Müşteri memnuniyetsizleri mantolama uygulamalarını baştan öldürebilirdi. Yaptığımız ürün ve uygulamalarda sorun çıkmaması sonucu projeler projeleri tetikledi, renovasyon uygulamaları yaygınlaştı. Mantolama artık kendini kanıtlamış bir uygulama oldu.”

“Mardav’da en büyük projem Blue’Safe’in geliştirilmesiydi... Ürünün hem pazarlaması, hem uygulamasıyla çok yakından ilgileniyordum. Zaman geçtikçe, projelerle ilgilenmekten çok, son kullanıcıya da ulaşmak gerektiğini gördük. 2000’li yılların başında deprem konutlarındaki uygulamalarımızla özel ve prestijli projelerden sosyal konutlara ve renovasyona yoğunlaştık.”

En önemli kararlardan birisi çocuk sahibi olmaktı
“Mardav’daki ilk çalışma yılımın sonunda İstanbul Üniversitesi  İşletme İktisadı Enstitüsü’nde 1 yıllık yüksek lisans programını tamamladım. Çok değerli hocalardan dersler aldım ve bu eğitimin ciddi faydalarını gördüm. Hayatımdaki önemli kararlardan birisi de  çocuk sahibi olmaktı. Ağır bir hastalık geçirmiştim. Birçok risk içerdiğinden çocuk sahibi olup olmamamak konusunda ciddi bir karar vermem gerekiyordu. Ama o kadar çok istiyorduk ki, bu istekle herşeyin iyi olacağına inandık. İlk çocuğumu 2000 yılında dünyaya getirdim. Şu anda Doğa ve Erim adında birisi kız diğeri erkek iki çocuk sahibiyim. Genelde güçlü görünmeme karşılık oldukça duygusal bir yapım var. Anne olduktan sonra bu durum iyice arttı. Kitap okurken, film seyrederken, hatta kimi çizgi filmlerde bile asla gözyaşlarımı tutamam. Aslında bu yöntemle deşarj olup daha dinginleştiğimi düşünüyorum.”

Her ürün, ayrı bir pazarlama projesi içeriyordu
“2001 yılında Mardav çok ciddi bir dönüşüm geçirdi. O yıl Mardav’ın hisseleri Ravago Grubu’na devredildi ve yapısal bir takım değişiklikler oldu. Levent Bey genel müdürlük görevini üstlendi. Sonrasında da çatı çözümleri, bitümlü membranlar, dekoratif ürünleri gibi yeni ürünlerimiz peş peşe geldi. Bu ürünlerin hepsi ayrı ayrı heyecanlar yarattı. Her biri ayrı  bir pazarlama projesi içeriyordu. Yeni ürünleri önce ben devreye alıyor, ön çalışmaları yapıyor sonrasında belirli bir seviyeye ulaşınca ürün yönetici arkadaşlar devreye giriyordu. Sonrasında da yeni alanlara girmem söz konusu oluyordu. 2004 yılında da mantolamada son kullanıcıdaki etkimizi daha fazlalaştırmak amacıyla Kalekim ile bir işbirliği yaptık ve Blue’Safe Mavi Kale markasını piyasaya sunduk. 2004 yılından bu yana da zaman çok hızlı geçti.”

“İş hayatım boyunca asla sorumluluk almaktan kaçınmadım. Mardav’da çalıştığım yıllar boyunca tanımlı görevlerimin yanı sıra, gerekli olduğu dönemlerde, Torouss üretim tesisimizin yönetimi, spesifikayon çalışmaları yönetimi, lojistik yönetimi ve yeni yapısal IT çalışmalarımızda görevler üstlendim. Yapılanma sürecimiz içerisinde de bu çalışmaların bir kısmını diğer değerli arkadaşlarıma devrettim.”

Her türlü ilişkide çok net ve açık olmak gerekiyor
“Benim hem hayat hem pazarlama felsefem ‘göründüğün gibi olup, olduğun gibi görünmeye’ dayanıyor. Pazarlamada en temel unsur, pazarlanan ürünün, pazarlayan tarafından benimsenmesidir. Bir firmada üretimden satışa kadar herkesin ürüne inanıyor olması lazım. Biz Mardav çalışanları olarak ürünlerimizle özdeşleştiğimize inanıyoruz. Mardav’ın amatör bir ruhu var. Ancak kendi inandığımız ürünleri müşteriye sunuyoruz. Bir pazarlama yöneticisi olarak şansım, fark yaratan malzemeler ile çalışıyor olmam.”

“Pazarlamanın her zaman satışla bütünleşme içinde olması gerekiyor. Bayilerimizle çok güzel ilişkilerimiz var. Bayilerimiz kendilerini bir kulübün üyeleri gibi hissederler. Her gün büyüyen yapılarda bunu sağlamak kolay değildir. Yıllar önce oluşmuş bu kültürü devam ettirmeye çalışıyoruz.”

Çalışmalarımız tüm hızıyla sürüyor

“Mardav’da gündem bugünlerde çok yoğun... Mardav’ın ortağı Dow Türkiye’de ikinci Styrofoam, ektrüde polistren üretimi yatırımını yaptı. Ayrıca CE belgeli ürünler de üretilmeye başlandı. Dolayısıyla ciddi bir atılım içerisindeyiz. 400 bin metreküplük yıllık potansiyelimiz 700 bin metreküplük bir hacme ulaştı.  En büyük gündem maddelerimizden bir tanesi, var olan pazarı geliştirerek hacmimizi büyütmek. Yönetmeliklerle, standartlarla belli bir büyüklüğe erişmiş Türkiye yalıtım pazarını çok daha fazla büyütmemiz lazım. Hala mantolama bizim için en önemli ve en stratejik konulardan bir tanesi. Buradaki çalışmalarımıza tam hızımızla devam ediyoruz. Geçtiğimiz dönem, cephe kaplamaları alanında da önemli çalışmaları yapmıştık. 2008 itibariyle de Stoper markasıyla ortaklarımızla birlikte bitümlü membran üretimine geçmiştik. Dolayısıyla bu sektörü geliştirmek, büyütmek ve buradaki satışlarımızı artırmak en büyük hedeflerimizden birisi. Ama bunun yanı sıra son iki yılda farklı yalıtım ürünleriyle de bu pazarda var olma çabalarına girdik. İzober taşyününü Mardav olarak biz lanse ettik. Bunun yanı sıra yine 2008 sonunda Dow Corning’in tüm Türkiye’deki dağıtımını üstlendik. Bizim için farklı bir pazarlama projesi oldu. İlk beş aylık satışlarımız çok başarılı.”  

“Mardav olarak pırıl pırıl çok değerleri çalışanlarımız var. Herkes kendi ürünlerini, kendi bölgesini  geliştirmek için maksimum efor sarf ediyor. Ve çok kompakt bir yapıyla, optimum bir sayıyla birçok ürün, birçok çözüm ve birbirinden farklı birçok kanala hizmet verir hale geldik. Burada daha da verimli olabilecek kendi iç yapılanmamızı her geçen gün geliştiriyor ve inşaat sektörünün bir numaralı çözüm ortağı olma yolunda ilerliyoruz. Bu anlamda, bir yandan ürünlerimizi bir yandan da kendimizi geliştirerek hizmet vermeye çalışıyoruz.”

Bazı firmalar rüzgara göre yön değiştiriyor
“Son 10 yılda, İZODER başta olmak üzere yalıtım sektörü çok değerli çalışmalarda bulundu. Yalıtımın, tüketici tarafında bilinirliği arttı. Fakat son iki yılı değerlendirdiğimde bazı olumsuzlukları gözlemleyebiliyorum. Çok cazip bir sektör olması dolayısıyla sektöre bir çok yeni oyuncu girdi ve iç rekabet arttı. Haksız rekabet sektörü olumsuz etkiledi. Gerek fiyat gerek pazarlama tarzında haksız rekabet hat safhaya ulaştı. Pazarı ve kendini geliştirmekten çok mevcut pazardan pay almaya çalışan firmaların sayısı oldukça fazlalaştı. Firmaların, kendi ürünlerini özümsemeleri, en iyiyi üretmeye çalışmaları ve kendi yöntemlerini geliştirmeleri gerekiyor, bunun yerine haksız söylem ve niteliksiz ürünlerle tüketicinin kafası karışmaya başladı. Son yıllarda sektöre giren genç firmaların henüz kendi kurum kültürleri, yapıları hedeflerin vizyonları oturmuş değil. Dolayısıyla rüzgara göre yön değiştiriyorlar. Bence çıtayı yükseltmeleri lazım. Pazar istenilen hızda büyümeyince, yatırımlar da artınca artık sektör firmaları birbirlerine saldırmaya başladılar.”

Sonuç odaklı çalışmayı seviyorum
“Hayatımda çok geçiş dönemleri yaşadım ve çok radikal  karar aldım. Profesyonel analizler yaparım, incelerim; fakat detaylarda boğulmayı sevmem. Alınması gereken bir karar olduğunu hissedersem bu süreci hızlandırırım. Hızlı karar alıp, hızlı ilerlemeyi severim. Zaman zaman kaçırdığım detaylar olabiliyor... Fakat büyük bir kurumda çalıştığımdan kaçırdıklarımı yakalayan başka arkadaşlarım oluyor. Sonuca odaklı çalışmayı seviyorum. Vakit kaybetmek hoşuma gitmiyor. Hislerimi kullanıyorum. İş hayatımdaki en büyük kararım da tabii ki Mardav’a geçişimdi. Mesela Dow Corning ile anlaşmamız böyle oldu. Alınması gereken bir karardı, yeni bir sektördü. Bunu savundum, biraz hissettim; yönetim de beni destekledi ve birden bu işe girme kararı aldık.”

Potansiyelimi maksimum seviyede kullanabiliyorum
“Mardav, kendimi ifade etmemi sağlayan bir firma oldu. Geniş düşüncelerim ve geleceğe yönelik çok farklı fikirlerim vardı. Mardav, bunları uygulamamı sağlayacak bir vizyon çizdi. Kendi potansiyelimi burada maksimum seviyede değerlendirdiğime inanıyorum. Sadece tanımlı görevi değil, satıştan pazarlamaya, genel yönetimden iş geliştirmeye kadar her türlü konuda katkı sağlama şansı buldum. Ben Mardav’ın potansiyelini değerlendirdim; Mardav benim potansiyelimi değerlendirdi. Bu anlamda şanslıyım. Mardav’ın kurum kültüründe, tüm çalışanlarının potansiyellerini en verimli şekilde değerlendirme politikası var. En önemli değerimiz insan kaynağımız. Mardav’da çalıştığım süre boyunca, derneklerde de faal olarak görev aldım. Hem sektörümüze katkı sağlamak hem de sektörümüzle ilişkileri geliştirme açısından dernek çalışmalarını çok faydalı buluyorum. Bu dönemde İzoder’de İletişim Komisyonu Başkanlığı’nı yürütüyorum.”

Türk toplumu anaerkil bir toplum
“Yalıtım sektöründe bayan yönetici olmak konusunda pek sıkıntı yaşadığımı söyleyemem. Gerek spor hayatımda, gerekse eğitim dönemimde genelde erkeklerin çoğunlukta olduğu yerlerde bulundum. Şu ana kadar bayan olmanın hiçbir dezavantajını görmedim. Ben karşımdakine kadın erkek diye değil, insan olarak yaklaşıyorum. Karşıdan da aynı şekilde yaklaşım alıyorum. En tutucu bölgelerde bile çok güzel karşılandım ve güzel işler yaptım. Özellikle Anadolu insanı çok misafirperver. Bölge ve bayi ziyaretlerimde mükemmel ağırlanıyor ve çok hoş fikir alışverişlerinde bulunup, farklı fikir ve görüşleri harmanlayıp kendimi geliştirme şansı yakalıyorum. Şu dönemde de zaten sektörde bir çok bayan var. Toplumumuz iş hayatında kadın erkek ayrımı yapmıyor. Zaten Türk toplumu biraz anaerkil bir toplum. Güçlü kadınları seviyor ve değer veriyor.”  

Biraz hiperaktifim

“Biraz hiperaktif bir yapım var. İş dışında da hareketli  yaşamayı seviyorum. En büyük hobim ailem ve çocuklarımla birlikte olmak. Arkadaşlarımla da birlikte olmaktan çok büyük keyif duyuyorum. Düzenli spor hayatımın kaldığını söyleyemem. Birkaç yıl yoga yapmıştım. Ayrıca son yıllarda dalış sporuna da merak saldım. Şu an Akfırat’ta oturduğum sitede çok güzel komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerim var. Akşam saat ondan sonra birbirimizi ayartıyor, hem yürüyüş yapıyor hem de biraz dedikoduyla ruhumuzu zenginleştiriyoruz. Gezmeyi  çok seviyorum. Gerek İstanbul içinde gerekse iş dolayısıyla gittiğimiz şehirlerde gezmek hoşuma gidiyor. İşim gereği düzenlediğimiz bayi toplantıları da bu anlamda çok renkli geçiyor. Tiyatro ve sinemaya maalesef son yıllarda pek gidemiyorum. Son gittiğim 10 filmin 9’u çizgifilmdir. Gerçi  çocuk filmlerini gerçekten çok seviyorum ve genelde ilgiyle izliyorum. Kitap okumayı seviyorum. Genelde bir roman, bir şiir kitabı, bir çocuk veya kişisel gelişim kitabı sürekli başucumda durur, havama göre birini seçer okurum. Çocuklarımla birlikte masalların da ne kadar güzel olduğunu hatırladım. Sevdalı Bulut ve Küçük Prensi herkese tavsiye ederim. Dans etmeyi çok seviyorum. Vakit ayarlayabilirsem ve eşimden izin koparabilirsem bir ara  tango dersi almayı  planlıyorum.”  

Anne olmanın büyük avantajlarını gördüm
“Bir anne olmanın iş hayatında çok büyük avantajları olduğuna inanıyorum. İnsan psikolojisini anlamada büyük katkıları oluyor. Daha önce daha hırslı ve koşuşturmacılı bir yönünüz olsa da, bir çok insanla iletişim içinde olsanız da, empati kurma konusunda sınırlı  kalabiliyorsunuz. Çocuklarla iletişim kurdukça, onları anlamaya çalıştıkça empati yeteneğiniz gelişiyor. Bunun da satış pazarlama çalışmaları veya insan yönetimine büyük katkısı oluyor.”

Samimi olmak önemli

“Pazarlama bölümü, içinde hem teknik öğeleri barındıran hem planlama gerektiren bir çok unsuru barındıran bir alan. Pazarlama departmanında çalışmak için gözlem yeteneğinizin çok iyi olması gerekiyor. Pazarın nabzını tutmak da çok önemli. Masa başında oturmak yetmez. Müşterinin, bayiinin ihtiyacını iyi anlamanız ve iletişim yeteneklerinizi geliştirmeniz gerekiyor. Açık, yenilikçi ve kararlı olmak da şart. Pazarlama yaparken firmanızın da neye ihtiyacı olduğunu karşı tarafa doğru bir şekilde iletmeniz gerekiyor. Samimi olmak ve dolambaçlı yollara girmemek burada çok önemli.”

İş arkadaşlarımla güvene dayanan bir ilişki kuruyorum

“Mardav’da, bölümümle ilgili çoğu ilk çalışmayı kendim başlattım. Belli bir aşamaya getirdikten sonra diğer arkadaşlara devrettim. Dolayısıyla şu anda sorumlu olduğum konularla ilgili, çok fazla detaylı olmasa da işin nasıl yürüdüğü konusunda bilgim var. Astlarla çalışmada bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Onların size güvenmesi ve onlara yön verebilmeniz için bu çok önemli. Ne kadar yönetici pozisyonunda çalışırsanız çalışın, yürütülen işlere ve iş  arkadaşlarınıza bire bir zaman ayırmanız gerektiğine inanıyorum. İşleri delege edebilen bir yöneticiyim. Delege ettikten sonra detaylarla ilgilenmek istemem, sonuca odaklanırım. İş arkadaşlarımla güvene dayalı bir ilişki kurduğuma inanıyorum. Kendi yöneticilerimle ilişkilerime baktığımda kendimi şanslı sayıyorum. Aslan burcuyum. Aslan burcunun dominant bir burç olduğu söylenir. Ben de girdiğim ortamlarda fikirlerimi söylemeden duramıyorum, ama ne mutlu bana ki fikirlerimi rahat paylaşabileceğim insanlarla beraberim.”

Dengeyi kurmak çok önemli
“Mardav bir pazarlama firması... Pazarlama, satış ve dağıtım tarafı dışında sattığımız ürünlerin hepsinin bir üreticisi, ticari sorumlusu, teknik sorumlusu, finans sorumlusu vs. var. Bir çok firmayla, bölümle ortak çalışmamız gerekiyor. Bu kadar çok insanla karşı karşıya olunca bunu da çok fazla prosedüre dökmeden iyi niyet ve arkadaşlıklarla hızlı çözebilecek ilişkiler kurmak gerekiyor. Mardav, yapısı gereği çok yönlü bir firma. Türkiye’de benzersiz bir örnek olduğunu düşünüyorum. Benim yaptığım iş de, bu benzersiz örneğin en merkezi pozisyonlarından birisi. Yönetim, tedarik, satış ve müşterilerin ortasındayım. Bu dengeyi kurmak gerçekten çok önemli.”

Olaylara duygusal yaklaşıyorum
“Her profesyonel çalışanın aklına kendi işini kurma fikri gelebilir. Fakat profesyonel olarak çalışmakla, kendi işinin yapmak birbirinden çok farklı şeyler. Öncelikle girişimci bir ruh gerekiyor. Benim de aklıma çok nadir de olsa benzer düşünceler geliyor. Ama şu anda çalıştığım kurumdan ve yapıdan çok memnunum. 11 yıl olmuş, çok farklı görevler üstlenmişim. Mardav’ı evim, ürünleri çocuklarım gibi görüyorum. Ortada kurulmasına büyük katkım olduğuna inandığım bir yapı var. Sürekli kendini yenileyen ve büyüyen bir yapının içindeyim. Büyük ortağımız Ravago şirketler grubu bu senen inşaat malzemeleri konusunda farklı bir yapılanmaya gitti ve uluslarası olarak çok daha yakın çalışmalara başladık.  Bu büyüyen yapı içerisinde daha önemli görevler alabileceğimi düşünüyorum.”

İstanbul ve Paris...

“İstanbul ve Paris’te yaşadım. İkisi de dünyanın en güzel şehirlerinden. Bu anlamda kendimi çok şanslı görüyorum. Paris gerçekten ruhunu hissedebildiğim ve kendimi evimde hissedebildiğim bir şehir. Bir kaç senede bir mutlaka gitmeye çalışırım. Oradaki arkadaşlıklarım hala devam ediyor. Bu şehirler dışında beğendiğim şehirler var; fakat İstanbul dışında farklı bir yerde yaşamayı düşünmüyorum. İstanbul’da en sevdiğim yerler Nişantaşı, Bebek, İstiklal Caddesi civarı. Şu anda Anadolu yakasında oturuyorum fakat hala Bağdat Caddesi’ne alışamadım. Türkiye’de gezmediğim çok az yer var. Ama çoğu iş gezisi olduğundan yüzeysel kaldı. Bundan sonraki iş gezilerinde şehirleri turistik olarak da daha fazla gezip  kültürünü öğrenmek için biraz daha zaman ayırmayı istiyorum.”

Hedefler biterse boşluğa düşersiniz

“Pozitif düşünen bir insanım. Pozitif düşünceye sahip olan insanların şanslı olacağına inanıyorum. Olumsuz şeyleri ve deneyimleri beynimin karanlık bölümlerine atıp ileriye bakıyorum. Bir şeyin içinde var olmam gerekiyorsa korkmam, denerim. Hayal kurmayı severim. Daima ileriye dönük hedefler ortaya koyup, bunları gerçekleştirmeye çalışırım. Hem özel hem iş hayatımın yeni hedeflerle, yeni hayallerle daha anlamlı olacağına inanırım.”



Geri