Portre & Röportaj

Arı Mühendislik Genel Müdürü ve İZODER Yön. Kur. Başkan Yardımcısı Sedat Arıman


Ocak - Şubat 2008 / Sayı 70

80’li yıllarda Türkiye’yi, “XPS” ve ters çatı sistemiyle tanıştıran Sedat Arıman mücadelesini, engelleri, yaşadığı sıkıntıları ve ürettiği çözümleri dergimiz okurlarıyla paylaştı. Yalıtım sektörünün önemli kilometre taşlarında emeği bulunan Arıman’ın son yirmi yılda yaşadıkları, aynı zamanda yalıtım sektörünün de bir özeti...


“1955 yılında Üsküdar’da doğmuşum. Babam İsmail Bey, Bulgaristan’ın Targovişte (Eski Cuma) şehrinden eğitimi için Türkiye’ye gelmiş ve Edirne Lisesi’ne kaydolmuş. Ardından 1940’ta, o zamanki adıyla Yüksek Mühendis Mektebi’nin (İTÜ) İnşaat Bölümü’nü bitirmiş. Şu anda 94 yaşındaki babam belki de hayatta olan en eski İTÜ mezunlarından birisi. Annem Jale Hanım ise İstanbul’da doğmuş Paşabahçeli bir anne ile Kanuni’nin Üsküp Valisi Bali Paşa’nın torunu Yüksek Mimar Yahya Ahmet Bali’nin kızı. O dedem, Yalova’da ‘Yürüyen Köşk’ olarak bilinen yapının da müteahhidi. Soyadı Kanunu çıktığında babamın Arıman soyadını almasında, talebesi olduğu İTÜ’nün logosu olan ‘arı’ ambleminin ve ailemizdeki hakim mesleğin mühendislik ve  mimarlık olmasının rolü oldukça fazla. Gurur duyduklarımın ilk sıralarında da bu gelir. Babam, zamanının iyi mühendislerinden birisiydi. DSİ’de çalışırken birçok baraj ve regülatöre imza atmıştı. Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de o zamanlar babamın yanında çalışıyordu. Serbest çalışma hayatında ise Çiğli, Bandırma ve Balıkesir hava meydanları ile Karacabey ve Çanakkale sulama kanallarını inşa etmişti...”

“Çocukluğumda kışın Nişantaşı’nda, yazlarıysa Pendik’te otururduk. İlk, orta ve lise öğrenimim, Teşvikiye Caddesi’ndeki evimizin karşısında bulunan Şişli Terakki Lisesi’nde (şimdi yerinde City’s var) geçti. Ev, okula o kadar yakındı ki zil sesiyle birlikte evden çıkar, öğretmenden önce sınıfa girerdim. Bir seferinde evden çıkmakta gecikmiş ve yolu kısaltmak için normalde öğrencilerin kullanımına yasak olan kapıdan geçip, müdürün merdivenlerinden koşarak çıkarken, o zaman daha yeni lise müdürü olmuş Cihat Arcıl’ı beni beklerken görmüştüm. Yüreğim ağzıma gelmişti. Bana nereden geldiğimi sorduğunda da, ‘taa karşıdan’ lafı ağzımdan çıkıvermişti. Benim Anadolu yakasından geldiğimi sanan rahmetli Cihat Bey, bundan sonra bir önceki vapurla gelmem yönünde nasihatta bulunmuş ve sınıfa girmeme izin vermişti. Allahtan, okulun karşısında oturduğumu öğrenmesi mezuniyetimden sonraya denk gelmişti...”

“Üniversite hayatımda da durum farklı değildi... İTÜ’nün Maçka kampusundaki İnşaat Bölümü’nü kazanmıştım. Evimize yürüyerek 15 dakika uzaklıktaydı. Gecikeceğimi anladığım zamanlarda arabamla okula giderdim. Ama dönüşte, arabayla geldiğimi unutup, arkadaşlarla yürüyerek eve dönmem de çok oluyordu. Daha sonra yüksek lisans için gittiğim ABD’deki Colorado State Üniversitesi’nde de kampus içindeki evlerde kaldığımdan, şimdi oğlumun okula gitmek için her gün 3-4 saatini yollarda geçirmesine çok üzülüyorum...”

Beşiktaş minik takımın kurucularındandım
“Yazları Pendik’te, büyükbabamın sahibi olduğu deniz kenarındaki eski köşkte ve yanındaki Pendik Palas Oteli’nde geçirirdik. Pendik’te hemen hemen herkesi tanırdım. Evden sabah bisikletimle çıkar günün ne kadar çabuk geçtiğini anlamazdım. Çocukluğum ve gençlik yıllarım bol spor yaparak geçti. Özde Galatasaraylı olmakla beraber, coğrafi yakınlığı sebebiyle Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nde basketbol oynuyordum. Minik takımın kurucularındandım. Sonrasında yıldız ve genç takımlarında da oyunculuk ve kaptanlık yaptım. Diğer taraftan Tenis Eskrim ve Dağcılık Kulübü’nün junior takımında da tenis oynuyordum. Okulumuzun arka bahçesinde okul çıkışlarında ve haftasonlarında eski zamanların şöhretleriyle yanyana top koştururduk. Ablam Ayşe’nin benden dört sınıf büyük olması ve derslerime yardımda bulunması en büyük avantajımdı. Spora bu kadar zaman ayırmama rağmen derslerden hiç geri kalmazdım...”

Sol’a veya Sağ’a karşı hiçbir meyilim yoktu
“İstanbul Teknik Üniversitesi’ne 1972 yılında girmiştim. İlk iki yıldan sonra okulda anarşik olaylar başlamıştı. Sol’a veya Sağ’a karşı hiçbir meyilim yoktu. Ancak yakın arkadaşlarım sol sempatizanı olduklarından bazen yürüyüşlere katılır, Teşvikiye’den yukarı doğru herkesle birlikte sloganlar atarak yürürdüm. Evimizin önünden geçerken de yukarıdan bakan ev halkını tanımamazlıktan gelirdim. Son sene, boykot nedeniyle bir yıl boyunca okul kapanmıştı. O kışı, babamın ortağı olduğu Uludağ’daki Kar Oteli’nde çalışarak ve kayak yaparak geçirmiştim. Eğitim açısından benim için boş geçen bir yıl olmuştu ama daha sonra hayatımı yönlendirecek kayak sporunda bayağı ilerleme kaydetmiştim...”

Sigaraya başlamama ve saçlarımın dökülmesine sebep olan ders...
“1977 yılında kısa süreli bir eğitimden sonra, mart ayında açılan bitirme imtihanlarında başarılı olarak İTÜ’den inşaat mühendisi olarak mezun olmuştum. Hayalimde hep yurtdışında okumak vardı ama ailem önce Türkiye’den bir diploma almam gerektiğine inanıyordu. ABD’de müracaat ettiğim üniversitelerin üçü beni kabul etmişti. Bunlardan Colorado State haricindekiler işletme yüksek lisansıydı. Tercihimi, inşaatın hidrolik branşında yüksek lisans yapmak üzere, bir müddet babamın da bulunduğu Colorado eyaletine gitmek yönünde kullanmıştım. Tabii seçimimde Colorado eyaletinin, o zamanlar dünyanın en önemli kayak merkezlerinden biri olmasının rolü de oldukça fazlaydı. O kadar çok kayak merkezi vardı ki, iki yıl için gittiğim Colorado’da beş yıla yakın bir süre kalmama rağmen ve her haftasonu başka bir kayak merkezine gitmeme rağmen hepsini bitirememiştim. Fort Collins’teki Colorado State Üniversitesi’ne başladığım ilk sömestir, hızlandırılmış yaz sömestriydi. Okulu bir an önce bitirip geri dönme sevdasıyla üç tane çok ağır yaz dersi almıştım. Bunlardan biri o zamanlar hidroliğin babası sayılan 80 yaşlarındaki Dr. Hunter Rouse’un dersiydi. İki yılda bir yazları misafir olarak gelip ders verirdi ve yaşından dolayı bir daha dersini almak mümkün olamayabilirdi. Bu sebeple dersi almayı kabul etmiştim. Ama az kalsın ABD’deki tahsil hayatımın sonu olacaktı. Sigaraya başlamama ve saçlarımın dökülmesine sebep olan bu dersi geçtikten sonra araştırma asistanlığı görevine ve doktoraya bile kabul edilmiştim...”

Askeri mahkemeye sevk edilmiştim
“Colorado State Üniversitesi’nin Araştırma Merkezi, hidrolik ve nehir mekaniği konularında ABD’de en fazla proje yapan okulların başında geliyordu. Ben de bu projelerde çalışarak bir yandan para kazanıp bir yandan da doktora derslerine devam ediyordum. 1981 yazında doktora yeterlilik imtihanını da verdikten sonra, Türkiye’de inşaat mühendisleri için çıkan kısa dönem askerlik görevimi yapmak amacıyla doktora çalışmalarımdan izin alarak Türkiye’ye gelmeye karar vermiştim. Türkiye’de 1980 ihtilalinin sıkıyönetimi devam ediyordu ve askerlik şubesindeki albay beni bakayalıktan askeri mahkemeye sevk etmişti. Sebep olarak da ABD’deki öğrenciliğim sırasında, askerlik tecili için gerekli olan ve Türk Konsolosluğu, Milli Eğitim Bakanlığı ve Askerlik Şubesi üçgeni içindeki yazışmalardaki gecikme gösterilmişti. Tabii suçsuz olduğumdan altı ay sonra beraat etmiştim fakat kısa dönem askerlik fırsatını da kaçırmıştım. Hiç olmazsa denizci olarak yapmak amacıyla, İTÜ’deki hocalarımdan birisi olan Prof. Kazım Çeçen’den ihtisasımı deniz ve akarsu yapılarında yaptığıma dair bir yazı alarak Tuzla’daki imtihan ve seçmelere gitmiştim. Bu sayede Karamürsel Deniz Eğitim Merkezi’nde Yedek Subay Adayı olarak askerliğime başladım. Uzun bir askerlik süresi geçirdim ama hiç pişman değilim. Burada başlayan birçok arkadaşlığım 25 senedir devam ediyor. Nezih Çavuşoğlu’nun ÇBS fabrikasından getirttiği boyalarla, arkadaşımız Hamdi Erem ile birlikte dört ayın sonunda Karamürsel’de boyanmadık yer bırakmamıştık. Eğitim Komutanı Yaşar Paşa’nın tenis öğretmenliğini de yapınca, kuraya bile girmeden İstanbul Boğazı Çubuklu Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi’ne Asteğmen olarak sevk edilmiştim. Burada yaptığım mesleki çalışmalar ve bilgisayar programları az kalsın tezkere bırakmama sebep olacaktı...”

Elma ticaretine başlamıştık
“Terhisten sonra, iki sene civarında ara verdiğim ABD’deki doktora çalışmalarına dönmek üzere artık içimde fazla bir istek kalmamıştı ve Türkiye’de çalışmak üzere iş aramaya başlamıştım. 1983 yılının eylül ayında Türkiye’deki ilk işim olan İstanbul Makina Pazarlama şirketinde Caterpillar iş makinelerinin pazarlamasını yapmaya başladım. Babamın da, ben ABD’ye gidene kadar greyder, dozer ve ekskavatör gibi iş makineleri parkı bulunuyordu. Ben ABD’deki süreyi uzatınca ümidi kesip onları satmıştı. Çocukluğumdan beri Caterpillar iş makinelerine karşı sempatim vardı ve herhalde bu sebepten inşaat makineleriyle iştigal eden bir şirkette çalışmak bana cazip gelmişti. 1985 yılındaysa, yine aynı şirketin bünyesinde, yabancılarla oluşturduğumuz donmuş gıda işinin başına getirilmiştim. Bu amaçla Orhangazi’de soğuk hava deposu yatırımını gerçekleştirmiştik. Yabancılar ortaklıktan vazgeçince, soğuk hava deposunu çalıştırmak için Antalya, Korkuteli ve Akçay’dan 3 bin ton elma satın alarak hasbelkader elma ticaretine başlamıştık. Bir dönemi tamamladıktan sonra bu işin bana uygun olmadığını anladım ve işten ayrıldım...”

“1986 yılında Shell’in Pazarlama Dairesi’ne bağlı olan benzin istasyonlarının yenilenmesi projesinde mühendis olarak görev aldım. Türkiye’de bir ilki başlatarak benzin istasyonlarının çehresini değiştiriyorduk. Kanopi, pompa adaları, hava-su adaları ve Shell Shop’lar gibi yenilikler konusunda bayileri ikna ediyor, faizsiz kredi avantajları sunuyorduk. Satış artışını gören diğer bayiler artık kredi kalmadığı halde sıraya girmişlerdi. Shell’in öncülüğünde başlatılan bu hamle diğer şirketlere de yayıldı ve bugünkü modern benzin istasyonları oluştu...”

Dow ile evlilik bir arada olmaz

“Bu arada İstanbul Üniversitesi’nin İşletme İktisadı programının 2 yıllık İngilizce gece bölümüne de kayıt olmuştum. İki yıl sonunda Uluslararası İşletmecilik Sertifikası’nı aldığımda Dow Chemical’ın Türkiye’de yalıtım malzemesi pazarlamasında çalışacak birisini aradığını öğrenmiş ve hemen müracaat etmiştim. Dow’da çalışan arkadaşlarımdan, şirketin dünya çapında büyük bir şirket olduğunu ve kariyer için çok cazip imkanlar sunduğunu biliyordum. Dow o zamanlar Türkiye’de irtibat bürosu şeklinde çalışıyordu. Beni de uzun süren ve yurtdışından yetkililerin yaptıkları mülakatlar sonunda kabul etmişlerdi. Bu arada medeni halimde de değişiklik olmuştu. Her ne kadar ‘Dow ve evlilik bir arada olmaz’ deseler de Bodrum Aktur’da tanıştığım Elvan ile 1988 yazında evlenmiştik. Üç yıl sonra da oğlumuz Ömer dünyaya gelmişti...”

XPS pek satılabilir bir ürün değildi!..

“Dow’daki ilk görevim, Dow’ın Styrofoam XPS ısı yalıtım levhaları için Türkiye’de bir pazar oluşturmaktı. Dow’da çalışmaya başladığımdan 5-6 sene kadar önce, Dow’ın İsviçre’deki Avrupa merkezinden gelen üst düzey bir yöneticinin, Türkiye yalıtım sektöründe yaptığı araştırmanın sonucunda verdiği olumsuz rapor neticesinde Dow’ın Styrofoam ürünleriyle Türkiye’ye gelişi gecikmişti ama bana nasip olmuştu. İşe başladığımda işimin çok zor olacağını anlamıştım. Malzeme Yunanistan’dan ithal ediliyor ve dolayısıyla oldukça yüksek bir rakama ulaşıyordu. Gümrük Vergisi oranı yüzde 200’lerin üzerindeydi. Metreküpü 100 dolar olan XPS’in maliyeti 300 doları buluyordu. Açıkçası pek satılabilir bir ürün değildi. Nasıl bir strateji izleyeceğimi düşünürken, ürünün en önemli özelliklerini etüt etmiştim. Basma mukavemeti yüksekti ve bünyesine su almıyordu. Bu özellikteki bir malzemenin en önemli uygulama alanının ters çatı yalıtım sistemi olduğunu öğrenmiştim. Fakat ters çatı sistemi de Türkiye’de bilinmiyordu ve teras çatılardan kaçınılıyordu. Motivasyonum düşmeye başlamıştı. Ne yapacağım konusunda bir arayış içerisindeydim. Bu arada güneyde, teşvikli otel projeleri hız kazanıyordu. Gümrüksüz malzeme kullanılıyordu. Bolca da teras çatı yapılıyordu. Stratejimi belirlemiştim; bu projelere odaklanacaktım. Bir ters çatı uygulamasını gösterirsem bu bana bir referans olabilecekti. Böylece ters çatı yalıtım sistemi Dow’ın Styrofoam malzemesiyle başlamış oldu. Ters çatı yalıtım sistemi, su yalıtımcı firmaların da çok beğenisini kazandı. Onların da ürünlerini koruyordu. Sistemi tavsiye etmeye başlamışlardı...”

Gümrük Mevzuatı’nda bir açık bulmuştum

“Bu olumlu gelişmelere rağmen yüksek gümrük oranları hala devam ediyordu ve teşviksiz projelerde çok zorlanıyordum. Buna da bir çözüm bulmam gerekiyordu. Gümrük Mevzuatı’nı incelemeye başlamış ve bir açık bulmuştum. Mevzuatta ‘yarı  bitmiş mamul’ diye bir tanım vardı. Yarı bitmiş mamullerin gümrük oranı yüzde 200’den yüzde 100’e düşüyordu. Yine yüksek bir orandı ama diğerine nazaran çok daha avantajlıydı. Biz de Türkiye’de bir atölye kurarak Styrofoam’un üzerindeki lamba zıvanaları Türkiye’de yapmaya başladık. Ürün Türkiye’ye lamba zıvanaları yapılmadan geliyor, biz de bu işlemi atölyemizde tamamlıyorduk. Bayiler bulmuştuk. Böylelikle Styrofoam yavaş yavaş Türkiye pazarına girmeye başlamıştı...”

XPS ile su yalıtımı yapılmaya çalışılıyordu
“XPS’in bünyesine su almamasıyla ünlenmesi, bazı traji-komik olayları yaşamamıza da sebep oluyordu... 80’li yılların sonlarında, Side taraflarında otel yapmaya niyetlenen bir şirketin sahibi, otelin çatısında XPS kullanmak istediğini söylerek benden malzeme istemişti. Ben de, projeyi yerinde görmeden ve projelendirme yapmadan sadece malzeme veremeyeceğimizi anlatmaya çalışmıştım. Karşımdaki ısrarcıydı; tüm detayları hazırladıklarını sadece malzeme istediğini söylüyordu. Konuşma ilerledikçe, adamın XPS plakalarla çatıda su yalıtımı problemlerini de çözmeye niyetlendiğini anlamıştım. Styrofoam’un bünyesine su almama özelliğini, ‘su yalıtımı da yapıyor’ olarak algılıyordu. Ayrıca su yalıtım malzemeleri de kullanması gerektiğini söyledikçe karşımdaki onu kandırdığımı zannederek ortamı daha da geriyordu. Adamı ikna etmede başarılı olamamıştım; XPS’i o düz çatıda, hiç bir su yalıtımı önlemi almadan kullanmaya niyetliydi. Ben de, ‘Biz bu malzemenin su yalıtımsız olarak kullanılmayacağını söylediğimiz halde, alıcı bu malzemeyi su yalıtımsız olarak kullanacağında ısrar etti. Malzemeyi bu şartlar altında sattığımızdan hiçbir sorumluluk taşımıyoruz. Sorumluluk tamamen kendisine aittir’ diye bir yazı almıştım. İyi ki de almışım. Çünkü otelin çatısı, yağan ilk yağmurda problem çıkarmıştı. Çatıyı yeniden yapmak zorunda kalmışlardı. Bu sefer malzemeyi bizim sistemimizle bir kere daha satmıştık. Müşteriyi koruyan bu çabalarımız XPS’i bugünlere getirdi...”

İki yıl sonra Dow’dan ayrılacaktım
“Ters çatı yalıtımı sadece teraslar için geçerliydi. Fakat diğer taraftan, büyük şehirlerde de teras çatı pek tercih edilmiyordu; çatılara kırma sistemler hakimdi. Başka uygulamalar bulmamız gerekiyordu. Toplu konut projelerinde kullanılan tünel kalıp sistemi de bu iş için oldukça uygundu. Mukavim olması, suyu bünyesine almaması en büyük avantajımızdı. Dolayısıyla burada da iyi bir alan bulmuştuk. XPS yayılmaya başlamış ve pazarı genişlemişti. 1991’de Styrofoam’u Türkiye’de üretmek üzere çalışmalara başladık. Fakat bu sefer de Körfez Krizi patlak vermiş, tüm şirketler yatırımlarını durdurmuştu. Buna rağmen Dow, Türkiye’deki yatırım kararını ertelememişti. Bir taraftan fabrika kurulurken diğer taraftan da beni Almanya’daki ofise Pazar Geliştirme Müdürü olarak transfer etmişlerdi. Yine zor bir işle karşı karşıyaydım. Yeni bir uygulamayı sıfırdan Avrupa’da geliştirecektim. Görevim, Styrofoam ürünlerinde ‘kendin yap’ konseptini geliştirmekti. Bu da yavaş yavaş tutmuş, kabul görmüştü. Daha sonra EPS’nin Avrupa Pazarlama Müdürlüğü pozisyonunu da verdiler. Almanya’da geçirdiğim üç yılın ardından, Türkiye’deki fabrikanın bir takım sebeplerden dolayı gecikmesinin ardından beni yine Türkiye’deki işlerin başına getirmeyi teklif ettiler. Dönmeyi kabul etmiştim fakat dönerken bir sözleşme yapmıştım. İki yıl sonra Dow’dan ayrılacağımı bildirmiştim. Bunu yapmamdaki sebep hedefe ve her bakımdan geri dönüşü olmayan başarıya kilitlenmekti. Nitekim de o süre bizi hakikaten kamçılamıştı. Nihayet 1995’in ekim ayında 150 bin metreküp kapasiteli Styrofoam fabrikası Dilovası’nda üretime başladı...”

“Fabrikanın ardından kurumsallaşma çalışmalarına ağırlık verdik, takımlar kuruldu. Mardav, Dow’ın ve Marshall’ın ortaklığında faaliyetlerine başladı. Ben de Dow’ın fabrika ve ticaret müdürlüğüne ilaveten Mardav’ın da pazarlama müdürü olmuştum. Baştan beri bizimle birlikte olan Levent Pelesen satış müdürü; yeni başlayan Durmuş Topçu ise teknik müdür pozisyonunda çalışmaya başlamışlardı. Styrofoam oldukça iyi gelişiyordu...”

Enerjim tükenmeden serbest hayatı denemek istiyordum

“Daha önce yaptığımız sözleşmeye riayet ederek 1997 yılında Dow’dan ayrıldım. Misyonumu tamamladığıma inanıyordum. Her seviyede görev almıştım. Yaşım ilerlemeden ve enerjim tükenmeden serbest hayatı denemek istiyordum. Hemen ilişiğim de kesilmemişti. Bir yıl daha Dow’a müşavir olarak hizmet edecektim. Bu arada kendi şirketim olan Arı Mühendislik’i kurdum. Aynı zamanda birkaç farklı girişimim daha olmuştu. Shell’de birlikte çalıştığım Halit Över ile birlikte Turkuaz isminde bir şirket kurmuş, bir fabrika yapmıştık. Türk yapı sektörüne girmek isteyen Ravago ile de ortak bir firma kurmuştum. Ravago ilerleyen yıllarda Mardav’ı satın aldı ve yatırımları halen devam ediyor. Şu anda sadece kendi firmam olan Arı Mühendislik ile ilgileniyorum. Mühendislik hizmetlerinin yanında mimarlık, müşavirlik hizmetleri de veriyoruz...”

TEBAR haksız rekabetin önlenmesinde önemli bir rol oynayacak

“İZODER, 1993 yılında ben Almanya’dayken kurulmuş. 1995’te Türkiye’ye döndüğümde böyle bir dernekten haberim oldu. 2001’de, ben Dow’dayken bayim olan Mehmet Özcan, dernek başkanı olarak görev almak üzereyken, kendisinin yanında olup olamayacağımı sormuştu. Ben de seve seve kabul etmiştim. O yıl İZODER’in yönetim kurulunda çalışmaya başladım. Önce İzolasyon Dünyası Dergisi’nin sorumluluğunu aldım, sonra iletişim komisyonunun tüm çalışmaları ve kampanyalar bana bağlandı. Yıllardır pazarlamanın içinde olduğumdan ve iletişim de pazarlamanın alt kollarından biri olduğundan bu görevi yürütebiliyorum. Şimdi de derneğin yönetim kurulu başkan yardımcılığı görevini  sürdürüyorum. İZODER artık Yalıtım Plaza’da faaliyetlerine devam ediyor. Plazada, kuruluş çalışmaları devam eden test ve belgelendirme hizmeti verecek TEBAR A.Ş de bulunuyor. TEBAR’ın sektöre getireceği çok önemli katkılar olacak. Uluslararası kabul gören ve akredite bir kuruluş olarak faaliyet gösterecek TEBAR A.Ş, haksız rekabetin önlenmesinde de önemli bir rol oynayacak. Yalıtım Plaza çatısı altında ayrıca, XPS Derneği, BİTÜDER ve İZODER’in eğitim kuruluşu olan ve sektöre kalifiye eleman yetiştiren İYEDAM da faaliyetlerine devam ediyor...”

Klasik otomobil rallilerine katılıyorum

“Klasik Otomobil Derneği üyesiyim. Babamdan kalma 1967 model bir Mercedes 200 otomobilim var. Dernek yılda üç-dört defa çok keyif aldığım ralliler düzenliyor. Yarışmacı olarak fırsat buldukça ben de katılıyorum. Bir iki yarışmada derece de aldım. Klasik otomobiller günlük hayatta kullanılabilecek arabalar değil. Eski bir Porsche, Carrera veya Corvette’ye de sahip olmak isterdim. Fakat bu otomobilleri sadece almak yetmiyor, çok iyide bakmak gerekiyor. Bakamayacaksan, özen gösteremeyeceksen sahip olmanın pek bir anlamı olmuyor. Benim vaktim ve enerjim ancak 67 Mercedes’ime yetiyor...”

İşten ayrılışlarımda kendime göre metotlar geliştirirdim

“Aldığım en radikal kararlardan birisi herhalde Dow’dan ayrılıp kendi şirketimi kurmaktı. İşten ayrılmalarım hep bir takım özel metotlarla olmuştur. Beni pek bırakmak istemezlerdi; ben de pek ‘hayır’ diyemez, kendime göre metotlar geliştirirdim. Mesela Amerika’da Colorado State Üniversitesi’nde araştırma asistanı olarak görev yaptığım dönemde, iki senede Türkiye’ye dönmem gerekirken, dört sene kalmıştım. Doktoraya bile başlamıştım. Hidrolik üzerine çalışıyordum. Proje üzerine proje yapıyordum. İyi de para kazanıyordum. Fakat bir yerde radikal bir karar verip Türkiye’ye dönmem gerekiyordu. Yanında çalıştığım profesöre, askerlik için Türkiye’ye gitmem gerektiğini anlattığımda bir türlü ikna olmuyordu. Onu kırmak istemediğimden küçük bir oyun tezgahlamıştım. Yan odasından, ağzıma havlu koyup, ‘Ben Türkiye’deyim, acilen askerlik için çağırdılar’ deyip bu işten sıyrılmıştım. Shell’den Dow’a geçişimde de benzer bir olay yaşanmıştı. Orada da Halit Över ile birlikte çalışıyorduk. Güzel bir diyalogumuz vardı ama ben Dow’a gitmeye karar vermiştim. Onu kırmadan ayrılmam lazımdı. Onun üzerine, Dow’dan aldığım ücret mektubunu ona göstermiş ve ‘bana bunun aynısını verirsen kalırım’ demiştim. Aradaki fark çok büyük olduğundan vermesi imkansızdı. Dolayısıyla kabul etmişti...”

Başarı, ancak detaylara vakit ayırarak yakalanabilir
“Detaycı bir insanım, başarınn sırrının detaydan geçtiğine inanırım. Bu tabii zaman alıcı, sabır isteyen ve yorucu bir yöntem. Günümüzde daha çok yüzeysel işler yapılıyor. Hatta eğitim süreci de bunu özendiriyor. Ama işin kalıcı olması, iyi netice vermesi için detayların doğru çözümlenmiş olması çok önemli. Hız ve pratikliği de göz ardı etmemek lazım. Çalışmadan hiçbir şey yapılamaz. Her şey çalışmayla, denemeyle ve pratikle gelişir. Çalışma hayatında başarıyı ancak detaylara vakit ayırarak, çalışarak ve çözümler üreterek sağlayabilirsiniz... Önümüzdeki yıllarda ‘yeşil bina’, ‘enerji etkin bina’, ‘alternatif enerji’ kavramları üzerine yoğunlaşılacak. Bu tip çözümler üreten meslekler gözde olacak. Dolayısıyla gençlerin kendilerini o yönde geliştirmelerinde fayda var...”  

“Sanayici olmayı isterdim... Daha çok detaylarla uğraştığım için bir sanayici, bir fabrika sahibi olmam mümkün olamadı. Yapabilmeyi arzu ederdim ama yapamadım. Sanayici olmak farklı bir düşünce tarzı gerektiriyor; ve zannediyorum o bende yok...”  

Dow’ın sektöre girmesiyle bir gelişme oldu

“Türkiye’de çağdaş yalıtım anlayışının Dow ile başladığına inanıyorum. Malzemeyi satmak için teknik çözümler üretiyorduk. Yapı fiziği esaslarını her çözümümüze, her detayımızda gözönünde bulunduruyorduk. O zamanlar bütün projelerimizde, Türkiye’de olmayan kondansasyon risk analizleri yapıyorduk. Yapı fiziği kurallarını, önerdiğimiz çözümün projeye ne katacağını A’dan Z’ye o projenin şantiye şefine, proje müdürüne, mimarına, mühendisine detaylı şekilde sunuyorduk. Bu hakikaten sektöre büyük faydalar sağladı. Bugünkü TS 825 standartlarını biz o zamanlar uyguluyorduk. Yani Dow’ın Türkiye yalıtım sektörüne girmesiyle sektörde bir gelişme oldu. Ama şimdi birçok uluslararası firma ile sektör tamamen Avrupa düzeyine geliyor. Buna rağmen norm ve standartlarımız hala çok düşük. TS 825’teki revizyon beş senedir sürüyor. Yalıtım malzemesi üretmeyen bazı firmalar, yalıtım sektöründen pay kapmak için devamlı olarak işin içine su katıyorlar. Avrupa ülkelerinde bu tip enerji verimliliğine yönelik yalıtım standartları her birkaç senede bir iyileştirilir. Bizdeyse sulandırmak için sebep ve çareler aranıyor. Maalesef buna TSE de önayak oluyor...”

Sektörde değerli insanlar var
“Sektör içinde çok değerli kişiler var... Öncelikle sektöre kazandırılmasında rolüm olduğuna inandığım Levent Pelesen, Durmuş Topçu ve Ertuğrul Şen gibi isimlerin sektörümüze büyük katkıları oldu. Tabii kendi firmalarına daha çok fayda sağladılar ama setkörü de bir yerden bir yere getirmekte önemli roller üstlendiler. Şu anda bir çok profesyonel ve işveren, sektörü Avrupa düzeyine çıkarmak için gayret gösteriyor...”

En ucuz enerji, tasarruf edilen enerjidir
“Yalıtım malzemelerinin tümünün geleceği çok parlak. Çünkü enerji verimliliği günümüzde en önemli unsurlardan birisi haline geldi. En ucuz enerji korunmuş, tasarruf edilmiş enerjidir. Tasarruf da en çok yalıtım malzemeleriyle sağlandığı için tüm yalıtım malzemeleri önemli roller oynuyorlar. Başbakan geçen günlerde, ‘Isı yalıtım pazarı 2010 yılında 6 milyon metreküpten 15 milyon metreküplük hacme ulaşacak. Sektör büyüklüğü de bugünkü 600 milyon dolardan 1.2 milyar dolara gelecek. Binalar yalıtılacak’  ifadelerini kullandı. Yalıtım malzemeleri konfor ve enerji tasarrufu sağlıyor. Bu arada gerçek olmayan yalıtım malzemeleri de araya sıkışıp kaynamaya, yollarını bulmaya çalışıyor...”

Geri